Wednesday, December 28, 2011

Moskovitler, açılın la! Yer açın.

Bir aydan daha fazla oldu sanırım. Kedili Yıldızgillerin dişi olanı ile konuşuyorduk. "Ah biz sizin gibi Kızıl Meydan'da olmayacağız yılbaşında" dedim. "Siz de gelin" dedi. :/
Kocası bey daha önce bize anlatmıştı planlarını. Hemen Bay Kuş'u aradım. Pek bir beklentim de yoktu.
"Gidelim" dedi! :/
Sonra o hafta içinde uçak ve otel biletlerimizi aldık. Bay Kuş'un eski amiri ve bizi kolladığı için dayı dediğimiz iki kişiden biri de eşi ile gelmek istediğini söyleyince 6 kişi gider olduk.
Yıldızgiller bugün bindiler, biz de yarın biniyoruz. 
3nde dönecektik ama uçuş iptal olmuş, 4üne atmışlar. Ben de bugün fark ettim. Oteli uzatmayı orada yaparız dedik. İş yerine haber verdik. Dönüşte alalacele dönmek istemiyorduk da, gelince haftasonu da bağlarız diye umut ediyorum. Pazartesi işe başlasam yeter. Pzt rapor günü çünkü.
Ya böyle işte.
Kar botu o nedenle alındı.
İçlikler zaten vardı geçen seneden. Karda kışta sahada çalışmıştım çünkü.
Eldiven çok. Şapka ve kulaklık almadım, unuttum bugün. Onu da Rus ellerinde alarım diyorum. Ushanka!
Moskova'da turistleri pek sevmezlermiş. Renkli giyinince de kabak gibi ortada olacağım. Endişe etmiyor değilim. Pasaportların renkli ve b&w çıktılarını aldım. Hazırım somurtkan Moskof polislere!


Asık suratlı ve misafirsevmez olduklarını biliyorum. Rusça bilen iki müdürüm var ama bir kelime bile öğrenemedim. Nasıl geçti o zaman anlamış değilim. 


Bileti aldığımız haftadan sonra detaylı bir excel hazırlamıştım. Hangi istasyondan nereyi görebiliriz, ne yeriz, nerede yeriz. Ama evde kaldı işte, Ağbi Kağan bastırıp getirecekti bugün. Yarın da notlarımı tekrar eklerim.


Metroyu görmek istiyorum. Her bir durağına gitsem. Bir metro haritası üzerine işaretlemiştim oysa; şunu gör, bunu gör diye! Ah o çalışmalarım, emeklerim nasıl bıraktım anlamıyorum. Haritanın solundan katlayınca denk gelen istasyonlar hakkında bilgiye kadar çok detaylı çalışmıştım. Soldan iki kere katlanabiliyordu! Ah bea!


Metroda burnunu okşayınca şans getiren köpeği göreceğim! Ex-libris müzesi varmış, oraya gideceğim! Ve yapıyorlarsa kendi ex-librisimi yaptırıp, bu yüzden elimde tuttuğum kitaplarımı azad edeceğim! Amin bin!


Bu gezi için kırmızı bir defter ayırdım. Matruşka orjinal bende vardı zaten 8 sene öncesinden, ne alıcam bilemiyorum. Tabi her gittiğim yerden Tanyeli gibi kadın bebek alıyorum :D, onun dışında.


Otelde içkimiz beleşmiş, kanımı ısıtıp yollara vuracağım kendimi! 
Hadi bakalım, "Follow the Moskva, Down to Gorky Park!!"


Size iyi seneler! 


Dilekleriniz kabul olsun, kırmızı donlarınızı giyin! Sevdiklerinize onları sevdiğinizi söyleyin. "o biliyor zaten, o beni anlar" demeyin. Söyleyin. İlişkileriniz değişiyor göreceksiniz.


Herkesin istediği gerçekten hayırlı ise olsun. Ben de bu sene anneme ev alayım. Temel dileğim budur, gerisi elbet olur.


Bu da votkanın mikroskopik görüntüsü:
Sevgiler,


J.

Ankara Yolları

Yola Bay Kuş'un her zamanki gibi geç kalması ile 09:05te çıktık. Bizi kızlar uğurladı. Evet bu koyunları görünce bağırıyoruz "kızlaaar" diye. Köpekler işini yapmayınca benim bey "bağır şunlara" dedi. Ben de pencereyi indirip, "çekilll" diye bağırdım. aheuruaer
"Öyle değil" dedi sonra. Ben de pışşt pışştt diye diye kovaladım. Bakın ilçe bize güle güle diyor. Köprüden geçtik ve dileklerimi diledim. Bu sene yılbaşı çekilişinde para Jardzy'ye çıkıyor kızlar!
Sonra da bildiğimiz yollar. 
Ve gözlerimi alan kar. 
Böyle hayran hayran baktım durdum.


Narnia fotoğraflarını çekmedim. Çünkü dursaydık Bay Kuş sigara içmek isteyecekti. Çok sigara içmesinden hoşlanmıyorum. Tazecik ciğerlerine ve ciğerlerinize yazık!
Sivas Lezzetçi'de Sivas Köftesi. Bay Kuş tavuk istemişti. Anladık ki tavuk kadın yemeğiymiş, bana servis ettiler çünkü. Ama ben tavuk sevmem!!1 Sevmem!!bir

Bu da bana kar armağanı!

Rüyamda dün gece internetlerden aldığım kar botumu gördüm. Giyiyordum ama ayağım sığmıyordu! Kabustu. Salı günü yeni hiç bir şeye el sürmediğim için de sabahı bekledim! Allam bana akıl fikir ver.
Botları iki kat çorapla giydim. Mmmmm sıcacık! Çok sevindim çünkü gelirken eksik paketlenmişim. Diğer kar botumu, hani şu hep giydiğim, evde bırakmışım. 
Yolculuk için onlarca çıktısını aldığım yol haritalarım, notlarımı da unutmuşum! Zaten peynir getireceklerdi bana, getirmediler de, yani çok eksik geldim bu sefer :/


Annem beni dışarı çıkardı bugün. Normalde Ankara'da gidecek yer bulamadığım için pek çıkmam. Bir SushiCo bilirim, bir de Günaydın/Granja/adı her neyse (bilen bilir 3 ayda bir isim değiştiriyorlar - isim tükenince mekanı değiştiriyorlar).


