Wednesday, February 29, 2012

Adlar ve Kisilik

Edebi bir sey yazmayacagim. Aksine ayip, okumayin lutfen.


Benim bagirsaklarimin da bir adi var biliyor musunuz? Jarsak!
Kardesimle ne zaman cevrimici ortamlarda yazismaya baslasak ve evdeysem hep tuhaletim gelir. Diger adi da Sinameki'animdir kardesimin.


Oyle oyle tuvaletten konusmaya devam ettigimiz birkac sene oncesinden beri boyle. Konstipasyon varsa, konsuyoz geciyor.
Simdi gidiyorum zira kardesimle konusuyoruz. ehrhehre


Mick sista!

29!

Hayır, yaşım değil! ehrhehre


lan bloggerlar, bugün 29 Şubatmış ya la!


O kadar gerginmişim ki, bitince yeni fark ettim. Oha diyorum ve daha da kötüsü var:
bir arkadaşım 2 aydır kullandığım outlook imzama koyup da fark etmediğim yazım hatasını gösterdi bugün. Sağolsun!


Bir oha da oraya gitmişti sabah. Oha yani, o-ha sayın Jardzy. Wake up, wake up! and look around you!

Gittin Gideli Bebek

... elektronik aletleri kapatmadan yatar oldum. Uyanıkken de gözüm hep üzerlerinde. Yakında içime sokucam onları bebek biyonik kadın olucam. Bitlerimi değil çiplerimi ayıklayacaksın, ama önce LOTO - fişi çıkar.
Bak Sevgilim Bey,
Komik olamayacak haldeyim. Özlüyorum. Öperim hasretle.

Tuesday, February 28, 2012

I Can't Help But Wonder

... babalari ile kusup, FlashTivi olsun, MugeAmli olsun programlar vb tesadufler, takipler, zorlamalar sonucu senelerdir iletisim kurmayan kisiler biraraya gelip, herkes onunde aglayip, sarilip sevistikten sonra (fesatlik yapmayin), napiyorlar?


Hakikaten cekirdek aile yapisinda birbirlerini sevip sayiyorlar mi? Kiz cocuklari misal gokten dusen 3 elmanin ikisini toplayip, soyup babasi ile yiyor mu?


Yiyorsa, uzerine tuz dokup yesinler, bir de limon. Yeminlen guzel oluyor.


Afiyet olsun.


Bilgi: Cakallar anladiniz degil mi `Oyle Bir Gecer Zaman ki` seyrettigimi!!!


Bilgi2: Ya bu klavye boyle sorunlu, harf hatasi, imla hatasi varsa affola. 

Gittin Gideli Bebek

... ananemin donlarını giyer oldum ama pembe ve kurdAleli. 
(bkz: alttaki şekil sağ üst)  05

Monday, February 27, 2012

Rus Salami

Bu aksam annemin serefine ust kata yemege gittik. Eski Rus Federasyonu uyesi iki kisi ve onlarin bebegi!


Biraz erken gitmisiz. Once Borc corbasi ile basladik. Cok lezzetli bir corba, ben iki kere yedim, ikisinde de bayildim tadina. O esnada Uzbekbey masada bulunan Uzbekistan'dan gelme pastirmayi uzatiyor, bir de salamlar var bir tabakta. `Bu domuzsa annem yemez` dedim. Onlar da `sunlar domuz` dedi. Sonra corbaya daldirdigim kasigin icinde domuz dedikleri salamdan gorunce, sesimi cikartamadim, annem agzima siccak diye dusundum!
Bu arada pastirmayi Ermenilerden ogrenmis Kayseri halki.
Sonra harika ana yamekleri de yiyip sistik. Yavru ile aramiz iyi. Kosa kosa gelip kucagima cikiyor. Babasi, `baba` dediginde itiraz ediyor `mama` diyor, o kadar ki, agzindaki emzigi cikarip `mama` diyip tekrar atiyor agzina. Guleee guleee olduk yani bildiginiz. Cocuklara cok didaktik yaklastigimi fark ettim, iletisimim ogretim uzerine kurulu.


Bir de inanilmaz birsey, bu yavru yunus baligi taklidi yapiyor :/


Meger banyoda yunus baliklari oyuncaklari varmis, annesi ogretmis. Kopeklerle buyudugu icin de kopek taklidi yaparken kafasini arkaya atiyor!! 14 aylik bu kiz!
Cok guldum yavruya.


Sonra eve geldik. Annem `domuzu da yedik` dedi :s
`O salam vardi corbanin icinde` dedi. Ben bunlari yazarken karnin i tuta tuta tuhalete gitti, geldi simdi. Pek memnun degil su an hayatindan.


Biz anaokuluna giderken, malumunuz yurtdisinda tamamladim anaokulu egitimimi, siki siki tembih etmisler domuz yedirmeyin diye. Bir gun okuldan donunce anneme demisim ki; `bugun kurbaga bacagi yedik!!` Yemissinizdir diyor simdi. Domuz demissiniz, kurbaga, salyangoz, karides vb dememisiniz ki!!!
Heehehe 
Helal kurbaga bacagi geldi, Sivasli kasaptan. Yiyin. Bismi..

İş Yerinde İlk Gün Ürküsü - Şükran

Ankara'da havaalanına doğru yola çıkmadan evvel kalbim öyle bir atıyordu ki, panik atak nedir öğrendim. Sevgilim Bey'i görecek olsam böyle heyecanlanır mıyım bilemiyorum! 
Ay lav yu beybi no metır vat, sen bu dediğime bakma. 


Kalp şırfıntımın nedeni, içimdeki büyük isteksizlikti.
Şırfıntı açıklaması için bakınız aşağıdaki görsel:
Yolu anlatmıştım zaten. Aksıran asker, senin yüzünden enfekte oldum! Vatanı koru, bedenimden mikroplarını çek!


Bugün yoğun ve çok şükür korktuğum gibi geçmiyor. Hatta harika geçiyor diyebilirim. İş yerinde insanlarla sorun yaşamayalı yıllar olmuştu, napalım, vakti gelmiş. Ancak her zamanki gibi yine haklı durumdayım, neyin endişesini yaptım bilemiyorum. İnsanların ekmeği ile oynamak düsturum değildir ancak giderse hiç üzülmem. İK olsam atardım işten, öyle de bir küstahlık. 


Günde 5 vakit namaz kılıp da, fesatlıktan kırılan o kadar çok kişi var ki etrafımda, dinden soğuttular beni. Ama ben inançlarımdan, günümüze uymayan ahlak anlayışımdan vazgeçmeyeceğim!


Ve Şükran!


Arapça'da teşekkür ederim demek Şükran, herkesin bildiği üz're.


Haftalar önce Etsy'den sipariş vermiştim. Ülke kargolarında kaybolur diye endişe etmiş ve satıcıya da bunu aktarmıştım.
Ama bugün aldım. İzindeyim diye haber etmemişler, depodaymış.


Daha güzeli ne biliyor musunuz? Faith in Humanity Restored!


Birkaç gün boyunca almayı istediğim ama parmak ölçümü bilmediğim için ölçmeye uğraşmadığım yüzüğü yollamış bana, haberi olmadan! 


Ve buradan, beni okuyamayacak olan satıcım 2010Jade'e teşekkürlerimi yolluyorum ve el sallıyorum! Thank you!
Ve kıssadan hisse sevgili okurlarım, arkadaşlarım, dostlarım ve Romalılar!


Bir şeyi gönülden isterseniz oluyor, ama kararlı olmak lazım ve şükretmek lazım. "Yapıyorum olmuyor" diyorsanız, bana gelin!

