Sunday, December 29, 2013

Öncelikler

Şu son zamanlarda öyle bir değiştim ki, bu değişiklikler fiziki ve ruhsal olmakla birlikte, beni şaşırtıyor.

Dünyayı değiştirmek istiyorsan kendinden başla diyerek, birçok adım attım. Dolayısı ile tüm bunlar önceliklerim oldu. 

Ruhsal olanlarda da, bazen durup, "ben eskiden bunu yapmazdım" diyor ama hiç de vicdan azabı çekmiyorum. 

En belirgin fiziksel değişiklik de dişlerim. Daha 1 ay dolmadan dişler yer değiştirir mi? Değiştirirmiş.

Ağustos 2014 sanırım miladım olacak. Oysa ben 40ımı hedef almıştım! Aahahah

Ay hayat pek güzel.

Yeni yıl için de, eminim blog dünyası postlarını yazmaya başlamıştır (pek okumuyorum artık :/).

1 Ocak benim için bir şey ifade etmiyor, 31 Ocak yılbaşı benim için. Yine de o gece kırmızı donumu giyeceğim! 1 Ocak günü çalışıyor olmam ifadesizliğin sebeplerden bir tanesi.

Benim için değişen yılın son rakamı olacak ve eğer hakikaten birşeyleri değiştirmek istiyorsanız, yarın kendinizden başlayın. Ötelemek bizi olduğumuz yerde saydırıyor; Gine Domuzları gibi.

Ek bilgi: dünyada bu hayvanları ev hayvanı olarak besleyenlerin yanı sıra, pişirip yiyenler de var. 

Touch The Screen! I'll Heal You!

Wednesday, December 11, 2013

Tel

Yine kamuya hizmeti ayağınıza getirdim: http://38vetelli.blogspot.com/

Böyle de bilgilendirici, özendirici ve didaktik bir blogum daha olsun dedim.

Daha önce takibe alıp, kaybettiğim blog listemi buldum. Hepsini tekrar takibe alıyorum. Takibe alma kararı için tüm blogu ilk güne kadar okuduğum için, bu başıma iş açacak!! Okuyom ben yah! Ocak'ta finallerim var!

Bu arada, tesadüfen, geçmiş yıllarda açıp da kapattığım bir blogun, adresim alınarak şu an saçma sapan malzemelerin satıldığı bir blog olduğunu gördüm. Bildirdim de, benim derdime derman olacak bir seçenek üzerinden değildi. Her yerden sataşıyorum şimdi. 

1

İşe başlayalı 1 sene dün oldu. Dün "bugün önemli bir gündü, bugün ne vardı?" diye dolanıp durdum. Oysa aylardır, dünü bekliyordum. Artık bir senem doldu, işten ayrılabilirim! ahaha

Bugün iş arkadaşlarım bana beni anlattılar. Ben işe girince, bağzı kişisel sebeplerden ötürü (bkz: batıl itikat) heh! sözleşmemi imzalamamıştım. Bunu İK'ya söyledim tabi. "Bunu imzalayamam" diye. 

Bugün anlattıklarında hatırladım tabi tüm bu olanları.

Sonra odaya GenelMüdür gelmişti. "Neden imzalamıyorsun?" Ben de sert bir şekilde, "imzalayamam kusura bakmayın" demişim. Adamcağız da, odadaki insanlara bakmış şaşkınlıkla.

Sonra başka bir gün İK'dan biri gelip, "siz sözleşmeyi imzalamadınız ama ben mağdur olmayın sigortanız yatsın diye işe girişinizi başlattım" demiş! 

1 ay sonra falan imzalamıştım. Heh!

Dışarıdan nasıl göründüğümü öğrenmek keyifli oluyor. Serhatçım ben neymişim yav!

Hadi bakalım. Bundan sonra olacakları izleyeyim!

Tuesday, December 10, 2013

Kar ve Mutluluk!

Bunu yapmak lazım!

Hazır kar yağmaya başlamışken!

Etraf rengarenk olsa ne güzel olur, deYil mi?

Bizim ofiste yılbaşı süslemeleri başladı. Her kat birbiri iile yarışıyor. Çok erken değil mi yah?

Ayrıca, eşi ecnebi olanları ayırarak, bu yılbaşı ağaç süsleme işini yapanlara kuşkuyla bakıyorum. Ama anneler "bizım cocukla seviyolla" diyorlar. Peki. 

