Thursday, August 30, 2012

Dün Akşam

Neden saat 20:00 dediğimi düşündüm. 22:00de yatan biri olarak çok geç! Annem de 19:30da gidelim dedi haklı olarak. Ben asla 5-10 dakika diyen biri olmadım. 7 dakika sürecekse 7 derim, 5 ya da 10 demem!

Ama bu sefer dedim işte. Biraz uyukladıktan sonra MemetÖz'e uyandım. Hazırlandık ve gittik. 7 dakika erken :)

Evde misafir varmış. İst'daki yeğenleri gelmiş. 4 yetişkin 5 çocuk vardı ek. Bir tanesi hayatımda gördüğüm en çirkin çocuk olmakla birlikte en mutlusuydu. 5 aylıkmış. Yüzüne bakınca gülüyor ve konuşuyor! Deli etti beni. 

Fermina'anım kazandı. Biz gittiğimizde sofra hazırdı. Ancak buraların menüdeki tek listesi yahni yoktu!! Sofraya oturduk mecburen. Sonra biz ana kız balkona kaçtık. 

Misafirler gidince de, balkonda oturduk birlikte. Belediye başkanı ilçe hakkında hazırladığı kitabı gösterdi. Kitabı senelerdir biliyorum ama böyle incelememiştim. Çünkü o zamanlar gezmemiştim çevreyi. Kıskandığımı söyledim. Kitabı aldırtacağım yarın.

Bir ara benim Hıdırellez için bahçeye girme iznim gündeme geldi tabi. Yollar da!

Güzel bir gece geçirdik. Saat 22:30'da karpuz yiyecek kadar. Neyse ki kabus görmedim gece. 

En son, bu eve taşınmadan önce göz koyduğum teras katına çıktık. Ev dubleks ve kendileri için yaptırdıklarından taşınamamıştım. Ama ilçe için fazla bir teras. Ba-yıl-dım! İçi tabi ilçe tabiatına yakın döşenmişti ama tek kişilik camlarında perde yerine ahşap jaluzi bulunan bir yaşam alanı.

Bahçelerinden topladıklarıyla yaptıkları salatadan da bahsedeyim gideyim. Bugün sabahtan çiftlik evi baktık annemle! 

Böyle bekarlık ve tatil de sultanlıkmış.

Tuesday, August 28, 2012

Zafer Yakındır

Bugün de bitti nihayet.

Delirdim ama delirttim de. En son "Şu perş günkü tatil ne bayramıydı?" diye sordu sümükyiyen. Ben de "Zafer Bayramı" dedim.
"Kime karşı?" diye sordu. "Düşmanlara" dedim.
Sinirlendi ve kapıyı kapattı. Ama ben hala gülüyorum. 
Sonra tekrar kapıyı açıp, "ne zamandır kutlanıyor bu bayram?" diye sorunca, ben cevap veremeden, "1920ler mi?" dedi. Gözlerimi kapatıp, hee dedim. Ayh.

Arada böyle insan gibi sohbet ettiğimiz oluyor da, o rahatlık kısa sürüyor. Herkesin patronu ile ufak tefek sorunu vardır tabi de, bizimki bir tuhaf. Hiçbirinizinki sümüğünü ve kafasındaki kepeği yemiyordur şapırdata şapırdata!

Vakti zamanında anlatmadılar şu ecnebilere gelenek, görenek, tarih vs, ben çekiyorum böyle. 90lardan kalma beyazlatılmış kot şortla işe gelmemesini kime söyleticez??!

Sonrasında anlatırken komik oluyor ama kabul. 

Bugün hayatımda bir değişiklik yapıp, kapının önünden bizim için kalkan servise bindik. 

Dönüşte öne şoför yanına oturdum. Baktım bizim evin oralarda önümüzde siyah plakası ile Belediye Başkanımız var. Şoföre "sıkıştırsanıza, şu yollar için konuşayım" dedim. Adam yolu bırakıp bana inanmaz gözlerle bakıp, "bu yollar için mi?" dedi. Daha sonra da "hadi bea" manasına gelebilecek cümleler sarf etti. Durak yeri olmamasına rağmen, başkanın arabasını park ettiği yerde durdurttum.

