Wednesday, November 28, 2012

Sorular ve Cevaplar

Blog bitiyor ama sorular vardır mutlaka. 

Benim sürekli gördüğüm bir rüya vardı küçükken. Bir konveyör hattından geçen pürüzsüz, kusursuz bir halı, kumaş ya da; desensiz. Ben o kusursuzluğa parmağımı sokardım. Bozulurdu, belt drift olurdu, hahaha. Konveyör bantlarını özellikle severim ben, ilginçtir ki.
Sonra o rüyadan hemen diğerine, bir Türk halısı kocamanken, perspektifle birlikte minicik olurdu ve ben ter içinde uyanırdım. Hastalık rüyamdı o benim.
Ama hayatım boyunca her şey tamamlansın istedim. 

Mesela, evden taşınırken haydarlarımı unutmamalıydım. İlçede ya da Doğu'da hiç ihtiyacım olmadı ama Ankara'da olacak. Arabada bir ahşap sopa, bir de YG kablosu parçası olsa iyi olur, değil mi? Bir de biber gazı!! hırr hırr

Gül adlı sirkemi bıraktım. Alsam mı bıraksam mı bilemedim. Sabah aklıma gelmedi, kaldı orada. Sineklenecek, o zamana kadar eve birisi taşınırsa belki sineklenmeden atar. Ah Gül'üm vah Gül'üm.

Hastalıklarım; kıkırdaklarımın ağrısı kilo verince geçti. Artık biliyorum ki, 59 üzerine çıkmamalıyım. 

Bay Kuş ilçede çalışmaya ve yaşamaya devam ediyor. Ayrılmadık, hayır. Beni başkente getirdi, sonra uçarak geri döndü. 

Benim burada yapacaklarım bu hafta kesinleşecek. Sonra da sanal günlük tutar mıyım, tutmaz mıyım belli olur. İzmir'e gelmek istiyorum. Balkonda yenecek yemek, Kızlarağası'nda içilecek kahvem var!

Nazar boncukları için sözümü tutacağım. Adresleri bekliyorum.

İlçe bana büyük şehirlerden daha güvenli gelmiştir. Dikili'de geldiğimde, arka büyük caddenin gürültüsünden uyuyamamıştım. Yine ilçeden gelmiş olmanın çırpınışları ile, yüksek topuklu pabuçlar, etekler, elbiseler ve hatta saç boyatmalara kadar gitmiş, kendimi "elit ofis personeli" olarak etiketlemiştim.

Şimdi o güvensizlik biraz daha az. Şehri biliyorum bu sefer, hala sevmesem de.

İlçedeki pahallılık burada da var, belki burası daha ucuz. İlçede kaldığım evin kirası 1000TLyi buluyordu piyasada. Ank'daki daha ucuz :/

Araç yıkatma 20tl! Burada eminim 15tldir. Öğreneceğiz. Bakkaldan ekmek aldığım olurdu nadiren, burada sanmam :) Unuturum yine ekmek kaç para! Ah kapitalizm sana boyun eğmeye geldim erehre.

Gelsin balıklar, gelsin yeşiller. Bu kız sağlığına kavuşacak, gezmeye devam edecek.

Başka sorunuz olursa sorun çok kişisel değilse cevaplarım. Ara ara girerim buraya ben. 

1Q84

1318 sayfa bitti. Alın illa ki okuyun, ölümü yiyin demiyeceğim. İsterseniz okuyun elbet. 
Ben ingilizcesini okudum. O silah patlamıyor Chekhov. Tıpkı bu blog gibi.
Ama ayrı bir post yapıcam, yarım kalanlara dair.

Dönüş

Kaç gündür stres. Ama bir o kadar da yemek! En son Muhocanlara gittik. Eşyalar nihayet toparlandı. 15 koli; büyüklü küçüklü. 
Ertesi sabah erkenden kalktık. Geceden yerleştirdiklerimizin yanına sabahkileri de ekledik. 07:15te yola çıktık.