Bu daha eğlenceli.

Eğer buzunuzun şeffaf olmasını istiyorsanız, kaynamış kullanacakmışsınız.
Gıda boyası alayım yarın. Yazın kafama koymuştum. Vaktidir.

Hatta Leylak Dalı Hanım Antalya'dan etkinlik başlatsın, bloggerları bu amaç etrafında toplasın.

Monday, December 9, 2013

Nefes

Source:http://beetlejuicelidia.tumblr.com/post/54018975942

Çok güzel değil mi? 
Ben yine de tamamen yeşil çatı taraftarıyım.

Şok Şok Şok

Bugün J bir milat yaptı!
Ankara'da otobüse bindi!!! Oooo yeee!

Kişisel olarak miladım ve devrimimdir. En son üniversitenin ilk yıllarında binmiştim. Toplu taşımadan çok rahatsız olurum ben. Düşüncesi bile terlere boğar beni.

Bir kere, lisede iken bomboş bir otobüse bindik. Ablam, sevgilisi ve ben. Otobüs bomboş. Körüğe yakın yerde yanıma bir adam bindi. Sol kolunda ceketi var, asılı durumda ve koltuğu tutuyor. Sağ eli ritmik olarak gidip gelmeye başlayınca fark ettim durumu.

E bir de yine ünv ilk senelerinde başıma gelen fortçuluk hadisesi var. Ağlayarak indim otobüsten. Çünkü kim olduğunu bilememiştim. 

Sonra bir daha da binmedim. Trenle gittim, arabayla gittim, taksiye bindim hep. 101kmlik yolu taksiyle gidip gelmişliğim var. 202km eder!

Bu konuda beni ayıplayanları da, benzer duruma düştükleri gün ben ayıplamayacağım! 

Neyse, evi yakın bir arkadaşım var. Bazen birlikte yürüyoruz. Bugün soğuk diye "yürümeyeceğim" dedi. Ben de hemen taksi diye düşündüm. Otobüse bineceğim diyince, "beni de götür" dedim. Durakta binlerce soru sormuş olabilirim. Otobüs kartı bile aldım! Ama halkın otobüsüne bindim. Ayrıca benim övrenci kartım var!

Neyse ki, sağ salim geldik. Kimseye de yer vermedim, kimse benden çook yaşlı değildi. Bir daha biner miyim bilemiyorum.

Bay Kuş'u aradım söyledim. Tepkisi; "Vallaha mı? Nasıldı peki? İyi misin?" oldu.
Annem, "oo aferim" dedi.

Öyle böyle değil bu fobi. Lütfen insanları yadırgamadan önce anlamaya çalışın. O kadarcık mesafeyi arabayla gitseydim tamam da, yürüyom ben yah!!!!1bir

Sunday, December 8, 2013

Tsunami?!



Bitmedi bu Giresun yazıları! 
Yukarıdaki evi daha önce de görmüştüm ama istediğim açıdan hiç çekemedim. Üstteki fotoğrafta, evin konumunu görüyorsunuz; çevre yolundan alt kotta ve denizden 2 metre yukarıda ve dibinde!!

Önde 6 metre eninde yemyeşil çimlerle kaplı bir bahçesi var. 

Denize inen merdiven veya iskele görmedim, çünkü hep yol tarafında kaldım. Deniz tarafı kuzey ne de olsa!

Şimdiii, bana bu evde yaşayacaksın deseler derim ki;

Ama denize çok yakın, ya deniz taşarsa?
Tsunami ne olacak?
Nemli olmaz mı?
Güvenli mi? Deniz tarafından birileri eve girmek ister mi?

Yaaa. Gitti bütün denize 0.001km ev sefası!!

Nem konusuna gelirsek, arkası hemen dağ ile veya bir sebeple kapalı olan evlerde nemden kıyafetlerin küflendiğini duymuştum. 

Dolayısı ile, Kaz Dağı eteğinde ama ormanın da çok yakınında olmayan (yangın, yabani hayvanlar, güvenlik vs) bir evde denize nazır oturmayı tercih eder miyim?

Bilemedim. Bilsem, karar versem evim olacak sanırım.

Hmpfff



Saturday, December 7, 2013

Macun

Diğer adı ile, pilav üstü kadayıf. Giresun'da da yaparlarmış.
Öğle yemeğinde baklavayı pilav üzerinde getirdiklerinde, "yer kalmamış" dedim. Pişman oldum. Meğer öyle yenirmiş. Macun diye de adı varmış. 

