Sunday, September 30, 2012

"Home Sweat Home*"

* Kolejden bir arkadaşımın statüsünde gördüm. 

Nihayet iyileştiğimi hissettim. Ve nihayet döngümü kırabildim; bir sonrakine kadar elbet.

Eğer gece bir saatte uyanırsam, bu durum en az 1 hafta kadar her gece aynı saatte devam eder. En son Pzt gece 01:31de saate bakmıştım. Dün geceye kadar her gece aynı saatte saate bakar oldum. Uyanma saati bile değil. Bir tuhaf. Ama dün gece 23:00de yatınca bu durum değişti!!

Sonra artık aksırıp tıksırarak her tarafa dağıttığım virüs, bakteri, mikrop ve diğer tüm şeyleri temizledim. Kitabı bile sildim o derece. Çamaşır makinesi de eski performansında çalışıyor. Hor hor çeşmesi kurudu, burnumun kenarları ile birlikte. Ben bu sümüklülükten şunu anladım; krem falan boş şeyler, vazelin süreceksiniz burun kanatlarına nemlensin diye, dudak üstüne de vikis. Hemen açılıyor ki vikisin de vazeline entegre edilmiş okalüptüs olduğunu düşünüyorum. Bakmıcam.

Sonra da fark ettim ki, uzun zamandır fotoğraf çekmiyorum. Çantamı çok ağırlaştırdığı için son haftadır Benjamin'i evde bırakıyorum. Ben de evi çektim biraz. kehkehkeh

Doğu Anadolu'nun şirin bir ilçesinde bana ait olmayan bir evde bana ait olanları çektim.
Köstekli olmasına rağmen masa saati olarak kullandığım Nacar. 
Yatak odamdaki sevgi köşem. Mandarin ördeklerim, pembe kuvarslarım ve kristalimle birlikte!
Kitaplığımdan bir köşe. Dağınık kişiler daha akıllı oluyormuş. Peh!
Bu da alt köşe.
Koala ile fotoğraf çektirmek için verdiğimiz 10 Avusturalya döları karşılığında bize hediye edilen koala, ters dönmüş durumda, 3 güne düşer, 5 gün sonra fark eder yerine asarım!!

Saturday, September 29, 2012

İş Tatil!

30+lük hayatımda (artık küsürleri söylemeyecek yaşa girdim) ilk defa rapor alıp 3 gün işe gitmemenin yanı sıra, bugün de işi kırdım. Bu hafta toplamda 2 gün çalıştım. Ama hastalıklar beni bitirdi. Yine mutlulukla kazandığım kilolarımı limon ile verdim sanki, de birazı hala oturuyor.

Şu an çok afedersiniz, sümüğün sarılaşıp, katılaştığı yerdeyim. Gelsin baş ağrıları. Keşke evde Gripin olaydı. Kendi ellerimle kuruttuğum zencefilim de ofiste kalmış. Bagır! 
Olsun bu benim neşemi bozamaz!! 

Friday, September 28, 2012

"Duygulandım"

Son bir kaç gündür radyasyonumla "ışıl ışıl" parlamakla birlikte, işten eve geldiğimde Esra Erol'u seyrediyorum. Evde misafir varsa onlara da izletiyorum üstüne. 

Milan moda haftasında, 4 sene evvel ilk benim ve belki birkaç unutkanın ortaya attığı trendi takip edip sokakta ropdöşambrı ile dolaşan kadını da gördüm ya, daha bir keyifle bornozumu giyinip, elimde akan burnum için bir tuvalet kağıdı rulosu ile mesudum.

Senelerdir istediği sarışın, hayattan keyif alan kadınını bekleyen "diskotek" erkeği Yıldırım Bey'in kırmızı pantolonunu, giyim tarzını takip ediyorum.

Bir de yeşil gözlü bir adam vardı, o da bekledi aylarca. Hayırlısını diliyorum. Naptı kim bilir. ehehhe

Bugün E.E.'un kıyafetine bayıldım. Program bitmeden söyliyim de açın bakın. Harika bir gömlek, kot pantol ve topuklu bir pabuç. 
Tam benim "şehirde yaşasam" halim.
Tek falsosu ilik alanından iç çamaşırı görüKüyor. Kırdım puanını. 