Gittin Gideli Bebek

... Hitit Güneş Kursu'nu her gördüğümde içimden möler oldum.
Neyse ki, ilçedeyim ve tv pek seyretmiyorum.




Bilgi:
Behzat Ç seyretmekten kalma alışkanlık. Her gördüğümüzde ikimiz de, bir mö çekiyoruz, bazen kısa ve öz, bazen içten ve uzuun. Sebebi de daha önceden söylediğim gibi, İç Anadolu insanının kaba olması ve o geyiklerin bölge insanını temsilen aslında öküz olması. Mö.



Sunday, February 26, 2012

Me Likey

Çok güzelmiş.

Gittin Gideli Bebek

... ardımı senin şampuanınla yıkar oldum.


Dilek Ağacı

Nihayet Dilek Ağacı'mı yapıştırdım buzdolabının üzerine. Bu yapıştırma işinden ayrı bir keyif aldığı için diğerini Bay Kuş'a sakladım.


Dilek Ağacı'ma ilk dileğimi de yapıştırmış bulunuyorum: sağdaki beyaz araba! Şu kar-buz kalksın da artık arabamı kullanmak istiyorum! Amin bin!
Kelebek içinden çıktı, nabıyım?! Sol üstteki kağıtta da, Temel Yaşam Desteği yazıyor. 


Başlarım artık üstünü doldurmaya!

Saturday, February 25, 2012

Gittin Gideli Bebek

Bilgisayara Perth saati koydum, açıp açıp bakıyorum bebek.

Uçak

Sabahtan onlayn çekin yapayım dedim de, bir baktım, iki kişilik yanyana boş yer 4-5 adet, üç kişilik hiç yok. Acil çıkışlar için onlayn yapılamıyor, "oh hepimiz rahat rahat otururuz acil çıkışta, ordan halledelim" diye düşünmüştüm. Yanlış olmuş.


Şans eseri anne çakması B ile Esenboğa girişinde karşılaştık. Biletleri aldık ama hepimiz ayrı yerlerde ve ortada oturduk. Hem de etrafımız askerle sarılı olarak. Kalabalığın sebebi oymuş.


Nedense herkes biletini birbiri ile değiştirdi. Benim geniş acil çıkışım anneme denk geldi, oh mis, rahat etsin annem. Ben normal boyuttaki yerde iki yanımda iki askerle geldim. Solumdaki aksırıp durdu, ölecektim. Dikişim mikrop kaptı sanki. Sabaha belli olur.


Şehir ile ilçe arasındaki yol artık dayanılmaz hal aldı benim için. En son burger yemeğe gittiğimizde de mide bulantısı yaşamıştım, hatta Kurabiye bey benim kullanmamı teklif etmişti. Ben öğüre öğüre hayır demiş, sevgilimden uzak kalmamıştım. Bugün de çılgın servis şoförü ile annemle birlikte mide bulantısından kendimizden geçtik. Alternatif yolu karayolları bitirse de artık, 20dk daha uzun olsun hiiç fark etmez. Dönmeden seyahat etmek istiyorum. Bu yaşıma kadar midem bulanmazdı benim hem. Bozdun beni Doğu Anadolu.


Annem tipik bir Türk annesi gibi, yanına kağıt torba aldı. Sanırım içinde yeşillik, karnabahar, pazı, peynir, ekmek vardı. Avakadolar benim çantamda idi, ondan eminim. Şu an yiyecek durumda değilim ama yarın dereotlu yumurta yerken anneme dua edeceğim. 

Gittin Gideli Bebek...

01
Büstün'e döndüm, her an "ne oldum" diye düşünür oldum.


Ahanda beöle:

Friday, February 24, 2012

Yolun Açık Olsun

Ne güzel bir temenni. Hem de bu siste.


Bay Kuş İst'dan bindi uçağına biraz önce. Dubai aktarmalı olarak Perth'e uçacak. 
19 saatlik bir yolculuk!


Onun boşluğu 4 hafta boyunca dolmayacak elbet, ama "ana gibi yar olmaz" diyerek, anamı da alıp gidiyorum Tayyipcim. Hatta çakması ile birlikte iki anamla dönüyorum ilçeye.
Kendimi yemeğe veririm artık. Bir akşam o yapar, bir akşam diğeri. Heh!


İşimi, iş arkadaşlarımı sevmemeye başladım, acayip iletişimler içine giriyorum insanlarla, kafam karışıyor, şaşırıyorum, ayağım geri geri gidiyor. 


Kafamda farklı düşünceler dolaşıyor ama zamana ihtiyacım var. Ben tüm enerjimi bu yeni dileklere harcayacağım. Bana ilçede yer yok artık, bir süpriz olana kadar. O nedenle sevgilimin, annemlerin, benim ve gitmek isteyen herkesin yolu açık olsun. 


Sevgiler,


J



İlk Ütücü

Dünya tarihinde ütü insan hayatına dahil oldu beri, ütüyü seven tek kadın olarak, ütü üreticilerinin beni desteklemesi ve ödüllendirmesi gerekiyor. Tarihe bile geçmeliyim.


Tüm gömleklerim keten, olmayanlar da ütü istiyor. Yazlık pantollar da keza.
Bir kere bile şikayet etmedim pilili okul eteklerini ütülerken, kendimin, kardeşimin ve belki ablamın.


Duydunuz mu? Ütü yapmayı seviyorum ben!


Sevgiler,





Thursday, February 23, 2012

Tuz

Salı günü dikkatimi çekti, ne zaman koydular elbette bilemiyorum. Güven hastanesi yeni (bir sene oldu galiba) açtığı blok ile eski blok arasındaki koridorun başına bir masa üzerine torba içinde bir kase tuz koymuş. Tuzla ilgili de bir yazıyı çerçeveleyip koymuşlar. :/
Okudum da unuttum ama tuzun iyi olduğuna dair bir yazıydı, altında da bir çiftin adı yazılıydı.


Sonra etrafıma baktım şöyle bir, üzerinde çince birşeyler yazan çiçek tablosu gördüm. Kiriş var mı diye baktım, yok. 


Feng Shui'de tuz kullanılır ancak suyla birlikte. İlginç. Kurul üyesine göründüm ancak adama sormak aklıma gelmedi. 
Biraz araştırdım, başka dinlerde de varmış. Arayıp sorsam mı ki?


Doktor bey, o tuz ne allasen?
Ehehe


Düzeltme (kalsın): Sahra Baydar imzalıymış yazı. Sahra Hanım da bir tuz sever, tuz gölü birşeyiymiş. Yazıda da 
"Tuz berekettir, tuz temizliktir" vs yazıyor.


Güven hastanesi de milletvekili aday adayları ile dolu maşallah, bir Fikri Bey, bir Sahra hanım sadece bildiklerim.

Sığınak

Buraya gelince nasıl bir rahatlama yaşıyorsam, gün boyunca fosur fosur uyuyup, akşamları normal uykuma yatabiliyorum.


Bunu herkes anlamaz ancak küçük bir yerde yaşamanız gerekirse, atama olur, mecburi hizmet olur veya benim gibi gözüpeklik olur, her zaman dönebileceğiniz bir eviniz olsun.


Oraya dönebilmek fikri rahatlatıyor. Öbür türlü kapandaymış gibi hissettiriyor.



Tuesday, February 21, 2012

Baş Kent

Yollar tertemizdi, sadece bir kısmında buz vardı ama çok rahat geldik. Ancak anlamadığım bir şekilde yol boyunca uyukladım. Bay Kuş sürdü tam 10 saat! 
Yolda Sivas'ın köylerinin color block evlerini çekecektim, tek bir tane çekmişim, sonrası horpiş.


Eve gelende tekrar uyudum üstelik! 


