Tuesday, October 30, 2012

"Doğu İllerimizde Kıyafet Yönetmeliği" *

* Kırmızı Kukuletalı Bayan'ın demesidir.

Geçen gün bakkala gitmeden evvel yaşadığım krizden sonra aklımdaydı. Gündeme de gelince, buyrun size ilçede ne giyilir üzerine bir yazı.

Hatırlarsanız, bur'lara ilk geldiğimde, sokakta kadın göremediğimizi, gördüğümüzde de hep birlikte baktığımızı söylemiştim. Evet dönüp bakıyorduk. 

Genel olarak, kafaları kapalı, genelde pardesü giymiş oluyorlar yaz kış buranın bayanları. Şu an bolca adet sokakta görülebiliyor. Hatta birçok dişi dükkanlarda çalışıyor. İlk zamanlarda buradaki "Hulk" Lokantasında çalışan kadını görünce çok şaşırmıştım. Kafası açıktı. Meğer kocası pide ustasıymış. Aynı yerde çalışıyorlarmış. Sanırım kocası Alvi. Bu çok şeyi değiştiriyor tabi.

Neyse, genel giyim pardesü ve baş örtüsü, el örgüsü hırka. Çok yaşlılar kareli örtüleri kafalarına geçiriyorlar. Ama çok nadir görülüyor. Köylerde, günlük hayatta şalvar giyiyorlar. Ayak bileğine yakın bir yerde bitiyor apış arası. Bildiğiniz çiçekli basmadan oluyor. Üzerine de onların tabiri ile uzun kollu badi ve bazen onun da üzerine (yaz ayı ise) askılı birşeyler giyiyorlar. Çok korkunç, evet. Yine hırka var. 

Kısa kollu bir kıyafet görmedim ben ilçe halkında, Hulk Lokantasındaki yenge üzerinde hariç.

Ben ne giyiyorum? 
Biliyorsunuz iş yerini hemen hemen. Ancak işe gitmemişsem, o çok sorun oluyor işte. Eşortman giyiyeyim desem, ayıp. Kot giysem, üzerine uzun birşeyler giyme ihtiyacı hissediyorum. Çünkü bakıyorlar hiç çekinmeden. 

Seneler evvel malum meşhur kot eteğimle dolaştığım, köy toplantılarına gittiğim oldu evet. Ama rahatsız olmuyordum. Bu zamanlar çok oluyorum. İlçe halkı kalabalıklaştı. Karayolu, tren yolu, baraj derken, bir sürü işçi var artık ilçede.  
O bakkala gittiğim gün, tıpkı bir ilçe hanfendisi gibi pantolonun üzerine uzun bir hırka giydim. Dizime kadar. Hırka da yine geçen senelerde kurutucuya girip çıktıktan sonra kırış kırış kaldı, düzelmiyor. Umursamıyorum bile. Çünkü başka giyecek şeyim yok. ehaehrshe

Bir yerlere gidilecekse o nedenle BK'a danışıyorum evet. Bazen hiç danışmadan onun kot pantolonunu giyiyorum. Altına iş botlarımı çekince, güvenli limanlara sığınmış oluyorum. Bu iş gerçekten çok zor. Çok sıkılıyorum.

Yaz boyunca çizgili uzun etek beni çok zamanlar kurtardı. Kendisi için "sirkten kaçtığımı" söylediğim etektir kendisi. 
Bu kış için de, sabit birşeyler bulmam lazım. Yoksa anladım ki, ben iş dışında giyinmeyi bilmiyorum :)

Monday, October 29, 2012

Ekim 29, 2012


29 Ekim Pikniği yaptık. Küçük Kurabiye törende anaokulunu temsil eden 2 çocuktan biri idi ama ben kafamı fırın ve pişirmek ile bozduğum için gidemedim. Bu törenler son törenler gibi geliyor bana.

Öğlen buluştuk. Eskiden dere kenarında kum vardı, güzeldi o zamanlar. Şimdi baraj çalışması yüzünden yollar bozuk her yerde kamyon, iş makinası. HESleri neden sevmememiz gerektiğini tekrar anladım. 2013te buralar hep su altında kalacak.

Piknik aslında bir öğle yemeğinden uzun sürdü. Geçen sefer geldiğinde, "işe dönmeliyim" diye kalkıp ofise kaçan Ceysın, gitmek istemediğini net ve sözlü ifade etti.
Yemekler ona az geldi, doymadı bence adamcavız.

