Friday, February 3, 2012

Doğa Üstü Güçler

Bugün yoğun ancak ara vermem lazım. En azından bunları yazarken gözlerimi kapayabilirim. He, yapabiliyorum, evet.


Aklıma birşey geldi biraz önce. Bu doğa üstü güçler, tapınma, Mısır'ın envai çeşit tanrısı, benim bu putperest olmaya gider hallerim falan. 


2005 senesinde mahkeme kararı ile kapatıldığı için yüklü bir tazminat ile çıkarıldığım işime geri çağırıldığımda, o dönemde tanıştığım Buda heykellerimi de ilk iş günü yanıma almıştım karton bir çanta içinde.
Ancak malzeme çıkış yerinin önünde "durma, içeri gel" dedikleri için, özlemişler sağolsunlar, çantayı bırakmışım. Elim, baret, maret dolu olunca ancak eve gidince fark ettim.


Çanta içinde sevgili Esra'nın tasarımı Universiade yağmurluğu, 4 derece yakını göremeyen gözlerim için reçeteli gözlüğüm, artık önemsiz olan birkaç nesne ve 7 adet gülen buda heykelim (2 tanesi aynı) vardı. İşten ayrı kalıp, Universiade için çalıştığım o dönemde, hayatımın birçok bölümünü saran bir buhrandan yanar döner ışıltılarla çıktım. İşte o Buda heykellerinin göbeklerini okşaya okşaya. Özellikle huzur Budasının göbeği kafası bembeyazdır o bordo reçineli kaplamasına rağmen.


Sordum, soruşturdum o çantayı, herkes "ben görmedim" dedi. Unuttum gibi oldum, ta ki birkaç ay sonra, o heykelleri depoda çalışan, arkadaşlık sitelerine elinde telsiz ve beyaz bareti ile şef pozlarında fotoğraflarını koyan bir adamın, adını unuttum şimdi, monitörünün üzerinde görene kadar. 


Ben aldım dedi ama açıklayamadı pek birşey. Olsun.


Bu adam o esnada 24 falan yaşındaydı. 4 çocuğu vardı. İşinde kademe atladı falan, hani şöyle, depoya gelen malzemeleri indirirken, artık o irsaliyedir vs numaraları bilgisayara giren biri oldu. 


Sonra, heh Veysel, hatırladım, sonra bu adamı bir süre görmeyince, öğrendik ki, evi, karısını ve çocuklarını terk etmiş. Kumar mı artık, aşk mı bilemedik! Bizimki gibi işyerlerinde işleri oranın köylüsü yönettiği için, bir "aile" gibiydik. Bilirdik de ben pek sormadım.


O gittikten sonra da, ben heykellerimi geri aldım. Şu an Ankara'da salondalar. 


Hadi diyorum arada, ben beynimi programladım, nihayetinde sinir dediğin elektrikli bişi, isteklerimi gerçekleştirdim, eski işime "dönüşüm muhteşem" oldu, buhranımı atlattım falan da, o Veysel naptı o Budalarla?


Ben mi nöron doğurup duruyorum aslında veya aslında her şey tesadüf mü?


Ben burada beklenmedik bir hastalığa tutulsam, kardeşime bunu söylediğimde eve gidip, ters dönen Budaları düzeltiyor, ben de düzeliyorum. Annem de kabullendi, onunla telefonda konuştuğumda, hemen kontrol ediyor. Dönüyorlar o ufak heykeller kendi kendilerine! Hem de ben yokken kullanılmadığını sandığım ve umut ettiğim yatak odamdakilerde oluyor bu. (İki set var anlayacağınız).


Hala çözemedik neden döndüklerini.


Ha bu arada Veysel geri dönmüş işe. Ben çoktan ayrılmıştım o diyarlardan. Evinin durumunu bilmiyorum. Arada FB'ta "günaydın millet" ve imlası bozuk özlü sözler yazdığını görüyorum. Bu sözler elbette aşk sözleri. Hala karı kız peşinde dolaşıyor. Bu sefer emeline kavuşamayacağını düşünüyorum.


Kendim için de, birkaç gün önce yazdığım gibi, artık buradan uzak, kendime ait bir evde müdür olarak yaşama programlaması üzerine düşünüyorum. Karar verip, uygulamaya başladığımda not alacağım. Budalarımı yanıma getirip, okşasam mı? Burada yeterince totemim yok mu? Kızım sen deliriyor musun? İşim gücüm yok mu?

No comments:

Post a Comment