Ertesi gün de, Fermina'anım ile Koko'anımlara gittik, kahvelerini içtik!


Oradan çıkıp, hiç sevmediğim halde petshopa gittik. İstediğim köpek oradaydı. King Charles! 1500 Dölar deyince de, cam küp içindeki yavrulara bir nebze daha üzülüp, QuickChina'ya geçtik.
Meğer, açık büfe günüymüş! SushiCo'ya göre daha lezzetli, kabul. Ancak açık büfe diye de çok özenmemişler. Wasabi alıp, soyaya banayım diyorum ilçede. Japonya'da yaşamak istiyorum.


Bugün de tüm gün arabanın muayenesi ile uğraştık. Ostim'lere gittim. Çok sevimsiz bir iş olunca, beyefendiye destek olmak istedim. Pizzaya doydum.


Ama tükendi bitti Ankara benim için. Ostim'den dönüşte kaçırmışız sokağı, Anıtkabir'in arkasındaydık en son, çatlayacak haldeydim. Yol bitmiyor!! 


Bir tek ben huzursuzum, etraftaki her sürücü kabullenmiş durumu. 


Olanakları falan iyi de, yok ben artık büyükşehirde yaşayamam. Bir kere daha anladım. Büyükşehirin kıyısında yaşarım ama bak, o olur!

Saturday, February 18, 2012

Boo Hoo Boo

Bence çok komik.

İlçede İş Ahlakı

Arhsurheusrheuuereh


Hayatımızda iki adet çaycı hanım var; Biri Adalet Abi biri de Ay Parçası. Ay Parçası asil, diğer yedek. Kızımız ameliyat oldu, birkaç gün yok.


Buranın insanları daha önce hiç çalışmadıkları için, bir değişikler.


Örneğin, bölümde tek dişi benim, işleri bitince ya da bitmeyince gelip odaya, sohbet etmek istiyorlar. "İşim var" dediğimde de, küsüyorlar falan.


Ay Parçası biraz daha yönetilebilir ancak bu Abi çok ilginç. Sabah geç geldik ve ofise uğramamış bile. Sonra 10:30da geldi ve arkadaşlardan birine "ya çay koymadın mı?" dedi. Ağzımız açık kaldı. Koridorda konuştuğu için de, hiç birimiz bir şey demedik.


Daha önce de benim odaya gelip birkaç kere, "çayı koydum, kaynayınca kapatırsın" dediği zamanlar, öfke kontrolü için sessiz kaldığım olmuştu. Bir kere daha söylerse, "çayı da ben koyayım isterseniz" demeyi planlıyordum ama bu "Bilmemne Bey çay koymadın mı?" üzerine, amirini aramak zorunda kaldım.


Arkadaş da (sadece bize), "ne bileyim, dalgınlığıma geldi" dedi. Sonra kendisine "arana mesafe koy biraz" dedik, güldük geçtik. Erkekleri bir tuhaf, kadınları da ayrı bir tuhaf. İK bile farkında, "siz onlarla polemiğe girmeyin" diyor. Gülüyorum ama sinir oluyorum içten içe.


Ay Parçası'ndan da bahsedeyim. Odamın kapısını kilitledim bir haftasonu. O pzr çalışıyor cts tatil. Pazartesi günü içeri girer girmez, elleri belinde, "odanızı kilitlemişsiniz???!!!" diye azarladı beni. Yaaa. Ona göre.



Sizinki Kaç cm?

Bizimki şu an 30cm ve artmaya devam ediyor, durduramıyoruz.
Akşam arabanın üzerindeki buzu temizlemiştim. Avakadomu yedim, internette takıldım, 116yı kapatmış, "yerel yayın" yapmış ensala Digiturk, sızmışım, yatmışım.
Sabah kalkanda, pencereyi açtım. 20cmdi arabanın üzerindeki kar. Daha doğrusu, balkon trabzanındaki.
Sabah bölümcek geldik, kahvaltımızı yaptık, kara gömüldük. Kar küredim biraz, buradayım.
Böyle giderse, ben yarın nasıl yola çıkarım? Ank-Kırıkkale arası zincirleme kaza olmuş.
Ben de bıktım kardan. Geldiğimde bitmiş olsun bak!


Gününüze neşe katması için, yorumları okuyunuz:
http://www.gidaraporu.com/keciboynuzu_g.htm


ensala'yı da anlarsınız o zaman.
Bence de!!!

Friday, February 17, 2012

İklim ve Kişilik

Eminim bu konu üzerinde yüzlerce makale vardır ya da yoktur. Bir takım olaylar nedeni ile iş yerinde kendimi güvende hissetmiyorum birkaç haftadır. Bugün konu hakkında konuşurken farkına vardım.


Buradaki erkekler kadından ses yükselince, kadın olarak algılamıyorlar. Feministler yanea.


Şöyle ki;


Aylar önce yine gündüz vakti, sanırım su yüzünden, eve gitmem gerekiyordu. Bizim mahallede sokak yok, tarla gibi, patikadan hallice.


Benim apartmanın olduğu yere girmem için yolun ortasına park etmiş kamyonetin çekilmesi lazım. Etrafta da birkaç adam var.


Ben de trafik canavarı sayılırım. Gittim kamyonetin burnuna kadar yapıştırdım aracı. Etrafa bakıyom pis bir suratla, "kaldırsanıza la aracı" ifadesi ile. Sonra o adamların arasından biri atladı araca, bir yandan da sırıtıyor. İki adım geri gidiyor, ben de üzerine sürüyorum. "Fikirsiz" diyorum bir yandan. Adam hala sırıtıyor ama. 


Sonra, çekti kenara, ben de açtım pencereyi. "Ne kadar fikirsizsiniz?! Araç böyle bırakılır mı?" vs dedim. Sonra aracı evin önüne park ettim. Arkamdan birinin koştuğunu gördüm. Bir yandan da "ne diyon sen ya?" gibilerinden birşeyler diyordu. Ben apartmana girince kayboldu adam. Üzerinde de şirketin tulumu vardı?!!!


Suratı aklımda değil, o tulumdan ilçede giyen tek bir kişi var, bizim kaloriferci! Ama emin değilim şu an. 
Hani belki durup, "sen ne diyon la?" diye ben de cevap versem, tekme tokat girişebilirdik bence.


Sonra efendim, geçen gün bir olay daha oldu. Bir takım adamlara, "sessiz olun biraz" dedim. Aralarından bir eskihükümlü "ne diyon?" gibilerinden laf söyledi, sonra da "ne bu yaaağğ, ne bu yağğ" diye bağıra bağıra uzaklaştı.


Bunlar böyle feminist işte, pozitif ayrımcılık yok. Onlara ters gelen bir şeyi söylediğinde, "laaan gardaş, yahuşak!" diye üzerine yürüyebiliyorlar.


"Ya bu kadındır, ya bu benim üstümdür, ya bu dışarıdan gelmiştir" yok. Daha önce de belki anlatmışımdır, bir yavşak Amerikalı vardı. Yerlilere dedim ki, "şunu bir korkutun". Adam bana şöyle dedi; "o bizim misafirimizdir".


Hani düşünce yollarını takip edemiyorum. Bildiğim tek şey, dünya üzerinde genelgeçer bir yanlışı yaptıklarında onlara söylerseniz, dayak yiyebilirsiniz!


Ahlak anlayışlarını anlatmayayım, okurken utanırsınız. 


Erkek olsaymışım, çok adam dövermişim ben. Ya da polis! Peh!

Ta_Boo

Çok değiştim.
Son iki gecedir, o ev senin bu ev benim uyku saatimi geçirene kadar tabu oynuyoruz. Ben böyle oyun oynayan biri değildim.