Yanımda kot da getirmemişim. Birkaç yerden pantolon baktım. I-ıh olmadı :D
Evde buldum bir adet, likralı kot! Onu giycem artık. Bugün Ankara sokaklarında palyaço gibi rengarenk, Behzat Ç'nin Şulesi gibi dolaşan bendim. Yeşil-pembe-sarı botlarım, rengarenk montum, kocaman bir atkı, götümün tepesinde etek! Evet ben etek giyiyorum!
Konudan konuya atlıyorum ancak annemin bana ördüğü etekler muhteşem olmuş. Şu an bataryam dolduğu için çekemiyorum. Göbeğim de çıkmış o nedenle giysem de göstermem!!!!!1
Ve kaşlarımı aldırdım. Aynaya bakınca karşımda bir prenses görmeyi beklerken, kızarmış şişmiş kaşlar gördüm. Çok canım acıdı, çok da iyi olmadı. Olsun napayım şimdi?
Ve en son Kaş öncesi kestirmeye niyetlendiğim saçlarımı kestirdim. Taranmıyordu artık. Adama kendimi emanet ettim, saçlarım artık yok! Toplayınca gaga kadar oluyor :/ Bay Kuş beni kesicek ama kafam rahatladı ya! Bu sefer daha bakımlı uzatacağım, kökü bende ve de hızlı uzatmanın sırrını haizim!
Şimdi de yatağımın üzerine yığdığım tüm eşyaları kafamı toparlayıp valize aktarmam lazım.
En önemlisini söylemeyi unuttum.
Tarife değişikliği olmuş ve bana bunu 1 ay önce bildirmişler ve ben fark etmemişim. 5 değil 6 gün kalıcaz Moskova'da.
Bir de iki gün yıllık izinden ekleyip, biraz kalalım istiyorum. Bakalım. :D  Bir de Ankara simidi yedim öğlen. OF bea İzmir, simidini özledim.

Tuesday, December 27, 2011

3 Kuşak

Ankara'dayım nihayet. Yolda Narnia'ya mı girmedik, masallar diyarı'ndan mı geçmedik! (Lalahan!)
Yolda kar yoktu, buzlanma da azdı. Rahat rahat geldik ama kafa ağrısı ile bir ara bayılmışım, uyudum. Araba sarstı beni. 


Topraktan buhar çıktığını, bazı yerlerde hortum gibi havaya uzandığını gördük! Rakımın yüksek olduğu yerlerde de bulutların arasına girdik. 


Ve kar! Kar güneş vurunca pırıl pırıl. İzmir'de büyümüş biri olarak, gözlerimi aldı, bayıldım. Aklıma bizim zamanın pırıl pırıl karlı kartpostalları geldi. Bulsam kenara koysam, sevdiklerime yollasam! Ah!


Çok yorulmuşum ama. 


At üzerindeki fotoğrafımı ananeme gösterince o da nasıl ata bindiğini anlattı. Annem de binmiş, hatta düşmüş de dereyi geçerken, hala yüzmez. Denize boynuna kadar girer. Korkuyu atlatamamış.


Ah ne güzel ya. 3 kuşak bir aradayız. Ananeme sarılmalara doyamadım. Annem gibi elini alnıma koydu o da, kucağına yatınca, nasıl birbirlerine benziyorlar. Ben de onlara benzeyeceğim sanırım.


Fotoğrafları sonra eklerim. Sadece Kudretullah kekini göstereyim diye girmiştim aslında. Buraya yazmaya kadar geldi. Benim mutfakta birşeyler yapıyor olmam bile onlara bir şaşkınlık iken, atladığım level ile iyice şaşırttım, akıllarını aldım! N'ağber!?!?

Monday, December 26, 2011

Kek, Börek, ppt

Mümin Bey Avusturalya'dan döndüğünden beri bize sunum yapacağını söylüyordu. Kurabiye bey de izinden dönünce biz gitmeden yapılabilecek tek gün bugündü. 
Kurabiye hanım yok bu arada. Annesine gitmişti. Ev bize kaldı.
Evde Kurabiye hanımda kalan ikea kare tabağımı aradım, bulamadım. Vermek de istememişti ya, kesin kırıldı o tabak. Zaten Kurabiye bey de der, Kurabiye hanım hep bişiler kırarmış evde. Sanırım yenisini alıp verecek, sakladığına göre :/
Aksilik şirket envantercileri bugün getirmeye karar verdi eve.
17:15te geleceklerdi. Saate baktım 17:38. Bu arada ben de evdeki son malzemeleri değerlendireyim diye düşünüyordum. Kalan malzeme yufka ve peynir, maydanoz, yumurta, yoğurt! Hell Yeah!
Ben yufka böğreği tarifi ararken, saat de 38 geçiyor olunca kalktım başladım böreğimi yapmaya. O sırada geldiler :/
Onların yanında yaptım böreği artık. 
Bir de Mümin Bey "ben bir kek yapayım da gör, utan" dediği için, böreğe kafayı taktım. Ben kendisine diyorum zaten, "kadın değil miyim işte, benim yerim mutfak!" evet diyor o da. aerhasuerse
Neyse, börek kabardı! Aha bu kadar, bir karış kabardı börek. Ama fırının altı püşürmüyor! Öyle aldım gittik. Kek de pişmemiş, böreği altına attık. Ters yüz ettik vs.
Kahvaltı ve börek ve kek! Hem de havuçlu!
Fotoğraf çekince güzel olmuyor ya yemekler, zaten fırsat da yoktu. Valizi yaptım ama tıkış tepiş. Ankara'da tekrar düzenlicem.
Yemekten sonra da ppt seyrettik. Ay Mümin bey uzun anlatıyor. Bay Kuş koltukta yarı kapalı gözlerle izliyor fotoğrafları. Uyudu uyuyacak! Ben de bir heyecanlıyım. Zıplıyorum handiyse, ama o sunumdan sonra da ben de üşüdüm, şevkim kaçtı yanea!
Böyle işte. Evdeyim. Yatağımdayım. Sabah yola çıkıcaz inşallah. Yollar buzlumuş. Bay Kuş'un araba ile gitcez bakalım. Araç dört şekerli. 
Karnım şiş. Uyuyabilcem mi ki bilemiyorum. Kalbim de atıyor pat pat. 
Böyle işte. Saat 10:08. Ay hadi bana iyi yolculuklar. 3 ay olmuş neredeyse bu kasabada kalalı. En son Ekim 5te işe dönmüşüm. Yazık ayol! Ay hadi seneye görüşürüz sevgili ilçe! aerhaueruhser
Bu bayağı espiri bile bayağı gelmiyor konu ilçe olunca!eni bir hayat, bolluk ve bereket dönemi başlıyor! 