Yolda çakma annemden aldığımız kahvaltılık börekleri yedik. Çok soğuktu. Öğlen de klasik Lezzetçi'de yedik. Tavuk fotosu oradan. Sonra ben geçtim direksiyona, giderken çektim fotoğraf. Ama blog para istiyor, inadımdan yüklemiyorum.
BK uyumaya başlayınca, 160a kadar çıkmışım. Ankara'da 24 plaka ve asker kızı olunca 25 doğum yerim, acaba neler olur diye düşünüyordum.
Yozgat'tan sonra tam sollama yaparken arkadan gelen bir BehzatÇe arabası selektör yapıyor. Üzerinde de tepe lambası. Ama yanmıyordu o lamba, belli ki bozulmuş. Çok sık bozuluyorlar zaten. Sonra tam yanımdan geçerken ön camdan telsiz gördüm, sağa çek manasında.
Durdum. BK çıktı araçtan, can hıraş iki nefes sigara içmek istiyordu eminim. Telsizli olan kimliğini gösterdi BK'a dışarıda. Ben içeride ehliyet ruhsat arıyorum.
Sorular soruldu. Ben radar diye düşünürken, "bagaja bakabilir miyiz beraber?" deyince indim araçtan. Açtım bagajı. Çok kıymetli borcamlarım kutusunda, bir sürü ıvır zıvır, ikea şifoniyerim.
Adamlar sorular sormaya devam ediyor. "Aynı iş yerinde misiniz?" deyince, "hayır, istifa ettim, ev taşıyorum ben". "Ankara'ya mı gidiyorsunuz?" "Orada oturuyorum ben zaten". Baktılar bişi yok.
Benim araç modeli üzerinde çalışıyorlarmış.
Bilgi vermediler, o hızla basıp gittiler. BK sigarasını bitirdi. Hava tam kararmadan Ank'ya vardık.

Geldiğim akşam 19:15 gibi uyudum. Sabah geç kalktım. Öğlen tekrar uyudum. Bir nekahat halindeyim sanırım.

Biraz kendime geleyim, şu hiç sevmediğim Ankara'da yaşamaya başlayacağım. 

Bu kente gelince hayat bana saçma geliyor. Araçtan eşya taşırken, bakkalda alışveriş yapan bir kadın ve ufak kızını görünce, nefret ettim büyük şehirdeki hayat gailesinden. İlçede öyle bir şey görmedim ben. Çocuk gider bakkala. Ne bileyim tuhaf.

İlçe şehir karşılaştırması yapmak istiyorum bir ara. Sonra da tasımı tarağımı buraya bırakır giderim. Yazdıklarımı silecek değilim. Kalsın. 
Ama buraya yazı eklemeyi düşünmüyorum. 

Sunday, November 25, 2012

Haftalık Rapor 4

Geçen hafta yoğun geçti. Artık unutmak üzere olduğum Abseiling faaliyetimi hatırlatan bir eğitim aldım. İple indim yine tanklardan. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Öyle hamlamışım ki, dün akşam 20:45te yattım ve hiç olmadığı gibi deliksiz uyudum.

Dün akşam evde kahvaltı hazırladım. Bay Kurabiye, BK ve ben yedik. O yorgunlukla böyle bir faaliyetin altından kalkınca, "işleyen demir ışıldar" dedim elbet.

Fermina'anımın kartı geldi. O gelmeden şehirdeki toplama merkezinden aradılar, "J hanım bir kart geldi sizin adınıza ama kimden okuyamadık" dediler. Bir J harfi deyince aklıma LGBG geldi, ABD'den. Bir de kime ne gelirse kaydettikleri için, isim lazım. "Uydurun o zaman" dedim. Ama gönderen kim yazdılar göremedim.

Ben iyileşemedim hala. Öksürmekten boğazım acır hale geldim. Ama artık bu sebzesizlik sona eriyor.

Son bir kaç vakittir düşündüğüm şeyi gerçekleştirdim ve ilçe hayatımı sonlandırıyorum. BK ile eşya topladık tüm gün. Hala ev darmadağın, sanki senelerce oturacakmışım gibi eşya biriktirmişim. Koca bir kutu kitap var mesela. Kaybolduk eşyalar arasında. Bir de kendi evim olsaydı, kendi eşyalarım, hiç gelemeyecektim demek. Allah biliyor da, beni sürekli taşındırıyor. Yoksa ev aslında çöp ev olacak. Hiç birini de atamıyorsun!

Bu akşamüstü de vedalaşmaya Pingen'e gittik. Kuzineleri varmış :/ Allahım o ne güzel bir sıcak. 40 mevlüdü varmış öğlen. Rahmetlinin pilavını yedik. Harika idi. Kuzinede pişmiş patates, üzerine keçi terayağı. Bir de aşure!! Off. Son vakitlerde verdiğim kilolardan birazını geri almışımdır. 

