Friday, February 10, 2012

2011 Sevgililer Günü

Geçen sene 14 Şubat Pazartesi günüymüş. O vakitler ben haftada 7 gün çalışıyordum ama nasılsa Pazartesi izin almışım. Ya da ondan önceki Cumartesi bilemedim şimdi. O derece önemsiz aslında şu gün.


Neyse, benim arabam Ank'da olduğu için, o gün Bay Kuş, Hacıbey'den otomatik 4 çekerli Galloper'ı ödünç almıştı. Sabahtan çıktık yola. Hava gayet güzeldi. Aralık'tan itibaren kar yağıyordu ancak o gün güneşli bir gündü. 


Yanımıza da benim "akrabalarım" vardı. Bunu anlatmıştım sanırım. Bende kürtinadı varmış. Bir de babamın değiştirdiği soyad burada en yaygın soyadlardan. Benim de onlardan olduğumu düşündükleri için bana "akraba" diye seslenirler. 
İki kişi de onlar, yola çıktık. Şehirde onları bıraktık hastaneye. Biz de alışveriştir, kuafördür vs şehirde o zaman ne yapılıyorsa yaptık. Dönüşte de gıda alışverişi, tabi evde olmadığım için abur cubur falan alıyorduk.


Eve dönüyoruz. Tipi başladı yine. Yollar buz kaplı. Hava karanlık. Aracı Bay Kuş kullanıyor ve gözleri görmüyor. Gözlüğü de yoktu sanırım yanında. Bir yandan da arabada kırkı çıkmamış bebeği ile ilçeye megan ile gelen bir operatör var, akrabaların firmada çalışan. Adamın zinciri yok. Bir yandan onunla konuşuyoruz, merak ediyoruz, bir yandan da kendimiz için endişeliyiz.


Yolun en dik ve yüksek noktasına geldiğimizde, bu bahsettiğimiz bebekli aracı yolda gördük. Bizim altımızda dört çeker var ne de olsa diye dolanıyoruz ama aracı ben kullanmıyorsam güvende değilimdir! Öyle hissediyorum hep.


Diğer araca yardımcı olmak için çıktığımız en dik yoldan geri döndük. Benim sevgilim yolu kapatmayayım diye biraz sağlı girince yol kenarına, hoop aracı yol kenarındaki kanalın içine soktu. Araç dediğim gibi otomatik vites dört çeker!! :/


Çıkaramadık girdiği yerden. Bir yandan kar yağıyor. Bir yandan diğer aracın yanına gidip, bir de bizimkine geliyoruz. Karnımız acıktı.


Diğer bebekli aracın şoförü ayrıca 1 ay önce kaza yaptığı için kaburgalar kırık. Yine de üzerinde sadece bir kazak ile zincir takmaya karar verdi. O paçasını kurtardı ama biz çıkamıyoruz. Lanet ettik hepimiz otomatik vites dört çekere o gece.


Neyse ki telefon çeker bir yerdeydik. Ben hemen şirkette çalışan şoförü aradım. İlçe gençliği olarak herkesle arası iyi tabi, birbirlerini iyi tanıyorlar. Bana karayollarının telefonunu verdi. Jandarma kankalarını aradı. Üzerine bir de bizi kurtarmak için yola çıkmışlar. Sonra karşılaştık.


Karayollarını aradım. O da arayınca iki araç yolda kaldı sanmışlar maalesef.


Biz uzun bir süre bekledik. Karda dolaşmak keyifli de, aynı kıyafetle içeri girdiğinde sırtındaki tüm karlar eriyip, sırtını ıslatıyor. Açız da. Artık marşmelov mu almıştık, adetimiz değildir, onu ikram ettik araçtakilere. Yenebilecek bir tek poğaça var ama benim akraba askerde bir kere boğuluyormuş poğaçadan. "Ben yemem" diye tutturdu. Verdik eline şekerleri. Üşüyoruz. Açız. Sürekli telefonlar geliyor. Karayollarının yolunu gözlüyoruz.


Biz orada kara batmışken, yanımızdan zincirsiz bir lada geçti :/ Sonra da karayolları araçları geldiler!!


Bir yandan kar aydınlığında Fırat'ın sesini dinliyor, bir yandan yol gözlüyoruz. Üşüyünce araca giriyoruz ama çok da sıcak değil. 


Karayolları geldi ama, "bir telefon daha geldi ileride bir araç daha var, ona bakıp gelelim siz bekleyin" dediler. Bekliyoruz, yarım saatli geçti. Meğer diğer araç diye benim telefonumdan bahsediyorlarmış. 


Ve ilçenin gençleri geldi Hundayi Aksent ile. Araçta zincir yok, sanırım kar lastiği vardı. Kedi gibi buz üzerinde dolandılar etrafımızda. "Çok şaşırdım ben senin kara saplandığını duyunca, ama zaten sen kullanmıyormuşsun" diyerek beni övüp, sevdiceğimi yerdiler.
Bizim etrafımızda cep telefonlarından videolar çektiler, "yardım melekleri" adını vermişler bir de vidyoya. Sonra atlayıp o araçlarına kedi gibi geri döndüler.


Ve karayollarının greyderi çekti, çıkardı bizi!!


Bebekli megan zincirle çıktı gitti. Konteynerimize üşümüş, aç ve unutulmaz bir geceyi anılara ekleyerek döndük.


Keyifsiz ve çaresiz değildik. Böylece noktörnal ve zombisever sevgilimin, bayıldığı horor hikayelerinden hareketle çok istediği, "mahsur kalma" fantazyasını kısmen gerçekleştirmiş olduk.


Bana unutamayacağım bir sevgililer günü geçirtmişti. Kızmadım ve kızmayacağım da. 


Unutmayacağım bir gün olmuştu. Ama diğer kadınlar gibi ne çiçek bekledim svgilimden, ne de tek taş ve güzel bir gündü. Bu sene de özel bir hareket beklemiyorum. Hediyemi aldım. Belki o gece Kurabiyegillere gider, onların da gününü özelsiz kılarız! 
Ya da ben erkenden uyuklarım. Heehe!

No comments:

Post a Comment