Tuesday, January 31, 2012

Savas Baslasin! This is Jardzy!!!

Bu aksam vaktinde geldiler. Belki gec bile denebilir ancak dunden kalanlari supurup, salata ve ERISTE yapmam gerekiyordu. Gelir gelmez de tvnin oldugu kucuk odaya gectiler. Gormedim bile yarisini gelenlerin.


Sebze yemeginden pek hoslanmayan Ayi Dayi her zamanki gibi bir kangal sucukla gelmis ac kalir endisesi ile. O bir yandan kendisine ayrilan tavada pisinirken, ben de bir turlu ayarini tutturamadigim eriste ile hasir nesirdim. Dunden hazirlanan yer elmasini cikarttim dolaptan. 


Gittim iceri yanlarina. Mumin beye kasitli olarak `isitiyor muyuz bu yemegi?` diye sordum. Malum ben Ege'de buyumus biriyim!! Yerinden sicradi, `olur mu oyle sey, mahvolur, sakin!!` Arkami donup, `cok gec` dedim, mutfaga dondum. Dunku sessizlik, sahte baris gosterileri bugunun firtinasina delaletmis!


Sonra yemekler hazirlaninca mutfaga geldiler. Herkes koy yumurtasi ile yapilmis sucuga yumuldu. Evde her daim birseyler eksik kaliyor, zira pazara gitmiyorum ya artik, sehre de inemedim kardan dolayi. Neyse Bay Kus bey ekmek almaya gitmisti. O da gelince, eristeyi de cikarinca, bakti tencereye Mumin bey, `olur mu boyle sey, ne bu ya? Beni neden cagirmadiniz? Ben yapardim. Su hale bak. Ben yemem ondan. Yok asla yemem`.
:|


Neden 35imde yemek yapmaya sardim ben ve bu kadar sene bekledim??? Dag tepe kariyer pesinde kostugum icin mi? Hayir, sifat, kariyer vs pesinde kosmadim ben. Paranin pesinde kosuyorum ehrehrhe. Neyse sulandirmayayim.


Eskiden, unv sonrasi heveslendigim yemeklerim agir elestirilere maruz kaldigi icin ve hatta bir gun korkunc sekilde menemen tarifi uzerine kavga ettigim icin yemek pisirmekten sogumus bir insanim. Yemegi yerken degil de, usuluyle, yedikten bir sure sonra bana yorum yapin, ama hakkaten usturuplu olsun. Suradan, tatmadan, koklamadan yapilacak bir yoruma bile acik degilim, oyle nefret ettim ben bu isten.


Kendimi yavas yavas sahalara dondurmeye calisiyor iken, `bu ne ya?` gibi bir tepki, beni yasamdan sogutur hani. Ben de savas actim, `bakalim kim yiycek sizin zeytinyaglinizi?!` diyerek burnum havada bozgun halde dolanirken, o, zeytinyagliya burun kivirip her defasinda kangal kangal sucuk getiren Ayi Dayi bile ikinci tabagi istemesin mi?!!!


Guzel yapmis ama simdi hakkini vermek lazim. Yarinin yemegini yapmaya vakit kalmadi onlar buradayken. Caydanlik da 5 kisiyi 2nci tura tasiyamadigi icin, bir cay ile gittiler buradan. Ben de bugun balkondan besledigimiz kopeklerle camdan konusarak, bir yandan besameli karistirip, bir yandan plan yaparak, geceyi sonlandirdim. O kadar ses kayboldu gitti. Bir tek firinin sesi var su an, bir de klavyenin. 


Sevgili Oya Hanim'in dedigi gibi `Bizde denir ki, "Mutfakta yemekle birlikte pişeceksin!" Yemekler pişer, her iş biter, etraf temizlenir ve öyle çıkılır mutfaktan`.


Ben de bir yandan firindaki karnibahari seyrediyorum. Her tarafi temizledim. Ayseyi yatarken calistiriyorum. (bulasik mak).

Yarina firinda besamel soslu karnibahar var. Bugunku telastan fotograf cekemedim. Yarina Mumin Bey benim yemegimi hakir gordugu icin mercimek corbasi yapacakmis. Hic bir seye karismayacagim icin cekerim bol bol!!

Boyle iste. Yemek pisse de, ben de camasirlarimla ilgilenebilsem. Sonra da birkac sayfa okuyup yatayim. Disarida tipi var. Artik isler tatil olmali!! Sokaktaki kopeklere verecek bir kartonum olsaydi bari. 
Pisti de, altini napcam?? Firinimin alti pisirmiyor ayol?!!!

Yeni yeni huylar!!

Dün, her zaman olduğu gibi, geç kaldık. Böyle yemek için toplanacağımızda mutlaka geç gelirler. Hava durumu da malum kötü olunca, ben de onlarla gidip geldiğim için, ben de geç kaldım.


6da herhalde başladık yemeği yapmaya. Ispanakları, ilk defa olmasına rağemn pek güzel yıkadım!


Bir yandan Mümin Bey bir yandan ben, tezgahı kapladık. O iki yemeği de pişirdi. Ben kenardan köşeden yardım ettim. Karışmadım pek, eline koz vermiyim diye.


Yeni huyumuz da bu, o akşamın yemeği ile birlikte bir sonraki akşamın yemeğini yapmak. Bu akşam da, yarının yemeği pişerken dün pişen yer elması, havuç, mantar, patatesli yemeği yiyeceğiz. Bu sefer tek başıma beşamel soslu karnabaharı yapacağım yarın için.
Bulgurlu Ispanak
Yer Elması
Ev pek şenlikli. 


Bu sefer Mümin Bey Amca ile tartışmadık hiç :/ Henüz sinir eşiğimize ulaşmadık sanırım, o yeni döndüğü için. ehehehe
Öğrenci evinden beter şirket evi!

Mümin Bey bir salata yaptı! Tuvalete gitme sayımı +1 artırdı. Avakado, ton balığı, iceberg marul, soğan, hıyar, kırmızı lahana. Güzeldi ama "tarzımız" değil.


Bu akşam daha kalabalık olacağız. Artık şu portakallı kahve likörümün tadına bakarlar diye umud ediyorum!

Monday, January 30, 2012

Yalancı İskender

Dün akşam, gün boyunca dinlenmiş olmanın keyfi ile yemek yaptım. Evde eğitim haftası kahvaltısından kalan pideler vardı, kıyma da aldık.


Pideleri küp küp kesip, hafif zeytinyağı ile kavurdum.
Bir yandan soğanlı sarımsaklı kıyma pişirdim.
Diğer yandan rendelediğim 3 domatesin içine zeytinyağı döküp, derin sos kabında pişirerek sos yaptım. 
Yoğurda da sarımsağı ekledim.


Bunları yaparken misafirler de benimle mutfaktaydı, kazalı Akmar'a sarımsakları dövdürdüm.