Biraz önce "yalnız" adam beyin videosundan sonra locadaki bir kadıncağız sinir krizine girip ağlayarak gitti. O esnada, talibini bekleyen "duygulandım" bayanı ağlamaya başladı ama tali       bini beğenmedi, yolladı. Duygularına yenilmedi, sağlammış.

Böyle seyredip, seyredip, "bu olur", "bu olmaz" diye yorum yapıp, bazı kızlara çok özür dilerim ama tıpkı bir Doğu Anadolu hanfendisi gibi laflar söylüyorum. Dün misal bir çift, "dünkü enerjisi" ile oturduğu koltukta birbirlerinin bacaklarına bacaklarını yapıştırmıştı, bugün olmamış falan. Tam dedikoduluk. Hayat dersi bunlar hep. 

İnsanevladı çok değişik. Buna ben de dahilim.

Bu program ilk başladığında E.E. elinde devasa bir elektrik kontrol kalemi ile insanların ardına aleti tutup, "o elektrik almışsın" dediğini de hatırlarım. 

Evet, arada ifade ettiğim gibi bu sefer de burun hastası oldum. Bıktım bu sene hastalanmaktan. Denize yeterince girmemişim bak. Kıkırdağım ve burnum için ilaç buldum. Zencefil. O kadar tükettim ki kendime Zencefil hanım diyebilirim. Bu bornozla da bir file benzediğimi eklersek, evet. 

Herkese afiyet sağlık diler, teselli olmak ve geçmiş olsunları pek sevmediğim için yorumları kapalı tuttuğumu bildiririm. 

Bana sevgi, huzur dileyin içinizden, esas buna ihtiyacım var :) 

Thursday, September 27, 2012

Röntgen ve MR Şenlikleri Sona Ermiştir

Geçen hafta başlayan o röntgen cihazından buna derken sonunda nihayet MRa kadar her türlü makinaya geçerek gerçekleşen iştigalim artık sona erdi. Yıllık radyasyon dozuma da erişmiş ve hatta aşmış durumdayım. Bu sene başka röntgen çektirmek istemiyorum!!

Doktorların bir sorunu var, buradan haykırmak istiyorum?!

Neden ilaçları ne kadar süre boyunca kullanacağımızı bildirmiyorsunuz?!

Elimde son 1 aydır farklı 9 çeşit ilaç var. Hiçbirisi için de (iş yeri hekimi hariç - çünkü o sayı ile veriyor fakir) şu kadar kullan diyen doktor olmadı. Yan etkileri nedeni ile yarım bıraktıklarım oldu, evet!!

Doktor dediğin muayene eder ve sebepleri açıklar/sorgular. Sebeplerden sonra da önlemler falan filan. Ama doktorlarda gözlemlediğim, sen sormadıkça bunu söylemiyorlar.

Bir de özel hastanelerin para peşinde koşması var elbet. Her MR öncesi "ilaca alerjin var mı?" diye sorarlar, hiçbirinde de ilaç vermezler ama faturaya o ilacı yazarlar. Şikayet edeceğim artık.

Neticede, ben gittiğim 2 doktordan da tatmin edici bir cevap alamadım. Derdin neymiş derseniz, bilmiyorum. Merdiven, ağır taşımak yasak. Ne zaman geçer, geçmezse napacağım pek bilmiyorum. 

Salı günü çekilen MR sonucunu bana Çarş 14:00de verebileceklerini söylediklerinde, o saatte hava limanında olmam gerektiği için doktorun yanına gittiğimde, bilgisayarından pat diye sonuçları okuyarak bana cevap verdiğini de bilin.

"Sonuçlar şu saatte çıkar" bir yalan. 

Hayat damarlarımızdan biri daha tıkanmış ey halkım, uyan.  