Neler öğrendim;


Oyunu hırs yapanlar var,
Oyun nedeni ile eşlerine küsen kadınlar var,
Oyun nedeni ile birbirlerinin zekalarını ölçenler var,
Oyun nedeni ile uykusuz kalanlar var, (ben)
Sekiz kişi yerine 6 kişi oynamak daha güzel. 
Bir tur daha A oynarsak, hepsini ezberlemiş olacağız. Özlem çıkınca, "kadın adı" diyeceğiz.


Bu gece kitap oku(ya)ca(ğı)m artık!!!1



Fen and Ned

I'm glad to finally meet you two
I've been looking for you all my life.


Gri ve beyaz takıntımdır. Evimin bari tek bir odasını böyle döşeyim?

Thursday, February 16, 2012

Ağy Heğv E Diriiğm!

Öğleden sonra apartmana gittim. İşler vardı. Küçükmüdürün kızı ile oynadım. Kucağımda tuttum biraz, belim ağrıyor, kolum ağrıyor. Kız da ufak bişi halbüsem. Ne zormuş ayol.


Hatun Rus. Eve gelen mobilyacıların gözleri döndü kadını görünce.
Şu bizim insanlarımızın görmemişliğine tüküreyim. Kadın rahat giyinmiş, aklına bile gelmemiştir eminim gözleri ile yiyeceğini adamların. Ben utandım ülke insanından. Rahat giyinmiş dediğim de, askılı saten gecelik değil tabi. EŞORTman, kolları eksik. Erkek milleti. 


Neyse, karlar eriyor bugün şıkır şıkır. Yollarda 1 karış çamur. Önce kardan kullanamıyordum arabayı, şimdi de çamurdan.


İznim geldi ya, bir hafta burda olmucam. İşte, şu an, I have a dream,
Benim için bir hayallll, geldiğimde karlar çamurlar temizlenmiş, asfalttaki çukurlar yamanmış, asfaltsız yollara bıçak atılmış (greyderle geçilerek çamurun sıyrılması manasında) sokaklar tıpkı bir Japon şehri gibi kusursuz hale getirilmiş olsun!


İzmir de diyemedim, Ankara da. İst hiç demedim,  Japon şehri dedim. Hani şu Tsunami öncesi-sonrası fotoları var ya! İşte aynen öyle, 1 hafta içinde her şey düzelsin, bir sihirli değnek değsin Belediye Başkanımızın kafasına. Eve giden yolu da aradan çıkarsın. Aynı mahallede oturuyoruz. Asfalt yok. Toz toprak, çamur, kar evin önü. Ancak kendi mahallesine özen gösteriyor derler diye, yolu yaptırmıyormuş! ühühühü


İşte öyle, Ağğy Heğv Eğ Diriiğm!

Hayat!

Saat sabah 10 ama o kadar hızlı geçti ki bugün! 


2002 senesinde bu sektöre girdiğimde bana amirlik eden HocamBey ile görüşüyoruz bugün. Nihayet kendimi kaldırıp kargolarımı toparlamaya başladım çünkü. 


Tam adresi yazıyorken, bir telefon geldi. Müteahhit firmadan bir beyefendi beni ziyaret edecekmiş. Yine eski firmadan çok sevdiğim bir Beyefendi'den selam getirmiş. Aradık, konuştuk, ki haftalardır aklımdaydı aramak.


Benim bu 50+ üstü arkadaşlarımın hepsi birbirinden bağımsız efsanedir zaten.


O kadar özlüyorum ki onları! Onlarla eğlenip güldüğüm kadar yaşıtlarımla eğlenmemişimdir.


HocamBey'in şapka kolleksiyonu vardır. Bana da hasır bir kasket almıştı, birlikte takıyorduk. Bakıınnn kasketlerimize!!!
Bu da hatıra fotoğrafımız. Hocambey göndermişti, adı da "J ve ben". 6 ay birlikte çalıştık. Nasıl gergindik ama anlatamam! Çünkü ben social awkwardness'ımda en tepelerdeydim. Aynı konteynerde çalışıp, günde 2 kelime konuştuğumuz zamanlar oluyordu. Ben kolay kaynaşamam zaten. Görüldüğü gibi 4 sene sonra öğle yemeklerimizi birlikte yiyip, sonrasında benim bulup getirdiğim puroları içiyorduk 3müz. F Bey biraz uzaklaştı bizden ama onu hala seviyoruz.


A Bey de, pamuk gibidir, pamuk. Şu an birlikte çalıştığımız öğrencileri de aynı şeyi söylerler.


Nasıl özledim hepsini!


Böyle olunca hem suratımda bir sırıtış oluyor hem de içim eziliyor, neden bu kadar uzağım ben insanlara diye.
Hani şu lisedeki ŞengülHanım demiş ya babama, "bu kız çok özel, çok orjinal, tam çözdüğümü sanıyorum ama ileri gidemiyorum." Sonra da ağlatmış o yaşında adamı. Ben de istiyorum o noktayı çözmek. Ama çözersem göreceğimden şeyden korkuyorum.

Wednesday, February 15, 2012

Bize Ne Yediriyorsunuz?


Biraz önce portakalımın son diliminin eksik olması ile fark ettim ki, ur gibi birşey varmış meyvenin içinde.


Ne yapıyorsunuz da şu portakalda bile yamru yumru şeyler çıkıyor? Ayıp değil mi sayın çiftçiler, üreticiler?


Böyle sopalı timler olmalı, bulduğun uygunsuzlukta yapanları dövmeli. Trafikte keza. Zira bir Türkler dayak yemeden ve belki de yesek bile öğrenemiyoruz. Türkler mi yapıyor bunu sadece? Hayır, ama onlarda ceza-adalet sistemi daha iyi. 


O yüzden bizde kötek.

Ocak Ayının İki Yüzü

Utanarak söyleyebilirim ki, son zamanlarda kitap okumaya ayırdığım vakit epey azaldı.
Dün gece Ocak Ayının İki Yüzü adlı "polisiye"yi bitirdim. He, okuyun, ancak ben çok heyecan yapamadım. Senenin ilk kitabını Şubat ortasında bitirdim :s


Olsun, bir ayda birçok kitap okuyup da, gurur duyup ilan edip de, hala imla hatası yapan insanları gördükçe, nitelik-nicelik karşılaştırması yapıyorum!


Zira ben bir tek imla hatasına bile takıp, sayfa ilerlemeyen bir insanım. Yazarından, tashihi yapana, editörüne bu hata nasıl gözden kaçmış diye düşünmeye başlıyorum. Kitabın o sayfası paragrafı aklımda kalıyor.


Ben de yaptım bu işleri, o nedenle kırmızı kalemle işaretlenmiş kağıtlar nedir bilirim!


Güzel yazın!
Güzel basın!

Kim Korkar Kıştan-Kardan?

Amaan, ölmedik işte. Yollar da gayet iyiydi. Kurebiyegillerin oğlu kudurdu tabi ama eğlendik. Dönüşte arka 3lü olarak uyumuşuz.
22:30da evdedim. Bıraksalar uyurum şimdi, mis gibi.


Sabah da bizim oğlanlar projenin fotoğrafını çekeceklerini söylediler, ben de gittim onlarla.


Tabi bu kısımda kar vardı. Aracı birkaç yerde hafif kaydırdı arkadaş. Endişelendi. Ben de kendisini gazladım. Altımızda Mazda BT50 var. Hakkını vermek lazım!