Hey! Banyodaki su kesilmiş gibi. Tavanın yarısı sarardı ama su akmıyor sanki! Sabaha belli olur! Viyuuvv! Ay ben bu heyecan ve sevinçle nasıl uyuycam :/

Nea??!

Haftasonu şehirde 40para olduğunu görüp de uzun uzun alıp almasam diye düşündüğüm şu hırkanın internetlerde 115TL'den 49TLye düştüğünü görmek.
Piyuvv! Alsam satarmışım! ehrheua
Gayet ağır bu arada. İçi de astarlı. İyi bir hırka.
Hır_ka
Hır_ka
Hır_ka


tekrarlayınca kelimelerin anlamını yitirmesi
ö_Ö

Masallar...

Eski masallardan ne kaldı ki?!


Şu "deconstruction" nedeniyle masalın orjinalini hatırlayamaz hale geldim.


Adamlar "işlevler"ine göre masal yaratıcı icat etmiş. Benim yavrum olsa, basar basar okurdum! 


ihihi


http://www.brown.edu/Courses/FR0133/Fairytale_Generator/gen.html

Çığlık!

Sıkriim!
Ay bu ev beni öldürecek! 


Geçen hafta sanırım Perşembe akşamı bana ""banyoyu gördün mü?, görsen böyle olmazdın" dedi Bay Kuş ben yemek hazırlarken.


Gittim baktım ve dünya başıma yıkıldı.


Banyo tavanından şıp şıp su akıyordu. Sonra, aynı zamanda küçük müdürüm olan üst kat komşuma haber verdim, idari işleri aradım.


Bugün Pazartesi ve tavandaki su artık alanın yarısından şıpırdamakta. Tuvalette otururken omzuma ve kafama su damlıyor. Neyse ki temiz su olduğunu biliyoruz. Sonrasında banyoya giriyorum zaten.


Biri en son "bu ev çok kuru" mu demişti? İşte çok kuru ev. Banyodaki nem kurusun diye fanlı ısıtıcı çalıştırıyorum, penceresi açık ama banyo sanırsın Fin Hamamı!
Nemden boğuluyor insan!


Buraların derdi işte, daha önce söylemişimdir;


İşi bilen "yetkin" insan yok. Sadece işi yapan insan var. Ve bir insan var. İşi nasıl yaptığını sormuyoruz bile, çünkü biliyoruz ki, bu adam ilçedeki evlerin hemen hemen tamamının elektrik ve su tesisatını yapmış. Hepsi de sorunlu.
O kadar da söylüyoruz, adam tınlamıyor.


Ev sahibi bile usandı. Bari işini kötü yapıyorsun, düzeltmek için vaktinde gelsen?! Dilimin ucuna kadar geliyor küfürler.


Yarın da, sabah yola çıkıyoruz. Üst kat komşum vanasını açık bırakıp gitmişti, ben kapattım artık. Bir de böyle bir destek var yani yukarıdan.


Annem bana şunu öğretmişti:
Eğer sorun senin katında ise ve alt veya üst kat mağdur oluyorsa, sorumlu sensin.


Bu kadar. Bari vanayı kapataydın sayın uzbek. 


Düşündükçe deliriyorum. 


Aralıksız işe gelinen 20 günün ardından pazar günü 10:45te kalkabildim yataktan. Sonra da 23:35te yatağa girebildim.


Valiz hazırlamam gerekirken, ona bile vakit kalmadı. Evi dip köşe temizledim ve düzenledim! Kullanmadıklarımı attım. Keşke daha fazlasını atabilseydim. Ev konusunda içim rahat.


Bir de ofisim böyle olsa. Gelen geçen masa üzerindeki taşlarıma elliyor. Sadece bugün bu saate kadar iki kere taş temizliği yapmak zorunda kaldım. Çıldırıyorum. Şu gün bitse de, sakin sakin valizimi hazırlayabilsem.


Bir dinleneyim artık ya, haftalardır buradayım :(
ühühühü


Annee! Ananem de evde, bir göreydim.

Saturday, December 24, 2011

Tüm Vücut 45TL?!

Kadınlar! Hemşireler!
Nabıyonuz siz?!


Birazdan şehre ineceğim. Gitmişken hayatımda belki 5nci defa sir'e gideyim dedim. Aradı, fiyatı sordum. 45TL dedi hatun.


Buranın fiyatlarını şöyle karşılaştırın.



  • Ankara'da "kaş dizaynı" 15tl   vs.
  • Burada, kaş + bıyık 5tl.



Burada tüm vücut 45TL ise, siz kaç para ödüyonuz?