Değişik tatlara açık olan biri olarak bile, Yoo diyorum.  

Thursday, December 5, 2013

iresun



Size anlatamayacağım bir nedenden ötürü Ğ harfinin yumuşak olmayanını bu-ün hayatımdan çıkardım. -iresun'dan sev-iler ve manzaralar. 

Wednesday, December 4, 2013

Tesadüf

Ben şu an kar içindeyim! Ayaklarım ıslandı da, çoraplarımı kalorifer peteği üzerine koydum, bunları yazıyorum. 

Yılın ilk karını Karadeniz'de görmüş oldum bugün. Ben kafamdaki fotoğrafları çekene kadar, güneş eritti en güzel kadrajları!!! Tumblr'a konacak bi' sürü fotoğraf çektim. Daha sonra artık.

Dün uçakta yerimi acil çıkış istedim, elime de notlarımı aldım ders çalışmak için. Uçağa binip, eşyalarımı yerleştirdim. Tam oturacağım bir ses, "uçakta o kadar yer var, sen gel yanıma otur".

"Ne diyon sen?" diyecektim ki, aaaaa eski iş arkadaşım! Ama böyle birlikte dışarı çıktığımız, bana yaş günü hediyesi alan falan yakın arkadaşlardan!

Bir başladık konuşmaya, banda gelene kadar. Ama ne iyi oldu bir bilseniz. Çünkü uçak sanki sürülmüş tarlaya girmiş bir arazi aracı gibiydi. Bir an okŞijen maskeleri düşecek sandım! Belki de Allah'a en yakın olduğum dakikalardı!! Ders çalışamadım tabi.

İndik neyse ki, piste yanlış yönden indiğimizi söyleyenler var. Zira Tİrapzon pistinin sonu fren yetmezse, deniz!!!

Sonra bindik araca, gidiyoruz. O karanlıkta denizi gördüm.

Nasıl mı? Çünkü çırpınıyordu Karadeniz. 3 metrelik dalgalar beyaz beyaz! Bir yerde tamamen sahil köpüklerden beyaz.

Telli ilk günümde, doktorun bana verdiği bal mumu kırmızı olunca, domates kabuğu yapışmış gibi görünürken, ağzımı aça aça (kapatamıyorum çünkü tellerden) gülerken, etrafa ayıp olmuş. 

Çok komik yah. Küçükken kaçtığım şeyi, şimdi yaptırıyorum, o daha da komik!! 

Monday, December 2, 2013

Varlık

Birkaç gündür düşünüyorum, şu aşağıdaki elbise geldikten sonra ödediğim parayı fark ettim de. İndirimden almışım ama!

Bazen sinirlenip, bu sene hiçbir şey almayacağım diyorum. Sonrasında değişiyor fikrim. 

Aklıma İst'da katıldığım holding toplantısı geliyor. Toplantıda herkes şık. Tek bir adam, süklüm püklüm. Tozlu pabuçlar ve düğmelenmemiş gömlek yakası. Kravat da sakil duruyor. Öyle bir görüntüsü var ki o kadar şık erkeğin yanında, dinlemek istemiyorsun. Kimse de dinlemiyor zaten.
O toplantıdan sonra biraz toplandım ben. 

Ve tam beni ifade eden bir parça gördüğümde de, durmuyorum satın alıyorum. Çünkü kıyafet insanların kendilerini ifade edebilmesinin bir yolu. Senelerce botlarımı boşuna giymemişim. 

Ayrıca, aksi halde grunge, metal, punk, emo vb terimler oluşmazdı değil mi? Ya da, o haki parkalar, bıyıklar, eşarplar boşuna simge olmadı.

"Ye kürküm ye".

Beni ifade etmeyenleri de eskiyse çöpe, değilse bağışa!

Ariel, Migros ve TGV ortak bir kampanya düzenlemişlerdi. Giymediğiniz kıyafetleri Migros'a götürüyordunuz, Ariel yıkıyor ve TGV de ihtiyaç sahiplerine iletiyordu. Birçok derneğin, "kıyafetler temiz, ütülü ve askıda olmalı" kuralı nedeniyle nice kıyafetin sokağa atıldığını biliyorum. Oradan da nasiplenen vardır ama mutlaka.

https://www.facebook.com/photo.php?v=10202303880619282

Kampanya sürekli olsa keşke.