Bir ara takıldık ve orası da güzel manzaralı bir yerdi. Benjamin ile indik, basıyorum basıyorum denklanşöre çekmiyor. Smartkart yine laptopta kalmış :/ Hem de yedek olan. Sonra geri döndük. Araçtaki iki oğlan her "dönelim bence" dediğinde ben gidelim dedim. Sonra kartın olmadığını fark edince, tamam dedim napayım?! Şirket makinasının da şarjörü bitmiş :/


Şimdi güneş çıktı. Zincir takarsak bu sefer gideriz de, iş güç yığıldı yaa! Akmar'la giderim diye düşünüyorum.

Tuesday, February 14, 2012

Sevginin Bize Maliyeti:

Sıfır çünkü Akmar ödücek!
Biz birazdan çıkıp, şehre inicez. Yollar karlı-buzluymuş. Gerekirse Kurabiye bey zincirleri takar. 5 kiş ve bir çocuk!
Kafam zaten şiş, tek korkum bu. 
Sevgililer Günü yemeği whopper olucak!!! İnşallah çocuk uyur. Amin bin. Sizin de sevgililer gününüz kutlu olsun, size göre süper bir sevgiliniz olsun. Amin bin. Bays. Kis öptüm bay

That's It!!

Hanna, istediğim köşeyi yapmışın, kapmışın, harikasın bebeşim!
Bitkiler hariç tam benlik! Belki de kolçak olsa daha iyi olar.


Ama ben bu yenge gibi perdesiz yapamam. Ha perde olacak ama onu kapatmak zorunda kalmayacağım, ama o perde oradan sallanacak!


Kitc'n Garden'dan diktiğim otlar arasında birinciliği fesleğen aldı.


Fesleğen: 2 hafta boyunca pencereye doğru uzayan 15 filiz ile! 
Maydonoz: 1 hafta boyunca kenarda çıkan tek bir adet filiz ile!
Dereotu: 2 gün görünen saç telim kalınlığında 2 filiz ile!


Sonuç: BAŞARISIZ! Hepsi kurudu.


Annemi getircem. Diğerlerini o eksin, büyütsün. Çok üzülüyorum çünkü.

Sevginin Mali Yönü

Yemekhanede pasta vardı iki tane, bacağım boyunda, bugünün şerefine. 
"Mmmm kendime bir tabak alayım" dedim, aşçı bey "ben getiririm" dedi, vermedi pastayı.
Ben de "sevgililer gününüz kutlu olsun" dedim, arkamı döndüm, masama çöktüm.
Sonra geldi pasta, masadaki tek bağyan ben olduğum için benimkinin üzerinde mavi bir şemsiye vardı. Diğerleri sadeli aldılar pastalarını.
Şemsiyeyi Akmar'a yolladım, "açsın" diye de not ilettim.

İntiharsal Tandanslar

Sabah televizyonda Sertab Erener'in "Bir Çaresi Bulunur" adlı şarkısı çalıyordu. Elimde keskin bir bıçak olsa aortuma dayayacaktım, öyle ölmek istedim. Ne depresif bir şarkıymış.

.



I can get high without an aid from drugs.


İşte ergenliğimin dönemine ithaf edilen parti fotoğraflarım. Diğer bir smartcard içinden çıktı bugün! Hehe


Suratımda spotlaytlar var çünkü suratımın simetrisi bozulmuş, şakülüm eğik. Öyle yayınlamak ayıp olurdu kendime.
Kıyafetim bir Axl Rose çakması. Taytım bile görüküyor pantalon yırtığından! Aksesuarlara laf diyemezsiniz. Yarım parmak eldiven, halka küpe, bandana ve anahtarlıklar!


Benim çocukluğumda Fatih'te (okul olan) anahtarlık modası vardı. Şöyle baldırım büyüklüğünde anahtarlık kolleksiyonu olanları bile görmüştüm okulda. Ne modaydı o vakitler. Silikon, neon renklerde bir sürü anahtarlık, teneffüslerde sallandıra sallandıra dolaşmak. Benim sanırım en fazla 8 olmuştu. Hala o kafadayım ama. Belime astığım Ank ev ile buraların anahtarların toplamı. Ek yok!

Bir de yaşıtlarım hatırlar. O vakitler hırsızlık da modaydı! Ne fena. Pazartesi günleri "benettondan şu kemeri çaldım, ay tokacıdan şunu çaldım, şöyle yaptım" diye anlatmak bir gurur meselesiydi. Çok üzgünüm ki, hayatımın genelinde aidiyet duygusuna sahip olmamış biri olarak ergenlikte kırılmıştım. O aidiyetsizliktir ki, aile bile kuramıyorum. Neyse...


Güzelyalı'da bir tokacı - yüzükçü varmış. En rahat oradan çalınıyormuş demişlerdi, biz de gitmiştik ve evet bir toka çalmıştım. Ama sonrasında çok sevdiğim bir kolyemi kaybettim. O an anladım o yaşlı adamın durumunun ne olabileceğini. O parasını kaybediyordu, ben sevdiğim şeyi. 


Bir daha da çalmadım.


Bir diğer utancım da yine Fatih'teki kız sürüsü ile "New Kids On The Block uçak kazasında ölmüş" diye histerik şekilde okulda ağlamaktı. Sonra çok utandım kendimden. Ben hangisini seçmiştim, hala hatırlamam. 350 kişilik bir okulu kırıp geçirecek bir asparagastı. Nasıl ağlamıştık, sanki kıyamet kopmuştu. 


Şu an akl-ı selim olmamı, o hatalarımı görebilmeme bağlayarak, kendimi seviyorum. Ama güzel bir dönemdi benim hayatımda. 

Monday, February 13, 2012

Ben...

Dün tüm gün Giuliana and Bill seyrettim. Böyle itici bir kadının ne kadar çok sevildiğine şapka çıkardım. Bebeğin ölmesine üzüldüm, onlarla arkadaş oldum ama züppeliklerini ayıpladım.
Sonra da İbrahim Şevki'ye hasta oldum. 


"don't lose your grip on the dreams of the past 
you must fight just to keep them alive "

Saturday, February 11, 2012

We Love You Alf!

Alf'in içinde biri olup olmadığını sorgulamayacak kadar sevmişim meğer. Koşulsuz sevgi sahibiyim!


Kedi düşmanlığı da benimkine benziyor! Şu anlamda, ben de korkumu yenmek için eve iki kere kedi almıştım. Sevmiştim yani, benim de kalbim vardı!!
İkisini de doyurmuş, ishallerini tedavi etmiş idim. İkincisini hiç unutmuyorum, Rum evinde kapılardaki camları içerden görünmesi için örten kapaklara "kuzuluk" denir. Kapıda bizim cam yerine ayna vardı, kuzuluklar açıktı hep gündüz. O kedi kapının koluna kadar tırmanmış, eve girmek istemişti. Ancak ben Ankara'ya mı Mersin'e mi bir yere gitmek zorunda olduğum için içeri alamamıştım geri. Bir tanesinin adı Dozer'di, tortorundan dolayı. 


Neyse, konumuz ALF: Alien Life Form.


Dün Behzat Ç'den sonra kendimize dizi ararken, bir adet Alf seyrettik. Çok keyifliydi. Bebeğe bakıcılık yaptığı bölüm. Sonra da Bay Kuş içindeki adamı gördüğünü söyleyince fark ettim. Küçükken merak etmişsem bile hatırlamıyorum.


İşte siz de bilmiyorsanız, görünce "aaa! bu muymuş?" diyeceksiniz.
Hee, bu işte.


Adı Michu Mezsaros; Macarmış kendisi. Tek sorum şu, o koca kafasını oraya nasıl sokuyordu?


Sevgiler,


curiosity killed the cat.

Untitled


Breast Cancer Is Not A Pink Ribbon



Geçen sene haziran-temmuz, sağ göğsümün koltuk altına doğru bir yerde bir ağrı başladı. Elledim, bir kitle gibi birşey. Ben elledikçe daha da acıyor ve büyüyor.


