Saturday, September 24, 2011

We Plan God Laughs!

Sabah kahvalti, bulasik, camasir, utu derken, yola ciktik.
Bizi sehre goturen servis surucusu cok kotu surdugu icin midem bulandi.


Ucaga binince gecti.
Ucakta cok eglendik. Kaptan'in `Merhaba baylar, bayanlar ve yavrular, kaptaniniz konusuyor' anonsundan sonra Bay Kus'a donup' 'ay benden mi bahsediyor?' dememle basladik.


Iki koltuk ondeki cocuk kalkarken aglamaya basladi. Sonra da yol boyunca cocuga kotu kotu bakarak, on koltuktaki adamla yasadigi florte comak soktuk.


Sonra bir ara sikinti ile sac tokamla Bay Kus'un koluna yazi yazmaya basladim. O da dogrulamak icin okuyor. Derken, ingilizce seni seviyorum yazdim. Okumak zorunda ya, sadece harfleri soyledi.
Ben de `ne yazdim??' diye israrla sorunca, `I love you` demek zorunda kaldi.
ben de 'ask tesadufleri sever' filmindeki fotografi cekilmis kucuk kizin saskin sevinci ile Bay Kus'a bakip, 'mee too' dedim.
meme okuru olan ikimiz birden gulmeye basladik.


Bunu meme yaptim ama silindi 2 kere. Notebookta fare olmayinca daha da darlanamadim. Belki yarin yapar memebase'e ve buraya koyarim. Cunku cok guzel olmustu :(


Hosteslerden biri rahatsizlandi. Yolcular arasinda doktor sordular. Doktor kadini kabine alip, kizi tedavi ettirdiler. Kiza bir kagit imzalatip servis vakti boyunca oturttular. Kiz sonra cop toplamaya geldi. Servis aksadi.


Biz ikimiz eglendik. Ama kekten sonra midem tekrar bulanmaya basladi. Surat bembeyaz, uyuklayarak eve geldim.


Tatilimizi bir gun daha erteledik. 


{Time Lapse}


aradan 2 saat gecer...

Friday, September 23, 2011

Sakiz Gibi Oldu Valla!

Bir onceki postta bahsettigim, `ama internetim olmayabilir` bahanelerime kanmadan beni isten uzak tutmak istemeyen mudur vekilinin verdigi VINN pantolonun cebinde kalmis. Her gece 2 makina camsir yikama potansiyelinde ve keyfinde olan ben ne hikmetse cepleri tam bosaltmamisim. 


Sonuc:
misler gibi YUMOS kokuyor!
Rengi de mi acilmis ne, oh mis!


Taktim, kurdum. Sorun yok-tu. Uzerine yapistirilmis PIN kodunun silinmis oldugunu gorene kadar. Kapinin onunde anahtarsiz oldugunu fark edip sogukta iceri girememek, altina yapmak gibi.


Ilgiliye `bu bizim sirrimiz olsun` maili attim, bekliyorum! Umarim bir kenara yazmistir numarayi. Mukemmel gorsel hafizam beni bu noktada yolda birakti, kor kuyuda merdivensiz kaldim. 


Bu arada, yakamiza yapisip da senelerdir kanimizi emen Turkcell'e boyle dayanikli bir alet urettikleri icin tesekkurlerimi borc bilirim, haneye yazin. Bir sonraki kufurumde silersiniz.


  




Yol

Ofisteki çöpler atıldı, geri dönüşüm çöpleri kasada, giderken atılacak.
Konteyner kuşları için konteyner üzerine yemekler atıldı. 
Prizlerden fişler çekilecek.

Evden eve gidiş ayarlandı - Kaş için plan yok ama olsun Bay Kuş beni arabada yatırmaz - formlar imzalatıldı. Araba iyi ki satılmadı. 


Gerekli kişilerle vedalaşıldı.


Yarın sabah da, valiz hazırlanacak, tüptür (o hep kapalı da), sudur, elektriktir kapatılıp, çöpler atılıp, arabalar şirket lojmanına teslim edilip yola çıkılacak.


Aşağıdaki de Accuweather'ın yanılmayan hava tahmini. Nabıyım, 4 gün denize girsem yine yeter. Benimki aç gözlülük. Gider araba bakarız çok kötü olursa. Denize sabah erken, akşam da 3ten sonra girmeyi tercih ederim.



Bir de okuduğunu biliyorum Sevgili Bay Kuş, şirket Vınn verdi, bol foto çekip, yükleyeceYiz. 


nom


We Plan, God Laughs!

Bugün Ne Giydim / What I Wore Today




Uzun kollu / Shirt: Yessica
Pantolon / Pants: Campus

With reference and Hail! to the Queen of Stripes: Laura Fantacci

Thursday, September 22, 2011

Bugün Ne Giydim / What I Wore Today?

Tişört / tee: Yalçınlar 
Kot / Jeans: Borfriend Jeans - From Chris Bey
Bot / Safety Boots: Red Wings
etc.

Katie Holmes, kısacık Tom'un kotunu ilk giydiğinde benim kadar ilgisiz, bıkkın şekilde giymemiştir. Paçamı bile düzeltmemiş ve hatta bakmamışım.

Kıskançlık

Tedavi gerektiriyor mu?


http://www.ntvmsnbc.com/id/25281534/

Özet geçeyim link kırılırsa ya da benim gibi bugün üşengeçseniz, kızcağızın çıplak fotoğrafları internette dolaşmaya başlamış, porno sitelerine düşmüş, hatta o fotoğraflarla emailler, davetler vs.