Çok şükür epilasyonluyum, normalde kendim alırım geri kalanını, hepsi 30dakika anca sürüyor :/

Thursday, December 22, 2011

Portakallı Kahve Likörü

Sayın Oya'anımdan öğrenip dahil olmak istediğim Uluslararası Portakallı Kahve Likörü yapımına ben de katılabildim nihayet.


Ancak aklım bir karış yukarıdaydı. Önce portakalı kavanoza girer mi diye denemediğim için bir tanesi dışarıda kaldı. Bugün yarın yemeyi düşünüyoruz bu haldeyken.


En kötüsü de iş yerinde lanet bilgisayardan ötürü ağrıyan bileğimi zorladığım için tüm gece ve şu an ağrım olması. Yakında tam bir solak olacağım bu nedenle. 


Bunu Kurabiyegillere götürmeyi ve ilk orada ikram etmeyi düşünüyorum. 

Altin Koltuk

Bu koltukta oturulmuyor.


Asilmayan kiyafetler depolaniyor. Aradigim kiyafeti 2 gun ust uste bulamadigimda ya da beni sinirlendirdiginde bosaltiyorum. Bu sabah yapmistim misal, ondan hemen cektim.


Ilk gordugumde, belki sizin su an yaptiginiz gibi, `ay cok low-brow` diye burun kivirmistim. Ancak 2 ay sonra gozume guzel gorunmeye basladi. 3lu ve diger teklisini alt kata kakaladim ancak bunu tuttum. Stockholm sendromundayim yine. Baska aciklamasi yok.

Geçen Sene - Almanak 2011


2011 yılbaşına, şirketin her sene verdiği partide bu ilçede girdim. Çünkü iznim yoktu. Dışarıda üşüyerek ve nedense (sanırım PMS yüzünden) sıkınarak girdim. Çekilişte Aralık ayında her gün iddia ettiğim gibi, 3 çeyrek altından biri bana çıktı. Sene böyle geçti; ne aşırı sevinç ne aşırı üzüntü. Orta karar.


Seyahatlerim:
  • Ocak - Haziran 
arası haftanın her günü sabah 06:30 akşam 17:30 işe gittim. Mayıs F1 molası hariç. Onu da müteahhit ikram etmişti, 4 kişi gittik!

Haziran'a yaklaştıkça yoğunluk azaldığı için ecnebi iş arkadaşlarıma etrafı gezdirdim. 
  • Mayıs'ta
F1deydim. Çok zevkliymiş. Her sene gidesim var. 
  • Haziran'da
bir yere gitmedim.
  • Temmuz'da
1 hafta boyunca Hırvatistan'ı gezdik. Ama güzel yazamadım.
  • Ağustos'ta
düğün için İzmir'e, memlekete gittik. Ortaokul arkadaşlarımın 3ünü gördüm. Aldığım kilomun miktarını gözlerimle gördüm, havuzdaki herkese de gösterdim bıngıldayarak. Düşünce incittiğim kaburgamdaki ağrı canımı çok yaktı, o kaburgadan bir erkek dünyaya gelmedi benim için :/
  • Eylül'de
Kaş'a gittik. 3ncü gidişim ve hiçbirinde harika/muhteşem/şahane bir şey yaşamadım. Hatta çok kötüydü benim için.

  • Ekim'de 
Ankara'ya gidemedim. Çok gezmişim, "-1 desin, bize iş borçlusun" dediler.
  • Kasım'da da
bir yere gidemedim.


  • Aralık'ta 
hala buradayım. 


Başarılarım:
  • Dünya üzerinde, onlarca travma geçirerek, binlerce insanla iletişime geçerek, birkaçını mezara gömerek, 35nci senemi tamamladım. Plakaya geldim. 35!
(2009 senesinde Diyarbakır, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi'nde çekilmiştik. Nihayet kullanabildim.)
  • Çok hayıflanmadan bu sene de Doğu Anadolu'nun bir ilçesinde yaşayabildim. Ayakta kaldım. Değer kıymet öğrendim. Çok "aşerdim", yiyemedikçe ağladım, pişirmeye çalıştım.
  • Geçen sene Aralık ayından itibaren eşşek gibi çalıştım ve beni tanımayan bu şirketin çalışanlarına, yapabileceklerimin 5te birini gösterebildim.
  • Bekara ev vermeyen bir şirkette, "konteynerde kalmam, ev verirseniz sizinle çalışırım" diyerek, eve çıkan ilk bekar oldum. Milat yaptım.
  • Sümüklü çocuk fotoğrafı çekerek, foto-kariyerimde bir level atladım. 
  • At bindim. Cirit seyrettim.
  • Sevmeyi ve sabretmeyi öğrendim. Çok şükür.
  • Binlerce kuşla arkadaş oldum ve onları besledim.
  • Tanımadığım insanlara feng shui ve taşlarla yardımcı olmaya başladım, çok biliyormuş gibi.
  • Yeni arkadaşlar edindim. Bazı eski arkadaşlarımla birleştim.
  • Araba için aldığım krediyi bu sene vaktinden önce kapattım.
  • Bir ara çok para kazandım. Çok.
  • Geçen sene "benim olmalı" dediğim bilgisayara sene sonunda  öylesine sahip oldum. 
  • Annemin mobilyalarını değiştirdim.
  • Çok hediye aldım, bana gelenleri de mutlaka dağıttım, paylaştım. 
  • Çok gezdim, çok fotoğraf çektim ve güzel çektim.
  • Ananemi, ve de büyükbabamın mezarını nihayet ziyaret edebildim. Fotoğrafını çektim. Enişte'ye istediği fotoğrafı gönderdim.
  • Arabamı gelin arabası yaptım. Kardeşimin gelin arabasında şoför olmuştum geçen sene, bunda olamadım.
  • Çok kitap okudum. Birden, çok kitap sahibi oldum. Kitapları paylaştım. İlk defa bir ex-libris'i gözlerimle gördüm, barmaklarımla dokandım. Sonra o kitabı hediye ettim (kıpss kıpsss).
  • Sıra beklemeden, ıslak halde makina üzerinde bulmadan, çamaşırlarımı keyifle yıkadım, kuruttum, zevkle ütüledim. 
  • Adriyatik'te yüzdüm.