Neticede buradaki hayatım da sona erdiğine göre, üstüne gugıl benden foto yüklemek için para da isteyince, burayı kapatırım diyorum. Yeni bir adreste yeni yaşama! Offf so lame!

Bugün hava o kadar netmiş ki, Benjamin'i unuttuğuma pişman oldum. Kurabiye Beyin telefonu ile çektim ama nasıl çıktılar bilemiyorum. O gönderene kadar bu postta görsel olmayacak.

Ankara'ya gidiş yolunda çekeceklerim olursa yayınlarım diyorum. 

2000lik yapbozun kayıp parçası geldi! Bugün parçayı yerine koyayım derken, köşeyi bozdum. Tam da evden çıkacaktık, bıraktım. 

Yarın sahibine teslim etmeye gideceğiz. 

Eğer şu işleri bitirebilirsek, sevgilim beni dere kenarına indirecek ve vakit geçirip, dal çalı çırpı toplayacağım. İlçede bulamadığım akrilik boyayı Ankara'da alıp, boyamaya başlarım. 

Artık ben de sizler gibi suşi, yeşillik, pizza, hamburger vb canımın istediğini yiyebilecek, "off bunu giymiyim şimdi" demiyeceğim. 

Özgürlüğüm ben geri geliyorum. Burada özleyeceklerim, sevgilim, Fırat ve gece net görünen Samanyolu olacak.

Thursday, November 22, 2012

Misafirlik

Misafir ağırlamak ne zormuş! Şikayet değil bu, bilinmeyene yorum.

Dün evde 8,5 kişiydik. :/ Evim bir insan evi yerine öğrenci evi gibi olduğu için, çay bardağı, çay kaşığı, çatal! eksik sayıdaymış. Görmüş oldum. Bir de, sanırım 4 tane aynı tabaktan yok! Olsun, kendi evim olsaydı böyle olmazdı.

Kötü olmadı paçanga böreğim ile mantarlı kolay böreğim. Yufkadan yaptım. Beğendiklerini söylediler. 

Şu an çok yorgunum. Benim bedenim üst üste faaliyetleri kaldıramıyor. Ama bu akşam da birisini misafir etmem gerekiyor. Sonra yatcam kalkcam, yatcam kalkcam anneme gitçem!!!

Dünkü telaşeden fotoğraf çekemedim, o yüzden sahada çektiklerimi sunuyorum size.

Bunların neden hiç fotoğrafı olmaz. Hep pastel renklerde tabak, çanak, kağıt, süs.

Bunlar olmasa tüm onlar olmayacaktı. "Alet işler, el övünür"
Şimdi ayağa kalkıp saygı duruşunda bulunuyoruz.

Wednesday, November 21, 2012

Kırdan Güvece

Bana nefret söylemlerinizi aktarmaya başlamadan evvel, avı anlatayım. O gece 3 saat kadar dolandıktan sonra dönüş yolunda önlerine tavşan çıkmış. Durmuş öyle. Arabadan inip vurmuş avcı da. Sonra temizlendi.
Bu tavşanlar şirin mi şirin dilek tavşanı değil, hatırlatırım. Kulağından tutunca yerden belime kadar gelen kır tavşanlarından.
Ben yemem bir de, sevmiyorum. 

Uzun zamandır kendisine yer vermediğimiz Mümin bey koşarak geldi, pişirdi. Tarifi de internetten indirmiş, ki kendisi keyif aşçısıdır. Ben tarif aratmışım çok mu?!

Akşam Kurabiyegillerde buluştuk. Artık aramızda olmayan Akmarın yerine Sırmalıbey, Kurabiyegiller, biz ve Mümin bey.
Allam en az 1,5 saat pişmesi gerekiyormuş, aynı anda yenecek! Ama benim açlık kan şekerim düşük. Dayanamam. Bana önceden çorba geldi, yedim. 
Sonra zaman geçtikçe, diğerleri de döküldüler, servis edilen çorba sayısı çoğaldı.