Piknik esnasında hiç fotoğraf çekmedim. Pötikareli masa örtümü bile. Dönüşte yukarıdakileri çektim. Mazi olacak seneye.

Yarın işe gidecek olmanın ağırlığı var üzerimde. Depresyon uykusuna girip, çıkmamak istiyorum.

Sunday, October 28, 2012

Dışarısı

Çıktım ve yürüdüm. Biraz ıslak oldu bu iş ama olsun. Bşkanın evinin oradan uzaklaşırken, arkamdan birisinin koştuğunu fark edince, etli butlu bir kız çocuğu gördüm. Yoluma devam ettim. Ben biraz hızlı yürürüm. Kızcağızın bana yetişmeye çalıştığını fark edince, bekledim. Konuştum biraz. Başkanın evinde oturup, oturmadığını, onun da ben gibi "gurbetçi" olup olmadığını sordum. Bakkala gidiyormuş,şehirdenmiş. Beraber yürüyelim dedim ama kızcağız zor ilerliyordu. Onu yol üzerindeki ilk bakkalda bırakıp, rahatlatmak yerine "dikkatli dön" diye de uyardım.
Küçükken ben de böyle dişilerin arkasından, yanından bakkala giderdim. Dişilerin de kötü insanlar olabileceğini öğrenene kadar. O zamanlar bir MatildManukyan vardı, hatırlar mısınız?
Evin küçüğü olmak bazen çok fena oluyor. Neyse ki, bir tane daha çocuk yaptılar da; prenses, ortada kaldım!!

İşte ben böyle ilkokul yaşlarında iken bir gün, okuldan dönüyorum. Şimdi düşününce, okul ile ev arasındaki yolun bugün markete gittiğim yolun 10 katı olduğunu fark ettim. 

Ben küçükken o kadar çok taşındık ki, o dönem sonunda beni zaten yeni ve yakın okula kaydettirdiler. 
Şöyle ki; bir kış günü, 90ların tek modası, seçeneksizlik neticesinde elyaf kırmızı kabanım vardı üzerimde. 

Sokakta karşıdan gelen çocukları görünce karşı kaldırıma geçtim. Onlar da geçti. Bu beni rahatsız etti tabi. Sonra yanımdan geçerlerken bir tanesi, terbiyesiz birşeyler söyleyip, bana dokundu. O elyaf kabana şükürler olsun ki, bana aslında dokunamadı. Ama ben eve ağlayarak gitmiştim. Annem olanları sorunca, bana o an saçma sapan gelen sorular sormuştu; "seni bir yere götürdüler mi?" falan. Her hayır dediğimde, o rahatladı ama ben hala hıçkırıyordum.

Sonraki birkaç vakit bakkala gitmemiştim!!! Yaşasın!!
Artık ablam ve annem beni zorlamaya başladıklarında da, o kız çocuğu gibi koşarak gidip, geliyordum. Zalim ailem benim.

Ablam bayanla aramda 2 yaş var. Genelde okula birlikte giderdik. Tren yolundan bile geçerdik. O sene ben tek başıma gittim çünkü kendisi artık ortaokuldaydı.
Eh bu olaydan sonra da, 4ncü sınıfın ikinci yarısında okul değiştirdim. İntibak sorunlarım hep bu yüzden. Karma aşı da olamadım bu yüzden.

Tüm bunlardan önce, büyük bir cadde üzerinde otururken, annem fırına göndermişti beni, daha sayıları yeni öğreniyordum ve o büyük caddeyi geçmek zorundaydım. 
Tam geçerken, yol ortasında iken, büyük bir aracın kornaya basması ile önümden bir karıştan bile az bir mesafede geçmesi arasında saniyeler vardı. Ellerimi kaldırdım araca dokunmayayım diye. 

Annemgiller pek sorumlu insanlar değillermiş sanki! eheheheh

Şimdi düşününce o kadar mesafeyi çocuk başıma yürümek, karşıdan karşıya geçmek, çocukluğum zorluklarla geçmiş. Ha, sonra noldu? Ortaokul ve sonrasında servisle gittim geldim ama bir keresinde okuldan eve yürümüşlüğümüz de vardır annemle!! Göztepe'den eve!! Ev nerdeydi derseniz, asker babanın Natoyerleşkesi yakınlarında diyeyim. Hani şu içinde havuz olan, yaz tatillerinin en güzel kısmını oluşturan, "motorpool"lu yer!! Bir başka giriş kapısında böyle yazardı.