Başarısızlıklarım:
  • Arabayı satıp, daha iyisini alamadım.
  • Defalarca kasıtlı olarak yere attığım telefonumun ekranını çantamdaki anahtarla çizdim ve yerine aldığım telefon kötü çıktı. Bari darbelere dayanıklı olsaydı. Bir telefona sahip çıkamadım.
  • Öfkeme hakim olamadım.
  • Şirket aracı ile ufak bir kaza yaptım ve 0 aracın aynasını kırdım.
Genel - Yaptıklarım - Ettiklerim:
  • 5 defa ofis değiştirdim. 
  • Kıyafet konusundaki sabitfikirliliğimi değiştirmek için adım attım. Kıyafetlerimi fotoğrafladım. Bu blogu açtım.
  • Çok kilo aldım ve aldıklarımın hepsini bir haftada üzüntü ile verdim. "Keyifle büyüttüğüm göbeğimi, hüzünle küçülttüm".
  • Geçen sene başladığım scrap book çalışmalarıma yurtdışı seyahatimle devam ettim. Renk renk defterler aldım.
  • Evimi herkese açtım. Yemek pişirdim, pişirttirdim.
  • Bu sene ilk defa tavşan ve keklik yedim.
  • Cilt bakımına başladım.
  • Haziran ayında yeni sözleşmeye, yeni bir sıfata ve dolayısıyla yeni çalışma düzenine geçtim. Bilemiyorum iyi mi oldu. Sözleşmemi ancak Kasım'da imzalayabildim! :)
  • Çok alışveriş yapıp, çok para harcadım :/
Aldıklarım(kendi aldıklarım ve hediyeler) - Demirbaşlar
  • Polaroid 300
  • Samsung Duos E2232
  • Amazon Kindle - Osman
  • My Life Story
  • Bir sürü kıyafet ve kemer.
  • Senelerdir istediğim Red Wing botlar 
  • Bulaşık makinası!
  • Ütü
  • Deri puf
  • Şifonyer
  • Sallantılı top küpe 
  • Çakma deri çanta
  • Seramik tava ve mutfak aletleri
  • Kek kalıpları, silikon eldiven, bitki çayı süzdürgeci vd.
Hüzünlerim:
  • 12 paraya aldığım muhteşem kemerimi kaybettim
  • Kaş gezisi
  • Yapamadığım 28 Ekim Ankara gezisi
  • Ot ve boka üzüldüm
  • Annemi arkadaşları ile Kapadokya'ya götüremedim
Hedeflerim:
  • Daha iyi bir insan olmak.
  • Daha iyi yemek yapabilmek.
  • Anneme ev almak.
  • Arabayı değiştirmek. Dört çekere geçmek.
  • At binmeyi öğrenmek.
  • Kayak yapmayı öğrenmek.
  • Kemaliye mantarı ve kenger yemek.
  • Ağrı-Kars ve artık yerinde olmayan Van'ı görmek.
  • Batum'a gitmek.
  • Tayland'a gitmek. Kızarmış böcek yiyebilmek.
  • Amsterdam'a gitmek. Mantar yiyebilmek.
  • Bay Kuş'u Ayvalık'a götürmek, İzmir'de kokoreç yedirmek.
  • Zonguldak'a gitmek.
Ek: 2011'de ilk kar: 12.11.2011




2012 benim senem!
Göreceksiniz!! 

Wednesday, December 21, 2011

21 Aralık

21 Aralık benim için baharın ilk günüdür. Çünkü günler uzamaya başlar. Bu da demektir ki, bugün yeni yıl postumu yayınlayabilirim. Çünkü yeni bir mevsim, yeni bir yıl! aresersehu


Hava da bir o kadar bahar bugün. Sabah araba 4 dereceyi gösteriyordu. Güneş bana yeter zaten.


İçim hala bir kıpır kıpır! Bu heyecan bitmesin ve hep gelsin! Herkes benim gibi hissetsin, şikayetler, mızmızlanmalar olmasın! Herkes mutlu olsun, kötü niyetlilerin kötü niyetleri g8tlerinde patlasın, başkalarına zarar vermesin! Amin bin.

Beyin Geliştiren Romanlar

Her zaman olduğu gibi stajer gazeteciler ingilizce bir makaleyi çevirip yayınlamışlar, bu 10 roman da beyni geliştiriyor diye lanse edilmiş. Sonra tüm ajanslara düşmüş vs. vs. vs.


Makalenin orjinali burada.


Kitaplar da şunlar:



- Johann von Goethe / Genç Werther’in Çektikleri (1787) (Genç Werther'in Acıları?)
- Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)
- Nathaniel Hawthorne / Kırmızı Leke (1850)
- Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)
- George Eliot / Middlemarch (1870)
- Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)
- Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)
- Toni Morrison / Sevgili (1987)
- J.M. Coetzee / Utanç (1999)
- Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)

Beyler, Bayanlar ve Geyler,
Sizi üzmek istemem ama bildiğiniz klasiklere ek olarak Kırmızı Leke'yi (Scarlet Letter) okudum ve ek olarak da Sevgili (Beloved) üzerine lisans tezimi verdim!
Ezilin!
ahaheurehrue!
Açıkcası, sizi temin ederim ki, bu kitapları okuduktan sonra, sosyal olarak hiç bir gelişim göstermiş değilim. Yabaniyim, kırıcıyım, hatta geçen hafta yüzüme söylenen şekilde "mal"ım! (Neden malım; çünkü geceleri en geç 10:30da uyuyorum diye mal(mış)ım, ama bunu söyleyen kişi de saat 09:00'da uyuyormuş) Neyse. Geç yatan biri olsaydım binmilyon arkadaşım olacakmış.
Dolayısı ile, olası sonuçlar benim için şöyle:
  • ben kitap okumayı bilmiyormuşum; 
  • ağaç yaşken eğilir misali kitapları geç okumuşum;
  • okumuşum ama anlamamışım, salakmışım;
  • beyni geliştirdiği tezi kanıtlanmış bir tez değilmiş;
  • haber yanlış lanse edilmiş.   
Beni bir Angelina Jolie anlar. O da ben gibi asosyal olduğu için biraz zor bir araya geliriz.