Bay Kuş bey ile bana özel sucuk pişti. Pilavdı, salataydı doyduk elbet.
TVde SarıKlip vakti diye bir program görür, hiç açmazdım. O kalabalık ve gürültü arasında zaplarken, ZekiMüren'i görende, gelsin MetinMilliler, gitsin EmelErdal, hatta gitmesin neon gömlek ve taytları ile havuza girip çıksınlar ani hareketlerle. ErolEvgin potborisi! Beni 90lara gömsünler.
Ah keyiflendim elbette seyrederken. Yüzüm gülüyordu ayol. 
Belki de öğlen yenen çikolatanın geç etkisidir.

Her zamanki gibi bağrış çağrış konuşmalar, yüksek sesle TV, Junior Kurabiye'nin bize Kinect şovu, arada çocuğu iterek benim de oynamamla gece sona erdi.

Bu akşam da bizdeyiz bakalım. Erken çıkabilsem, börek, kısır falan yapıcam. Bir aksilik olmaz umarım. 

Tuesday, November 20, 2012

Bugün Ne Giydim | What I Wore Today


Gömlek erkek reyonundan. Ama tam geldi. 

Kaçmak







Baktık herkes ben gibi.

Çikolata alalım diye kasabaya indik. BK'un iki kapılı arabasına 5 kişi bindik. Ben hariç hepsi iri. Ben kullandım bu durumda. 

Aldık çikolataları. Benim ilk yolumdan döndük. Nehir kenarında da yedik. Baktık ki, şirkete 40 dakika geçirmişiz, topukladık işe geldik.

Dere kenarında çalı çırpı topladım. Etsy'de 13 tanesini 21 dolara satıyorlar.

Bir heves geldi bana, boyayım istiyorum. Boya almam lazım. Bu beni biraz oyalar, mutlu eder sanki. Umarım. 

Fotoları arkadaşlardan birinin ayfonu ile çektim. Gözüm görerek çekmedim. Benjamin odasındaydı. Fena çıkmamış sanki.

41 hakkında

Sevgili Takipçiler,

Şu an takipçi sayım 41 görünse de, maalesef değil.
Hatırlarsanız, kendi kendimi de eklemiştim. Dolayısı ile hala 40sınız. 

Esahruhesaure

Nazar boncuğu da, hala araştırılıyor. Sarılı nazar boncuğu piyasada yok :/
Görsel:http://www.trekearth.com/gallery/Middle_East/Turkey/Aegean/Izmir/Izmir/photo871392.htm 
Bu da demek ki, almaya İzmir'e gitmeli. Gitmeli mi?



Nehir


Sunday, November 18, 2012

Haftalık Rapor 3

İhmal etmedim, tam hazırlanıyordum.

Bu hafta, Tncl Ovck Jndrm'yı aradım bir iş için. 4 kez aktarıldıktan sonra Komtan ile görüştüm. "Bir faaliyetteyiz şimdi sonra arayın" dediğinde özür dileyerek kapattım. Meğer 25 kişi ile ilgileniyorlarmış o anda.

Cuma gecesi evde otururken aniden bademciklerim acımağa başladı. Ne oluyor derken, bütün gece terledim. Bademciklerim ayağım kadar oldu. Ertesi gün işe gitmedim. Ancak doktora görünmek için öğleden önce gittim mecburen. Yine bir rapor ve bu sefer antibiotik. Dün tüm gün yattım. Hasta olmaktan bıktım. Haftaya anneme gidip, ıspanak, pırasa, kabak, bamya ne varsa yeşil yiyeceğim. Dereotlu yumurtayı da deneyin derim. Anneeeaaağğğ!

Bugün sabah daha iyi olduğum için evi dip köşe temizledim (diş fırçası ile banyo temizlemek gibi), ütüleri bitirdim.

Ceren'in yazısı ile ben de artık yemek yapmadığımı fark ettim. Kurabiye yapmak için dışarı çıkardığım yumurtaları attım ama margarin hala duruyor yumuşak yumuşak.
Onun yerine BK baktı bana bu hafta. 

Etrafı temizlerken tezgahta duran elmaları da görünce, evde kilolarca sirke olmasına rağmen, kendim yapmaya karar verdim. Adını da "Gül" koydum. Ad verilirmiş meğer, 40 gün sonra açıcam. Sineklere dayanabilecek miyim bakalım. Geçen sefer sinekler çıkınca balkona atmıştım sirkeliğimi.
İşte Gül;
Cüzdanımı arabanın çantasında buldum. 
İçinde piknik ve seyahat malzemeleri bulundurmak istediğim normal bir sırt çantası bu. Plastik tabak, çanak, bardak, peçete, örtü, altlık falan olacak. Ama hala arabaya koyamadım. Bahara kadar yolu var.