Bayramlaştım başkanla. Servis şoförü komşularımı bırakmış dönerken, biz ikimiz yere çömelmiş toprağa evleri ve yolları çiziyorduk. Selam verdi. Efsane olurum ben şimdi bir gecede eğer yolları hemen düzeltirse!!!

Ben yine yoldan şikayet edip, "kurumuş dere yatağı" gibi dediğimde, bu sefer "hadi gidelim" dedi. Arada 300m mesafe var. 
Arabaya bindi :/
İnsiyaki "arabayla mı? daha iyi olur, daha iyi sallanırsınız" dedim. aehrserer
Salak.

Ama adamın arabada bir gram sarsıntı yok :/ Benimkinde sorun varmış!!

Adam evin önüne kadar geldi. İndik. Her yeri gösterdim. O da anlattı. 10mlik yol yapılacakmış. Bizim patika ana yolmuş aslında. Elektrik direkleri kalkar kalkmaz greyder sokacakmış. Greyderi de bizim ana müteahhitten alacakmış. "Eğer onlar verecekse gider konuşurum Rcp bey ile" dedim. Konuşurum da. 

Sonra alt kat komşulardan biri çıktı. Selamlaştılar. O da iki arada bir derede şikayet edince, derdimizi anlattık. Yol bu sene planda varmış! Yihuu!!

Sonuç, elektrik direkleri kalkana kadar bekleyeceğiz. Bir de diyeti var tabi bu görüşmenin. Yarın 20:00de çaya gidiyoruz başkanın evine. Hem belki annem bir şekilde kaynaşır teyze ile de, sıkıntısından sıyrılır.

En azından bu sefer ikna oldu. "Dediğim kadar kötüymüş değil mi?" dedim de, "Eee?" dedi.

Ama bu benim blog başlığım Başkan?!!

Yaşayan bir ölüyüm

Keşke!

Hastalık yakamı ve bağırsaklarımı bırakmıyor. Üzerine de bir bela. Sümükyiyen'in belası üzerime geçti.

Bilgisayarım yine bozuk. Binlerce iş var ama kaynağım yok. 

"Toplantı yap" diyor bana. Ayarlıyorum. 
Toplantıda kullanılacak belgeye erişemiyorum bilgisayarım olmadığı için. Masaüstü başka bi bilgisayar kullanıyorum. Ama  bana laptop lazım toplantı için. "Bana yolla benden yapalım" diyor. Adamın o dosyaya server üzerinden erişimi yok. Dosyada yap, tekrar oraya geçir. Off
O zaman bas getir diyor, yazıcı basmıyor. Sonra basmaya başlıyor, ne oluyor? Karınca gözü gibi çıkıyor yazılar. Sonra? Büyüteçi buluyorum darmadağın çekmecemden. Tam tamam demişken, 3 dakika sonra da, 17 dakika kala toplantı iptal ediliyor ve yeni bir tarih verilmiyor. Gidip yanına söylediğimde de, hiçbir şey demiyor. Çünkü ben zaten kendisine "lanetini bana geçirdin" demiştim!!!

Şimdi bu binlerce işi nasıl yetiştireceğimi bilmiyorum. Akşama kal çalış diyor, dün kaçtım. Bugün ve yarın kaçamayacağım. 

Doktora gidiyorum, serum diyince "şu adamı görmeden gitmeyeyim" diye düşünerek kaçıyorum revirden. Sonra doktor aratıp, "çabuk buraya gelsin, ona serum bağlıycam" dediği için gidiyorum. 3 saat süreceğini haber edince de, "niye gittin, seninle yapacak işlerim vardı sonra gitseydin, iptal edemez misin?" gibi abuk subuk sorular sorup, beni iyice hayattan bezdiriyor. Sonra da dank edip, 1 saat sonra arayıp "sen hasta mısın?" diye soruyor.

Ben kime ne yakınacağımı bilemez hale geldim. 

Bir süre yokum. Bilgisayarım da yok. Kafam da yok. Sinirim çok.  

Friday, August 24, 2012

Çok fena

Biraz önce burlara ilk geldiğim zamanlarda çektiğim fotoğrafları buldum.

O günler güzeldi ya. Düşündüm de tekrar, keşif ve heyecan ile doluydu. Ve tabi bir sürü hayalkırıklığı.

Gelmeden önce Tunalı'da bir kozmetikçiden aldığım evladiyelik el kremi şişesi 4 sene sonunda ancak yarım durumda. Pek kullanmadığım için. Öyle de çaresiz kalacağımı düşünmüştüm.