Günümüze gelirsek, kızı bıraktıktan sonra çok yokuş sandığım yeri yürüdüm. Korkutuğum gibi değilmiş. Alışverişi yaptım. Dönerken hava kararmıştı bile. 

Karşıdan gelen iki çocuğun ağır bir poşeti bir dala geçirip, yükü paylaştıklarını gördüm. 

Terli bir halde eve geldim. Yorulmuşum ki ben. Yemek yapasım da yok ama yarına hazırlık yapmam lazım. 
Öğle pikniği benim fikrimdi. 

Pazar Arabası

Utanarak söylemeliyim ki, dün şehirde yaptığım toplam belki 2kmlik yürüyüş neticesinde bacaklarımın ardı ağrıyor. Hareketsiz kaldım çok ve bu konuda oldukça mutsuzum.

Bugün yarına planladığımız piknik için alışverişe gitmem gerekiyor ama yürümek??
Oldukça yokuşlu bir yol ve insanlarla karşılşmaktan nefret ediyorum. ahahahhah misantrof.

Tamam giderim, ben ne ölüler taşıdım, ne tanklardan iple indim, ne flyingfoxlar yaptım. Yaparım da o malzeme ile eve dönebilecek miyim?
Ah anne beni bu hale sen getirdin, beni zorla götürmeyecektin o pazar alışverişlerine. Dar pazar aralarında seni yaralayan  pazar arabalarından nefret etmeyecektin. O zamanlar Kipadan taze meyve alma anlayışına sahip değildin. Off

Neticede, ben birazdan hazırlanıp, yürüyeceğim. Yapabilirim. Dönüş için de pazar arabası almayı düşünüyorum. Eğer açıksa o yer. Değilse de, Bay Kuş'u beklerim, beni arabala eve bırakır. 

İnternette 15TL+KaDeVe olan şu arabalar burada kaç paradır kim bilir?!! Ffuuuuu
Altını cebimizde taşıdığımıza, maaşı külçe ile aldığımıza inanan ilçe halkını nasıl ikna edeceğiz? Kiraların 1000TL olduğunu söylemiş miydim?  

Saturday, October 27, 2012

Şeh're İndim

Sabah 8i geçiyordu evden çıktığımda. BK ile arabaları takas ettik. Allah bana biliyor da vermiyor 4 şekerli araç. Yine bir sürü yola girdim. BK okuyunca beni dövecek, ama arabana zarar vermedim ki sevgilim!

Giderken, yolda tüm dağ ve tepelerin başlarında bulut olduğunu gördüm. Şehre yaklaştıkça Karadeniz gibi oldu bir an yollar. Sis yüzünden görüş mesefesi 5metreye kadar indi. 

Sonra şehre bir geldim, güneş yok, renk yok. Acayip bir yer. Birçok yer kapalı. Öpücük yapbozumu yaptıracaktım, çerçeveci mümin çıktı. Biz de GazeteciBey ile buluşup, ucuzcudan iğrenç bir çerçeve aldık. Yapboz halımın içine attığım yapıştırıcımı kaybettiğimi sandım ama eve gelince gördüm ki, kapının kenarında duruyor!! Yaşasın, sadece halı kutusunun kapağı kayıp.

GB ile börcırking yedik, BKya da aldım. Mikrodalgada ısıtacağız, bakalım.

Ufak tefek işler, alışveriş derken, hemen döndüm eve. Bir yarım saat geçmiştir herhalde.

Yol yormuş. Gözüm sarıya, güze doymuş. Kitap okumak isterim

Bunlar da görseller:














Friday, October 26, 2012

Yakın Geçmiş

Bayrama küsmekle birlikte, evdeyim günlerdir 23 öğleden sonradan itibaren! Şikayetçi değilim. Biraz depresmiş olabilirim. 

Geçen hafta başından itibaren, dönerli bir yaş günü kutlaması, hemen ardından aynı yaş günü kutlamasının devamı alabalıkçı! Biraz sosyalleştik.

Gördüğünüz üzere balıkçı bir caponkerhanesi rengine bürünmüş, caponkerhanesine gitmişliğimden değil yani.

O gün işe gitmemiş olmakla birlikte, inadımdan botlarımı giydim, gittim. Elbette lafı geçmese olmazdı.
Balık güzeldi. Bir tane yedim.