Yarın işe gideceğim. Höff.
Bu kadar çalışmadan yaşamanın bir yolu olmalı. 

Friday, November 16, 2012

Bu Sabah

 Pencereden gördüğüm. Tüm nehrin üzeri sis.
 Bu da uzun zamandır göstermek istediğim yeni kullanmaya başladığım yol. İlçenin içindeki bahçeler arasında. O bahçelerden birinde ev olsa, kiralayacağım.
Ya da sahibini bulup ev bile yaptırabiliriz diye düşünüyordum umutla.
Bahçe/tarlaya ev yapma izni askıya alındı ama şehirde. Höfff

 İlçeden sonraki iş yolunda durdum foto çektim. Ama hep kirleticiler vardı. Kestim, ince uzun yaptım fotoları.




Bilgisayarım yine çöktü. Tüm çabalarım, notlarım da gitti. Biir işi istemeyerek yapınca, böyle oluyor işte. Yine farklı bir bilgisayardayım. Hayat yine bana ızdırap.

Thursday, November 15, 2012

Küçük şehirde büyük hazineler!

Son şehir gezimde aldıklarım.
Evet, katlamalı ve o deri kılıf kemere geçebiliyor. Bu yaz çok tomboy, çok cool olucam. 
Vogue. İkisi de 100er para! 1979 falan tarihli. Garantisiz. Olsa ne fark eder, kırmıyorum ki ben. Kaybediyorum.
Bu da artık vedalaştığım ve yıllardır çekmecede tuttuğum Zippom. Bembeyaz. Dayıya hediye ettim. Mal varlıklarımın fotoğrafını çekeyim dedim. Çektim, elimden çıktı. 

Wednesday, November 14, 2012

SızlanmaĞa Geldim

Bu kızın niye sesi soluğu çıkmıyor?
Çünkü iş çok yoğun. Bir zaman gelecek hiç görüşemeyeceğiz. Ama yine de beni seviyor olacaksınız! ahaehrher Sevgili 39 adet takipçilerim!
Bugün değişik fotoğraflar çektim ama işten 1 saat geç çıkınca, ona vakit ayıramadım. O nedenle Kırmızı hanımın kulaklarını çınlatacak, üzerinde I need bear hugs Big Bear Hugs yazan pijamamın üzerine giydiğim, "Bloğumu Seviyolla" tişörtümü görsel olarak yerleştireyim dedim.

Şimdi sızlanabilirim. Ama gülüyor olacağım bunları yazarken. Sakın üzülmeyin yanlışlıkla. Siz de katılın, katıla katıla gülelim.

  • Duşta 2 gün önce kırılmış tırnağımı hatırlayıp, hemen kestim! 
  • En son Bay Kuş'un arabasını alıp şehre indiğim günden beri cüzdanım kayıp. Bulamıyorum. Bugün nihayet internetten kontrol edebildim. Çalınmamış. Yine diğer tüm malım mülküm gibi yer değiştirmiş, ben farkında değilim. Telefonlar güvende! (Bu sene en çok telefon, kemer ve cüzdan kaybettim. Telefonları buldum, yeşil kemerim yok cüzdanları da bununla birlikte hep geri almak istiyorum. Amin Bin) Ehliyetimi de lütfen.
  • Akşam arabayı kaybedebilirdim, unutmuşum çit dışına park ettiğimi. BK hatırlattı.
  • 1 hafta önce kurabiye yapmak için dışarı çıkardığım yumurtalar sanırım artık bozulmuşlardır. Onları atmak için içi boş duran çöp kutusuna büyük torba yerleştirmek yerine, öğrenci usülü sandalyeye torba asma işlemini gerçekleştirdim. Ama yumurtaları hala atmadım.
  • Nihayet yeni bir posta çamaşır yıkıyorum. Ütüler bekliyor yıkılıyorrr. (Benim en sevdiğim şey olan çamaşır yıkamak fiilini aksatmam, sistemde bir sorun olduğun gösterir. Troubleshooting)
  • İlaçları elbette unutuyorum. B vit kompleksi alsam, onu da içmeyi unutacağım. Arada kıkırdak ilacımı unutuyorum. Kıkırdamaya başladıklarında, ağrı da gelince, kalkıp içiyorum artık.
  • Annemle günler sonra bugün tuvalette iken konuştum.
  • Banka işlerimi aksattım. Hala yapmam gerekenler var. Maaşı alamıcam ya bu gidişle!
  • Aramaya söz verdiğim hasta bir arkadaşımı hala arayamadım. Neyse ki bana katlanabiliyor. 
  • 2 aydır adres toplayıp, bişiler göndermem gerekiyordu. Hala yapmadım.
  • Diğerlerini hatırlamayacak kadar kafam şiş.