Monday, September 24, 2012

On The Island | Tracey Garvis Graves

Bana Amerika'lardan adıma imzalı gelen bu kitabı hemen bitirdim. Yazarı; blog dünyasında takip ettiğim bir bayanın arkadaşı. Tracey kitabı yayınlatmak için birçok yayınevine göndermiş ancak basmamışlar. Ama yılmamış, internet üzerinden yaymış kitabını (detayını bilmiyorum). Şimdi de Penguin'in bir kolu olan Plume basmış kitabı.

Böyle bir yazar varken, kitabını satın almanızı tavsiye ederim. O nedenle kitabı kimseye vermicemm!!! 

To Tracey; if you ever read this!

I thank you so much for the book. As I have just written to you, you should keep writing. I have a running nose now as I was crying most of the time. I bow my head for your determination and final success. 
I am not giving the book to any of those asking. I just tell them to buy it!

And LGBG!!!!!

Reading you is one of my delights. I wish you had written more often or just write a book like Tracey did. Thank you so much.

Thank you,, thank you, thank you!

Soğukkanlılıkla | Truman Capote

F.D.nin verdiği kitabı nihayet bitirebildim. Biraz fazla sürdü bitirme süresi. Okurken filmi nasıl olur diye düşünmüştüm. Varmış zaten. Okuduğum kitapların filmlerini seyretme günleri yapmalıyım.
Teşekkürler Fermina'anım. Bir zaman kitap takası yapmalıyız.

Saturday, September 22, 2012

Ankaraaa

Behzat'ı görmeye geliyorum yarın ani bir karar ve BK'nın iktirmesi ile. Bu arada kimse bişi anlatmasın Behzat ilen alakalı; bu akşam seyretmeyi planlıyoruz!!!

Bacak ağrısı ilaçlara rağmen tekrar başlayınca, bana MR çektirecek bir doktora görünmek üzere anama gidiyorum. Botlarımı suçladıkları için de bugün değiştirdim :(

Kendimi çıplak hissediyorum bu pabuçlarla. 
Bunlar da, botlar! Ofiste 2 kişiyiz. Çektim kendimi ehehe.


Dün saydım; Cofra marka toplam 8 iş güv pabucum varmış. 3ünü verdim ellere. Bunların da bana sponsor olması lazım. 
Ya da ben obsesifim.

Şu an yağmur yağıyor ve çok mesudum. Tek üzüldüğüm şey, dün asfaltı dökmüş olmaları. Araba tekrar simsiyah olacak diye annemgillerde kalmayı bile düşündüm; ancak neyse ki gece dönüşte zifti kalmamıştı yolun. Biliyordum zaten, "asfalt bir sonraki yağmura kadar" diyordum. Bitti bile!

Benim belim, sırtım şöyle düz, muhasır medeniyet seviyesinde bir yol göremeyecek mi şu memlekette? Başgann??!!!

Bu arada elektrik direkleri hala kaldırılmadı, buna rağmen asfalt atıldı. Teşekkür ederim Başgan. 

Böyle gitmeli gelmeli bir sevgim var kendisine.

Akşam Gezmesi

Pingen'den iki torba bahçe mahsülü gelince, uzun zamandır onları ihmal ettiğimizi fark ettik ve dün akşam bu sefer 7,5 kişi gittik.

GülşenHanım bacağı kopmuş bir kuş bulmuş dere kenarında. Yarasını dikmiş, şimdi de bakıyormuş balkonda. Merak ettim, gittim baktım. Su kuşu olduğunu düşünüyorum gaga ve ayak yapısına istinaden.
Ayağı olmayan bir kuş ne kadar yaşar ki?!
Sonra biz açlar için sofra kuruldu tabi.
Sonra da bostandan bahçeden toplanan ne varsa, 3 evin bayanına paylaştırıldı.

BK ve JR Kurabiye çocuk uyudular. Hava serin ve güzeldi. Ama hiç dere fotoğrafı yok bu sefer. Hava kararmaya başlamıştı gittiğimizde. Ne geçen trenleri çekebildim ne de barajdan dolayı mahvolmuş Karasu'yu.