Fotoğraflar:
İlk geldiğim günden itibaren ama hepsi 2009.

İşte bu ekspresten indiğimde düşmüştüm. Yol 18 saat sürüyor :D Ekspres!! 
Tren odam.
 Yollar :)
 İlk yaşam alanım.
Meşhur çeşit çeşit botlarım. Eskiden siyahtı çekmeler. Tekrar almalıyım :/
Torpilli olduğumu da kapı önündeki kartondan anlayabilirsiniz. O zaman herkeste yoktu bu kartondan!!!









Ofis tuvaleti. Sonunda buldum işte.

İzmir kokusu ve tadı Doğu Anadolu'ya ulaştı

Sevgili Adadoksan hanım beni kandırıp, İzmir kokusu ve tadı yollamış. Yedik yedik, şiştim!

Depodakiler "kargonuz var" deyince, iki kere sordum, "kargo mu kart mı?" 

Ağır paketi alıp göndereni görünce aydım. Çok teşekkür ederim. Mahcup oldum. 

Gelirsem ilk sizi göreceğim, balkonda yemeğinizi yiyeceğim. 

Sevgiler,

J.Zartanyan

Bu ne?

Şu an Mor Çatı'yı ararsanız, şunu duyacaksınız, "3 Eylül'e kadar Mor Çatı'ya ulaşamayacaksınız". Şu numarayı arayın vs.

Umarım geçerli bir sebepleri vardır.

Ben kendim için aramış olsaydım, telefonu kırardım çaresizlikle.

Bu vakfı tek bir kişi mi yönetiyor???


Hayaller

Kaç gündür unutuyorum yazmayı.

Hıdırellez'de ilçe yollarının düzelmesini dilemiştim ya, nihayet bu dönüşümde yolların mıcırlandığını gördüm. Her gittiğimde (araç zift olmasın diye) bencilce "döndüğümde yollar düzelsin Başkan" diyerek gidiyordum. Tabi Belediye Başkanı'na söylemiyordum bunu, içimden böyle öfkeyle falan.

Bu geldiğimde evet yollar kısmen düzgün. Evin yolu hala kurumuş dere yatağı gibi ama o konuda da bir şeyler yapmamız gerektiğini nihayet fark etti küçük müdür.

Yan binanın sahibi bey amca, iki hafta önce Bay Kuş'u bir akşam üstü yakalamış, "arabanı buraya park etme, burası benim tapulu arsam. yol değil. bahçe ektim. toz içinde kalıyor" vs. demiş.
BK da "tamam park etmem" deyince, adam ezilmiş. Dikleneceğini düşündü sanırım. Bu sefer de, "ramazan sonuna kadar müsade veriyorum" deyince. BK kızmış bu sefer; "park etmem ben" demiş gitmiş.
Neye müsade veriyorsa, aracı taşımaya mı? :)

Dün de küçük müdürü sabah yakalamış adam. Bağırmış, park etmeee demiş. Ben zaten oraya park etmiyorum. O nedenle bir endişem, iletişimim olmadı arazi sahibi ile.

İşte o hayal gerçekleşti.

Kardeşim bana mavi gergedan aldı, o da gerçekleşti. 

Sabunlarla ilgili olan da; Mine hanım'ın sabunları çok güzelmiş. Herkes alsın.

Şu parlak eteği alamadım ama evde annem seneler önce aldığım pulları payetleri verdi bana. 
Oturup bir etek dikmeye bakar. ehhe Üstü kaplı olduğu sürece dikişin kötü olduğu görünmez!!

Bir de saçlarım uzarsa!! 

Şu aralar iki dileğim daha var: birincisi buradan gitmek!!

İkincisi; de Fransa gibi yerde yaşamak. Kuyucunun Kızı filmindeki gibi yeşillikler içinde. Bir daha yakalarsam tekrar seyredeceğim ama bu sefer tamamen o yerleri görmek için! Jö mapel Jardzy!