Bunları yazarken yapsana derseniz de, bir yandan yapıyorum zaten. O nedenle sayfa 1 saatten fazladır açık.

eheheh

Tuesday, November 13, 2012

Çikolata

Hiç bir sıkıntım yok ki, çikolata ile geçmesin. Ayrıca o kahve fincanını kolye yaparım ki ben.
Paylaşmayabilirim bunu. Bu paylaştıkça çoğalan bir şey değil. Üzgünüm.

Friday, November 9, 2012

Haftalık Rapor 2


Yine biriktim.
İnternetten kapıda ödeme seçenekli battaniyemi teslim aldım. Bu boya bu fiyat ve gelen de iyi çıkınca çok sevindim.

Sümükyiyen burada. Bazen sandalyeden kalkamıyorum. Ama gidecek yakında. Heyss!

Kediligillere gittik. BK'un alerjisi ayyuka çıktı. Sevgilim beyin kediye alerjisi var. Çok sevindim. aehrsehre 
Köpeğe varsa yandık :/

Ex Libris'imi yaptırıyorum Amerikalarda. Benimki bitmek üzere, BK'unkini bekliyoruz.

Bu hafta tam gün çalıştım :/ :P

İstek listeme de tam şimdi şunu ekliyorum:

http://en.wikipedia.org/wiki/Citro%C3%ABn_M%C3%A9hari 


Tuesday, November 6, 2012

Gevezelik

Ben çok konuşan biri olmadığımı düşünürüm. Hatta teyit için Bay Kuşuma sorarım, o da aynı fikirde olduğunu söyler.

Bir de benim hani alışkanlıklarım falan hep bedenimin talepleri yönündedir ya; çay içmez, kahve içmez, yakın zamanlarda alkol istese de içemez.

Bugün bir şey daha keşfettim. Ben çok konuşunca karnımda gaz oluyor çok. ahehrasrerhe

Bedenim benim beynimi ele geçirmiş. Sonra düşündüm. Karnımın böyle davul gibi gerildiği zamanlar benim çok gülüp, konuştuğum zamanlar.

Tığ gibi görüKmeliyim. TIP!

mıhmımhıhımhımmhmhm

Monday, November 5, 2012

Pus

Sabah evden çıkınca nehrin üzerini sisli gördüm ve işe nehir kenarından gitmeye karar verdim. İlk gördüğüm manzarayı çekemedim çünkü önünde insanlar vardı :/

Gördüklerimi en iyi şekilde çekmeye çalıştım ancak bu kadar oldu.





 Bir de bazılarını çekmek için şirket arazisine tepe lambasız girdim. Bakalım kim rapor edecek beni?!

Sunday, November 4, 2012

Bedenim planlarıma karşı çıkıyor!!!

Servis sabah 8:30a randevu verdi ama 9:30da gelebilirsiniz demişti. Ben böyle şeyler yapamıyorum, bana bunu demeyin!! 08:45te oradaydım. Bıraktım aracı GazeteciBey ile buluşmak üzere şehre doğru yürüdüm. Yolda bir balıkçı gördüm. Hem satıyor, hem pişiriyor. Hmmmm. 

Aracı sürerken sürekli fotoğraf çektim. Sürekli. Şehre yaklaştığımda önümdeki dolmuş şoförü bana yol verince, anladım ki benden korkmuş. Çünkü araç sürekli şerit değiştiriyor elbette. 
Hahahaha

 Trenle karşılaşınca yine durmadım tabi. Bizim burlarda bu noktadan 20km sonra hep bu trenleri patlatıyorlar eğer üzerinde "asgari" mühimmat varsa. 
Belki aynı yerde yine patlatırlar, belki üzerime şarapnel gelir falan diye düşünmeme rağmen, tren ile bir yandan da yarıştım. Ama istasyonda durdu maalesef. Ve ben kazandım!!!!