Sonra da en alta pideler, üzerine yoğurt, kıyma ve en son sos!


Ağır oluyor biraz ama güzeldi. Yedirdim çocukları, besledim. Bu akşam da evde ıspanak pişecek, pirinçli. Akşama tekrar misafir var!!! Yaşasın. Mümin bey gidince eve gelenimiz de olmuyor, neden bilmiyorum.


Yarının yemeklerini de Mümin Bey yapacak. Patatesli yer elması! Bir de zeytinyağlı mantar! Ouvv!


Evin bereketi geri gelsin. Tatlılar zaten günlerdir dolaptaydı. Bu akşam yine münakaşa ederiz Mümin Bey ile! Hem ben de böyle gerginken!!

Bir sevinç öznesi olarak KAR

Yea Abdula Gül bile Twitter'da kar coşkusunu yayınlamış, eh vakit benim de vaktimdir o zaman.


İşte bu iki hafta önce kapı önünde çılgınlar gibi kar kürediğimde çekilmiş bir fotoğraf. Hala kar yağıyor ama yollar açık, açık olmayan yerdeki karların hepsi buz. 


Dünkü güneşten kelli hava bugün çok soğuk. Unutmayın, kardan sonra güneş açarsa arkası ayazdır!


En son Moskova'da görmüştük bu durumu. Bir de buradan epey bir meteorolojik bilgi ediniyorum.


Bu fotoğrafı kıyafet postu yapayım:


Kot: BF jeans dediğim Chris'ten kalma, paçası klorak sevdam sonucu lekelenmesine rağmen umursamadığım kot
Kapşonlu: Haftalık olağan Balıkesir, Havran iş gezisi esnasında alıp da hala giydiğim içi astarlı hırka (2007)
Kürek: Güvenlik'e ait, ederi 45TL *ilçede*
Pabuç: Görünmüyor, muhtemelem sabit kahverengi botlarımdır

Geh Bili Bili Bili Geh

Ahhh!


Ejderha yılı bana girdi, kuyruğu dışarıda kıvrılıyor!!


Bir sıkıntı, bir tahammülsüzlük, gerginlik 23ünden beri, sonunda ağlama krizine de girdim de biraz rahatladım. H.sonu nispeten daha iyi geçti.


Kendimde fiziksel ve psikolojik bir ket yok. Araştırıyorum, tarıyorum, yok! Sonunda olayı Ejderağğ Yılı'na bağladım. Feng Shuicilere danıştım, henüz yanıt alamadım.


Bildiğiniz gibi horoz kolyesi aldım, bekliyorum. Ofisim güneybatıya bakıyor!! Kendimi kurtaracak bir umut arıyorum.
Neredeyse bir çinli ile FS malzemesi ticaretine girecek kadar para harcamak üzere olduğumda durdum. 


Özetle benim gibi Ejderha yılında doğmuş iseniz, en aşağı seviyede koruma için horoz kolyesi takın diyolla. Çünkü ejderha Grand Duke ile çakışıyormuş. Sevmiyorlarmış birbirlerini. Bir ipte iki cambaz oynamaz misali, sürekli bir çatışma.


Bir de Tai Sui bulabilsem, ruhsal olarak rahatlayacağım. İki hedefim suya düştü bu süre zarfında, böyle olumsuz etkilenecek ne yapıyorum ben yaa!!


Gel horozum gel. Güzel horozum. Ah Yeşil yeşimim.

Friday, January 27, 2012

Dilek Ağacı

DeprAsyon alışverişim sona erdi ama taleplerim bitmedi.


Orta parmağım için şöyle bir yeşim taşı yüzük istiyorum:
10 senelik siyah botlarım tabanlarından ayrıldığı için ve Cofra'larımın da derisi yüzüldüğü için, (evet böyle bir sorun var derisi kötü Cofra siyah çekme botların - 2 tane aldım ordan biliyorum) siyah bir bot ihtiyacım var.


Şunlar indirimde ve 149TL. Bilemedim. İş yerinde giyemeyeceğim ki!?? Hem de 39.5 numara. 3 gün var. Düşüneceğim.


Ofisime ve eve altın renginde bir sürü ejdarhalar;
ve şu iki köpekten 6 tane!;
Horozlu anahtarlık, hem de ametistliymiş!
Koruyucu amulet;


Hepsi benim olsun!!
Amin Bin

Or'da Bir Köy Var Uzakta

Ve ben o Uzak'ta yaşıyorum.
Ahmet Kutsi Tecer'e ait olan şiirin şarkısını bilmeyen yoktur. En azından benim ve bana yakın kuşaklar bilir. Annemgiller de dahil!! 


Bu köy Kemaliye'nin bir köyü. Kemaliye'den Arapgir yoluna giderken sağda arkada kalıyor. Dikkat etmezseniz görmezsiniz. İçine hiç girmedim. Umarım havalar düzelince giderim.


Bu da köyün sitesi.


İnanmayacaksınız belki ama burada hemen hemen her köyün böyle bir sitesi var.


http://www.apcaga.kemaliye.net/index.htm


Kemaliye pek güzel. Festivaline gidiniz/geliniz.

İnanç - Horoz - Ejderha - Jandragon

Çok acayip, aşağıdaki ev delirim postundan sonra öğle yemeğinde Kurabiye Bey, ki ne bu konuyu konuştuk, ne de yazdıklarımdan haberdar, bana ellerindeki bir arsayı satabileceğini söyledi. Out of the blue! Hemen alıcam, tapuyu getirsin.


Mümin Bey'in ağzı ile "enteresan!". Koordinatlar falan gelse de görsek! Deniz de görüyorsa, size 2 sene sonra oradan yazıyor olurum. 


Bugün yine kendimi telkinlere ve güdülemeye vermişken, ordan oraya zıpladım, bir süre önce baktığımda boş olan Feng Shui Dükkanı'na girende, Ejderha yılında doğmuş bir "Jandragon"  olarak (Sona'nımın bana taktığı lakap), üzerimde horoz taşımam gerektiğini öğrendim.
İnternette bir sürü Jandragon var ama yeağğhh!! 


Şunu aldım bakalım. 
Bu dükkan iyi hoş da, kuzum benim Moskova'dan 8TLye aldığım şeyi 125TLye satmanız doğru mu?


Ben de mi girsem bu işlere bilemedim. Moskoflardan bağlantı bulayım ya da Çin'den. Evrene mesaj! Bana bunları satan sağlam, güvenilir bir ticaretçi gönderiyorsun.

Y U NO?

Ne zaman heves etsem ve bir uzun elbise denesem, o kadar sakil duruyor ki üzerimde!!?


Çıldırıyorum.