Thursday, August 23, 2012

Kaltak Kader

Büyüklerimden ve bebelerden özür dilerim ama kadere kanahpe diyebiliyorsak, kaltak da diyebiliriz elbette. 
http://baggubag.com/#/Enlarge/LEATHER+BAG+M/Nutmeg/

Eklektik elekli zevkim olan ve satın alabilmek için ofis masamın bereket köşesine kumbara yerleştirdiğim şu deri bim-poşeti modelli çanta satılmış bitmiş.
Ekim ayında başlamışım bu sevdaya.
Öyle bitiverdi işte.
Yastayım.
Annemin benim için büyük bir hevesle terziye götürdüğü yılan derili kumaşı, kılatç (clutch) beklerken minder olarak geri almasıyla da Türk terzicilik sektörüne inancım kırılmıştı. 

Etiket: bir gönül sayfası daha kapandı

Wednesday, August 22, 2012

It's A Beautiful Day

Şu dünyada tanıdığıma en sevindiğim, keşke daha yakında olsaydı dediğim insanlardan bir tanesi Oya Hanım; kedilimutfaklar.blogspot.com.  Hello Kitty!

Kendi elleri ile ördüğü şal tam kafamdaki sonbahar hasreti rengindeymiş. "Sırtımı giyerim" artık. Sevdiğim insanlarla aynı kıyafetleri giymeye bayılıyorum ben! 

"Bebek de öykülü bir bebek" :)
"Yıllar önce Marmara depreminde ailesini kaybeden küçük bir kıza, rehabilitasyon çalışmalarında öğretmişler bu bebeği yapmayı.  Kız büyüdü, MÜGSF'den mezun oldu.  Bu bebekleri yapıp satarak okul harcını ödedi, gerecini aldı.  Ben de önce ondan satın alıp hediye ettim eşe dosta.  Sonra kendim yaptım sattım o kız için.  Halâ elim boş kaldıkça yapıp herkese dağıtıyorum. "

Umarım o kız kendi ayakları üzerinde durmaya devam ediyordur. Tanışmayı isterdim. Oya hanım'ın da ellerine sağlık.

Sabunlara gelince, bir hayalim daha gerçek oldu diyebilirim. Bloğunu okudukça, "ben de almalıyım" diyip, evdeki sabunlar yüzünden ertelediğim sabun alma adımını Oya Hanım atmış benim için. Mine Hanım'ın sabunları harika kokuyor.
Sabah tam da yeni bir sabun açmam gerektiğini fark etmiştim!

Oya hanım, çok teşekkürler. Hep afiyette olun, keyifli olun inşallah.
İyi ki varsınız.

Beni karşılayan diğer şey de; Verba'anımın 8 Ağustos tarihinde gönderdiği bayram tebriği. 
Teşekkür ederim. Çok şık bir kartmış. El yazınız da pek güzelmiş. 

Bugün güzel bir gün diye avunmaya çalışıyorum. Karpuzluktan harekete geçmek öyle zor ki. 

Güzel bir haber daha geldi. Benim bilgisayar olduğu gibi gelmiş dediler. Hasretle bekliyorum! HP kadar kötü bir bilgisayar olamaz. Ayağımdaki botlardan daha ağır ve çok çirkin.

Ben sabunları koklamaya devam edeyim. Bugün çok güzel bir gün!

Tuesday, August 21, 2012

Hazan

Bu aralar en çok istediğim şey sonbaharı yaşamak. Hani şu Massimo Dutti ya da eski Limon Company sonbahar modası reklam/afişlerinde olduğu gibi, sarı yapraklar arasında yarın teslim alacağım şalım ve hırka ile dolaşmak.

Dün sabah 07:32de kalkıp duşumu aldım. 07:55'te tamamiyle hazırdım ki, sevgili annem hala mutfaktaydı. 09:00a doğru ancak çıktık evden. 

Annem işlerini yaparken ben de eşyaları yükleyeyim dedim ama dışarı çıkınca acayip üşüdüm. Çizme giymeye karar verdim, arabada bir polar var sabit.
Gittim, geldim. Nihayet yola çıktık.