Şu sıralar aklımda uzun uzun elbiseler var. Şöyle yerlere değsin ama pislenmesin. 

İnsan değişiyormuş işte. Şu an hedefim 40 yaşıma farklı girmek. 40tan önceki alışkanlıklarımdan farklı bir hayat sürmek istiyorum. Mevcut olan, beni ziyadesiyle doyurdu.

Çalışmalara başladım. Yumuşak bir geçiş yapmayı planlıyorum.

Bu da nereden çıktı derseniz, Cts katılacağım bir 40 yaş partisine davet edilince düşünmeklere başlamıştım. 

Sunday, December 1, 2013

Aralık

1.

1 sene geçti hakikaten geleli, yeni bir işe başlayalı, Başkent'e 1/3 zamanlı taşınalı. 

Bakalım bundan sonra neler olacak.

Friday, November 29, 2013

Bugün Ne Giydim | What I Wore Today

2 ay önce sipariş verdim, geçen gün geldi. Ayrıca bu sitede satılan ürünlerin birkaçını Tunalı'da bir pasajda görmüş olmak da ilginç. 

Neyse, geldi işte. Yıkadım ve giydim. 
Kemer deri elbette. Çizmalarım Doğu Anadolu'dan.

Benim ilk yorumum; köylü oldu. Sonra "Mümin, muhafazakar". En son da, "Nuri İyem tablosu kadını"
Diğer yorumlar; "country tarzı", "pastoral", "folklorik".

"Kurumsal diyip duruyon, bu ne" derseniz de, bugün Firi Fıraydey!! 
Serbest günümüz, kendi içinde kuralları var tabi. 

Bu aralar düşünüyorum tarzımı nasıl değiştirdim, değiştirmedim göstereyim diye seriye geri dönmeyi. Ama ışık mışık, setap lazım tabi. Kendi başıma çekmek artık kolay değil. Ya ofiste çektirip akşam yayınlarım. Ve saire, kendi kendime konuşuyorum. 

Bu arada elbise sentetik, çok elektrikli. Ütülerken mahvoldum. İçinde de MeydinÇayna yazıyor zaten. 

Tekstil cenneti ülkemde, neden özendim de aldım bunu bilmiyorum. Model bulup diktircem bundan sonra istediğimi bulamazsam!! 

Wednesday, November 27, 2013

Kuaför

Dün saçımı kestirdim öğle arası. Merkezde çalışmanın faydaları. Her yer kuaför. Fön 3tl. 5tl alan dükkana müşteri gitmiyor, iflas ediyorlar.

Adam birkaç soru sorup, konuşturmaya çalıştı. I-ıh. Sevmem ben öyle. Zaten o sırada Bay Kuş ile ciddi bir şey yazışıyorduk. Kafam orada.

Kesti, kesti. Uzun süre yerdeki saçlarıma bakmışım. "Merak etme çok kesmedim" dedi. Hıı dedim içimden, klasik kuaför yalanı. Kesmemiş ama hakikaten.

Föne geldi sıra. "Nasıl fön çekeyim, şöyle mi böyle mi" diye sorarken, omuz silktim. Hakikaten yaptım bunu. Hem de birkaç kez.

Adam "şöyle yapayım da kesim ortaya çıksın" dedi artık. Tamam.

Fönledikçe hoşuma gitti, yüzüm gülmeye başladı. Bitti artık. 
"Sen bununla 3 ay idare edersin" dedi. Patlatmışım kahkahayı. "6 ay" dedim. Güldüm, çıktım.

Ha nasıl bir saç modeli falan derseniz, gayet sıradan birşey. EvaLongoryaStayla.
Zaten, bu beni kesmedi de, dişçiye yöneldim. Ehehe

Karar!

Bugün dolgumu değiştirttim.

Adını sanını unutmadığım doktorum Ahmet Cesur'u takdirle andım. 23 sene olmuş sanırım ilk ve tek dolgumdan beri. Kendisi benim ortodonti tedavimi de yapmıştı. Fotoğrafına baktım, yaşlanmış ama değişmemiş.

O matkapların insan beynini nasıl deldiğini unutmuşum o kadar sene sonra. Bugünki dişçime de , "aynı performansı sizden de bekliyorum" dedim. 
Onca korkuya geçti bitti işte.

Yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiğimde, intihar eden lise arkadaşımın "bu sana özel" demesiyle, ortodonti tedavime kendimce son verip, ön dişlerimi çarpık bıraktım. O zamanki dişe yapışmayan damaklı tellerimle hizaya girmiş çarpıklık, zamanla tango yapan bir çifte dönüştü. Çok göze battığını sanmıyorum ama memnun değilim.

Hayatını devam ettiremeyen bir insandan tavsiye aldığıma inanamıyorum. Bugünlerde kendisine kızar oldum. Kabul oluyorsa da, rahmet okumuyor değilim ama kızıyorum işte.

Neyse, yarın kalıp aldırıp, tel takıp takmamaya karar vereceğim.

37 mi artık 38 mi bu yaşta diş teli mi olur diye azcık düşündüm de biraz önce, çok rahatsız etmedi beni bu düşünce. 

Sonra porselen tel mi, metalik ve fosforlu tel mi diye görsellere bakarken şu aşağıdakini buldum.

Sen ne güzel kadınsın Faye Dunaway!
 En fazla 1 sene. 1 sene dediğin nedir ki?! Ben döneli Doğu Anadolu'dan zaten 1 yıl oldu bile. 

Şu fotoğrafı bir tişörte bastırıp, giysem ne güzel olurdu.

Monday, November 25, 2013

Bayram Şekeri

2005'te görmüştüm bunları. Hala duruyorlarmış. Demek alanı var. 

Üzüm aromalı çekirge şekerine ne dersiniz? 1.75 Amerukan Dolares

Bunun akreplisi var, hamam böceklisi var. Çeşit çeşit. Tuzlu da var; Meksika soslu kurtçuk.

http://hotlix.com/candy/index.php?route=common/home

Uzak Doğu'ya gidip de, sokaklarda satılan böcek kızartmalarından yemezsem gözüm açık gider bu dünyadan. Bu şeker de neymiş!

Angara'nın Yolları

Bugün iki adımlık yolu yürümek yerine, başka bir noktadan taksiye bindim. Zaten yağmur yağınca kilitleniyor araçlar. Binmez olaydım.
 
Taksi şoförü arkasını dönüp, farkında olmadan önü açılmış kabanımdan bacaklarıma baktığında, caart diye kapattım ama o cüret bile yetti bana. 
Aklıma geldikçe sinirleniyorum. 

Neyse.

Ne yağmur yağmış İzmir'de. Basmane Garı'nı bile su basmış. Yaklaşık 1.5km deniz kenarından içeride olmasına rağmen. Hele o AKS 110 araçları. Yanında Kent Arşivi vardı eskiden. Çok üzüldüm. 

Artık deniz kenarında yaşamak bir hayal. Çünkü artık tsunamiler, doğal afetler var. 

Hayal kurarken bunları göz önünde bulunduruyorum ben. Dkli'de son günlerimde, tam cam denize nazır evde, karşı kıyıya düşen yıldırımları seyrediyordum bir gece. O an dalgalar gelse, nereye kaçarım, nasıl kaçarım diye plan yapmıştım. Mesleki deformasyon.

Dün akşam da depremi hissedince, şaşırdım. Tüm gün Ank deprem bölgesi değil ki, diye dolandım. Bolu'da olmuş ama ben hissettim. İzm'den alışkınım. Ama uzun zamandır avizenin sallandığını görmemiştim.

Hatta Dikl'de oturduğum evlerden biri Ümmetğlu'nun karşısındaydı. Ne zaman kamyon geçse, ki limana-limandan taş taşıyan kamyon sayısı ile bu oldukça sık olurdu, tüm ev sallanırdı. Korkarak yaşadım orada ama ev hala duruyor! 

Doğamızı ve doğayı alt ettik. Bu öfke artık dinmez. 

Mahalle Afet Gönüllüleri-MAG oluşturmak lazım. Ank'da bile. Muhtarlar!! Muhtarlar!! Baksanıza, İzm'le dalga geçen bir Ank var, sanki kendi ak kaşıkmış gibi. Balık adamlar kaçsın içinize.