Friday, September 21, 2012

Ben Ölmeden Önce...

HAYIR! 
Bu şarkı olan değil!

Bu bir proje ve diyorlar ki,
1 - Polaroid'in ölmesi
2 - bir psikoloğun "can güvenliği sözleşmesi" yolu yordamı ve
3 - bu basit ve bodoslama soru ile insanların hayatlarında gerçekten önemli olan şey(ler)i düşünmelerini sağlama tutkusundan ilham almış.

Bu sözleşme de ilginçmiş. Psikologlar, intihara meyilli hastaları ile böyle bir anlaşma yaparak, profesyonel yardım gelene kadar kendilerine zarar vermeme sözü alırlarmış.

http://beforeidieiwantto.org/usa_nyc.html

Kimisi "gözüm arkamda kalmaz, yapacak şeyim kalmadı" derken, kimisi evlatları ile bir yerlere gitmekten bahsetmiş, bazısı uzaya gitmek, bazısı uçmak.

Bir Türk arkadaş da bakın ne demiş:
Bu fotoğrafı izinsiz kaydederken, adını "helal" koydum. Beni bunu yayınlar gördüysen sevgili Türk arkadaşım, en az bir tuğla da benden. 

Sabah haberleri seyrederken, Atatürk'ün fotoğrafının kitaplardan kaldırıldığını duyarak, ileride dershanelerden kaldırılacağını düşünmek, seçmeli dersleri öğrenmek falan korkum arttı.

Bu genç de, Fırat üzerinde kano ile geçmek istemiş. 
Contact me bro, I will provide you the accommodation and the guidance; maybe the canoe too!!! diyerek, yardımcı olacağım sözünü de verdim.

Kendimi düşününce, gözüm arkada kalmaz, yapabileceklerimi yaptım diyebilirim hiç düşünme hakkı verilmezse.

Verilirse, liste yaparım ama!!

_ ilçeden çıkarak, farklı bir yerde çalışarak yaşamak
_ ilçeden çıkaraj, çalışmadan yaşamak
_ Kuala Lumpur'u görmek
_ daha iyi fotoğraflar çekmek
_ anama ev almak
_ bahçeli bir evde yaşamak...

falan olur listem. Öyle çocuk doğurayım olmaz listede. Bir amacım daha var, onu da buradan yapıyorum. Kendi tarikatımı kurmak eheheh

Hayır, paylaşarak çoğaltmak. Bunu da beni okuyan belirli bir kesim ile yapmaktayız zaten! Teşekkürler.

Bu bir mim değildir!



Eh işte

Sabah pencereden görünen.
Bunlar da yeni cicilerim. Ama yağmur yoksa bot da yok.

Bacağımdaki ağrının toplamda 1 kg gelen botlarımdan olduğunu söylüyorlar. Ben yogada incittim halbüse.

Neticede yeni bot almam gerekecek :/
Cofra satan arkadaşımın babası ama adını unuttum.

Thursday, September 20, 2012

Değişik Tatlar

Çorba içine yoğurt. Tavsiye ederim. Benim gibi çıplak yoğurt yiyemeyenler için bir seçenek.

Wednesday, September 19, 2012

Keçinin Sevmediği Ot

Uzun süredir var olan bacak ağrımın, beni üzerine basamayacak hale getirmesi ile artık dün doktora gittik. BK götürdü beni. Yihu. Beni bu hale yoga getirdi, bunu da belirteyim. Ne güzel atıl ve sorunsuz bir bedenim vardı.

Sabah yola çıkmadan evvel ağrım sızım olmadığı için; çünkü önceki gece 2 adet ağrı kesici almıştım, vazgeçmek üzereydim ki, gittik.
Şu antiklinli şeyi kaç senedir çekmek isterim, denk gelemedim bir türlü. Ya geç kalmayayım ya da eve gideyim hemen hissiyatları ile, buralara özel vakit ayırmam gerektiğini düşünüyorum.