Yollar o kadar sakindi ki 3 araç dışında hiçbir sorun olmadı. Bu araçları farklı zaman ve yol aralıklarında gördük ancak nedir dertleri anlamadım. Ben "denklik tuşu" (bi' şeyi bi' şeyine denk hız sabitleme düğmesi) ile sabit bir hızda gidiyorum. 117km/saat. Dolayısıyla ne gaz ne fren var. Önüme araç çıkınca solluyorum çünkü yollar açıktı. Ama bu 3 araç ben onları sollayınca beni sollayıp önüme geçip fren yapmayı tercih ettiler. Kmlerce sürdü bu. En sonunda 06 AN plakalı van gitsin diye frene bastım bekledim. Çünkü annem yolcu kadının güldüğünü söyledi.
Sanırım 2x plakada bir kadın görmek insanları rahatsız ediyor. Neyse ki sakindim. Gençliğimde olsa tamponlarına yapışır, yine sopa sallardım ben onlara :)
Yollar, yollar beklediğim, yollar yollar terkettiğim

Yolda 2 benzin 1 tuvalet molası haricinde hiç durmadık. O nedenle fotoğraf yok pek.
8 saatte eve geldik diyebilirim. Çünkü alışveriş için durduk komşu ilin komşu ilçesinde. BK ile bu yol 10 saat sürüyor :)) 
Akşam eve gelince alınanları yerleştirip, Ayşe'deki (bulaşık mak) tabak-çanakları da yerlerine kaldırıp oturma odasına geçtim ki, tıpkı rüyamda gördüğüm gibi yapbozu yapmaya başladım. Yine rüyamda olduğu gibi üşüyüp, giyinmeye kalkarken yapbozun tamamlamadığım kısmını düşürdüm.

Sonra çorap giydim ama bir karın ağrısı ile iki büklüm arabada bıraktığım ağrı kesiciyi almaya çıktım. Döndüğümde doğum yapan bir kadın gibi nefes alıp, inlemekteydim! ehehehe

Annem üstümü falan örttü. Bi' 5 dakika uyumuşum ki, telefon çaldı. BK ile saniyelerce konuştuktan sonra uyandım. Gece yarısına kadar yapboz yaptım.
Tabi saat 03:30 gibi bir ağrı ie uyanıp, annemin nane-limonunu içtikten sonra ezandan sonra uyudum. Detayları atlıyorum.

Şimdi iyiyim ama anneme yaptığım naz ile yarın işe gidecek olmanın stresi ile arada yapboza oturuyorum, pinekliyorum.

Bugün için en büyük planım arabadaki zifti temizlemek. Kalkabilirsem. Hazan bana kazan oldu :/

Yolda çile çekecek herkes için gelsin. Uzun bir süre uzun yol yapmak istemiyorum. Haberler çok kötü bu sabah.

Saturday, August 18, 2012

Ülkemizi Tanıyalım: Çıralı

Aylar önce kollektif gidilmesi planlanan bu tatil için 6 kişi mesajlaşırken, birinin "Çıralı" demesi üzerine, infial yaratmış, "Olimpos'a gitmem ben, çakma hippileri sevmiyorum" diye çoğul bir tepki yaratmıştım. Neticede diğer 4 kişi bizimle gelmedi, biz de oraya gittik.

Ne yalan söyleyeyim her tarafta, iple bağlanıp boyanmış elbiseler içinde kızlar, üstü çıplak rastalı saçlı erkekler, şu adından emin olamadığım Tayland pantollarlı gitarlı insanlar bekliyordum. 

Sadece 3 tane gördük. Diğerleri hep Almandı, Rus sayısı azdı. Ramazan'a bağlıyorum bu durumu.

Ama yine de otel benim keçelenmeye müsait saçlarımı rasta yapmaya karar vermiş, banyoya şampuan koymamıştı. Ben de deniz suyu ile kaplı olmayı sevdiğim için, son güne kadar idare ettim. Ama bir gün saçımı taradım. Otellerden çalıp çantama attığım sabunlarla da saçlarımı yıkadım. Otelin oyununa gelmedim.

Eve gelince, gerçek temizlik gören saçlarım fönlüymüş gibiydi gün boyunca, hatta parladılar falan.