Ben başlığını yazmaya üşeniyorum da, sapık sevgili yapmaya üşenmemiş, azmetmiş.


Kıskançlığı neden yaşıyoruz? Kendimize mi güvenmiyoruz? Karşımızdakine mi? Ayrıca neden "karşımda" o adam da yanımda değil?


(Carrie Bradshaw gibiyim bea, tandansı yakaladım)


Benim bu dertten dolayı, sevgilinin hayatını darlandırdığım, sulu şakalar yaparak yatağını ıslattığım vd. vakidir. 


Ama artık bir kızla bakışacak durumlarda kaldığını görünce bile umursamaz haldeyim. PMSin etkisi mi bilmiyorum ama böyle bir durumda eski kafam olsa savaşır, "karşımda" duran ama yanımda durmayan adamı kadına kaptırmamak için dünyayı (dünyamı) altüst edebilirdim. Ama engellemek daha da çekici hale getirebilir "öteki"ni.


Şimdi öyle değil. "Çok meraklıysa çeker gider" kafalarındayım. Kafasında biri varsa o adamın, gitsin sevişsin, (bana haber versin ya da vermesin) o yaptıklarından sonra utanmayıp gelip benim yüzüme gülecekse, bana elini uzatacaksa kendi bilir. Kendi de yaşar aynı şeyleri bir zaman. Maalesef gün oluyor, devran dönüyor.


Bu yaştan sonra böyle şeyleri düşünmek bile sıkıyorsa, güven mi gelmiş yoksa umursamazlık mı yoksa sevmiyor muyum aslında bilemedim. 


Sevgiler,
Mrs. Bobbit

Tektonik Hareketler [Doğa Ana Kıçın Başın Oynuyor]

Sabah 06:22.


Deprem ile uyandım. İzmir'de büyüdüğüm için alışkınım. Gözlerimi açıp baktım sadece, ne göreceksem.


Bir an yatağın kenarına düşürüvereyim mi kendimi diye düşündüm. O an pijama altımla ilgili hoş olmayan bir durumu fark edince "beni kurtarmaya gelirlerse bu, paketi delerek iç çamaşırlarıma bakmalarından daha vahim olur" diye düşündüm. Yok, sakın altıma yaptığımı düşünmeyin. O sadece anaokulunda oldu, hmm bir de ergenken Gümüldür yolunda ishal olduğumda, hmmm başka yok tamam.


Ammaaaan dedim. 


Telefonu elime alıp, alarmın çalmasını bekledim. 


Sonra da telefon elimdeyken kimi arayıp da "iyiyim ben merak etmeyin" desem diye düşündüm. Aaheusrheru


O saatte, Bay Kuş'u bile aramadım. Alarm çaldı 06:34, biraz daha yattım. 


İzmir'de en son ciddi bir deprem olduğunda evde yalnızdım. Her zaman en üst katlarda oturmuşuzdur İzmir'de. 


Koltuktan bile kalkmamıştım. Tüm bina sakinleri komşularla birlikte aşağı inmişlerdi. Bina yıkılırsa üzerlerine, yandan gelsin darbe diye herhalde, binanın dibinde bekleşiyorlardı.


Aklıma babamın umursamazlığı geldi. Televizyon seyretmeye devam ettim. 


Ertesi sabah uyandığımda, "Allaaam ne yaptım ben???!!" diye düşünüyordum. Ben uyurken tekrar şiddetli bir deprem olmamıştı, bir yıkıntıya da uyanmamıştım. Hiçbir şey yoktu aslında. Ama beni ölüm korkusu bastı. İşe geldiğimde de haberleri okudukça, içimdeki yusuf ardıma kaymıştı.


İşte o anlarda dudaklarımdaki sancıyı hissettim ve uçukladım. Yusufun üç buçukları bana uçuklara mal oldu.


Acil durum müdahale elamanlığı yaptığım için midir nedir, böyle zamanlarda telaş etmiyorum. Ya da İzmir'in deprem-kaşarlığı olabilir. Ya da annem hanfendinin eskiden dediği gibi "gamsız"ımdır. Ailede herkesin kafasında beyaz saç varken, benim 35 yaşımda tek bir telim var. O da 8 yaşımdan beri orada duruyor.


17 Ağustos depremini yaşayanlardan özür dileyerek yazıma son veriyorum.


Benim oturduğum binanın temeli bile yok, öyle bir sallandım. 


Öldürmeyen Allah öldürmüyor işte. Napayım?!


Annem bile aramadı henüz. Kardeşime mail attım, kendisi çevrimiçi bir kişilik, benden duydu haberi. 


Birşeyim yok benim, iyiyim çok şükür. Teşekkür ederim merak ettiğiniz için. Gamsız insanın arkadaşları da gamsız oluyor tabi. Hala hangi şehirde yaşadığımı karıştırdıkları için de olabilir.

PMS is kicking in

B6, B6, B6...



Wednesday, September 21, 2011

Satılık Vasıta

Sanırım bu akşam arabamı satıyoruz. 2008 senesinde iki işte çalışarak ve kredi alarak satın aldığım bu arabayı buraya geldiğimden beri isteyen birisi var, akşam görüşeceğiz. Büyük ihtimalle de alacak.


Arabamın adı Hayriye. Adını Fahri Bey koymuştu, "Jardzy hanım, plakası H, hayırlı olsun, adı da Hayriye olsun". 


Hayriye ile ben nereleri gezmedim ki!


İzmir, Ankara, Amasya, Çorum, Erzincan, Erzurum, Malatya, Diyarbakır, Elazığ, Adıyaman (Nemrut Dağı), Urfa, Yozgat, Sivas, Rize, Trabzon...