Annemi aradım. "Doktora göster, elleyip durma, büyür" dedi. Tamam ama doktor Ankara'da. O zamanlar sözleşmem yenilendi ama tatili henüz hak etmedim, sağlık sigortam da yok dolayısıyla. Hadi parayı boşver, gidemiyorum.


Geceleri üzerine yatamaz oldum. Solda da var birşeyler. Çok canımı acıtıyor. Böyle ara ara ağlıyorum, bir de ne olduğunu bilmediğim için.


Sonra nihayet gittim Başkent'e. Evde misafir de vardı, muayene kolay olsun diye yarı giyinik evden çıkıp, caddenin karşısına geçtim. Sokakta hastane bulunması ne güzel bir nimet! 


O gün de Bay Kuş bey sabah dişçiye gidecek, ertesi gün de buraya dönecektik sanırım. 


Girdim muayeneye. Daha doktorla konuşurken ağlamaya başladım.
Adam sakin ve bilge, soruları soruyor, notlar alıyor, benim gibilere de alışık sanırım. Sakin ses tonu ile "çok gençsin ultrasona alalım seni" dedi.


Girdim. Yat hasta yatağına, kolunu geriye at. Buz gibi jeli sürdüler, başladılar. Sanki ben hiç mi ultrasona girmedim, görmedim?! O şeyi bastırıyor benim acı var diye gösterdiğim yere, bir yandan da klavye ile birşeyler yazıyor, nokta belirliyor vs. Demek birşeyler buldu!! 


Nasıl bir ağlamaksa bu, sicim gibi akıyor gözyaşları. Hönkürme falan yok. Neyse bitti işlem. Ben eminim kadının 3 şeyi işaretlediğinden. Bir de tuhaf sorular sormuştu galiba.


Aradım benim adamı. Yolda uğrarım dedi ve geldi. Hastane koridorlarında ağlaya ağlaya dolandığımı biliyorum. Ne tuhaf bir andı.


Sonra o gitti sanırım geç kalmamak için, ki geç kalmıştı. Ben de doktorun yanına girdim.


Memelerimin nodüler bir yapısı olduğunu, senelerdir kullandığım ilaçlar nedeni ile de bazılarının süt keselerinin kanalları tıkadığını ve o nedenle ağrı olduğunu vs söyledi.


Bir yandan da çiziyor. Papatya gibi birşey çizdi, memeyi anlattı bana. Sonra da "senin memelerin çiçek gibi, endişe edecek bir durumun yok" dedi.


Ben o kadar üzülüp, ağladığıma, adamın dişçi ile randevusunu, geç kaldığı için iptal etmesine yandım.


Eve gittim, "çiççek gibilermiş" diyip, kahvaltı sofrasının sonunda tekrar katıldım onlara. Rahatladım.


Şimdilik iki senede bir ultrasona gireceğim. Ama en azından her ay kontrol etmem lazım. Risk grubundayım, ailede kanser öyküsü yok ama endişesi bile kanser eder.


O nedenle, siz de yapın. 
http://www.jinekoloji.net/kkmm.htm

En ucuz tedavi, önleyici tedavidir. Korkulacak bir hastalık değil, bilin, öğrenin, önleyin. Lütfen.

Friday, February 10, 2012

2011 Sevgililer Günü

Geçen sene 14 Şubat Pazartesi günüymüş. O vakitler ben haftada 7 gün çalışıyordum ama nasılsa Pazartesi izin almışım. Ya da ondan önceki Cumartesi bilemedim şimdi. O derece önemsiz aslında şu gün.


Neyse, benim arabam Ank'da olduğu için, o gün Bay Kuş, Hacıbey'den otomatik 4 çekerli Galloper'ı ödünç almıştı. Sabahtan çıktık yola. Hava gayet güzeldi. Aralık'tan itibaren kar yağıyordu ancak o gün güneşli bir gündü. 


Yanımıza da benim "akrabalarım" vardı. Bunu anlatmıştım sanırım. Bende kürtinadı varmış. Bir de babamın değiştirdiği soyad burada en yaygın soyadlardan. Benim de onlardan olduğumu düşündükleri için bana "akraba" diye seslenirler. 
İki kişi de onlar, yola çıktık. Şehirde onları bıraktık hastaneye. Biz de alışveriştir, kuafördür vs şehirde o zaman ne yapılıyorsa yaptık. Dönüşte de gıda alışverişi, tabi evde olmadığım için abur cubur falan alıyorduk.


Eve dönüyoruz. Tipi başladı yine. Yollar buz kaplı. Hava karanlık. Aracı Bay Kuş kullanıyor ve gözleri görmüyor. Gözlüğü de yoktu sanırım yanında. Bir yandan da arabada kırkı çıkmamış bebeği ile ilçeye megan ile gelen bir operatör var, akrabaların firmada çalışan. Adamın zinciri yok. Bir yandan onunla konuşuyoruz, merak ediyoruz, bir yandan da kendimiz için endişeliyiz.


Yolun en dik ve yüksek noktasına geldiğimizde, bu bahsettiğimiz bebekli aracı yolda gördük. Bizim altımızda dört çeker var ne de olsa diye dolanıyoruz ama aracı ben kullanmıyorsam güvende değilimdir! Öyle hissediyorum hep.


Diğer araca yardımcı olmak için çıktığımız en dik yoldan geri döndük. Benim sevgilim yolu kapatmayayım diye biraz sağlı girince yol kenarına, hoop aracı yol kenarındaki kanalın içine soktu. Araç dediğim gibi otomatik vites dört çeker!! :/


Çıkaramadık girdiği yerden. Bir yandan kar yağıyor. Bir yandan diğer aracın yanına gidip, bir de bizimkine geliyoruz. Karnımız acıktı.


Diğer bebekli aracın şoförü ayrıca 1 ay önce kaza yaptığı için kaburgalar kırık. Yine de üzerinde sadece bir kazak ile zincir takmaya karar verdi. O paçasını kurtardı ama biz çıkamıyoruz. Lanet ettik hepimiz otomatik vites dört çekere o gece.


Neyse ki telefon çeker bir yerdeydik. Ben hemen şirkette çalışan şoförü aradım. İlçe gençliği olarak herkesle arası iyi tabi, birbirlerini iyi tanıyorlar. Bana karayollarının telefonunu verdi. Jandarma kankalarını aradı. Üzerine bir de bizi kurtarmak için yola çıkmışlar. Sonra karşılaştık.


Karayollarını aradım. O da arayınca iki araç yolda kaldı sanmışlar maalesef.


Biz uzun bir süre bekledik. Karda dolaşmak keyifli de, aynı kıyafetle içeri girdiğinde sırtındaki tüm karlar eriyip, sırtını ıslatıyor. Açız da. Artık marşmelov mu almıştık, adetimiz değildir, onu ikram ettik araçtakilere. Yenebilecek bir tek poğaça var ama benim akraba askerde bir kere boğuluyormuş poğaçadan. "Ben yemem" diye tutturdu. Verdik eline şekerleri. Üşüyoruz. Açız. Sürekli telefonlar geliyor. Karayollarının yolunu gözlüyoruz.


Biz orada kara batmışken, yanımızdan zincirsiz bir lada geçti :/ Sonra da karayolları araçları geldiler!!


Bir yandan kar aydınlığında Fırat'ın sesini dinliyor, bir yandan yol gözlüyoruz. Üşüyünce araca giriyoruz ama çok da sıcak değil. 


Karayolları geldi ama, "bir telefon daha geldi ileride bir araç daha var, ona bakıp gelelim siz bekleyin" dediler. Bekliyoruz, yarım saatli geçti. Meğer diğer araç diye benim telefonumdan bahsediyorlarmış. 