Çıkışta, bizi zenginlikten geberen insanlar sandıkları için, meslek yo'da okuyan evladına bilgisayarı bizden alacağı paralarla alacağını açıklayan balıkçıya botlarımla vurmak istedim. Böyle bir talebi varsa da, açıklamanın yolu o değildi. "100 senden alırım, 100 Muhocan'dan". 
Gel al.

Tüm bunların evvelinde, heyacanla beklediğim Ekim ayını hastalıklarla geçirdiğim için, sevgilim bey bana büyü yaptı. Elbette büyü değil. 
Aşık olduğum çizgi film kahramanı SamuraiJack'ın en sevdiğim görseline kendi kafasını koyup, mikroplarımla savaşmış! Hem de tüm gün. Akşam iyileşiverdim!
 Miras öksürük bitti, demem o ki.

Bayram münasebetiyle telefonu kapattım. Zili aşındıran çocuklara, inatla kapıyı açmadım. Öyle bir ısrarla çaldılar ki, üst katın zili takılı kaldı. Ben de çıkıp düzeltmedim. Açtım tvnin sesini. Elektrik kesilince bir süreliğine, kesildi ses. Sanırım bir yarım saat öyle çalmıştır. Ahahahahhah

Sonra artık dışarı çıkma vaktidir diye, dün manava gittim. Evde müteahhitin getirdiği bir kutu ucuz çikolata vardı. Giderken kapıya bıraktım. Döndüğümde yoktu elbet.
Arabayı park ederken yanımda biten ilçe çocuğu, "abla bayramın kutlu olsun" lafını tıpkı Mardinli bir çocuk gibi "bana parra ver" tadında söyleyince, "kapının önünde çikolata vardı, aldın mı?" diye göğsümde yumuşatıp, iade ettim. Gol. Çocuk kaçtı. Yavrım, senin güttüğün koyun kadar benim çoban dövmüşlüğüm var. Çok sevecendim. 

Manavdan aldığım patlıcanla da, karnıyarık yaptım. Mis. Kız ilerliyor yemek konusunda. 

Bugün de kışlık-yazlık ayrımında idim. Kışlıkları/yazlıkları kaldırmaya inanmıyorum ama kocaman bir dolap var, evet.

Sabah aşkla okuduğum kitabı; 1Q84, bu tür işler için bırakınca, yapboz da bitince, yine kitaba dönebilirim. Dünden beri MTV izliyorum. Yav neler dönmüş Serhat! Bir yandan müzik araştırıyorum. 

Şu Koala yapbozumu da yapıcam, o bir günde bitecek diye korkuyorum :/
Hazzı öteliyorum bebişim.

Bir de şu annemin yaptığı gibi pırasalı gözlemeyi yapabilirsem, zirvedeyken bırakıp, bir daha hiç yemek pişirmicem. 

DerKuss

Ohh bitti. Artık keyifle kitap okuyabilir, çerçevelettikten sonra açığa çıkacak halım ile Koala'mı yapabilirim!! Yarın şehre ineyim ben.

Tuesday, October 23, 2012

Bugün Ne Giydim | What I Wore Today







Gömlek: Primark
Pantolon: Colin's
Bot: Harley Davidson
Yelek: Coton?
Gözlük: Serengeti
Saat: Pimp Aint Easy
Kemer: Mudo

Monday, October 22, 2012

21 - 23 - Ev!

Sabahtan yola çıktık. Yine Mdyt'lı çocuklar yapıştı yakamıza, "3 saattir arabaya bakıyorum, para ver". Ben oyaladım çocukları, GB kızdı. Valizelr yüklendi. O esnada arabayı önüne park ettiğimiz ahırın sahibi atlı arabası ile gelince, kaçıverdik çocuklardan.

İstikamet Dyrbkr!

Daha önce yine GB ile gittiğimizde, çok yer gezmiştik şehirde. Aynı yerleri tekrar görmeyi umut ediyordum. 

Önce kaçakçılar çarşısına gittik. 
Pasaj girişinde Japon Pasajı yazıyor. www.japonpasaji.com
Girişte sağdaki 2nci dükkan benim dükkan. Site de onlara aitmiş.
Geçen sefer bize nano çorap göstermişlerdi, çok pahalıydı. Adı öyle kaldı oranın. İşte orada paraya acımadan alışveriş yaptım. Parfüm, MemetÖz ilaçları falan var. Benim adımı verip arayabilirsiniz :)

Güzel de pazarlık yaptık. Bize Tayyib attan düşünce sürülen merhemden sattı. ihihi
İşte bu deve o pasajdan. İçinde her şey var. Tam benlik!
 Dyrbkr sokakları. Belki de hiç beklemediğiniz gibi. BK ilk defa gitmiş. O da şaşırdı.