Son 2 senedir 2 elbise ile yakışsa da yakışmasa da bu durumu değiştirmeye çabalıyorum. Bir tanesinin eteğ lastikli, çekiyorum dizime, balon etek oluyor. 
Şöyle romantikli olsa, hmm.
Boyner gibi bir mağaza bulup, elbiseleri omzuma atıp, kabine girip, giy-çıkar yapmaya hazırım. 


Sonradan ekledim bunu, Tomurcuklu Prenses Sis'in düğününde de uzun elbise giymiştim!! Ha! 


Bugün özellikle aklıma takıldı uzun elbiseler. Ben ayırt edemiyorum ama sanırım A olan MKAlarda görünce iyice hoşlantım oldu.
Köpeği de güzel, ama pahalı ve horluyor :/


Arkadaşımın ikiz kardeşleri vardı. Kızları ayırt edemiyordum uzun süre. Sonra Toti bana bir ipucu verdi, öyle ayırdım. İsimlerini de alfabetik dizmiştim eşlerine göre. Şimdi sokakta görsem yanında eşi yoksa tanıyamam vallahi.


İkizim olsa mutlu olur muydum? Benim gibi sorunlu bir insandan bir tane daha. Kendime katlanamıyorum bazen, ona katlanabilir miydim? Ya da onunla birlikte kendimi dışarıdan görme imkanım artacağından süper bir insan mı olurdum?


Jardzy ve Jardzel
Hmm. Keşke.

A Life Well Lived

Sabah yine lapa lapa yağıyordu. Kar çok güzel. Su gibi. Ama ben evdeyken güzel, ve evde pişmiş yemek, hazır sofra varken ve o sofranın kendi kendini kaldırabileceğini bilirken güzel.


Annemi özledim. Ankara'da iken, koltukta yayarken, bana nar bile soyup tabağı, kaşığı ile getiren annemi özledim!


Şu kar benim sıkıntılarımın, anlamsız çelişkilerin, sorunların üzerine yağsın ve sonsuza kadar onları toprağa gömsün.


Bu durumda en rahatlatıcı şey, artık saçlarımı kesemeyeceğim için, alışveriş!!


Alışverişi yapmak güzel de, sonra kargo bekleme sıkıntısı geliyor ardından. Takip etmem gerek diye hissedersem kargoda sorun var demektir. Şimdi telkinlerdeyim, kargoda sorun yok, hoop geliyor. Valla bak.


Bir de artık yüksek tavanlı, Fas renklerinde ama o kadar nemli olmayan, bahçeli, kışın kolay ısınan ve yazın serin olan, en az 2 köpekli, bol kuşlu, şurada tüm beğendiğim özelliklere sahip bir mutfağı olan, güney tarafında yüksek ağaçları olan, mükemmel, kışın güneş gören yazın o büyük ağaçların yaprakları ardında serin, ferah, yeşil ve yeşil (eco-green) ve belki de kendi rüzgar türbini olan, bahçede kuyusu olan, kapalı havuzlu ve huzurlu bir eve hazırım artık. O eve gitmeye hazırım. 


Lütfen herkes hayatına çekidüzen versin. Hepimiz kafamızdaki hayatı yaşıyoruz neticede. Sızlanmayı bırakın! Bloglarda şikayet okumak da son bulsun!


Ben artık şuanki gibi bir yerde yaşama fikrine son veriyorum. Şehrin karmaşası, güvensizliği, trafiğinden kaçmaya devam ama kendi bahçeli evimde, kendi işimi yaparak, kendi müdürüm olarak çalışmayı seçiyorum. Huzur içinde. Çok ciddiyim! Kar yağsa bile yaşamın sona ermediği, yazın sıcaktan kavurmayan bir iklime geçmeliyim. 
Şu aldığım taşları yutsam mı artık bilemiyorum! 

Wednesday, January 25, 2012

Ne Var, Ne Yok?

Oh stres kaynağım gitti bugün. Sanırım birkaç hafta yok.
İşlerimi kontrollü yapabileceğim demek bu. Gel keyfim geri gel.


Bizim binanın arka tarafı. Saçaklardaki buzlara dikkat!
Bugünkü işim çok keyifli. Mama sandalyesi, çocuk koltuğu, Prima giyilebilir (don) bebek bezi, gelişim oyuncakları bakmak. Ay yok, doğurmadım. Küçük patronun eşi ile bebeği geliyor üst kata. Umarım geceleri uyuyan tatlı bir bebektir. Yoksa bir sonraki alışverişte mamaların içine pasiflora enjekte edicem. eheh Yapmam ayol, şaka lan şaka!


Bugün güzel olan başka birşey de, günlerdir donmuş vaziyette olan ve beton altında gömülü olan hatlarımızın açılması. Sabah 9da geldiler, öğleden sonra 3te gittiler. Hilti ile kafamız şişti ama napalım! En azından kendi tuvaletimize giricez. Ha bir de yan ofisin tuvaletine gittim de dün, kilitli kaldım içeride :/ Neyse sesimi duyan oldu da, kurtuldum. Cep telefonumu alıcam bundan sonra bilmediğim tuvaletlere işemeye giderken.
Benim sümüklü Ay Parçası, hasta hasta kendini suya verdi. Suyun sesi kesilmedi akmaya başladığından beri. Ne var ne yoksa yıkıyor. Umarım aynı temizlik emaresini, doldurduğu tuvaletimi temizlerken de gösterir.


Heh, bir de kopan telefon kablolarını tamir ettirdim bugün. 1.5 saat sürdü ayol. Kapıyı da kapatmadım, güvenlik önlemi olarak, sanki binada insan varmış gibi, ev de buz gibi oldu, biz de. Neyse benimki tamam, üst kat sorunlu. Yine paylaşcaz artık. Olsun. Akşama internetler açık! Yihuuv.


DİKKAT - içerik biraz mide bulandırıcı - sümüklü. KUSABİLİRSİNİZ!


Sabah yine 6:10da kalkıp, yıkanmaya banyoya girdiğimde suların donuk olduğunu görmüştüm. Isıtıp açtım da, ısıtıcıyı tekrar koymalarını söyledim. Bir daha donmasın artık ya, hayattan soğuyorum handiyse. Hala sabah yıkanma huyumdan da vazgeçemedim. -8'i görüyoruz iki gündür, daha da iniyor derece ama ben böyle ıslak saç-bere. Hasta olmasam da, ileride sağlam bir sinuzit yaparım sanki. Sonra her sümkürmemde, "anneee beynim çıktı" diye sümüğümün fotosunu çeker, anneme yollarım. Beni bir o anlar. Heh!


Aklıma gelmişken, küçükken de böyleydim; saç taramayı sevmediğim gibi kurutmayı da sevmem. Eskiden ağrılarım da olurdu. Bir gün, kafamı vurdum ben duvara, yatakta dönerken. Burnumdan birşeyler akmış gitmişti sıcak sıcak, sümük değil eminim, sıvılı birşeydi. Sonra da sümkürdüm, böyle hakikaten pişmiş beyne benzer birşeyler çıkmıştı. Sakladım onu, anneme bağırdım "anneaağ bittiiiiii" gibi, geldi kadın. Ben sümüğü göstererek "anneağ beynim çıktı" demiştim. Hala güleriz. Belki de, hani şu boruyu burna sokup iltihabı çekiyorlar ya, belki de benimki öyle çıkıverdi. Kim bilir.