Ayaklarımı günler sonra bot harici bir pabuca sokunca, yadırgadılar ve ayaklarımın donduğunu fark ettim. Çıkardım çorapları; ıslak!!

Ben de çoraplarımı kuruttum şöyle:
Giydim ısındım. Annem hep yaptırır zaten. Çoraplı ayağın üşüyorsa, çıkarttırır, iki dakka sonra tekrar giydiğinde ısınır ayaklar. Nasıl bir psikolojisi varsa ayakların :/

Sonra işte doktora gittik. Ben MR korkusu içindeyim. İçeri girdiğimde, merhaba bile demedi adam bakıyor hafif gülümseyerek. Baktım konuşmayacak, ben başladım. Anlattım. "Bel fıtığı geçirdin mi?" dedi.
'Bunu senin söylemen lazım' diyemedim.
Eliyle, yanıma yaklaş yaptı. Tuttu dizimden, iki sıktı. Ağrıyan yerleri gösterdim. Bu.

Röntgen verdi. "MR yok mu?" dedim. "Yok" dedi. Çıktım. Şimdi röntgenler de değişmiş ay balam. Üzerine biniyorsun! Nefes tutmak yok. 

10 dakika sonra da odasında bana ilaç tedavisi verdi. Semptomları tedavi ediyor, rahatsızlığı değil. "Ya devam ederse?"
"Bir daha gelirsin"

OHAAA! Şimdi bir Etodolak, bir tiyokolşikosid, bir etofenamat var, bir de merhem.
Ampulleri de akşam revirde vurdurcam da, pek istemiyorum yahu. İyiyim, geçmiş olsunlarınızı aldım bile.

Daha fenası, hastane girişinde iki araç büyüklüğünde bir yazı var: "Bel fıtığında erken teşhis çok önemlidir".
Evet canım, erkenden gelip söylemen gerekiyor, "var" diye. Sonrası kolay. 

Sonrasında da, birkaç işi halledip, Migroş'a gittik. 10 senelik kronik sorunlarına çare bulamadılar. Sürekli ürün fiyatında sorun vardır bu Migroşların. 

SarelleBitterin iki fiyatı vardı. Aldım raf etiketlerini, Müşteri Hizmetleri'ne gittim. Koydum tezgahın üzerine. Kızcağıza sordum, "bu ne, bu ne?"
"Bu; 41" dedi. "O da 41" dedim. Bu Migroş beni zaten barkod, birim fiyat konusunda kendisi eğitti. Kızcağız deneyimlerimi bilmiyor tabii.
Sonra reyon görevlisini çağırdı. Etrafta 4 görevli vardı. Bir an hepsi kayboldu. Ben de gittim yakındaki kırtasiye bölümüne. Bu konuda çok başarılılarmış. Göz açıp kapayana kadar, yer yarıldı içine girdiler.

Ama uğraşmadım daha fazla, ağrım başlamıştı. Kasada okutulan fiyattan aldım.

Sonra da, ev. İş çıkışı ile aynı zamanda evdeydik. Biraz erken gelebilseydik bari ama olmadı. Bugün o nedenle bana Pazartesi :/
Ama ne derler, "sen derin tut, sığ çıkarsa bahtına". Dolayısı ile, bana Cumartesi erken gelecek! 




Sunday, September 16, 2012

Vaatler ile 15 Eylül

15 Eylül belediye başkanının söz verdiği tarihti. Bugün artık umudumun tükenmişliğini yazmayı düşünüyordum, dağ gibi ütümü yaparken. İş makinalarının sesi ile ön tarafa baktım. 

Greyder, su kamyonu, silindir (kompaktör) derken, fırındaki 7 tepsinin sesi ile titreşim. 

Savol başgan, asfalta az kaldı demek.

Dün akşam yine Kmly'deydik. Bir yerlere gitmiyoruz diye şikayet ederken, çok sık gittik orlara. Hala yapraklar sararmadı. Ama oraya götürecek misafirimiz kalmadı. 