Hatta yaptığımız gezileri yerel gazetede yayınlattık, bir tanesi ödül bile aldı. 


İşte böyle.


Kızım benden gidiyor. O nedenle de yerine başka bir evlat bakıyoruz.


"Lacivert olmasın, yok dört çeker olsun, ben kırmızıya binmemler"le günler geçiyor. Ombudsman Bırak Bey bize ortalama hergün 5 adet satılık vasıta linki gönderiyor. Hala ne alacağımızı bilmiyoruz.


Kaç zamandır düşünüyorum. En iyisi ATla işe gidip gelmek. Yollar müsait! "Çok yakıt yakar bu, değişeni var mı?, böyle bir alet var tutuyorlar boyasının kalınlığına göre bilgi veriyor, beyninin değişmesi lazım, tirigeri değişmiş midir?, kapıları açıp boya değişmiş mi kontrol etmek lazım" muhabbetleri yok.


En falza kilosuna ve dişine baktırırız. 
Şu her sene elektrik direğine bağlayıp, susuz bıraktıkları dişi eşek gibi biz de bir yerlere bağlarız, otlar. 10.000 bakımı yerine hastalanınca veterineri getirirz vs. Ne derdi olur ki zaten bir atın?!
Hatta boxer köpeğime yaptığım gibi, doğurtur yavrularını satarım bea! 


Tuhaf bir ilişkimiz var kendisi ile. Ben buraya çalışmaya geldiğimde, rotasyonumun müsait olması ve aklıma bile getirmediğim için Hayriye hala daha sevmediğimiz Ankara'da kaldı bir süre.
İzmir'de bulunduğum sürece tıkı çıkmayan araç, her geldiğimde aküsü bitmiş vaziyette oluyordu. Her 22 günde bir akü. Şaka gibi.
Bir ruhu olduğunu biliyordum ama böyle ortaya koymamıştı hiç. Sonra araç camı motorunu söktürdüm ve yanıma getirdim. Şimdi babası sürüyor onu, servise götürüyor, yıkatıyor. Ben arada binebiliyorum. Bu akşam belki son kez. Kim bilir.


Bir kere M.can, çakma annem ve ben şehre gidiyorduk. Arabamı M.can sürüyor bir yandan da, bir adı olması ve kişiliği ile dalga geçiyordu Hayriye'nin. Bir de bu arada 750km x 3 gideceği yol için arabamı istiyordu benden.


Dedim ki, "Bak Mcancığım, bu arabanın bir ruhu var. Ona iyi davran, dikkatli konuş. Yoksa seni yolda bırakıverir." 
O anda, çakma babacım benimle dalga geçerken, çakma annemin kucağında usul usul oturan kola kutusu birden patlayıverdi. Ne bir çukura girmiştik, ne de kasisten geçiyorduk. Dümdüz yol.
Çakma annemin üzeri kola oldu. Şehirde yeni bir tuman almak zorunda kaldılar.
O gün bugündür kötü bir şey demez. Ama olayı anlatmaya da çekinir.
Bu fotoğraf da Malatya, Sultansuyu Harası'nda çektiğim ve makinanın hafızasında kalmış bir fotoğraf. Oraya da Hayriye ile gitmiştik...


Hayriye,
Kızım, bebişim.
Napalım, artık yollarımız ayrılıyor. Gözümün önünde olacaksın. Ama yanımda olmayacaksın. Yok aslında yanımda olacaksın. Çünkü yeni sahibin iki bina ötede yaşıyor! Her sabah artık kapımın önünde olacaksın!

Yurtiçi Kargo ile bitmeyen sorunlar

Bu sefer noldu?! diyeceksiniz.


Konu hala açılmış paket değil, bu seferki yeni!


Benjamin'in şarjörünü internetten almış ve adres olarak şehirdeki Toplama Merkezini vermiştim. Bugün yine şeytan dürttü, kargo alıcı ödemeli olduğu için Toplama Merkezi ile ödemem gereken bedeli alıp almadığını görüşürken (parayı pazar günü yollamıştım kente) çöpe attığım paketi tekrar aldım.


Bu arada çöp dediğim, geri dönüşüm çöpü, içinde sadece kağıt ve plastik var. Pislik yok!


Neyse, barkod no için paketin üzerine baktığımda, saçel üzerinde kendi adım ve verdiğim adres yazıyor, ama barkod üzerinde başka birinin!!!


Başka biri bu sefer isabetli olarak şirketin kargolarını teslim alan depo bölümü çalışanı!!!


Şehir şube aradı, "bizim sorunumuz değil, İst şubenin sorunu, onlarla görüşün", sinirliyim ama kadına "hanfendi, İst şube ile görüşmeyeceğim, doğrudan genel müdürlük ile görüşeceğim. İst şube de olsa Yurtiçi Kargo'nun hatası ve hatalarınız sona ermiyor" dedim. Sesimin tonunu ayarlayamamış olabilirim.


Ne kötü bir şirketsiniz siz ya! 
Ne başarısız!


Yine onlarca telefon görüşmesi, eğer doğru mail adresi verirlerse yazışmalar vs, ama tüm bunların yanında yarattıkları huzursuzluk ve gerilim PAHA BİÇİLMEZ!


musteri@yurticikargo.com adresine attığım mailler geri dönüyor!!

Bugün Ne Giydim? / What I wore today



Gömlek / Shirt: A&D ADIRONDACK
Pantolon /Pants: Campus
Bot / Safety boots: Red Wings
Kolye / Necklace: So Chic
Saat / Watch: Fossil

Vegemite: Avustralya Klasiği

Madem acıktık ve yemeklerden bahsediyoruz, işte karşınızda Vegemite!
Vegemite, maya özütünden yapılmış sebze içerikli bir ekmeğe sürmelik.