Kaldığımız yer güzeldi. Gösterdim zaten. Ancak kümesin yakınındaydık. Her tür horozun güneşin ilk ışınıyla ötmeye başladığını ve bunun en az yarım saat sürdüğünü söyleyebilirim. Tavukların salıverilmesini kıskanan kazlar/ördekler en fazla yaygarayı yapıyor. Sanki aralarına sansar atmışsın gibi bağırıyorlar. Bu hayvanların kendi dilleri olduğundan eminim. Çok da kıskançlar.
Bir de sinekleri var tabi bu hayvanların. Başka da sorun yoktu.
Ha, yataklar! Tam bir Avrupalıya göre seçilmiş yataklar. Bir kere bile rahat yatamadım. Zaten tek Türk çift bizdik.
Merkez dedikleri bizim ilçenin ana caddesinden de küçük bir yer. Her yerde meyve sıkıyorlar. Domates suyu isterseniz de, bu meyve sıkma alışkanlığı ile onu da sıkıp getiriyorlar. Bir AOÇ olmuyor tabi. 
Bu ilçede her yerde hamak var. Kıvrılıp istediğine yatabiliyorsun. Her yerde köpek var. Tasmalı hepsi. 
Lokanta önlerinde ısrarcılar çok fazla. Çok rağbet gören Karakuş'u hiç sevmedim.
Bize söz verdikleri meyveyi de tam biz kalkarken yan masaya getirmeleri daha da kötü oldu. Bir daha da gitmeyeceğimizi anladıkları için kapı önüne çıkıp, bizi çağırmadılar. Merkezde hep gözlemeci var. "Bel çantalı kadın"ın işlettiği Ceylan çok meşhurmuş ama bize denk gelmedi harika yemekleri. Size gelebilir, bilemem.

Bilgi paylaşmayı seven garsonlu yer; Star Restaurant güzeldi. Hayatımda belki ilk defa grida adlı balığı yedim. 
Korkunç bir şekilde, o alabalıklara alışmışım ve şu saatte bile olsa yerim :/
Asimilasyon böyle bir şey. Stockholm sendromu olmuşum; adını da İlçe Sendromu koyuyorum. 
Havaya alışamadım orada. Çok nem var. Öğlen plaja gidip, güneşlenen insanları anlamıyorum. Cilt kanseri vakaları bu kadar artarken, bu insanlar neyin peşindeler?
Etrafı gezmediğimiz için de pişman değilim. 

Bu Star Restoran önünde bir kaplumbağa yuvası varmış. "Yetkililer" çevrelemişler. Gece yarısı gelip, yumurtadan çıkmış kaplumbağaları yarı yola kadar elleri ile taşıyıp, fener ışıkları ile denize gitsinler diye kılavuzluk ediyorlarmış. Tatilde bile erken uyudum. O kazlar ve horozlar mahvetti beni Alman kıvamındaki yatakta.

Oralarda biz disko, türkü-bar görmedik.
Sakin bir yermiş. Bir tek Alican Pansiyon'un yanındaki yüksek sesle müzik çalan yer vardı. Elimize sopa alıp saldırabilirdik eğer yanında kalıyor olsaydık. Önünden geçerken sövmekle yetindik. Çünkü hakikaten sırıtıyor o sessizlik içinde.

Antalya'dan 70+ km uzakta. Yollarda hep çalışma var bu aralar. BinaliBey çalıştırıyoor!

Netçede çoluk-çocuk, köpeğinizi alıp gidebilirsiniz. Hayvanlarla ilgili bir kural var mı bakmadım ama ben yadırgamazdım.

Thursday, August 16, 2012

Bahçem o kadar yeşildi ki...

Sabah gördüğüm ilk güzel şey buydu. Yanında dursam kafam farla aynı hizada olurdu.
Ben bunu alırım, sürerim ama sonra park için şehir dışındaki bir simitçiye bırakırım. Ayıp olur o zaman :)
Zaten Amarok almayı kafama koydum, Dalmaçyalı'yı satıcam.
Yolda yine bir değişiklik yapalım diye Elmadağ, Dinar üzerinden gidelim dedik. Kaymak gibi Ayfon yolunu bırakıp, bozuk satıhlı yoldan gittik. Ben uykusuz ve keyifsiz halde o yollarda zıplarken çok az uyudum.
Çay diye bir yere girdik yanlışlıkla. Güzeldi ancak sıcaktan fotoğraf çekmeye mecalim yoktu.
Sonra acıkınca yolda gördüğümüz bir balık lokantasına girdik, meğer çok meşhurmuş. Pınar Balık Lokantası, Cumhuriyet Gezi'de çıkmış. Menderes Pınarı üzerinde kurulmuş.  Eldere'de bu mekan. Balıkların rengi pembe. Ramazan dolayısı ile foto yok. Belki sonra.