Tuesday, December 20, 2011

Mutfaktaki Marifetlerim

Sanmayin ki borekler actim, pastalar yaptim, marifetlerim yemek yapmak degil.


Sunlar:
Bu ne ki diyenlere gordugunuz uzere 20 paralik Sinbom oturdugu yerden cirpiyor! Ben ilk kesfetmisim gibi! 
Bunda da kek kabim kendi ayaklari uzerinde duruyor! 

Evreka! Kek pisti. Kudretullah'in sadece kek kismini yaptim. Benim herif sevmiyor karamel. Ben de hastasi degilim. Yarina gotureyim de yisin. 

Dikiş-nakış falan

Dikişi severim. Ama ne makinam oldu ne de giyilecek bir şeyler dikebildim.

Küçükken sahip olduğum kırmızı, kalem çantamın sökülen kenarlarını dike dike başladım. 
İkinci adım da lise yıllarında bebek dikmek olmuştu. Free Willy filmi gösterimdeydi o vakit. Ben de bir balinaydı galiba, ah geçmiş zaman, birşeyler dikmiştim. Aile arasında çok beğenilmiş, adı da Köle Bili kalmıştı. Kurbağaydı sanırım. Bir bacağı diğerinden uzundu ama hepimiz çok sevmiştik. Birbirimize attığımızı hatırlıyorum sürekli, sonra köle sıfatı oradan geldi sanırım.

El işlerine yatkınımdır aslında. Böyle buzlu bir şişesi olan sivilce ilacının şişesinin içini doldurmalar, ceviz kabuğundan gemiler, füme cam üzerine kuru ağaçlar vd., yapıp yapıp dağıttım hepsini.

Bu aşağıdaki kediyi görünce aklıma hep onlar geldi. Şimdi istesem yapar mıyım? Bir makina alsam clutch dikebilir miyim? 
Hah! El işi dersine girmiştim ben ilkokullarımdan birinde, hangisi hatırlamıyorum. Tek sene sürmüştü. İlik açmayı çok iyi yapardım. Başka da hatırlamıyorum şu an. Tekrar mı başlasam?! mmm.

Bence bu kedinin yapılmışları çok güzel.
Satın alın. Miyav!

Ampül!

Nereden girdim bilmiyorum ancak eski fotoğraflara bakıyordum. Eski ofiste çekilmiş olanları bulduğumda birden üzüldüm. 
Eski konteynırım yeşiller içindeymiş. İşte böyle.
Şimdi o ağaçlar, o çimenler burada olsa ben soğuk moğuk demem dışarıda bunların dibinde otururdum.
Meğer büyük bir eksikmiş hayatımda. Off off, bazen ignorance is bliss.


Stockholm sendromundaymışım. Aşık olduğum sapığın farkına varmış gibiyim.

Yeni Ofis_Rev2


İşte başımı ağrıtan, bir haftamı öldüren, içimdeki gülleri solduran (öhöhöeö), gençliğimi törpüleyen yeni ofisim. Sanırım 9m2. Hala boya kokuyor.


Henüz 1 haftalık olması sebebi ile gayet boş ve düzenli. Kendisine 3 ay veriyorum. Çünkü almayı planladıklarım var. Bir cam çerçeve örneğin. 


Ek cam açtırmam çok iyi fikirmiş. Yoksa bu karanlıkta ben uyurdum. Gözlerimi açmak mümkün olmazdı. Karanlığı sevmiyorum.


Pembe koltuğum da süpermiş! Keşke açık yeşil deseymişim ilk seçenek olarak. Daha iyi olurdu. Neyse! Jaluzilerimi istedim renkli, beklemedeyim :D


Sırrımı açıklayayım:
Artık ve nihayet bir çekmecem olduğu için tüm pisliklerimi oraya kaldırdım. kihkihkih

Monday, December 19, 2011

Hasan'la Sohbetler

Biraz önce Hasan geldi ofisime. 


Onlar da bizim bu semte taşındılar. Semt deyince yanlış anlaşılmasın, ofisler bölgesini kast ediyorum.


Neyse, geldi işte sohbet ettik. Yazınca daha net oluyor. Hemen çıkardım bir A3!


Başlangıç noktasını da numaralandırdım. "Nasılsın?" a cevap haftanın maç skorları oluyor her zaman! İlk sorudan sonra kalemi elimden aldığı için ben sonra kırmızı kullandım. Bazı yerleri dedikodusunu yaptığımız 3ncü kişilerin hakkını yememek için sansürlü. Sanki hakkında konuşunca hakkını yemiyomuşuz gibi :/


Sonuncu cümle: "Benim is git"


Filmleri nasıl seyrettiğini merak etmedim değil. Aslında İng dublajlı-Türkçe altyazılı seyretse bu saatten sonra dünyası yıkılır mı?
Çay ısmarlasaydım dedim de, karnı şişmiş, sonra gelecek.

İsimler ve Aidiyet

Pazarda satılan, ve hatta bazen satıcıların kafalarına taktıkları sütyenleri siz satın aldıktan sonra mahreminiz olur ya, aidiyet böyle bir şey.


Satın aldıktan sonra siyah poşete koyarsınız, yıkadıktan sonra balkonun iç tarafına diğer çamaşırların arkasına asarsınız. Göstermezsiniz öyle ulu orta (herhalde).