Avustralya'da üretiliyor ve tüketiliyor. Tadı çok tuzlu ve tatlı. Çok tuhaf bir şey. Evde iki kavanoz var, belki ben de buradan bir Vegemite Giveaway yaparım! Yok ya, ilk isteyene kargo parasını ödemeniz koşulu ile yollayabilirim ama üzerinde bıçak izi var! aehrusherae


Bu vegemite'ı (vecimayt diye okunur, ağzınızı yaya yaya okuyun) ilk duyduğumda Aussie'ler ile çalışıyordum, sene 2003'tü. Tadına bakamamıştım. Sonra çok kez adını duydum. Aussie'ler mate (meyt) kelimesini mite (mayt) okudukları için vegemate sanıyordum adını. Eminim kökeninde vardır, zira İngilizlerin herkese ama herkese "love" demesi gibi, bu İngiliz artıkları da herkese ama herkese "mate" diyorlar. Sebze-canım diyebiliriz işte!


Evet, esas şeye dönersek ilk denediğimde ilk iki saniye keyif aldıktan sonra hoşuma gitmemişti.


Arada hala kendimi zorlarım. O yüzden iki kavanoz da açık ve denenmiş. Ama yaladığım çatal-bıçağı içine sokmadım, merak etmeyin.


Bu nesneyi sabah kahvaltılarında tercihan kızarmış ekmeğe tereyağı sürdükten sonra sürüyor, yiyorlar. 
Avustralya+Mangal ayrılmaz birlikteliği BBQda etlerin üzerine de sürüyorlar. Bunu belki bu akşam denerim. İlla ki bir şekilde bana da güzel gelmeli. Hem çok tuzlu!
Hatta ve hatta mikserde su ile karıştırarak, sabah kahvaltısı diye içiyorlar!!! Çünkü çok besleyici imiş.


Bir de rengi kahverengi olduğu için Amerikalıların sürekli yaptığı bir şaka var bununla ilgili. Tuvalet kağıdına biraz sürüyorlar bundan, sonra ceplerinde taşıyıp, olur olmaz yerde çıkartıyorlar. Aussieler çıldırırken, diğer tüm vegemite-sevmez millet vatandaşları gülüyorlar tabi.

Farklı Tatlar!

Yemek konusunda statükocu bir tavrım yoktur genelde.


Kendi denemelerim, birlikte çalıştığım ecnebilerden öğrendiklerim ile türk damak tadından farklı şeylere açığımdır.


Örneğin, ergenlikte kaşar peynirin üzerine bal döküp yemişliğim çoktur. Kaşarın tereyağından farkı nedir ki zaten? Meğer Avrupa'da da böyle yapan bir takım ülkeler varmış. Sigara böreğini de reçele batırırım. 


Geçen sene de elmayı tuzla yemeğe başladım. Bu da bu sabahki kahvaltımdı.


Greyfurt ve tuz. Kışın deneyin. Kışın sabah kahvaltım bu oluyor.


Çilek ve karabiber. Deneyeceğim.


En sevdiğim şeylerden biri de suşidir. Ancak servis gelmeden önce yemek çubuklarını soya sosuna batırıp, emen de benim. Ağzım sulandı mmmnnnnn! Cumartesi akşam yiyeyim artık!


Sirke! İçerim. Sadece hoşuma gittiği için. Ancak içtiğim sirkenin doğal olması gerek. Tariş, Migros sirkesi değil. Bu sene Hırvatistan'da aradım bulamadım, Mostar'da restorantta getirilen şişeden elime döktüm döktüm içtim. Of çok güzeldi. Şu an çok mutsuz oldum. Tüm bunlara hasret.


Mantarı çiğ yerim. Tadını kokusunu tam alırım böylece. Buna neden şaşırıyorlar anlamıyorum. Hollanda'da "mecik maşrumları" da çiğ yiyorsunuz?!


Magnum çikolata ile biberi birleştirdiğinde fena gelmemişti. Yavaş yavaş acı yemeğe başladım ben. Önceden mideme kramplar girerdi. Magnum'un sitesine girdiğimde biberli çikolatayı göremedim ve iletişime geçtim. Neden üretmiyorsunuz? diye.


Dünyada tek olmadığımı bildiğim için de, biraz önce internette araştırma yapıyordum. Benim yaptığım şeylere food pairing deniyormuş. Birçok site varmış bu konu ile ilgili. Made my day!




Elde ne varsa, birleştirerek buradaki kısıtlı ve fakir besinlerime renk getirebilirim sanki.


Dünkü yemek programında mesela kadın şeftalileri ikiye bölerek fırınladı ve tavuk ile sundu. Ayrıca artık belki tavuk da yiyebilirim. O yavan et tadından kurtulabilirim sanki!


Yeyy!


http://www.foodpairing.be/


http://www.foodpairing.com/


Çilek ve blue cheese? WTF? Bunu da denemeliyim!


Portakal ve biber de güzel olabilir sanki...


Sonradan aklıma geldi. Bir de ayva var, üzerine pişmemiş türk kahvesi döküp yiyiniz. Hem ayıltır hem de tadı güzeldir. Ayvalık'ta öğrenmiştim bunu. Mmmmm. Çok acıktım!