Ve ilçenin gençleri geldi Hundayi Aksent ile. Araçta zincir yok, sanırım kar lastiği vardı. Kedi gibi buz üzerinde dolandılar etrafımızda. "Çok şaşırdım ben senin kara saplandığını duyunca, ama zaten sen kullanmıyormuşsun" diyerek beni övüp, sevdiceğimi yerdiler.
Bizim etrafımızda cep telefonlarından videolar çektiler, "yardım melekleri" adını vermişler bir de vidyoya. Sonra atlayıp o araçlarına kedi gibi geri döndüler.


Ve karayollarının greyderi çekti, çıkardı bizi!!


Bebekli megan zincirle çıktı gitti. Konteynerimize üşümüş, aç ve unutulmaz bir geceyi anılara ekleyerek döndük.


Keyifsiz ve çaresiz değildik. Böylece noktörnal ve zombisever sevgilimin, bayıldığı horor hikayelerinden hareketle çok istediği, "mahsur kalma" fantazyasını kısmen gerçekleştirmiş olduk.


Bana unutamayacağım bir sevgililer günü geçirtmişti. Kızmadım ve kızmayacağım da. 


Unutmayacağım bir gün olmuştu. Ama diğer kadınlar gibi ne çiçek bekledim svgilimden, ne de tek taş ve güzel bir gündü. Bu sene de özel bir hareket beklemiyorum. Hediyemi aldım. Belki o gece Kurabiyegillere gider, onların da gününü özelsiz kılarız! 
Ya da ben erkenden uyuklarım. Heehe!

Tipi

Bu hafta küçük müdürle gelip gittiğim için sabahları çamaşır yıkayıp, kurutmaya atacak kadar vaktim oldu. Süper birşey ev işini sabahtan bitirmek!

Bu sabah, tipi nedeniyle yokuşu çıkamayan okul servisleri, cocukları (yazıldığı gibi okuyunuz, Izabel stayla) indirmiş, bu havada yokuş yukarı çıkıyordu sabiler.


10 gün daha sürecekmiş dedi annem hava durumu için. Ben de kamburumu çıkarıp bekliyorum, napıyım?!


Dün birikmiş tüm Behzat Ç'leri de bitirdik. Pazar gecesi tvden seyredebilir miyim bilemiyorum ancak kendimize yeni bir yemek dizisi bulmamız lazım.


Bari ekşidir, itüdür Behzat Ç yazıları okuyayım bugün. Güneş görmeyince ölüyorum ben. 


Sevgiler,


Günebakan Jardzy Zartanyan

Thursday, February 9, 2012

Börcır Kink!

Dün birazcık keyifli geçen günün sonunda bugün izinli olan Bay Kuş'uma sms attım uyuyordur diye, uyuyormuş. "Akşama şehre inelim mi?" diye sormuştum. Amacım 4 gibi buradan çıkmaktı, hava aydınlıkkene. Ancak olmadı, o geç uyandı vs. 5 1/2 gibi yola çıktık. 


Yol çok kötü değildi çoğu yerde açıktı bile ama yavaş gittik. 2.5 saat kadar sonra şehirdeydik! Ama ben acıkınca, uykum gelince, üşüyünce sustuğum için yolculuğun bu kısmı biraz sancılı ve uzundu! ehhre
Kente girer girmez, geçen sefer gittiğimizde tabelasını gördüğümüz Börcır Kink'e gittik. Ha! Amerikanın köpeği, burger delisi miyim? Hayır ama değişik bir lezzet, şehrin getirdiği imkanlara ulaşılabilirlik önemli. Hemen hapur hupur yedik! 


Kasadaki yavrucak henüz alışamamış, tek burger yazdı kasaya ama bize iki burger yedirecekti, benim efendi sevgilim düzeltti. Sonra da yanlışlıkla iki kere para çekmişler. Benim bey suflesini yerken, bir adam geldi. "İki kere para çekilmiş, iade yapacağız. Özür dileriz ama her kurumsal firmada olur böyle şeyler, bu Börcır Kink'e has bir durum değil, düzeltilir. Sorun değil. Şifrenizi girer misiniz?" Üstüne basa basa bu durumun dükkan üzerine kalmaması için baya konuştu ve baya bir şifre istedi. 


3 sefer sonunda kendisine her seferinde dediğimiz, "o sizin posun şifresidir" cümlesini test etti ve iade etti parayı. Giderken de, "olur böyle şeyler her kredi kartı kullanan müessesede" gibi birşeyler geveledi. Ben de dönüp, anlamamıştır diye sevdiğim beye aktardım adamın dediklerini. Siz de yanlış anlamayın, lütfen.


Neyse biz içeri girdik, korkunç bir kar başladı. Araçların üstü handiyse karla kaplanacaktı ki, kar durdu.


Karnımız tok, sırtımız pek, şehrin yeni incisi 3M Migros'a gittik!


Hayatımdaki değişikliklere bakın! Sizin orlarda günlük sıradan işleriniz bizim için bir değişiklik oluyor! ehrehre


Bay Kuş efendi sucuk reyonuna takıldı, sanırım yarım saatini orada geçirmiştir. Güzel olan, benim gittiğim şehirlerde aradığım ürünleri burada bulabilmek oldu. Kuru et ve çiğ yenebilen sucuk!! Mmmmm


Bay Kuş, noktörnal biri olmasına rağmen geceleri rahat göremiyor! Arabaya labradorit bile koydum, işe yarıyor sanki. Ama karnımı da doyurunca dönüşte ben sürdüm. 


Dolunay vardı dün akşam, giderken ayın doğuşu ve önünde kara bulutlar ile gotik bir gidiş yaptık. O manzarayı çekecek ekipmanım olmadığı için, Benjamin arkada uyumaya devam etti. 
Dönüşte de bulutlar azaldığı için karla birlikte etraf oldukça aydınlıktı. Karın olmadığı yollarda ve özellikle de son kmlerde Bay Kuş uyurken, farları kapatıp kullandım aracı.


Dünki gidiş gelişte 3 boz tilki, 1 atmaca, 1 tavşan ve benim herif çok sevdiği için adını aldığı ve oyun platformlarında avatar yaptığı hayvan baykuş gördü(k). Ben tilkilere hastayım.


İlk boz tilki gördüğümde, "allaa allaa albino mu yav?, hayal mi gördüm" diye kimselere söylememiştim. Sonra tilki kürkü görünce aydım! 
Çok güzeller ve şans getirirler!


Akşam 11 1/2da evdeydik. Malzemeleri yerleştir, yıkan vs derken 12:10da yatıyordum. Büyük değişiklik oldu bizim için. Şimdi ben bugün iş yerinde herkese hava atmaz mıyım!! aehahrehr

Wednesday, February 8, 2012

Kindle için

Nihayet şu benim Osman'ı düşünenler de varmış. iGillerin kılıflarından gına geldi.
Klever Case üretmiş ben pek beğenmedim ancak üstteki bana göre en iyisi. 
Olumlu yanı, başlığı siz seçebiliyorsunuz. 
Benimki mutfak masası üzerine "karnım aç, şarj et" diye duruyor günlerdir. Şu tembellik ne zaman bitecek?

Köpek Kasası

Bugün kendimi tasarıma adadım.
Oslo'da bir dükkan önüne "bi 5 dakka içeri girip gelicem, bakıp çıkcam" kafalarında köpeğinizi çalmasınlar diye bu kasalardan koymuşlar.
10 kron verip, köpeği emniyete alıyormuşsunuz. Birçok kişi karşı çıkmış.