 Aşağıdaki kuşlar bread rush halindeler. Attığımız ekmeklere böyle koşuyorlardı.
 Karnımızı doyurduktan sonra yola devam ettik. Nihayetinde geldik Kemer'e. 
Aşağıda kaldığımız yer fotoğrafları. 
Bu alttaki kulübeden ilerisi.
 Bahçede bir sürü hayvan var. Bu aşağıdaki, bizim gençliğimizde meşhur olan "tavuk g0tü" saç modeline ismini veren g0te sahip bir horoz.
 Bu da bizim kulübe. 
 Değişik çalışmalar.

 Bunlara da bayılırım. Bu domates ile akraba ise neden ağaçta yetişiyor?
 Bengovil.
 Bu nedir bilen varsa söylesin. Kağıttan/peçeteden yaptığımız çiçekler gibi. Ama çok beğendik.
 Bunu da tanımam etmem. 
 İlk gece sahildeki lokantalardan birine girdik. Ben o saatte yemek yemediğim için, (yersem kabus görüyorum) ayran-soda istedim. Tıpkı akşamdan kalmış gibi.
Ayrana karabiber dökerken, bizim ellerden geldiği aksanından belli garson bey, "o karabiber" dedi.
"Biliyorum" deyince de, "yok karıştırıyorlar genelde" dedi.
Sonra da, ayranın içine limon suyu, karabiber koyup satıyorlarmış. Ondan bahsedince, "e siz de karabiber koyuyormuşsunuz işte" dedim. 
 Sonra yemek yemek istemememi yanlış yorumlayarak, bir tavsiyede bulundu. Eğer mideniz kötüyse, 2 tatlı kaşığı kuru kahveyi yutup, üzerine bir şişe soda. Yarım saatte derman oluyormuş.

Konuşkan garson beye o gece teşekkür edip, gece erkenden uyuduk.

Ertesi gün ve diğer günler hep aynı. Çünkü bu tatilde ardımızı bir yerlere saitleyelim istemiştik. İşte tam da bunu yapıyoruz.
Dün Yanartaş'a gitsek mi diye düşünürken, kahvaltıda masaları dolaşan Türk bayan, tüm müşterilerini dolaştıktan sonra, bize gelmeyecek zannederken geldi ve 18:30da traktör kalkacağından falan bahsetti. Ama şıports ayakkabı gerekiyormuş. Bende öyle bir ayakkabı örneği var ama 90lardan kalma. Evde :)
Zor olur ama olur dedi. Numaramı sordu, uysa kendi ayakkabısını vereceğini ifade etti :/
Teşekkür ettik. Tamam dedik.
Sonra?
Sonra buraları iyi bilen kardeşimle görüştüm. O yarı yoldan döndüğünü söyleyince, vaz geçtik :D
Seni keşfetmeye gelmedim Çıralı! 

Hala da yatıyoruz. Tıpkı bostandaki bir çift karpuz gibi.

Aşağıdaki hayvan da, buradaki hayvanlardan bir tanesi. Ne hikmetse ben dışarı çıktığımda, koşarak bana geliyor. Ben de korkumdan basıyorum yaygarayı, "BK!! BK!! gelll!"
O alıyor oynuyor, uzağa götürüyor ama ı-ıh tekrar geliyor. Ama böyle sakince falan değil. Koşuyor hayvan bana doğru. Dün daha ısrarlı davranınca, BK halk oyunları oynattı kendisine.
 Sonra hanfendi masaya kuruldu bir güzel.
 O da yetmedi, kafayı dayadı bilgisayara. 
 Ah yavrum dertli kuzum.
 Kediseverlere gelsin. Güzel hayvanmış. 
Korkuyorum, nabayım??!!
 Meğer susuz kalmış hayvan. Burada köpek sayısı fazla. O nedenle artıklara yanaşamadığını düşünüyorum.
Aşağıdaki de peşine düşüp nihayet yakalayabildiğim kirpi bey. Gece gece çaktım flaşları gözüne maalesef.
Tavşanlar da var, siyah ve beyaz. Ama bu daha ilginç. Ayaklarını görmek istiyorum misal.
İşte istediğim bahçede dinleniyorum. Bir sürü meyve ağacı, değişik çiçekler var.
Siz de gelmek isterseniz; Azur Otel, Çıralı. Bahçe evlerinde kalın. Bungalov dedikleri bildiğiniz tuğladan ve yemek alanına çok yakın, dolayısı ile kalabalık ve gürültülü. Burası pek güzel. Sakin. Biz güneşte malak gibi yatangillerden olmadığımız için pek kararmadık.
Dün BK bana şu köpüklerden aldı. Denizde kulaç falan zor işler. Şimdi onunla suda vakit geçiriyoruz. Harika birşeymiş :D

Burada tek sorum var, bahçede neden kaplumbağa yok?
Caretta caretta yuvası var. Fotosunu çekip, anlatırım. Ama kara kaplumbağası neden yok?!