Bugünün tek sorunu, Akmarların trafik kazası. Detay yok. İyiler.


Ben gidiyim de, tuvaletimi kendim temizliyim, bir de ifrazat yapayım. Özledim soğuk tuvaletimi. 

Yoga - Yogi

Gizli planlar yapmaktaydım. Bahsedince olmuyor diye de bahsetmedim.


İlk yardım eğitimine İzmir'den Işık Özdoğru geldi. Kadının eğitim sırasında rahatlığı, konuşmaları falan, Bay Kuş'a eğilip, "bak bizim memleket insanı böyle işte" dediğimi hatırlıyorum. Aslında İstanbul'luymuş ama havasını solumuş bir kere!!


Sonrasında eğitim esnasında bir ara konu enerjilerden, Maya Takvimi'nden açılınca, hoop benim de gözüm açıldı ve dün kendisini misafir ettik. Kurabiye Hanım ve Çakma Annem birşeyler hazırlayıp geldiler. Birlikte o yiyecekleri tüketip sohbet ettik.


Ben en çok Yoga kısmına takılmıştım. O yemekleri yedikten sonra bana 5 Tibet Ayini'ni gösterdi. Ben "active learner" olduğum için, hareketleri yaptım ve not aldım. Dışarıdan çok kolay görünüyor ama yaparken zorlandım :/ 
Şimdi internetten bakınca birçok kaynakta hareketleri gördüm. Sıra kendimi güdüleyip o 5 hareketi her gün yapmakta. 15 dakika!! Bir şey değil aslında.


Hareketleri şu siteden aldım. Onlar da başka siteden almışlar. Bilgi paylaştıkça çoğalır, lütfen gereksiz şikayetlerde bulunmayalım! :D




Detayları kendiniz araştırabilirsiniz.  

Monday, January 23, 2012

Fairly Odd Parents

Hayır, çizgi filmden bahsetmeyeceğim. Hatta dün PlanetÇocuk kanalında bulduğum Animaniacs'dan da bahsetmeyeceğim. Wakko, Yakko ve Dot!! kalp kalp kalp


Annem ve babamdan bahsedeceğim.


Annem şudur, babam budur da yok. 


Tek bir görsel. Aşağıda gördüğünüz.


O sinek aslında bir kül tablası. Benim yurtdışında anaokulu eğitimimi tamamladığım sırada almışlar. (Sanki o amaçla gitmişler gibi! aehsaurehauer)


Şimdi sinek bende. Çakma Mona Lisa ablamda, aile yadigarı olarak bana da bu kaldı.


Nasıl? Bir de o zamanlar babamın püfür püfür sigara içtiğini düşünürsek, ailem ne kadar normal? Onlardan benim gibi normal bir insan nasıl yetişmiş?!
Yanına da normal boyutta bir bardak altlığı koydum ki, kerteriz öyle denmez ama) olsun, bir fikir versin büyüklüğü hakkında. 
normal, normal, normal, normal, normal, normal, normal...

Sunday, January 22, 2012

Kar. Beyaz. Kar Körlüğü

Gözlerimin önünden noktalar geçiyor, paragliding yapıyorlar.


Çok şeyler oldu geçen zaman zarfında. Ay Parçası ile bir iş arkadaşım birbirlerini yanlış anladılar. Ay Parçası çok hassas. Geçmişinde yaşadığı tüm terslikleri bizden de biliyor maalesef. Durumu düzeltmek için onu benimle birlikte ilk yardım eğitimine aldırdım. Gayet iyiydi durumu.


Eğitimin ikinci gününde hiç ısınamadık. Kar tekrar yağdı, bir gece burası -25 oldu. 
Ben bir kere kaydım, düştüm Bay Kuş kahkahalara boğuldu. Bir kere kaymak üzere iken bacaklarımı pergel gibi açıp kaldım! piuuvv!.


Bugün de nihayet dinlenme günü. Temizlik bitti. Pastırmalı börek yapıyorum ama fırının altı pişirmiyor. Üstüne, üstü de yandı gibi oldu. Sinirleniyorum.


Haa! Bir sabah kalktım ki, sular kesik. Hmm, Bay Kuş'un orda da kesik ama soğuk su akıyor, şofbene giden su kesik. 


DÜZELTME:  Su kesik falan değilmiş, vana donmuş. Şu an vanaların orada bir ısıtıcı var ama işe yaramamış. Kettleda su ısıtıyorum, buzu çözeyim. 
Odasına gittim, oradaki çay makinasında su ısıtarak, dökünerek yıkandım! Öyle saplantılıyım bu banyo konusunda. Yok kokmuyorum çok şükür ancak öyle işte. Bir sabah kahvaltıyı Kurabiyegillerde yaptık, dün de bende. 




Karmaşık geçti biraz günler. En güzel yanı hava kararmadan eve girmekti benim için! 


Fazla da anlatacak bir şeyim yok. Gündüz uykusuna hasret kaldım, biraz vuslat edeyim bari.

Thursday, January 19, 2012

Köpeğe Ket!


Köpek almak istediğimizi birçok kişi biliyor artık. Ve elbette Mümin Bey de.


Ancak kendisi eve köpek alırsak eve girmeyeceğini, köpek olan yerde namaz kılınamayacağını, bunun mekruh olduğunu ve meleklerin eve gelmeyeceğini söyledi.


ö_Ö


Tavşanlar gibi gözlerimi kırpıştırdım.


Sonra ulemalardır, alimlerdir bir tartıştık. Evinde senelerdir boxer besleyen Hacıbey'e sordu! heheehe
En sonunda diyanete başvurmaya karar verdik.


İkimiz de yazdık Diyanet'e. Ancak onun sorusunu daha önce cevapladılar :/ (kollarımı kavuşturup bakıyorum kırpışmaya devam ederek)
Ama benimki daha güzel bir cevap. Hıh!


Mümin Bey'in Sorusu ve Cevabı:



Sorunuz:
Evin içinde köpekle beraber yaşamak konusunda dinimizin verdiği hüküm nedir?


Cevap:

Hayvan sürülerinin yahut evlerin, ekinlerin, eşyaların korunması, görme
engelliler için kılavuzluğundan yararlanılması, sivil savunma ve polisiye
amaçlarla koku alma yahut sezgilerinden istifade edilmesi gibi bir maksat ve
ihtiyaç olmaksızın sırf süs için evde köpek beslemek uygun değildir.  