 Meyankökü şerbetçisi. Şekerini yerim kiloyla ama şerbeti pek kötü.

 Yukarıda minareyi gördüğünüz yer, önemli yerlerin bulunduğu nokta. 
İşte o önemli yerler:
 Arslanlı çeşme.
 Dyrbkr cezaevi. Bir ara hatırlarsanız, moda olmuştu da, her giren çıkan bir kitap çıkardı oradaki işkenceler ile alakalı. Benim de orada yatmış bir tanıdğım var ama ağzını açıp anlatmıyor olanları :/
 Gördüğünüz üzere her şey tadilatta. Cahit Sıtkı'nın evi bile. Hiçbir yere giremedik. Daha önceden girdiğim için üzülmedim ama yanımızdakiler görebilseydi. 2013te bitirmeyi planlıyorlarmış. 2013'te Dyrbkr atak yapıcak! Sur Kenti olmak istiyor. Ben oy verdim, sıra sizde.
http://www.diyarbakirsur.com/

 Cuma namazı öncesi dua okuyan kadınlar. GB beni itekleyip, "şunları çek" demeseydi, güzel bir kare yakalayabilirdim belki. Tek bile olsa. "Şunlar" dediği de pek matah değildi açıkçası. Biz bu adamla hep böyleyiz. İtiş kakış. Kavga dövüş ama güzel seyahat ederiz :)
 Iranlı beyler. Kefiyeleri ile.
 Sokak ve tabelalar. 
İşte şimdi anlatayım. Adn'da böyle rahat değildim ben. Dyrbkr bana çok rahat geliyor. Pis pis bakan olmadı hiç ama Adn doluydu.
 DörtAyaklıMinare.

 Beni deli gibi altından 7 kere geçerken görebilirsiniz. Dilek diledim, huzur, barış vb. 
El çırpıyorum gibi çıkmış ama elimle geçtiğim sayıları tutuyordum. Tam da namaz öncesi, o sokaktaki camiye giden kalabalık vs. Durup seyredenler oldu elbet.
O sokaktaki çiğerciye girin. Güzel yapıyorlar.
 Sumak. Ben bilmiyordum o çok sevdiğim sumağın bu halde olduğunu. Girdiğimiz baharatçıda kadınlar anlattı. Tane halindeki sumağı böyle şişeye koyup rengi çıkana kadar bekletirlermiş sonra dolma suyuna koyarlarmış. Çok lezzetli olurmuş. En son gittiğimde aldığım kiloluk sumak hala annemkadında beklediği için almadım.
 Siirt battaniyesi, en bayıldığım. Büyük boy olsaydı alacaktım fiyatına bakmadan. Şimdilik 2 tane var annemin evinde ama :(, 20 tane olsa bıkmam. Çok seviyorum. Duvara bile asarım.

 Bu da yine yarım tadilattaki UluCami içi. O kadar güzel bir yer ki burası aslında, ama önemli olan kapısı kapalı idi. Güzel çalışmışlar diyebilirim görebildiğim kadarı ile.

 Elzg'da evine gideceğimiz arkadaşın bebek altınını alırken ben oyalanıyordum. Meğer o esnada esnaf madik atıyormuş, haberim yokmuş. BK'a, "pos makinası çalışmıyor nakit ver" demişler. 
Dürüst olsana ey esnaf. 
 Yine şerbetçi ama bembeyaz.
 Güleryüzlü dede :) Bakınca insanın gülümseyesi geliyor.

 Dyrbkr ve benzeri yerlerde ben fotoğraf çekmek istiyorsam hiç konuşmam. Konuşmam gerekirse de, ing falan konuşurum. Böylece küfür etseler de büyümez olay :D
Genelde el işaretleri ile birçok insanın fotoğrafını çekebildim. Bir de kıyafetten mi, tipten mi :/ bilemedim beni ecnebi sanırlar zaten.

Sadece nar alırken, bana el kol hareketleri ile mal satmaya çalışan amca ile Türkçe konuştum. Evde yediğim onun narı ise, muhteşemdi. 
 Bu da otoparktan aracın çıkmasını beklerken beğendiğim renkler.