İsimler de böyle işte. Kişiler, şehirler, ülkelerin yanı sıra eşyaların isimleri, o nesneyi şekillendiriyorlar.


Benim bir ara kafam mı güzeldi artık, anti-depresan mı kullanıyordum, hatırlamıyorum. Tüm sahip olduğum eşyalara isim vermeye başladım.


Bulaşık makinası ile başladı her şey. O sabit bir isim ama annemin arkadaşlarının ürettiği. Tüm bulaşık makinaları Ayşe. 
Sonra bizim evde çamaşır makinası Fatma oldu, ama kimse kullanmıyor. Bir de buzdolabı var da, o ayıp biraz. "Gireni çıkanı çok" diye pavyon ismi verdim ona. Annem hala güler söyleyince. "Terbiyeden tezikmiş" de deyiverir üstüne benim için! 


En çok bilinen "evladım" arabamdır. Hayriye. Plakası H çünkü ve isim babası; "Jardzy hanım, hadi hayırlı olsun, ismi de Hayriye olsun" demişti. 70lerindeki saygıdeğer F bey.


Sonra hayatıma giren tüm elektroniklerin bir ismi oldu.


Laptop: Matilda
Fotoğraf Makinası: Benjamin
Kindle: Osman
Ekmek yapma makinası: Bünyamin


Benjamin ve Hayriye artık ailem tarafından da kabul görmüş durumdalar, diğerleri pek sık kullanılmıyor.


Ama bu durum bir ara furya yaratmıştı, duyanlar da isim vermeye başlamışlardı. Devam ettiren yoktur eminim. Ben bile unutuyorum, kim bilir kaç tane daha vardı. 


Demek ki kafam düzelmiş! 


ö_Ö


Bu konuda böyle bir tez bile yazardım da, vaktim yok. Başka zamana artık. Ocakta yemeğim var. Bey de geldi, hadi hayatım bana da beklerim.

Mmmm - *drooling*

Hatay Pazarı'nın Zeytinyağlı Kekik'i.


Kurabiyegiller getirmişti İskenderun'dan. Kapağını açıp, bir tutam yediğimle kaldım. Evde yemek pişirmeme durumlarım yüzünden. Kendimi toparlayıp birşeyler üretmem lazım artık.


Bu kekiği Kurabiye Hanım salataya koyuyor. Leziz oluyor, leziz. Görür bulursanız deneyin, benim gibi Ege'den gelme, yol ortasındaki refüjlerden ot toplayıp yiyengillerdense soyunuz (ben yapmadım ama çok gördüm) beğenmemeniz imkansız.


Buralarda da harika kekikler var ama demiştim önceden çıkıp da toplayan görmedim. Belki bahara ben yaparım. Kokusu baş döndürüyor, o kadar güzel.

Çanta Postu

Ben çanta taşımayı seven biri değilim. Hem de iş yerinde hiç sevmem. Bir de bu çantayı yeni alınca içindekiler de az ve çoğunlukla gereksiz şeyler.


Evin akşam ışığı bu kadardı, böyle koyu koyu idare ediceniz artık. Fermina'nım gibi numaralandırma yapmadım, sol alttan sağa doğru gidiyorum.


Sol alttaki bordo şey yanımdan ayırdığım günlerde çok güzel kareleri kaçırdığım için foto meşin: Benjamin ve kabı.


Yanında eldivenler. 
Kapağını bile açmadığım defter ve ruhsat.


İş yerinden alışkanlık, gözlüksüz dolaşmıyorum. En sağda da çantamın kenarı.


Üste çıkarsak, çantanın dibinde hemen poşetin içindekiler hematit, otelden alınma el kremi, lastik toka, sakız yarısı ve yanımdan ayırmamam gereken uçuk ilacı. Kalem, kaşık?!, uzun bordolu şey tokam. Mavi ufak şey magic beanz. İnek kafası; Mudo'dan aldığım çanta. "Çanta içinde çanta" - InBagception!! Lazım olur diye taşıyorum. 


İşyeri manyetik kartım ve birkaç kişinin kartviziti (doktor falan değil, vermişler kalmış).
Torbanın içindekiler taşlarım, henüz hepsini yerleştirmedim. Onların yanında açıkta bir kristal kuvarz var; yarı tamburlanmış. En son da, taşımaya alışık olmadığım ve kaybetmeyeyim diye devasa boyutta olan cüzdanım. Cüzdanın içi daha şenlikli olurdu halbüse.


Bir ara tırnak makasını koymuşum içine. İşte o ay var ya o ay, yaptığım alışverişin haddi hesabı yoktu! Bende batıl itikattan bol bir tek saç teli var!


Çantanın içine ne ped koymuşum ne de sümük bezi. Ankara'ya gitmeden evvel ful performansa geçiririm ben onu. E anca.
Bu üzgün görünen şey de çantam!

Hımm - Kar - Su

Kendime şunu aldım:
Diğer renklerde benim numerom bitmiş, başka sitelerde de 20TL daha pahalıydı! aehrurheusr


Bazı bazı böyle sabit fikirliliğimle dalga geçiyorum ama yeniliyorum işte.
*shrug*


Cumartesi sabahı kalktığımda perdeyi açtım ve dışarısı griydi. Sis var diye düşünürken, gözlerimi tam açınca kar yağdığını gördüm. 2 saat sonra da sanki hiç birşey olmamış gibiydi :/


Toprak su istiyor Mother Earth, Y U No Give Some Rain?

Friday, December 16, 2011

Çaaaat!