Köpeklerin, ayaklarında necaset, tüylerinde insan sağlığına zararlı
bakteriler taşıma ihtimali bulunduğundan dolayı, evin dışında beslenmeleri
uygun olur.

_______________________________________________________________________

Bu da benimki:

Sorunuz:
Hayırlı günler,

Evde bakmak üzere köpek almayı planlıyoruz, ancak bir büyüğümüz evde köpek beslemenin mekruh olduğunu ve melekleri evimizden uzak tutacağını söylüyor.

Doğru mudur?

Saygılarımla,



Cevap:

Hz. Peygameberden rivayet edilen bazı hadislerden haraketle İslâm alimleri evde köpek beslenmesinin caiz olmadığı kanaatine varmışlardır (Buhari, vudu, 33; Müslim, taharet, 93). Bununla birlikte İslam alimleri avlanma, korunmanın yanı sıra ihtiyaç duyulan diğer alanlarda kullanılmak üzere köpek beslemenin caiz olduğu görüşündedirler.  Diğer bir ifadeyle, hayvan sürülerinin yahut evlerin, ekinlerin, eşyaların korunması, görme engelliler için kılavuzluğundan yararlanılması, sivil savunma ve polisiye amaçlarla koku alma yahut sezgilerinden istifade edilmesi için köpek beslemek caizdir. Ancak sırf süs için evde köpek beslemenin ise çeşitli sakıncaları olması bakımından uygun olmayacağı kanaatine varılmıştır. Buna rağmen bahçede ya da özel bir mekanda olması şartıyla köpek beslemekte ise bir sakınca yoktur. 


Kurul uzmanının "ya da"yı ayrı yazması ile kendisi saygımı kazandı. 
Ben de ne yalakayım di mi? "Hayırlı günler". Nabze göre şerbet verdim.

Ancak biz hala bir karara varmadık. Evde iken hayvanın çok sıkılacağını, kaka eğitimi vs ile zorlanacağımızı biliyorum. Ama bahçe de yok. Bay Kuş gidince napcam ben yalnız?!?!?!

Sabah sabah sabah

Saat 6da uyanmış oluyorum ama kalkmak istemiyorum. Kaloriferler yanmamış oluyor o saatte, evin her tarafına radyatör koydum yine de soğuk.


Güzel olan şu ki, 2 gün ilk yardım eğitiminde olacağım için geç kalkacağım. Sabah 9 akşam 4. Bunun düşüncesi bile beni çok mutlu ediyor. O nedenle paylaşayım dedim. zıp zıp zıp


Sabah benim evin orlarda kar atıştırıyordu. Burada birşey yok. Tamam çok güzel yağdın, çok mutlu ettin bizi ama, çabuk eriyip gitsen de şu -13ten kurtulsak. İçime çorap giydim ayol!



Wednesday, January 18, 2012

13TL

21 Gr.
1 fiske


ehuehe


Akşamleyin Mümin Bey'in mail bekleme sevdasına 6 gibi çıktık iş yerinden. Acıkmışım. Evde yemek yok, bende yapacak keyif yok, üşüdüm bugün kafferengi botlarımla.


Neyse, yemeği dışarıda yiyelim dedik, tıpkı bir Doğu Anadolu çifti gibi.


Arabadan indiğimde, yerler buz olduğundan, gayri insiyaki Bay Kuş'un koluna uzandım. Sonra kafamda yankılanan "ne yapıyorum ben?" cümlesi ile uzaklaştım adamdan. Kızım Jardzy! Burası İlçe!! :/  Edebinle yürü!!!


Uzak uzak yürüdüm, düşmemek için elbette önüme bakarak.


Tostlarımızı yedik, dostum çok lanet pişiriyorsun o tostları! Akşama tost makinası bakıncaz internetlerden. Gerçi alsak da oraya gideriz. Güzel yapıyor namıssız!


Sonra da tatlı krizine girdik ve tıpkı bir Doğu Anadolu ilçesi çifti gibi pastaneye gittik. Şunları aldık.
13TL verdik.


Bu cimrilik falan değil. 2012 Ocak ayında buradaki iki adet pastaneden birinin bize 8 adet baklava için verdiği fiyat. Paralel evrende durumu merak ediyorum, lütfen bildirin.
Bu da çılgın pastanenin kutusu. Bir zamanlar bendeki Douglas Coupland, Generation X: Tales for Accelerated Culture kitabını fosforlu kapağına benziyor. O kitabı geri vermeyen "arkadaşım"a kaffrengi botlarım girsin en dar yerinden.


Heh! Aklıma gelmişken bu yukarıdaki kitabı okuyun, bir de bunu okuyun: America, Jean Baudrillard. (Bir gün soyadını google etmeden yazıcam! elim b'den sonra e'ye gidiyor)
Ve ikinizi de e-book olarak alıp, tekrar tekrar okuycam.
Kitabı istediğim halde geri vermeyen olursa kızıyorum. Her kitabı değil de, bazılarına sahip olmak fikri beni sevindiriyor. O kitaplar da benim kemiklerim işte!! Bu Generation X de onlardan.


Yoksa okuduğu kitabı biryerlerde bırakıp da, sanal kütüphane oluşturacak kadar da vericiyim. Biliyor olmalısınız bunu artık!

Anneler!



Böyle anneler varmış işte. Cocuklar çizermiş, onlar dikermiş.


Bunlar da o annelerin bazılarına ulaşmak için siteler:


http://childsown.wordpress.com/


http://www.lucymoose.com/


Benim Köle Bili'm de böyle birşeydi işte. *sigh*

Küçük yerler

Ne zamandır aklımda, yeni bir konu olunca yazayım dedim. Bunlar söylenecek şeyler değil ama buranın ve her küçük yerin gerçeği bu maalesef. Bu benim yaşadığım ilk küçük yer değil.


Büyükşehirlerden küçük yerlere yaşamaya giden insanlar genelde iş için giderler. İş harici olan da, birilerinden kaçtığı için gelir. Sağlık sorunları da diğer az bir orandır.


Küçük yerlerdeki insanlar da, dışarıdan gelenleri her zaman için çok çok zengin sanarlar. Ne Amerikalıları yolmaya çalıştı ve yoldu bu halk!!


Bizim konumuza gelirsek, şu Penti paketini açan şerefsiz market zaten mallarını 3 katı fiyatına satıyor. Eğer dikkat etmezseniz, karton sigarayı iki kere geçirebiliyor kredi kartından vs. En sonunda ilçe halkı da pes etmiş, çünkü onları da ayırmamaya başlamış, trenle şehre inmeyi tercih eder hale gelmişler. 
Hatta bize 9a verdiği şeyi, yöre halkına bizimkilerin yanında 3Tlye satmış falan.