Koltuk titrekli masaj sandalyesi gibi oldu. Bir tur daha atarsa, sinirlerim sütlaç gibi olacak ama masa ve raflardan çıkan sesler korkutucu.

Saturday, September 15, 2012

İlçeli Berber

Bay Kuş'un yeni saç modeli:

 Arkası uzun, aynen bu kadar. 
Geçen sefer Almancı model demiştim ama bu sefer doğruyu buldum. "İlçe beyefendisi modeli". Hatta buranın bir köyünün beyefendisi ama gugıl arama motorunda çıkmayım diye demiyorum.  

Saçı görünce, gözümün önünden buradaki adamlar geçti, servis şoförü olsun, beko (backhoe) operatörü olsun, genşlerin saçları hep böyle; arkası uzun. Neyse ki, saçları dalgalı da, önüne pek müdahale edemiyorlar.

İlk geldiğimizde, 22-8 çalıştığımız için, herkes tıraşını memleketinde olup geliyordu. Sonra normal memur çalışmasına geçince, mecburen berberlerle tanıştılar. Burada saç kesimi eskiden daha ucuzdu bir de. 2 sene öncesinde ecnebilerden 35 tl tırtıkladıklarını biliyorum.

Neyse, iki berber vardı eskiden. Biri çok konuşuyor diye gitmek istemiyorlardı ama yine de mecburen gittikleri oluyordu. Şimdi birçok berber var. BK hangisine gidiyor bilmiyorum ama sanırım ben bu işi öğrensem daha iyi olacak. 

Bir de burada gençler arasında moda, şehre inip, saç kestirmek. Fön mön çekiyorlar, apaçi saçı ile geliyorlar. Görünce anlıyorsun zaten şehre inmişler!!!

Çok şükür rabbime o fön çekenler burada dükkan açmıyorlar. BK'u o halde görmek istemiyorum. Bu hali ile Alamancı amatör futbolcu gibi olsa da, adam hala sempatik, adam hala yağuşuklu!

Çay Bahçesi

Dün akşam iş çıkışı çay bahçesine gittik. Burası sosyalleşme alanı. Öğretmenler, hemşireler özetle ilçeye mecburen gelmiş memurlu kısım gelir, yerellerle kaynaşır. Eskiden ilçede kadınlar çalışmaz iken şimdi her gittiğimizde farklı bir kız bize servis yapıyor. Genelde bu kişiler akraba oluyorlar. Yanlış anlamayın.

Bizim locamızdan yapraklar.
 Locamızın arkasından geçen inekler. İşten dönüş saatlerinde rastladık. Arkadaki evin yanında vardı bir ahır, üstü ev. Bir gün kapıya geldi, mölüyor. 5 dakika falan möledi. Üst kattan ineğin sahibesi indi, kapısını açtı içeri aldı hayvanı. Bir keresinde de möledi, arkadaşını evine bıraktı, (aşağıdaki evin sol tarafından yukarı çıkılan bir yer) sonra kendi evine döndü. Tekrar mölediğinde kapısı açıldı. Köpek gibi ama süt veriyor bir de yiyebiliyorsun. Ne güzel.
 Çay bahçesinin çirkin görünümü. Havuzu var. Hatta bir dingilizin "yüzme havuzu" dediği yer burası. Eskiden yüzülüyor diyorlar ama hiç görmedim çok şükür. Mayo mu var sanki burada. Şimdi balıklar yüzüyor. 
Tost, menemen, sigara böreği yapıyorlar. Çekirdek, dondurma ve çitos yemeğe gidiyoruz genelde. 
 Burası locamızdan bahsettiğim inek hanfendinin yuvasını gösteriyor ama kötü haber; ahırı pimapen ile havalandırmayacaklarına göre, eve dönüştürmüşler sanırım. Dün de inek gelmedi işten. 

Akşam ışığı. 
 Çay bahçesinden çıkıp, ilçenin gizli kalmış yeşillik alanında yürüyelim istedik. Bu da ilçenin içindeki vaha. Steplerin hakim olduğu alanda, dere kenarı yeşilliği. Bir sürü bahçe var. Kimisi harika, kimisi bakımsız. Ev olsa içinde yaşardım ben.