25 kglık köpeği bahçesinden çalınmış biri olarak emin olamıyorum. Bari biraz daha havalandırmalı olsaymış.


http://www.henricks-tankegangar.com/2012/01/hundforvaring-pa-shoppingturen.html

Sanat



Çok hoş görünüyor. Taa ki dikkatlice bakıp anlayana kadar, anlayamadıysanız okuyana kadar. Jenine Shereos ablamız bu güzel yaprakları saç telinden yapmış. Yanlarına da açıklamasını yapmış, "sarı saç". Üşenmemiş o saç tellerini kıvırmış, bükmüş, örmüş bu hale getirmiş. Diğer işleri de böyle, sayfalardan kıllar çıkıyor.

İlk gördüğümde bana Kanada sınırında Amerika'dan gelen altın suyuna batırılmış yaprak kolyemi hatırlatmıştı oysa ki.

Geçen gün banyodan çıkan Bay Kuş "banyodan yaratık çıkardım, korkma e mi?" derken, banyo giderinde birikmişleri çıkarmakla övünüyordu. Meğer bu işin ötesi de varmış.

Küçükken ben sağ veya solumdan aldığım saçlarımı dolar, sonra ısıra ısıra yerdim. Midemden kocaman bir saç topu çıkacak diye ümitle bekledim ama hiç olmadı. 

O zamanlar benden tiksinen herkeslere gelsin, insanı güzel yapan şey kafadan ayrılınca mide bulandırır! Senelerce maruz kaldığım klozet kapağındaki kıvırcık olanlardan bahsetmicem. O da baba hakkı, napcan?!

A! Kralın üzerine kıyafet yok!

Komşu bina.
Kaloriferci kömürün yıkanmamış, sisli olduğunu söylüyor. Sebebi buymuş. Akşam vakti bir duman çöküyor şuraya, Ankara'nın eski hali gibi, hatırlarsanız.


Çok fena. Fotosentez yapacak yeşil bitki de yok burlarda. İçim acıyor.

Tuesday, February 7, 2012

Don

Hiç gitmediler ki o soğuklar.


Hatta o kadar soğuk ki, dağdaki su kaynağımız donmuş, ilçe olarak susuzluk çekiyoruz. Bazı yerlerde hiç su yok.


Bu sabah tekrar kar yağmaya başladı. Yemekten dönerkene boncuk boncuk buz yağıyordu. Bu sefer 1myi buluruz diye tahmin ediyoruz.

Monday, February 6, 2012

Saygı - Toplumsal Denetim - Ahlak

Ben ilkokul ve üniversitede aynı şeyi öğrendim:
toplumlar ahlakı kendileri oluşturur ve ayıplama, toplumdan çıkarma, soyutlama vb şekilde yaptırım uygulayarak kurallarını koyar ve uygular. Çok afilli cümleler kuramayacağım. Sinirliyim.


Bu ne demek, TRT'de yayınlanan arabasının küllüğünü sokağa boşaltan adamın ayıplanması, balkondan halı çırpan kadının ayıplanması vs. Demek o zamanlarda da bu eksiklik görülmüş ki taa tvye kadar çıkmış. Toplumun haline bak.


Temel birlikte yaşam kuralları böyle ortaya çıkıyor. Birisine saygısızlık yapınca, uyarılıyorsun. Ayıplanıyorsun. Bir daha yapmıyorsun.
Biz saygısızlık nedir ailede, annemin esem terliğinin 10 kaplangücündeki şiddeti ile öğrenmiştik. Belki doğru yol değildi ancak annem sinirli bir kadındı.


Şu dayak meselesini açayım da önce. İzmir'de evdeyiz, küçük kardeş daha çok küçük ya da henüz yok. Ablamla birlikte sandalye ayaklarına lastik geçirmiş ip atlıyorduk.
Sonra birden eve hışımla annem girdi. Annem çok gezerdi, bilmem kaçıncı kapısından dönmüştü o gün ama çok sinirliydi. Biz birşey anlamadan, yedik dayakları. 
Meğer ip atladığımız için alt komşumuz olan Bitlisli Teyze'nin (kadının adını hala bilmiyoruz) evde kalmış 40lı yıllarındaki oğlunu rahatsız etmişiz. Annem de laf gelmesine çok bozulmuş. Esemle birlikteliğini her yanımızda göstermişti. Böylece ne oldu?! Ben evde yürürken bile, aşağıya ses gidiyor mu diye düşünür oldum o vakitten sonra. Ha ses bana gelince de annem gibi oldum. Sesimi de çıkarttım evet. Ve beni bu hale evde kalmış Yaşar AMCA getirdi!!? Bu hallerimden sen suçlusun kart adam! (Ama evdeydi hep, çalışmıyordu da).


Bunlar bir yana, burada bunlar olağan şeyler. Henüz gelişememiş bir toplumda yaşadığımı ve beklentilerimin çok yüksek olduğunun farkındayım. 
Ecnebiler buradayken anlatıyorlardı, "alt kattaki komşu çöpleri balkondan aşağıdaki uçuruma atıyor", "köpekler karıştırmasın diye çöpleri sabah çöpün kapağını kapatarak atıyoruz, o balkondan aşağı köşeye atıyor" vs diye. O zaman ben utanıyordum bu insanlardan.


Buradaki insanlar günün herhangi bir saatinde evin önünde, ofis önünde bağırarak konuşur, küfürleşirler. Burunlarını, bacak aralarını karıştırırlar. Haaarrkkk tüh diye her yere tükürürler. 
Her zaman da haklıdırlar. Çünkü onların toprağında çalışmaya gelmişsindir. 


Şu Ay Parçası'na daha kapıyı çalıp içeri girmeyi, kapıyı nazik şekilde kapatmayı bile öğretemedim. Çaaat diye giriyor içeri. Bir de "suyu açık bırak, çayın fişini çek" diye emirler yağdırıyor giderken.


Bunlar hadi gelişmemişler, kalmışlar bu noktada ve öğrenme sürecindeler. 


Peki ya başkentliler? En iyi onları örnek verebilirim zira en kötü örnekleri Ankara'da gördüm. Ankara'nın simgesi Çorum'dan çaldıkları geyikli kurs ya, diyorum size onlar öküz! Orta Anadolu öküzü!


Ankara'da bizim oturduğumuz caddede hastane var. Korna sesinden durulmuyor. E ayı beyler bari hastane önünde yapmayın?! Bir de sokakta her iki tarafta korna çalmayın tabelası var ehliyet alırken öğrenemesiniz, kafanız da basmıyor diyelim!
Burada lojmanlarda ortak yaşam esnasında yaşadıklarım var. Çamaşır makinası kullanmayı bilmezler, tv salonunun içine bir kakalarını yapmadıkları kalır, çamaşır makinasının tüm deterjan ve yumuşatıcı gözleri ağzına kadar doludur. Ütü kaybolur, haftalarca ortaya çıkmaz. Ütü çıkar, masası kaybolur. En son ikisini de zincirlemişlerdi.


Yani neticede insanlar daha saygılı, evrilmiş, akıllanmış olacağına geriye bile gidiyor diye düşünüyorum.


Bir apartmanda yaşamak hoşuma gitmiyor bu yüzden. Bitişiğimde duvardan, yukarıdan aşağıdan ses gelmesi beni rahatsız ediyor. Eğlenmelerinde, gülmelerinden rahatsız olduğumdan değil, fikirsizliklerine kızıyorum. 


Şu memleketin insanlarını toprağını sevdiğim kadar sevebilmem için onları eğit Yarabbi! Fikir ver, düşünce ver, empati duygusu ver. Kalkıp gitçem yaban ellere, orada yaşayacağım ben ya! Yeter!