Benim konum da şu, ilçede bir dükkan var. Geçen sene bir Amerikalının yaşgünü ve çok çirkin diye bir kazak hediye almışlar Bryan'a oradan. Etikette 65TL yazıyordu, ama 20TL bile değildir işportada, ben gördüm. Çünkü o Amerikalılar, dalga geçmek için daha sonra bir Türk'e veda gecesinde o kazağı ona hediye ettiler. O da iki gün üstüste giymişti, eminim şu gün bile üzerindedir, kendini çok önemli hissetmişti hikayenin aslını bilmediği için. Salak Emrah.


Ayh, anlatayım artık. O dükkana gittik dün, benim Ay Parçası işe babetle geldiği için ve dışarıda dizinin üzerine kar olduğu için, ben ona "git bot al, parasını ben ödücem" demiştim. O da beğendiği bir bot olduğunu ve 30TL olduğunu söylemişti. Bunlar anlatılmaz çok özür dilerim ama hikayenin diğer kısmına bakın lütfen.


Akşam içeri girdiğimizde, Bay Kuş'a da ıslandığı için yeni bir çift çorap aldık, misafirliğe gidiyoruz diye, ben gözüme çarpan içi sıcak tutacak bir bot bakıp, fiyat sormuştum. 90TL dedi bana adam. Ben de söyledim işte, Ay Parçası gelecek vs. Adam da bu kızcağızın eniştesiymiş. Herkes birbiri ile akraba unutmayın.


Şimdi kızcağız geldi, teşekkür ediyor vs. Fiyatını sordu ben de söylemedim. Sonra o dedi ki, "ben bunu 30TLye almıştım ama numarası küçüktü, sonra da babam istemedi para harcamamı, iade ettim". Satıcı da anlatmıştı birşeyler, "geri getirdi anlamadım da" diye. Hikaye buymuş. 


Neticede, 65TLlik kazağın hikayesi ile diğer bildiğim her şeyi birleştirince, kız da ısrar edince söylemek zorunda kaldım. Küsüyor çünkü. Çok da üzüldü duruma.


Onunla plan yaptık. Parayı ben vericem ama kendisi almış gibi ödeyecek. Bir de diyor ki, "ben pazartesi kasabaya inicem, o gün ödeyeyim". Çünkü para çektiği gün o günmüş. Bu kıza nasıl özürlü diyorlar anlamadım. Bence şu planı çok hınzırca! Fokyu C.D.! Yaptığınız çok ayıp!! Günah her şeyden önce.


Bu da Ay Parçası'nın kıyafet postu olacaktı :)
Dün çekmiştim. Buraya çıkacağı varmış. Şu karda giydiği pabuçlara bakın!!! Tam sopalık değil mi :D 
Çok tatlı biri. Bir ara yazıcam.

Kar Biter, Çamur Gelir

Doğa Ana'nın gelinlikli halini gördük, bitti! (nasıl bir edb mezunuyum ben beayeaahh! Şengül K. hanım çok severdi okusaydı bu cümleyi, kafamı bile okşardı).


Dün akşam Kurabiyegillere gittik. Ve evet işler tatil oldu ama sadece 1 saatliğine. 7 yerine 4te çıktık. Mümin bey çıkana kadar 4ü çoktan geçiyordu tabi. Kurabiye Bey Brk bizi davet etmişti, kasabaya inip bişiler alıp, geçtik onlara. Size ilçeden fotolar. Neden? Çünkü hiçbişi anlaşılmıyor! ahsurahe
Gebertseniz, öğrenemezsiniz.
Bu arada paçalarımız ıslanmış. Kuruduk orada neyse ki hasta olmadan. Şimdi emektar red wing botlarımı giydim, karnım avrıyorr!
Neyse, görseller:
 Kurabiyegillerin oradaki ağaç.
 Yo Nigga! Like yo hair stayla! (kar kalınlığı hk bilgi)
İlçenin 5 dakika farkla hali.
Bugün sabah erimeye başladı kar. Dün gece yağmamış. Dün gece çok uğraştık. Arabadan in, arabaya bin. Hepsini temizle. Kar küre. Bayılıyorum kar küremeye. Hiç kar görmedim ya, geçen sene başladı bu keyif. İşi bırakıp, kar kürerdim tank üzerinde. :/
Sabah da yolları kürekle açtım. Batron bey, toplantı yapıcaz deyince bırakmak zorunda kaldım. Şimdi içimde kaldı!! 


Sabah penceremden güneşi gördüm. Şu pencere olmasaydı, ölerdim ben. Işıksız yaşanır mı ya?! Arkadaki pencere arkada kalıyor, bir anlamı yok.
Bu da ofisin yan tarafı. Bugün korktum başıma düşecek diye idari binadakiler. Bunun dışına çıkmıyoruz zaten. Yemeğe giderken bir tanesini kopardım icicle, yedim azcık, şimdi karnım ağrıyor. 
I took an icicle in the tummy! 

Tuesday, January 17, 2012

Dunlop! Beni Kahrediyorsun!

Sadece SB ama çok güzel görünüyor. Belki yakından çirkindir. Yok, kesin çirkindir. Eh. Bet. Kaka. Pis.
ühühüüh


Sarı ile bunu alıp, yan yana rafa kaldırıp, seyretmek istiyorum, portakallı kahve likörümü yudumlarken. 


Size tuhaf mı geliyor? Nabıyım?!! Bunlar da benim Manolo Blahnik'lerim!!!bir

İşler Tatil Olmalıydı!

Dün akşam Behzat Ç seyrederkene Bay Kuş sigara içmeye çıktı balkona. Bir baktık lapa lapa kar yağıyor. Bölüm bitince 10:30 gibi, ki benim normalde uyku vaktimdir, çıktık karda elele dolaştık. *kalp*kalp*kalp* Geç yatıyorum son günlerde. Akşamları temizlik yapıyorum! 


Sabah kalkanda 10cm olan kar kalınlığı 30a çıkmış! 
Sonrası coşku!
Bu da prensiplerini yıkan ben! Sıfatımı koydum. Ama görükmüyorum tam olarak.


4 çeker araçlara kurban olayım ben, kurban! Ben de dört çeker almalıyım!


Kıyafetlerim:


Mont: Tchibo
Atkı: Beymen (müteahhit firmadan yılbaşı hediyesi)
Eldivenler: Moskova'dan
Kot: Mavi (likralı :D)
Bot: Columbia


Hail for Columbia! Bana da reklam amaçlı bir çift daha gönderin lütfen! Grili-siyahlı olandan!


Çünkü bakın:
Ayacıklarımda sadece bu ince pamuklu çorap var ve üşümüyorum. Şiddetle tavsiye ederim. Kar kalınlığını da gördünüz. Tek sorun, konçları çok geniş. İçine kar girdi zıplarken. (Ya da botun paketine yazacaksınız, "bu botlarla zıplamayınız" diye.)
Kot pantolun paçaları ıslandı, ben de dışına çıkardım artık. Tozluk giyseydim, bacaklarım daha iyi durumda olacaktı. 
Şimdi yaktım radyatörü, bu sıcakta (ofis sıcak) paçaları kurutuyorum!