 Sonra sağa geçti tabi.
 Baktım aracı baya bir gezdiriyorum, bıraktım foto çekmeyi bir süre sonra.
 İşte sonbahar ve Koala Bey.
 Hızımı kesen kızlar. Meeee!

 Alttakini durup çektim yeminlen.
Şehirde GB ile buluştuk. Kırmızı gözlüğüm kaybolunca BK'a verdiğim metal çerçeveli gözlükleri geri almıştım. Bir de iddiaya girince BK kaybedince, bana gözlük almak zorundaydı. Gözlükçüye gittik.
İçeri girdiğimiz saniyeden itibaren GB şikayet etmeye başladı. Ben 5 gözlük denedim. Hala şikayet ediyordu. İstediğim modeli diğer dükkandan getireceklermiş, GB kapıdan çıkıp gidince söylene söylene ben de arkasından gittim. Diğer bir esnafın yanına gittik. Hala söyleniyor. "Almıcan gözlük oradan." dedi bana. Bu şehrin esnaflarını kötülemeye devam etti. "Tamam" dedim, napayım!! 

Sonra almadık gözlük, heveslerini kursaklarında bıraktık çıktık. Vakit çok. Benim bir pabuççum var. Ona gittik. Aşağıdakini beğendim ama nubuk :/
Tepe tepe kullanabileceğim kahve bir pabuca ihtiyacım var! Karar veremedim ama hayatıma kısa botlarla devam etme kararı aldım artık.

 Yukarıdan ördek ayağı gibi görünüyor :/
 Alışverişe devam ettik ama almadık tabi. Baktık baktık çıktık.
Bir dericiye girdik. Orada dana postu gördüm. 650 dedi. BK'u aramasaydım alıp çıkmıştım. "Piyasada 1750 TL" deyince kıllandım. BK baktı internetlere. 450TLmiş. 
Diğer bir sürü yere girdik çıktık. Bu şehrin esnafları hakikaten kötü.
Elektrikli bisiklet gördüm. Alabilirim!! 
ATV almayı düşünüyordum, şu an bisiklet nedeniyle kararsızım. 

Başka bir gözlükçüye girdik. Sahibi Dede'ymiş. Beni düğüne çağırdılar bugün için Cemevi'ne ama akşam dönmem gerekiyordu. Malum RakıGecesi. Yoksa kalırdım. O gözlükçüde depremden önceki malları satışa çıkarmışlar. 1979 senesinin Vogue ile Persol gözlüğünü 100er paraya aldım!!
Persol'un bir de deri bir kabı var ki kemere takılabilen, onları whitebox ile çekeceğim. Harika bir alışveriş oldu! Şu an 2 gözlüğüm var. Artık bir hipsterım!! 

Sonra yemek yedik. Gördüğüm balıkçıda hamsi!
Sonra da şehrin meşhur sodalı ve kükürtlü suyunun olduğu yere gittik.
Aşağıdaki fotodakiler kaka değil hayır. Burası kükürt havuzu. 50cm derinlikte. Biz bir kenardaki basamaklı yere gidiyoruz. Orası aynı anda kaynak.
 Bagajda benzin istasyonlarından birinin verdiği havlular vardı. En büyük keyfimiz, ayaklarımızı soktuk suya.
Kükürtlü suya bayılıyorum :/
Yolda bidon da almıştık. Doldurduk suyu! Bagaja attık. Sonra dolaşmaya devam ettik o mesire yerinde. 
Bir kenarda temiz su şişesi bulduk 5ltlik. Ona da el koyduk. Doldurduk. 

 Her tarafın sivri sinek olduğunu ve her zaman olduğu gibi bıyık bölgemden ısırıldığımı söyleyeyim. Her seferinde!!
 Birazdan arkadaki tepeye gideceğiz. Orası bir tümülüs. Çukur olan bu ovada tarihi bir yer. 
Aşağıdaki söğüt dalı Ceren Hanım. Hala yeşil.
 Roma hamamı gibi, bizim girdiğimiz kükürtlü havuzdan farklı bir yer. İlk defa gördüm. Çok güzelmiş meğer.
 Kükürt ve basamaktaki baloncuklar. 
 Kükürt görünce hiç durmam. Her yerimi yıkarım!