Tuesday, September 20, 2011

Kasap Maydanozu Ödülleri - Adaylar 4 - Onur Ödülü Adayı


'Böceği omzumdan alan kişiye darıldım'




18. Uluslararası Altın Koza Film Festivali'nde 'Yaşam Boyu Onur Ödülü' alan Kadir İnanır, ödül töreninde omzunda gezen hamam böceğini fark etmediğini ve görevlilerin böceği omzundan uzaklaştırmasına üzüldüğünü söyledi.


İSTANBUL - Festival kapsamında geleneksel olarak dağıtılan 'Yaşam Boyu Onur Ödülü'nü bu yıl ünlü yönetmen Ali Özgentürk ile Türk sinemasının usta oyuncuları Kadir İnanır ve Nebahat Çehre aldı.
Ödül alan sanatçılar için 17 Eylül'de merkez Seyhan İlçesi'ndeki Merkez Park Amfitiyatro'da tören düzenlendi. Törende ödülünü almak için kürsüye çıkan İnanır'ın, konuşma yaparken sol omzundaki hamam böceği dikkat çekti.
İnanır'ın konuşurken fark etmediği böceği, bir görevli eliyle uzaklaştırdı. Ne olduğunu anlamayan İnanır, bir süre daha konuşarak kürsüden ayrıldı.
'ALANA MÜDAHALE EDERDİM'Hamam böceğini fark etmediğini söyleyen İnanır, şöyle konuştu:

! Ve o açıklama:
"Böcekten konuşma yapıp yerime oturduktan sonra haberim oldu. Böceği omzumdan alan kişiye darıldım. Eğer o kadar insanın içinde bir canlı beni seçmişse bundan çok büyük mutluluk duyarım. Çünkü bu yaşam sadece insanların değil, dünya bütün canlıların yaşaması gereken bir yer. Üzüldüm, eğer bilseydim böceği omzumdan alana mutlaka müdahale ederdim." 
***
Hamamböceği Allah diyormuş sanırım da bizim habercinin haberi yokmuş.
Ama Kadir Amca yani! Onur ödülü adaylığına seni layık görüyorum. Tek de geçiyorum!

Geceler ve Sabahlar

Bu NEAAAAAAAAAAĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞ???????!!!!!!!!!!!!!1




Bay Kuş gönderdi bana bunu geçen gün. PMSmişim! Peh! 


Dr. Öz'ün dediğine göre B6 vitamini çok iyi geliyormuş bu sendroma, dondroma. Ben de birkaç gündür Bemiks içiyorum. O yüzden hiç bir sıkıntım YOK! YOK işte!


Bazı zamanlar korkunç etkisi altında kaldığım için, biraz araştırayım interneti, bilmediklerim vardır diye düşünmüştüm.


Ve öğrendim ki:


Rahimin alınması:

PMS'de tüm yöntemler başarısız kaldığında yumurtalıklarla beraber rahimin ameliyatla çıkarılması şeklinde uygulanan ve en son tercih edilen yöntemdir. Günümüzde etkili ilaçların varlığı sayesinde giderek az uygulanan bir tedavi biçimi haline gelmiştir.

Kaymak: jinekoloji.net 

Yaa evet, kesip alıyorlarmış PMS ortadan kalksın diye! Başağrısı için lobotomi yapmak gibi. Muhteşem.


İtiraf etmeliyim, bu dönemlerde normalde arkamı dönüp bakmayacağım durumlar için kavga edebiliyorum. 


Bir gün kasabanın içinden geçip işe geliyorum. Altımda 0 km bir araç var ve tertemiz doğal olarak. Ben de araca henüz alışamadım. Hmmm? mmm! kavraması şu, vitesi bu diye ilerlerken, peynircinin çırağı sokağı suluyormuş. Ben geçerken hortumu aracın üzerine tutmasın mı?! Fikirsiz cocuk!
Panik fren yaptım! Pencereyi açmadan bir başladım çocuğa "napıyosun sen?" lere. El kol hareketi yapıyorum, GARDAŞŞŞ! 
Çocuk afalladı. Başka zaman olsa, tam önünde durur, sırıtarak ön cama su tuttururdum ben. Peh! Bastım gittim, motor bağırdı böööğğğhhh diye. 
Şimdi beni görünce hortumu saklıyorlar.


Şu an konteynırımın üzerinde ne yaptığını bilmediğim adama çemkireceğim. Çünkü bu bir konteynır gad demit! Ne işin var ki tepemde? İş emri de yazmadım?! 
...
Ses kesildi, benim de dışarı çıkıp bakacak takatim yoktu zaten.


Sabah veya gecenin bir vakti uyandığımda dirseklerimin içinin ağrıdığını fark ediyorum. Sanırım kollarımın üzerinde uyuyorum ben. O ağrıyı düşündükçe de uykum kaçıyor, bir sağa F şeklinde, bir sola ters F kollarımı uzatarak, bazen de asker gibi yatarak uyumaya çalışıyorum.




Tıpta bunun adı Golfçü Dirseği (Medial Epikondilit) imiş. Kasların çok kullanılması ve zorlama ile gerçekleşirmiş, tornavida ile iş yapanlarda falan görülürmüş. Buz kompres, ilaç tedavisi varmış. 
Acaba bunun ileri tedavisi için de kolu mu kesiyorlar?


0_o




Not: bir yerlere gitmeyince, gelen giden olmayınca uyku saatim 20:01.


Bu akşama yemeğe birilerini alayım bari, yarın da program var. Perş valiz toplama, hazırlık, çamşır ile geçer. Cuma'ya da birileri çağırır elbet. Heheh!


Bir de kahvaltı üzerine biraz önce yediğim 3 dilim ekmeğe rağmen öğlen yemeği yer miyim?
Yerim. İnşallah güzel bir tatlı da vardır.