Sunday, January 15, 2012

Şerefe!

Dostlarım!


İşte benim portakallı kahve likörüm!


Leziz!


Bardak da Moskova'dan (ç)aldığımız shot bardağı. Üzerinde Altay Votka yazıyor Krilce! 
Pectopah= Restoran gibi.


Beklerim birlikte yudumlamak için Fırat'a karşı.


Sevgiler,


Jardzy

Friday, January 13, 2012

Banyo vs. Jardzy

Banyomu biliyorsunuz, taniyorsunuz artik. 
2-3 haftada bir sorun yaratiyor bana. 2 hafta evde olmayinca, bu sefer en zayif animi beklemis.


Tv karsisinda biraz uyuklamisim. Saat 20:48 gibi uyandim. Sabah makinaya attigim havlular elektrik kesintisinden herhalde, yikanmamisti, calistirmistim tekrar, devam ediyordu yikanmaya. Tatli uykumdan uyandigimda makina durmustu. Artik asma vakti evet!


Kalktim o tatli uykumdan. Makinaya bakanda ici su dolu. Sikmaya aldim. Don don botmiyor, sonra kek mek ortaligi topladim. Bok gibi oldu kek bu arada. Onu da anlatayim sonra.


Neyse makina sustu yine, bir girdim banyoya her taraf su ve kopuk icinde. Buralarda dus kabinleri kafasi olmadigi icin tek gider sonradan eklenmis kabin icinde. Aldim elime vefakar viledayi. Avuclarim kaniyor!


Sonra `ben bu banyoya yeniliyorum, tasinmaliyim, kimi arasam, Bay Kus gelse ne yapar ki, idari isler de sinema gecesinde, annemi mi arasam vb derin dusunceler icinde, bir de korkuyorum servisi cagirirsak Pers ve Cuma geliyorlar, 1 hafta daha bekle, binlerce camasir birikti, yarin giyecek atlet yok, iyi ki icinde havlu varken kalmis, anahtari Ismail abiye versem, oda kapilarini kilitlesem, yarin egitim var ben gelemem` vb vb derken aklima troubleshooting geldi.
Mutlaka olmali bir cozumu dedim. Zira program iptal olmuyor, kapagin interlock u acilmiyor, su bosaltmiyor, sikmiyor, oyle duruyor makina kendine elletmeden.


Gectim sadik Matilda'nin basina, Kullanim kilavuzunu actim, bakindim. Olsa olsa bunun filtresi tikanmistir diye dusundum. Filtreyi buldum. Ceviriyorum iki tarafa da, ceyrek donuyor kaliyor. Bay Kus'u cagirayim onun parmaklari kisa ve guclu ehehe diye dusunurken, ben buna mi yenilcem yeaaa ak dedim ve actim filtreyi. Bir kere daha vileda ile bosalan sicak suyu topladim, aciyor avuclarim valla. Filtre icinden boyle igrenc sac kumeleri, yapis yapis killar bekliyordum ki, daha onceki kirmizi kazakla birlikte rengi degismis 3-4 kurdan (valla benim degil), bir tane dis temizleme seysi cikti. (Bu benim.)
Buradan da agiz hijyenine verdigim onemi gorebilirsiniz.


Sonra da bu kadar olmayabilir diye parmaklarimi sokunca da, kazaklar boyuyor mu diye kontrol amacli kesip attigim kucuk parca bez parcasi cikti. O zaman rahatladim.


Naber ciceem dedim makinaya. Geri taktim her seyi. Makinayi acanda, klik sesk geldi. Makina saldi kendini, kapagi acip hala sicak ve islak oldugu icin agir iki havluyu cikarip gerisini tekrar sikmaya aldim.


Ve bu sefer de banyoyu yendim. Surekli islak kalmak istiyor! Ben istemiyorum! 
ISTEMIYORUM!
Belki elektrigi, ari suyu, kokmayan bir aritmasi, enfes koylari ile korunakli bir evi olan bir adada olabilir! Ama boyle istemiyorum su, tamam mi!


Simdi o makina ile yaptigin anlasmayi fesh et! Bak tikir tikir calisiyorken, bitirsin. Bir de kurutmayi beklicem zaten! Hayatimi islattin, omrumu kuruttun pis banyo! Of tasinmak da o kadar zor ki!




Kek icin de, thynin ev usulu bademli kekinden yemis Bay Kus aylar, yillar once. Tutturdu bana ondan yap. Ara tara yok tarif. THYnin catering firmasinin sitesinden mail attim, `aseriyorum tarifi yollar misiniz?` diye, cevap gelmedi :\ Sizin yuzunuzden iste, hamile olsam cocugumu dusurcektim! Gunahkarlar!


Dun de badem almistk, bir kek yaptim ama neden ya neden bu kadar kotu? Biliyorum su 7 yil laneti, ne zaman basladigini bilsem gun sayacagim da, bilmiyorum iste. Belki bu son senedir!


Banyoya ve firina yenildigime inanamiyorum, oysa ben Zeyna gibi kadinim, valla bak!

Tuvalet Terbiyesi

Ben kendi tuvaleti olan bir prensesim. Evet bana ait idi, bugün toplam 3 kadın kullandı. Birisi meşhur Ay Parçası diğeri de bir misafir. Ne iş yapar bilmiyorum, komşu ofisten buraya sıçmaya geliyor.


Tuvaletime bir girdim! kapılar açık, klozet kapağı yukarıda, temizlik de yapmamış. 


Sinirlendim, biraz önce kağıt astım, her iki kapıya da. 


"Kapıyı kapatın, klozet kapağını indirin, tuvaleti temizleyin, pisliğinizi temizlemek zorunda değiliz, temizlik için her şey mevcut"


Rüzgarda uçma olasılığı olan, klozet suyu içeriden, hatları dışarıdan donan bir plastik kulübeden geldim ben, o tuvalet benim için çok önemli!


Anahtar yaptırcam o kadar sinir oluyorum. Bir de geldiğinde kapıda belirip, kollarımı kavuşturmuş halde baştan ayağı süzücem. sehrusarerh


Tuvaletimden uzak dur kaltak!

Ay Fiil Guuğd!

Bugün 13ncü Cumaymış, he.


Dün şehre indik. Ve gördük ki, şehirde Burger King dükkanı açılıyor! Oleys! Kapitalizmin köpeeiyim evet. Akşam bile 2 saat yol çekebiliriz böyle bir değişiklik için diye düşünüyorum.


Bir de yine tesadüfen gördük ki, 3M açılmış! İçine girende ferah ferah, alışveriş yaptık. Ama nasıl çıktıysam evden, alışveriş listem yok, kredi kartlarım + ehliyetim yok (sandım, değilmiş), Bay Kuş'un dediği gibi Leyla'yım.