 Sonra ayrılık oradan. Tepeye gittik.

 Altın adlı tepeye giden yolun üzerindeki domates bahçesi. 
 Tepe elbette kilitli. Ama biz yine kapının üzerinden atladık. 
Tabanı mozaik kaplı kilise ayrı bir şekilde korunuyor. Kapısı kilitli. Ama biz tellerin arkasından baktık.
Muhteşemmm!

 Evet, şehirde müze varmış :/
Bilmiyordum.


 Dönerken, basamaklarda yürüyemediğimi fark ettim. Pabuçların altına yapışan bu şeylere Dadaşotu denirmiş. Altını taşa sürttüre sürttüre çıktı. Yine kapıdan atladık. 
 Domateslerden göz hakkımızı alalım dedik. Oracıkta yedik. Biraz pis oldu ama sildim arabanın kapılarını. eheheh
 Ve birden midem ağrımaya başladı. Dönüşte meşhur bağlarına girdik şehrin.
GB yanlış yere soktu beni. Daracık yolda, karşıdan bir kadın geliyordu. Başında tül var. Kolları yarım açık. Sıvamış. Bizi görünce el arabasını durdurup, içindeki çuval gibi bezi alıp, kafasını gözünü örttü. Meğer dünyanın en yobaz ilçesindeymiş bu bağlar. Seneler önce ilçe içindeki dere kenarında pikniğe gelen albay ile ailesini kolları açık diye taşlamışlar.

Biz de kadına yol sorduk!! Suratımıza bakmadan, örtüsü burnuna kadar gözleri görünmüyor, kafası başka yöne bakar halde bizimle konuştu. Ama yanlış bilgi verdi tabi.
Yol kenarındaki kanala düşürüyordum arabayı fikirsizler yüzünden. Daracık yolda, el arabasını öylesine bırakıvermişler.
Kaçtık artık.

Dönüşte, midemin ağrısından, arabada her iki sudan da olmasına rağmen bir daha durduk. Ben sodalı sudan içtim tekrar. Aşağıda ardını kapatarak su içenin ben olduğumu da yeni gördüm. Böyle insanlar şişelerle gelip, sodalı sudan dolduruyorlar. Tadı güzel.
 Sonra saate baktık,15:00 olmuş artık!! 2 saat sonra hava kararacak! Karanlıkta gitmek istemiyorum artık. Eskiden dolunayda döndüğümüz ve hatta farları kapattığımız bile olurdu. Ancak son yol patlatmasından sonra karanlıkta araç sürmüyoruz ilçe-şehir arası.
Artık mutfak alışverişi yapmadan döndüm. Yolda sürekli midem bulandı. Evde daha kötü oldum. 
Yolda bidonlardan sürekli su sesi geliyordu Çalkalanıyor diye. Bir ara kesildi ses. Herhalde su akıyor diye düşündüm ancak durup  bakmadım.
Bidonları çıkarayım diye bakınca bir gördüm ki, suyun bir kısmı dökülmüş!!! Havlular sırılsıklam. Başka şeyler de. Çok bir zararım yok. Neyse ki, bagaj havuzum var. Eğer yanılmadıysam, su döşemeye gelmemiş. Geldiyse uzun bir süre araba kokacak demektir!!! 
Göreceğiz.

Akşam geceyi düzenleyen kişi olarak gitmemek olmazdı. BK ile kısır yaptık. 
 Dönüş yolu daha güzel, değil mi?


 Nane limon kaynattım. 
Midem ağzımda gittik mekana. Şirketin bu işler için ayrılmış binası.
Sandığımızdan daha fazla mezemiz vardı. Masayı mumlarla güzelleştirdim. Güzel bir geceydi. Gitar getiren olmamış ama benim MüzeyyenSenar arşivim yeterli oldu.

En son rakı içmek istediğimde, Urfa'da yine midem kötü olmuştu. Artık bunu bedenimin bana direnişi olarak algılıyorum!!!! Ben sadece azcık bişiler yedim sohbete katıldım. Bir süre sonra midem düzeldi. Eski günlerdeki gibi güzel bir gece geçirdik. Sabah da geç kalktım, tembellik yapıyorum şimdi.