Hilari!

Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu Hillary Clinton ile görüştü. Detaylara yer vermeyeceğim, zira ben de çakma da olsa bir moda bloggerı olduğuma göre! size Hillary'in kıyafetinden bahsetmek istiyorum.




Bu kıyafet, moda dünyasında kaynana kıyafeti olarak bilinir. Kırçıl içinde boğulmuş ve bizi de boğmuş bu altın günü teyzesi gün için kentin ünlü pastanesi veya ilçenin ünlü tostçusuna gitmeden evvel giyinmiş, bir tek menapoz yelpazesi eksik. [bizim zamanımızda günler evde yapılır, gün sonrası ganimetleri sigara koktuğu için pencereleri açılmış salondan gelen rüzgar ile mutfakta ayakta yenir, üzerine de anneden ayar yenirdi]


Aşağıdaki de Bayan Obama ile Börberi'de çekilmiş, kahve gününde ikisini bir arada çekivermişler. Mişel Obama'nın Sonya Raykel marka gün terlikleri Mark Ceykıbs marka çantasındaymış, söylenenlere göre.




Aşağıda da Hillary akşam evinde kaldığı Serpil Çakmaklı'dan ödünç aldığı kelebek tokası ile objektiflere yakalanmış.




Daha bir sürü iğrenç fotoğrafı var ama benim sabrım yok. 

Monday, September 19, 2011

Benjamin!

Benjamin benim fotoğraf makinemdir. Kendisi Dingiliz menşeili olmakla birlikte 2 seneden fazladır birlikteyiz. Ama geçmiş zaman pilin şarjörü patlamıştı. 
Bugün içime doğduğu gibi yeni şarjör geldi, şimdi teslim aldım.


Hangisini alacağımıza karar verirken ucuz ve hediyeli olanı seçmiş, hediyenin de Bay Kuş'un olmasına karar vermiştik.


Bugün teslim alacağımı bildiğim için pili yanımda getirmiştim, şimdi "şarZ" oluyor.


Hediyeden önce, ben müşteridostu firmalara bayılıyorum, artık biliyorsunuz. Bakın paketin içinden ne çıktı:



Eski kablom da ingilizdi zaten, daha az yer kaplayacak ve ing-tur adaptörü de yanımda kalacak! Akşama çöpe atayım.

Onlar yazdı diye değil de, sevinçten hemen girdim onayımı verdim, paralarını alsınlar diye. Zaten aslında gecikmişti, malum artık adresi şehirdeki toplama merkezine veriyorum. 

Ve içinden çıkan hediye de Lens Temizleme Mendili! Bay Kuş şimdi bu ürünü kullanabilir eşşek ölüsü laptopunun ekranını silmek için. Ancak o ekran evdeki milyon tane mikrofiber bez ile de silinebilir, de, lenslerim?!

Telefonda ikna ettim, mendiller benim!! 

Ay bayılıyorum böyle eften püften şeylere, bu zihniyete. Bir de Benjamin'e kavuştum, dahası var mı?!!1
!!1 ehehe

Yeter eve gideyim de Bay Kuş'la konuşayım da bir susayım artık.

Muhabbet Kuşu Boncuk ya da Maviş

Bırak'lara tost yemeğe gittiğimizde "evde hayvan görmeyi sevmemesi"nden ötürü muhabbet kuşları Şurup'u odaya hapsettiği için hayvanı henüz görmemiştik.


Ama evin anası Kurabiye hanım hayvana doğal olarak biraz daha anaç davrandığı için balkonda bizimleydi.


Şurup, bıcır bıcır konuştu ama hiçbir şey anlamadık. Pek vakit ayırmamışlar belli ki ve haklı olarak. Evde bir Uyas var zaten.


Oysa bizim kuşumuz öyle miydi? Bizim kuşumuz öyle bir öterdi ki!!!1


Ablam o vakitler feminist-halkçı-komunist bir akımdaydı.


"Çılgın" adlı çılgın kuşumuza "kuşlara özgürlük" demeyi öğretti. Ancak kuş beyinli hayvan sadece "kuşlara özg" diyebiliyordu. Daha uzununu kaydetse zaten evde Çe Gevera olurdu o. Ama biz yine de onu anlıyorduk, '"kuşu altın kafese koymuşlar, ille de evim" diyor bak' diye birbirimize kafamızla işaret eder, ah ah ederek kafamızı onaylayarak sallardık. Arada "bu hayvan da fazla oldu, otursun oturduğu yerde ama şöyle bir salalım" der, pazartesi günü yapılan genel temizlik öncesi çılgınca kendini perdelere vurmasını, koltuk kolçaklarına kakasını bırakmasını seyrederdik.


Ben tamamen değişik bir yöntem uyguladım. Ortaokul yıllarında ilgimi çeken Pavlov'un Köpeği uygulamasını denedim ve başarılı oldum. Hayır! Hayvan, tükürük salgısı - zil ekseninde değil de, başka şekilde koşullandı.


Ben kuşun olduğu odaya girdiğimde çığlık atıyordum. Bildiğiniz çığlık! Bir - iki - üç - beş derken, hayvan öğrendi. Kış aylarında olduğumuz için kapının kapalı olması da işe yaradı tabi. Artık ben odaya her girdiğimde o çığlık atmaya başladı.


Böyle bir sahneye çıkmışım da, rock star'mışım da kafaları! Ouuv yeaaa! \m/
"Ama ben rakçıyım herkes bilsin yanea."