Dün bir tek Küçük Kurabiye ile sorun yaşadık.


Migrostayken, ona annesinden gizli aldığım hediyeyi arabada vereceğimi söylediğim için dayanamadı, annesine biz araba aldık" dedi. Ağzını tutamıyor! Sigara içen Bay Kuş'un yanına gitmek istedi. Anahtar da bende olduğu için, "al anahtarı da götür ancak karşıdan şarkıya geçmeden evvel B K'ye bağır, o seni geçirsin, sen geçme" dedim.


Sonra açtım telefon, biz konuşuncaya kadar, cocuk fırladı gitti yanına. Dışarıda büyük bir park alanı var. Sokak değil ancak o kadar kötü oldum ki!


Yanlarına gidince azarladım. Bana verdiği cevap, "hızlı geçersem araba çarpmaz ki". Kaynar sular döküldü kafamdan aşağı.


Ben de hediyesini vermeyeceğimi söyledim, koşul da şu "bir daha tek başına karşıdan karşıya geçmeyecek". Tamam diyene kadar vermedim ama çok kötü küstü bana!


İçim gitti. Verdim hediyesini, Optimummarus (optimum prime) robottan araca çevirme işlemi de yarım kaldı arabayı kullancam diye. Sonra o da uyuyakaldı neyse ki. Akşam da babası benden yana olunca, biraz rahatladım. 


Ben anne olsam çok sıkı olurdum sanırım. Off.


Neyse, migrostan balık aldık. Nasıl yıkıyorum prensiplerimi! Evde balık pişirtmeyen ben, kendim püşürdüm balıkları. Çok iyi çıkmadı, çocuğa yaptığım makarna daha iyiydi, onu yedim!


Güzel bir gündü dün. Güzel yorulmuşum. Keyifliydi yani yorgunluk. Bugün de yine işte :/


İş üzerine telkinler "olumlamalar" yapmalıyım. Günler iyi geçiyor. Geçmeli.

Wednesday, January 11, 2012

Çocuk

Tatil dönüşü evde yiyecek maddesi olmadığı için, kendimizi Kurabiyegillere davet ettirmiştik. Bu akşam da Muammer'lerdeyiz! 


Ana sınıfına giden bir veletleri var. Zamane çocukları default olarak g8tlerinde solucanla doğuyorlar sanırım.


Biz nadiren kudurduğumuzda annelerimiz bize böyle derdi. Bu sıpa, tam bir 60 saniye yerinde oturmuyor, eğer tvde inek yoksa. Böyle zıplarken, kayarken, kaçarken kafayı vuruyor üstüne. 


Ben dövmüşüm gibi de suçluluk hissettiriyor. Dün uzun zamandan sonra ben de boğuştum kendisi ile. Çünkü Akmar yoktu. 


Fotoğrafını da çektim. Çok daha iyileri var da, çocuğun özel yaşamına müdahil olmayayım, "namahremine ziyan gelmesin" diye bu fotoğrafı koyuyorum.
Bay Kuş'a sordum "hala çocuk istiyor musun?" diye, olumsuz cevap verdi. 
Ay lav yu Küçük Kurabiye Yavrusu! Sen uçmaya devam et koltuk tepelerinden.
Ben de köpek türü bakayım. Az hareket isteyen, az tüy döken, çok sevecen, az osuran ve horlamayan, kompakt bir köpek.

Elektrik

Pikaçu gibiyim, yüzümde sevimlilik var ama elektrik yüklüyüm.
Hani şu elektrik kaleminden alsanız, bir tarafıma değdirseniz, kıpkırmızı yanar valla.


Üzerimdeki yeleğe kadar elektrikliyim.


Ne hale geldiysem artık, alışveriş sitelerine bile bakmıyorum, baksam da birşey almak istemiyorum; tanım über-depresif.


Biri bana yardım etsin. Ya da etmesin, konuşmaya bile mecalim yok.


Hava > 7.


Ama buğaldım! Popomu yayıp Behzat Ç izlemek istiyorum. Amin bin.

Tuesday, January 10, 2012

Keklik 2

Dün sabah Bay Kuş bana telefon ettiğinde normal gelmemişti, iş yerinde telefonda konuşmuyoruz pek.


Sonradan anlaşıldı. Sabah kalvaltı sofrasında Mümin Bey sıkıştırmış kendisini, (Mümin Bey benim beyin amiri hatırlatayım), elinde iki keklik varmış, mutfağı kullanabilir miymiş. Bir de şirkete yeni gelen bir arkadaşları var, onu da yemeğe alacaklarmış.


Elbette. 
Evi paylaşmak hoşuma gidiyor. Yine her zamanki gibi "erken çıkalım, Bay Kuş benimle gelsin, anahtarı alalım, sen işte olacaksın", "benim arabayı alın, ben şununla giderim, şöyle yaparım" planlar havada uçuştu öğle yemeğinde. Sonuç 17:48de kapı çaldı. Mesai 17'de bitiyor. Yine erken çıkmadı Mümin bey, hak yememek için! Heheeh


Neyse, bu sefer kendimi zorlayıp kafası kesik kekliklere baktım. İlginç, kekim gibi içine göçmüştü o kısım. Sonra ıslatıp tüylerini yolmaya başladı Mümin Bey. Yanındayken kokuyu algılamıyor ya insan, Bay Kuş geldiğinde kapıyı pencereyi açtı. 
Bir yerde görmüştüm, hayvanı ortasından değil de, yanından keserseniz kokmaz, bağırsakları parçalanmaz falan diyorlardı. Ben bunu dedim, Mümin bey yapmadı.


Sonra bir ara artık yolunmuş, üzerinde birkaç tüy kalmış hayvanı, "şunu yıkar mısın lavaboda" diye bana tuttuğunda "hayır" dedim ve yine başladık. "Yok yok senden olmaz, sen yapamazsın". Neyse ki Hacıbey geldi de, gerisini o yaptı. Ben ne zaman salata için musluğa gitsem, "ya ben kullancam bir bekle" diye bağırdı. Bağırdı falan diyorum ama eğleniyoruz.
Pilavı keklik suyuna yapacak. "Pilavı tavada yaparsanız daha lezzetli olur" dedim, sonra olmadı o pilav, üstüme kaldı! 
Sofrada da o keklik parçaları ağzımda büyüdü büyüdü, bir ara öğürecektim. Bir kere bir tavuğu beslenirken gördüm, tüylerine uzun uzun bakmıştım, 2 sene tavuk yememiştim. O halime dönüyorum sanırım.


Tabakta bıraktıklarım için de ayrıca azar yedim. Misafir "bana ev ortamı yaşattığınız için teşekkür ederim" dedi, kavgasız tartışmasız ev ortamı mı olur! Elbette yarattık!