 Bay Kuş ile Jardzy.

 İlçenin grafiti ve sokak sanatı anlayışı.
 Eve dönerken gün batımı.
Bay Kuş bahçeden sonra berbere gitti. İlçe saç kesimi; Ned Flanders sıtayla kesilmiş gelmiş. Bir sonraki yazım, ilçede berber olacak. ahehshreh
Cin Ali ile Berber Fil
Bay Kuş ile Berber İlçeli


Friday, September 14, 2012

Olamaz Ama!!!

Ömür törpüsü, delinin pösteki sayması bitti ama korktuğum başıma geldi. Bir parça kayıp, bir tanesi de yanlış :/
Boş kalan tek yere oturmuyor. Bakıp bakıp değiştirebileceğim parça var mı diye bakıyorum ama bulamıyorum.

Yapbozun parça gönderme hizmeti var. Ama bilemedim.

Hediye etçem ben bunu ya! Offf!
Ama afferim bana. 

Kmly-3

Yine misafirlerimiz var Ahusturalya'lardan. 3 kişiden, 2si yeni geldi. "Adettendir, bir rakımızı içsinler" diye havuz kenarına gittik yine.

Büyülendiler. 

 Bu yeşile bayılıyorum.
 Bu da bahsettiğim lokantanın kapısı. Telefonunu aldım mekan sahibinin. Ecnebileri soktum oraya. Fenomenal deyip deyip durdular.

 Bu da meşhur kapı tokmakları. Üstteki erkekler, alttaki kadınlar için. Yandan çeksem iyimiş. Bir dahakine.
 Lökhane

 Bir de marangozla tanıştım. Onun da telefonu aldım. Girdik içeri Kurabiye Bey'in oğlu ile. Birkaç fotoğraf çektim.

Bu kadar mı güzel parmaklık yapılır.

Artık hava kararıyor idi havuza vardığımızda. Balıkları söyledik. Bu sefer hakikaten lezzetli idi. Ama hala buranın o alabalığı gibi değil :(
Yine kılçığı hariç, kafaları da dahil olmak üzere 2 balık yedim. Bu sefer için bize meze de hazırlamışlar. İskoç amcayı bir güzel içirdik. Kilti olsa giyip, dans edecekti.
Çok gülmüşüz. Uzun zamandır yüzümüz gülmemiş meğer. 
Cts yine bu ilçedeyiz. Bu sefer Bay Kuşcuğumun beni götürdüğü yerde olacağız. Orada alkol yok. 

Bu ecnebigiller, çok iyi turcu olduğumu söylediler. İşi gücü bırakıp, kendimi bu yörenin tanıtımına mı adasam? Hali hazırda 2 bloğum var zaten bu konuda!! Kmly'de havuzbaşı çifti bana oda da vericekler! Hem havuz başında çalışır, paket turlarla da ek para kazanırım! 

Teşekkürler!! | Thanks!!!

Bugün uzun zamandır yol gözlediğim paketler geldi!! Çok teşekkürler!

Envai çeşit leblebi. Kapışıla kapışıla fotoğraflık bu kadar kaldı. Çikolatalıyı Ay Parçası verdiği kadar alabildim, yiyorum. Teşekkürler Çağatay bey, buraları şenlendirdiniz. Affınıza sığınarak, bir paketini de PTT'ye bıraktırdım. Postacı da aldı bir tane. Bir tanesini de postacının amirine. Bir tane Hasan'a. Bereketinden dağıt dağıt bitmiyor!!!

İkinci güzel şey de, kitap!
Hem de yazarından imzalı! Okumak isteyenler var ama içim elvermiyor. Bu konularda paylaşımsız olabiliyorum nadiren. Sormayın olur mu?


LGBG and Tracey!
Thank you for the book. I will be reading it as soon as I get home! Can't wait.

Bazen insanlık ne güzel bir şey!!