Banyoyu sevmezdi bizimki. Ben hayvanı yıkadıktan sonra omzuma bindirirdim. Saç kurutmayı açınca hayvan keyiften geberirdi. Omzumda kururdu, şöyle kanatlarını da kaldırarak.
Ağzımızı açardık, diş taşlarımızı temizlerdi. Ama hiç yemeğe kalkışmadım.


Arada böyle kuşumuzu saldığımızda, baş parmağımızla flört ediyor, bizim izin verdiğimiz ölçüde sevişiyor, bazen de çok ısınıp,  boşalıp gidiyordu. Dolayısıyla ailecek hayvanla sekiz yapmış olduk. [değişik yazdım ki, google search ile rezil olmayalım] Ama bu bizim sırrımız olsun sevgili panpiştlerim.


Bu muhabbet kuşları için derler ki, bazıları eve uğur getirirmiş, bazılar da uğursuzluk.


Çok ilginç fırtınalı bir akşam üstü, kafesi açık olan hayvan bilmediğimiz bir delikten uçtu gitti, rüzgara dayanamadığından emindik. Kayboldu bizim kuş, sonraki aylarda babam iflasa doğru ilerliyordu. 
Ondan beridir de bu hayvanlara mesafeliyimdir, eskiden bir sevişmişliğimiz olsa bile.

Of yaa! Bloglar ve Taleplerim

Bugün niyeyse dönüp dönüp buraya geliyorum. Sanırım konuşacak insanım yok etrafta. [Sanırımı bırak panpişim, elbette yok, olsa burada ne işin var?!!!!2]


Aralık-Ocak-Şubat-Mart aylarında sahada soluksuz çalışıp, sonradan zamanla tavsayan iş hayatım beni masabaşında blog okumaya itmişti.


Ben de "next blog" butonu ve takipçiler listesi ile ne bloglar keşfettim bir bilseniz.


Blog uzunluğu ile alakalı olarak en fazla 3 gün içinde birçok kişinin blogunu sömürdüm, bitirdim.


Okuduğum kitapları yazıyorsam bunları da yazmalı mıyım diye düşünmüyor değilim.


Diğerlerini de yazacağım ancak bugün ve sonraki birkaç günün blogu bu olacak:


http://littlegirlbigglasses.blogspot.com


17-18 Eylül Bu haftasonu okuduklarım:


http://eindhovenhavadisleri.blogspot.com/ ilk sayfasından eski bloga yönlendim ve 
http://enschedehavadisleri.blogspot.com/

İkisi de bitti.
Sayfanın siyah, yazının fosforlu yeşil olması gözlerimi kana buladı ama takibe aldım. Son iki senede gelen bir bıkkınlık var ancak Deniz hanım toparlar diye umuyorum.


Daha öncesinde:
http://www.kafdagininardindan.com/
http://minoshka.blogspot.com/
http://yolunneresindeyim.blogspot.com/
http://aylagingunlugu.blogspot.com/
http://london-istanbul.blogspot.com/ (devamını çok merak ediyorum)
http://polente.blogspot.com/
http://bikot-bitisort.blogspot.com/
http://www.denizbaran.net/
http://wearingittoday.blogspot.com/
http://adiaryoflovely.blogspot.com/
http://doorstepping.blogspot.com/
http://fashionhousebyzeto.blogspot.com/

Moda bloglarının temel taşlarının blogları da var, ama yazmaya gerek var mı bilmiyorum. Anti'sini yaratacak kadar çok okudum çünkü. Bugün hatta, bu moda bloglarından birinde, sırtındaki siyah-altın rengi elbisesinin deliğinden sütyeni görünen bir ecnebi kızımıza yorum yazdım.


"bebeğim çok güzel bu kıyafet ama sırtından sütyenin görüküyor, hem de beyaz!!1"


o kadar iltifatın arasında şaşırmanın ötesine geçecektir hanım kızımız. london da olsa orası, olmamış.


Eskiden takip ettiklerim var, onları yazmayacağım.


Şu "sobeleme" ve "mimleme" işine girmeyi hiiiç düşünmüyorum. Sakın bana böyle şeylerle gelmeyin. Benim bu dağ başında, erkek egemen bir ortamda (hoş karı kız olsa ne yazar - var zira iki-üç tane de...) konuşcak kimsem yok, yazayım geçeyim istiyorum. Belki bir gün bir şehir merkezine veya Bay Kuş ile yurtdışına yerleşiriz, o zaman düşünürüm.


Şu hatunun hayatına döneyim de, sıyrılayım kendi dünyamdan.

Olamaz! Olmamalı! | Kasap Maydanozu Ödülleri - Adaylar 3

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25251674/



Erzurum’da Kış Oyunları’na ev sahipliği yapan kayak tesisinde 70 milyon liralık atlama kulesi arızalanınca Dünya Kupası yarışları iptal edildi.



Akşam gazetesinde yer alan habere göre; kayak tesisinin 70 milyona mal olan atlama kulelelerinde yaşanan arıza krize yol açtı. 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleşmesi beklenen “Kayakla Atlama Yaz Dünya Kupası” yarışları iptal oldu.


2005 Universiade İzmir'de Halka İlişkiler Komisyonu'nda görev almıştım. Hayatımın en kötü günlerinden en harika günlerine geçtim ben o Yaz Oyunları esnasında. [bunu detaylıca analtayım bir ara] İzmir'in gururu olmanın yanı sıra benim için bu nedenle özel bir yeri vardır.


Erzurum da, babamın görevi nedeniyle gittiği, annemle babamın benim tohumumu attıkları ve annemin beni doğurduğu şehirdir. 31 sene sonra (yani geçen sene) 2 kere gittim. Birinde de annemi ve kardeşimi götürmüştüm. Bu da kanıtı! 


