Thursday, February 2, 2012

Benim Fırat'ım, Benim Memleketim

Ne kadar ülke gezersem gezeyim, benimki kadar güzelini bulamayacağım. Hem de bunu insanından bağımsız, öznel olarak söyleyebilirim.


Arada tekdüzelikten ötürü darlansam da, ben çok güzel bir yerde yaşıyorum.


Dün akşam üstü işten çıkmaya yarım saat kala, pencereden baktığımda karşımdaki dağın tepesinin güneşten pembe olduğunu gördüm. Hemen Akmar'ı aradım. Maalesef kendisi bir Canoncu! Olsun. Hemen geldi beni aldı, onu bilmediği güzel manzaralı yerlere götürdüm. Şirket arazisi ve hatta trafonun olduğu yer ama o bilmiyormuş. Zaten ben her yere hakim olduğum için, her yerini iyi biliyorum! Heh!
Fotoğraf çektik, eve gittim. 


Sonra akşam kimse gelmedi. Ben de karnıbahardan bıkmaya başladım artık yavaş yavaş. Tavuklaşıyor benim için. Neyse. 


Sabah da arabanın ön camı içten buz tutmuştu. -16 dereceyi gördük!



Arabaya bindikten sonra baktık buzlar çözülene kadar geç kalacağız. Battı balık yan gider! Ben de kendimin patronuyum haftaya kadar. 
Fırat - Karasu kenarından işe geldik. Doğa muhteşem. Böyle gördükçe, yaşadıkça içimde birşeyler kabarıyor. Kuduruyorum mutluluktan. Sizle de paylaşayım.


Dün Akmar beni çekmiş, yaratık.



Dün Fırat'ın kolu Karasu. Kurban olduğum :D



Süpriz bir at. Ben dememiş miydim işe atla gitmeliyim diye!! Nasıl imrendim! Umarım o günler de gelir.
Bu köpek de, buralarda adet olduğu üzere araba arkasından koşanlardan. Kapıyı açıp çektim fotoğrafı. Ancak böyle bir durumda arabayı durdurup baktığınızda mal gibi kalıyorlar. Şaşırıyorlar. 
Sabah ve dün akşam üstü karşılaştırması.


Sabah pencereden gördüğüm.
Çok güzel çok. 
Çok şükür...

2 comments:

  1. karabaş'ın şaşkınlığı! oğğğğ o karenin köşesine sıkışan kafasını ısırırım onun. bi de inip sevsen kalp krizi geçirecek herhalde ne yapacağını bilemeyip.

    ben de çok seviyorum memleketimi. böyle söyleyince de ya anlaşılmıyorum ya da yanlış anlaşılıyorum. sevmem herşeyi onayladığım manasına gelmiyor. sevdiğim için üzülüyorum bi takım şeylere.

    fırat'ı ilk defa otobüsün camından görmüştüm, birecik'e girerken. "assur ordusunun geçmeye çalıştığı nehir bu" diye baygınlık geçirmiştim heyecandan, yanımda da kimse yoktu, içim şişmişti konuşamamaktan. takip eden günlerde yaşadıklarım, gördüklerim birikti, en sonunda kenarına çömüp ağladıydım. allahım ne çok güzellik, ne çok acı diye. buraları üzülmeden sevmek pek mümkün değil sanırım.

    bak dicle bende hiç böyle bi etki yaratmadı mesela, tuhaf.

    ReplyDelete
  2. Fırat hakkında uzun bir yazı yazmalıyım.

    ReplyDelete