Yine hayallerde yaşıyorsun Jardzy'ciğim. Bu adam ne zaman tek başına bir yere gitse geri gelemiyor. Bak, bekle yarın belki gelebilir. Sen bekle ama tamam mı? Bekle.
Fırındaki yemek de beklesin. Gelince belki yer. Sen de b8k ye. Bu sefer hiç kabahati yok ama olmuyor işte. Üzülüyorum.
Bu şarkı da benim gibi her daim bekleyenlere gelsin; 
Nihat Doğan seslendiriyor, pop makamında bir şarkı, "Kırdın Kalbimi" Gel al gönlümüğ!!!11bir

Yeni Ofis_Rev1

Gelen geçen masamı küçük bulduğu için biraz önce değiştirttim. Büyük müdürün masasını kurdum. Şimdi iki müdür gelecek bakalım ne laflar sokacaklar! "Biz sana demiştik!" Sevimliydi ama hakkaten küçük ve sinir bozucuymuş.


Sabah işe geç geldim! Oleys! Geldik kapı kilitli! Adalet Abi izinliymiş meğer. Neden Adalet Abi onu da açıklayayım. Biraz iri bir kadıncağız. Bir de buranın en eskilerinden. Taa o zamanlar bıyıkları varmış biraz. Keh keh keh.


Mutfağı su basmış. Hemen müdahale etsinler diye telefonlar açıldı. Adamlar 1 saat sonra geldi. Elektrikler keza yine gidip geliyor.


Sonra büyük müdür geldi. "Isıtıcım çalışmıyor!" Elektrik olsa bakıcam. Sonra bunlar gitmişler, ne ara görmedim. Ben oradan buradan malzeme topluyordum. Elektrik de geldi, şalter değişti. Odasına gittim baktım. Kapalıymış ısıtıcısı beyefendinin. 


Kimse yokken rahat rahat yazılarımı yazayım. Buranın bir kötü tarafı da içiçeyiz artık. Hatta o kadar ki, odada konuşulanlar koridordan bana gelebiliyor. Ben de kalkıp kapımı kapatıyorum. Oda kokuyor bu sefer. Mız mız mız.


Yok, bugün şikayetlerim daha az çünkü iyiyim! Uyudum! Odama kristal astım havası değişti. Ben bir tuhaflaşıyorum hakkaten. Ya da bu koku ile kafa buluyorum! Hell Yeah!

Thursday, December 15, 2011

Herkesin kaşarı bekleyince "Eski Kaşar" oluyor da, benimki neden sadece küfleniyor?!

İsyanım var!


Yarın Bay Kuş gelecek, ona süprüz yemek pişireyim demiştim. Taa haftalar evvel, hani şu Minoshka Hanım'ın yolladığı çırpıcı ile pişirmeyi planladığım karnıbahar var ya, evet, o, hala var ve buzdolabında idi. Ben de çatlayan başım, ağrıyan yanlarım ve yeni ofisin boya-tiner karmakarışık kokusuyla dolu ciğerlerim ile karnıbaharı haşlamak için temizlemeye başladım. Uçları siyahlaşmış, kırpıyorum ama pıtır pıtır dökülüyor. Neyse, kestim kestim koydum tencereye. Buhar pişirme süzgecim yok :(


Bir yandan da beşamele başladım. En son baktığım tarifte 1 çorba kaşığı diyordu, Allaalla dedim ama koydum bir kaşık unu. Sütü de soluma koymuştum, her zamanki gibi, ama süt döküldü. Hem de haftalar önce aldığım kestanelerin torbasının içine! Neyse, yedek süt var. Attım sarı bir bez sütün üzerine! Pişirdim beşameli. Ancak o beşamel dediğin cıvık bişi oldu!


Peynirle ben onu biraz katılaştırırım diye açtım buzdolabını! Ouuvvv! Bir bidon leziz keçi peynirim ekşimişşş! Heder olmuş! Oradan ezineye geçtim, o daha da kötü. Eyvah eyvah! Bereketime karlar yağmış!


Neyse ki, kenarda hellim vardı. Az bir kaşar ile rendeledim. Sonra baktım karnıbahar ne durumda diye. Karnıbahar saplarından süt gibi birşeyler akıyor! :/


Kapattım hemen altını, döktüm. Bu normal değil çünkü. Hemen makarna çıkardım, haşladım.


Beşamele yumurta koydum mu diye 1 dakika düşünmek zorunda kaldım. O zaman uyumam gerektiğini fark ettim.


Sonuçta; yaptığım şey peynirli beşamelli fırında makarna oldu. Ancak bu sefer de az ama sık olsun diye ufak borcama koymuştum. Kabarık duruyor şu an tepesi. Bu kadar tersliğe yanmasın diye de karşısına oturdum fırının.


Sabah çalıştırdığımı düşündüğüm ve buna sevindiğim çamaşır makinası öyle kuzu kuzu duruyordu, onu çalıştırdım.


Akşam Kurabiyegillere gidecektim kahveye, arabam yok. Küçük patron içecekmiş diye onun aracını getirdim. Şirket aracını kullanmak artık yasak. Güvenlik kaydeder vs. Sorun olmasın ancak bugünün tek güzel yanı bu oldu. 8den önce işe gelmeyen patronumla gelicem yarın! Geç kalkacağım! Ama zaten dünkü gibi 20:30da sızınca gece uykum kaçacak, sabah kalkma vaktinde ben uykumun en datlu yerinde olucam falan.


Böyle mızmız bir haldeyim. Ha! "Salak kadın, sevgiliye süprüz mü kaldı?" diye sorarsanız, o okumuyor bile artık. Sorun değil. 


Şu pişsin de, kestaneleri koyayım. Fırın tepsisine yağlı kağıdı serdim. Torbanın içinde de süt iyi gelir düşüncesi ile yıkamadan, kestaneleri çizmeye çalışıyorum. Çıt kırılıyor kabuk. Biraz yaptım, sonra eeeeh dedim, torbayı devirdim tepsi üzerine. Sonuç ne olursa olsun en azından denedim diyeceğim. 


Meğer kıtlık banaymış. Allah biliyormuş da vermiyormuş bana. Hepsi heder oldu, mundar oldu. Affet Yareppim, tövbe, tövbe, tövbe.