"Tüm bunların ışığında" ikisi de benim için çok önemli.


Universiade başarısından sonra "Kayakla Atlama Yaz Dünya Kupası" ve diğer spor organizasyonlarının kapısı açılmış ancak giderilmeyen arızalar nedeniyle iptal edilmiş.


Ne ayıp! 


İddiaya göre de "Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü yetkilileri" defalarca uyarılmış. Aksi ispat edilene kadar, tüm bu yetkilileri kasap vitrinindeki kesik hayvanların popolarına yerleştirilen maydanoz ödülüne aday ilan ediyorum.


Hemşerim, naptınız ya?! Gardaşlar!!!!111


Sufle - Aslı E. Perker

Aslı E. Perker - Sufle




O kadar beğenmedim ki, bitiremedim bile.
O yüzden bu postun etiketi okuduklarımdan ziyade, "okuyamadıklarım" olacak. 


Zorlama, yapmacık vb geldi. Daha önceki kitaplar için yarattığım vakti buna yaratamadım. Yemek yapmayı sevdiğini ve hatta yemek programı yapmak istediğini bildiğim için mi acaba? Bir amaç için adım gibi geldi. İfade edemiyorum tam olarak ama sevmedim.


Malzemeleri alıp bir gün Bay Kuş'a istediği sufleyi pişireyim ama. Uzun zaman oldu "bilmiyorum ama sen istersen yaparım" diyeli.

Akadam bana Hakan Günday'ın AZ'ını verdi. Çok yoğun ve ilgi çekici şimdilik. 



Kahvaltı

Dün, işten 15 dakika erken çıktım. Seferberlik emri almış gibi de evi temizledim.
Evi süpürmek, silmek, çamaşırları makinadan çıkartıp, kurutucuya atılacakları atmak ve asılacakları asmak, biriken çamaşırlardan tişört olanları ütülemek ve katlamak tam 1 saat sürdü!


Fab_Woman oldum.


Ama inanamayanlar için itiraf edeyim, ev ~110metre kare ancak 2 yatak, 2 koltuk, 1 kilim var evde. Dolayısıyla işten bile sayılmaz. Hatta kuruntuymuş, su pislenmedi bile.


Sonra Bırak'lara gittik. Karısı Kurabiye_Kırtasiye [ikisi de uyuyor karar veremedim hangi adı versem diye?!] bize kahvaltı hazırlayacaktı ya, aman Allahım ben her sabah böyle yesem, tüm gün yemek yemem [keşke]. [sorun kilo değil, sabah kahvaltısı :) ]


Eskiden kahvaltı yapmadan evden çıkmayan ben, şimdi sabahları lojman yemekhanesinden Bay Kuş'un bana iki dilim ekmek getirmesini bekler oldum. Evde neden uğraşmıyorum bilemiyorum. Belki de ardımda bulaşık bırakmamak takıntısı olabilir.


Akşam onca yemeğin ardından, dün attığım adımların heba olduğunu düşündüm, çünkü dün yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm ama aslında arkama dönüp baksaydım gittiğim yolun bir arpa boyu bile olmadığını görebilirdim. Bir pedometrem olsaydı dedim ama. Çünkü sahada yürüdüm, yemeğe yürüyerek gittim, Bırak'ların evinde de yürüyerek [arabayı park ettiğim yere kadar] gittim geldim. ahreuhrseurh


Çok acıklı aslında.


Neyse, akşam döndüğümde de, çamaşır odasının ampülü patlak [ve belki de ampül bile yok hmmm] olduğu için karanlıkta yapabileceğim tüm ütüleri yaptım, geriye sadece keten gömlekler kaldı. Ütü masasını taşımayı düşünmedim bile, çünkü farklı bir kafası ve keyfi vardı.


Bu nedenledir kiiii, kendimi işe yaramış hissettiğim için gece güzel uyudum. Bay Kuş bugün izinli, aç kalabilirim diye de geçen gün aldığım probiyotik yoğurdumlan grissinilerimi yedim, güne hazırım. Artık konteynırım önüne sandalye atıp, saçlarımı kurutabilirim, zira burnum da akıyor.


Bugün içimden bir ses şarjörümün geleceğini söylüyor. Hımmm :)


Ben yine bir el atayım da bir önceki gibi sorunla karşılaşma endişesi ile diğer siparişlerimi de takibe alayım.

Sunday, September 18, 2011

Gittik

Gittik. Gördük tekrar.
Akadam gelmeyince makinasını bıraktı ancak Canon'a alışık değilim, meğer ayarları daha da kolaymış. Kız makinasıymış Canon!! 


Yemeğimizi yedik, BİM'e gittik. 


Döndük. Dönüşte Bay Kuş'un omzunda uyumuşum.


Artık yorucu olmaya başladı bu sosyallik. Akşama da Brk'ların evine kahvaltıya gidiyoruz!?


Sabah kurutucuyu açtığımda içinde bir hafta önceden atılmış çarşafları görünce utandım. Havluları kurutucuya, bir posta da renkliyi çamşır makinasına attım çıktım.


Kaş tatilimi uzatabilmek için bugün de çalışıyorum. Mesai peşinde değilim.


Evde olsam da aynı burada da aynı. En azından bugün bir görevim var. Arasalar da bitse artık.


Cumartesi Ank, Pazar Kaş ama hala bir hazırlığımız yok. En azından uçak biletlerini aldık, napalım, Kaputaş'a çeker arabayı uyuruz.


Aradılar. Gidiyorum.