 Bu hayrat neden önemli; çünkü öndeki tabela ile arkadaki aynı. Dyrbkr'da tabelalar çift çift. Mavi-beyaz olanlar çoğunlukta. Aşağıda yakalayabildiklerimi göreceksiniz. Giriş levhasını çekemedim, soldaydım.
 Sur kapısı. Dyrbkr aslında Dubrovnik, Split gibi sur içinde bir kent. Sığacık da keza. Öyle kalabilseymiş, güzel olurmuş ama yine de çok güzel.
 Havaalanına GB ile misafirimizi bıraktık. Dönücez. Yolu bulamıyoruz. Durduk sorduk. Hem de bir karakol önüne bıraktık arabayı!!!!
 Sonra baktık olmuyor. En son sorduğumuz adam, "ben göstereyim" deyip, arabaya atladı :)
Bu sefer aracı BK sürüyordu. Dolayısı ile arabaya adam alan ben değildim! heheh
Adamla epey yolculuk ettik. BK rahatsız oldu diye düşünerek, arada arkayı kontrol ettim.

Bu kentte, teşekkür edince, "birşey değil" demiyorlar böyle sıradan bir şekilde, "başım gözüm üstüne" diyorlar. Serseriserçevan. Bu lafı seviyorum.

 İşte o çift tabelalara bir örnek. Girişi de böyleydi.
 Maden ilçesi.
 Kaymış aracı görebiliyor musunuz üstte?
 Hazar gölü ve Koala bey. Neme hasret.
 ve 23!
Yolda birçok noktada Jandermi kontrolü vardı ama yolcu minibüsleri idi durdurulanlar.

Karpuz aldık yolda. Misafir gittiğimiz eve bıraktık. 

23te, arkadaşı beklerken, önümüzdeki aracı fark ettim. Sol arka tekerleğe bakınız.

O gece ısrar edileceğini ve o evde kalacağımızı düşündük. Pek rahat etmiyorum ben böyle durumlarda. 
Neyse ki kalmadık. Hava karardıktan sonra eve doğru yola çıktık. 3 saatlik bir mesafe aslında. 
Böyle karanlık yollarda ben bir araç varsa, onun peşine takılırım. İzmir-Çandarlı arasından alışkanlık. Kendimi emniyete alma ihtiyacı. Nitekim, öndeki aracın önüne domuz çıktı. Ama birşey olmadı.
Ben eski alışkanlıklarımı kaybettim. Uzun zamandır, geceleri BK sürüyor aracı! :)

Aşağıdakiler de aldıklarım. Çoğunluğu elbette JaponPasajı'ndan.
Bir tek sağ alttaki tetris ilçeden.
Geldiğimiz gecenin sabahı, kahvaltıya dışarı çıkalım dedik. Biz yokken ilçeye yağmur yağmış, hava soğumuş, biz tişörtlerle gezerken. Çay bahçesi kapatmış tabi.
Dolayısı ile başka bir tostçuya gittik. İçerisi adam kaynıyordu. Tostları sipariş edip, karşı bakkala girdik. Allam orası da başka bir japonez pasajmış meğer. Kırtasiye, elektronik, her şey var!
Ben pembe kalem ile tetris istedim. Oyun değiştirmeyi bakkala gelen çocuktan öğrendik. Şeffaf yeşil aldık bir tane. Bir kere oynayabildim.
Tostları alıp, ilçedeki okulun bahçesine gittik. İçecek olarak da Cappy gül aromalı içecek yapmış. Bildiğin içtiğin lohusa şerbeti. İğrenç. İçemedik. Oradaki çocuklara verelim dedik, içmediler. BK'un lojmanında şimdi. kehkehkeh

Ve evet, yolculuk bitti. 
3/4ümüz hasta, öksürür.
2/4 sürekli şikayet eder.
3/4ü sigara içer.
4/4ümüz seyahatten mutlu.
Ama bazı şeyler eksik kaldı. O telefon numaraları boşa alınmadı.
Bir dahakine, bahara umarım, tekrar yoldayız. Bu sefer tam bir gazeteci gibi çalışacağız. Yzdiler'le sohbet edeceğiz, belki bu sefer ayine gireriz kiliseye! Kim bilir.
Mlty, KhrmnMrş, Adn, GziAntp, ŞnlUrf, Dyrbkr, Elzg.