Tuesday, August 14, 2012

123

Ben tuhafım evet. Sabah kalktık ve BK'a sordum. "Neden doğrudan Antalya'ya gitmiyoruz?" O da başladı beni sıvamaya. Ben sana söylemiştimler, hani şunu da demiştimler. Ama sen Ankara'dan alacaklarım var demiştinler. Haklı. 
Ölü köpek bakışlarımla, ikna ettim. Nihayet yola çıkabildik.
3667km.
Karasu'nun Keban Barajı'na bağlandığı yer; Recep Yazıcıoğlu Köprüsü.
Malatya Yolları ve Koala Bey.
Yollar, yollar.. Hep böyleydiler.

Buralara gelmeden evvel bir çeşmede durmuştuk ki, anama haber vereyim dedim. Biz gelmiyoruz dediğimde, sesi bir değişti. Üzgün bir tepki verdi. Oh içime oturdu sonra benim. 
Biz de Malatya üzerinden Ankara'ya dönmeye karar verdik. Böylece bayıldığım plansız gezilerden biri yarım kaldı ama iyi oldu.
Yukarıdaki Malatya'ya gittiğimizin ispatı olacaktı. Ama daha sonra çok fotoğraf çektik.
Kuru kayısı alırsanız, rengi ne kadar koyu ise o kadar iyi, ben söyliyim. Zira açık renk hatta şeffaf olanlara kimyasal ekliyorlar rengi açılsın diye. Albenisi artsın diye. 
Bugün ne giydim postu! Yoldayız diye edebimi giydim.
Yol kenarında evlerinin önünde kurutuyor insanlar bu kayısıları. Elbette evin teyzesi çıkıp baktı. El salladım, fotoğraf çekip gidiyoruz dedim. Gülümsedi. Hiç bir tane bile de kayısı almadık oradan. Arabadaki tazeleri yetti sanırım.
Kayseri yolu üzerinde bir yer. Hoş göründü bana.
Bu Malatya-Kayseri arasındaki yolda sık sık şerit değişiyor ancak bilgi (çift yön levhası) yok. Birkaç kere karşı şeritteki araçla burun buruna geldik. BinaliBey, düzgün çalışın!
Bu arada o ziftleme işlemi de doğru değil. Şerit şerit yapın şu işi yapamıyorsanız da, mıcırı hemen dökün?! 
Bu da modern sanat. Ben kullanıyor olsaydım o anda, böyle spinler atmış olurduk. BK yavaşladı, o görmeyen gözleri nasıl gördüyse. Bu kadarı ile kurtardık. Ama cama kadar benek benek araba. Dalmaçyalı gibi oldu.

123e gelince de; sırrı ifşa ediyorum. Radara yakalandım. BK beyefendi, 180e kadar çıktı bişi olmadı, ben görüp de yavaşladığım radardan ceza ile çıktım. Önümdeki Almancı vatandaşın günahı bana kaldı gibi geliyor. Nihayetinde artık nakit almadıkları için cezaları, Alamancının da adresine gönderemeyeceğine göre ve kaydı silemedikleri için, paşa paşa yedim cezamı. 
Adamlara da şu levhalandırılmamış şerit değişimleri söyledim, karayollarından bir numara verdi ama unuttum. 
1997 yılında aldığım ehliyetime 3ncü hız cezası bu. En son 2 sene önce İzmir-Manisa arasında yemiştim :/
Sicilim kirlendi yine!

Bu da Kayseri'ye gittiğimizin ispatı.
Cezayı yiyince, arabayı 100e sabitledim. Yollar uzadı. Gece yorgunluktan araç kullanmak bana zul oldu. Ama eve gidebildik. O nedenle de kimseyi arayıp haber vermedim. Annemden başka. 
Geliş de başka sefere. Açız evlatlarım.