Aklıma gelmişken, deprem olursa, üzerine duvar yıkılsa bile yerle bir olmayacak sağlam eşyaların, (buzdolabı, çamaşır/bulaşık mak/kurutucu, fotokopi) gibi yanlarına sığının. Yaşam Üçgeni oluşturun kendinize. Bazı kişiler karşı çıksa da, savlarını incelediğinizde, masa altına saklandıklarını göreceksiniz. Deprem sonrası görüntülerinde masanın kaldırabildiği tek bir duvar görmedim ben. Ülkemizde doğal afetlere uygun bir yaşam sürmüyoruz. 
Ben İzmir İtfaiyesi'nin deprem simulasyon merkezinde öğrendim ve denedim bu Yaşam Üçgenini. Bilseniz de, panik ile şaşırıyorsunuz. 
Tatbikatın önemi de burada yatıyor. Hadi benim çoluğum yok, çocuğum yok. Bu konuda ciddi bir yara almadan, hazır olmaya bakın.

Sevgiler.
Travmatik Didaktik JZZ.
Ankara, Kasım'da Kask Başkadır 2013

Sunday, November 24, 2013

Hüü

Nazar mı değdi yah?! O iyi insanlar, o güzel insanlarla birlikte o güzel atlarına binip gittiler mi? Gerçi Ankara'da iyi insanlar var mı? E-he.

Dün dişçiye gittim. Zira dolgumu hissediyorum birkaç gündür. Tek bir dolgum var, sanırım. Baktım başka göremedim. Onu da yaptıralı 20 seneyi geçmiş.

Dentanorm adlı klinikten 14:00e randevu aldım. Benden önce 2 kişi vardı. Benden sonra 5 kişi geldi sanırım. Bunlardan bir çift belli ki, tanıdıktı. O iki kişi ve tüm diğerleri benim önüme geçti.

Edebimle oturdum ama nereye kadar. 1 saat olmak üzere iken, kimseye birşey demeden çıktım gittim. Çektiğiniz röntgen de sizin olsun. "Yeni bir müşteriyi nasıl kaybettik" adlı eserinize koyarsınız görsel olarak.
 Küçükkene, ortodonti tedavisi görmüş ve dişçiden bıkmış olmamın yanı sıra 4 sene kadar önce iki tane yatay gömülü yirmiyaşlarımı ameliyatla aldırmışlığım, ve bir tanesinin dikişlerinin içinde kırık diş parçası kalmış olmasından ötürü bir süre ağrı ve enfeksiyonla yaşamış biri olarak, artık bu meslek grubuna ve yaptıkları işe mesafeli durmaktayım. 

O kadar da cesaretimi toplamıştım. 

Neyse, fantastik fikirlerim var. Bir bakmışsınız tüm dişlerimi altın kaplatmışım. aehrsure
Courtesy: http://www.flickr.com/people/64749744@N00

Konuyu dağıtıyorum ancak dün ben kot pantol giydim. Kendimi çıplak gibi hissettim gün boyu. İnsanın koşullara böylesine alışması ne tuhaf. Kalkayım da, yarına giymem gereken kurumsal kıyafetimi belirleyeyim. Sabahları zor oluyor. Ben botlarımı giymek istiyorum yah! İş sehayatlerinin en güzel yanı da bu: ne giycem yok!

Saturday, November 23, 2013

Tanısan Çok Seversin: Kalahari Surfers

Saçaklı'anım'a şarkı yollarken dinlemediğim ve haksızlık ettiğim müziklerime döndüm.

Bunlardan biri Kalahari Surfers.  Tanıyınca ayrı bir seveceksiniz. Gezi için de bir eser bekliyorum kendisinden. 

Bu da benim en sevdiklerimden:
Seyretçek bişi yok zaten. Dinlemek yeter.

Sonrasında Şehrazad da aklınıza düşerse diye: 
http://www.youtube.com/watch?v=s_pkRH2DZuw 

*Music is my best Boyfriend.

İyiler

Sürekli başıma gelen iyi şeylerden, tanıştığım iyi insanlardan bahsediyorum buradan. Takipçilerim de bu iyi insanlardan çoğunlukla.

Ama geçen gün, dönerken... Baştan alayım.
Sorgun'da yemek için durdum. Bu mekan şirket çalışanlarının tercih ettiği bir yer sanırım. Her gittiğimde beni tanıyorlarmış gibi davranırlar. Bundan bahsetmiş olabilirim. 

İşte, yine gittim ki, aslında ben pek sık durmuyorum orada. Çok sıkışmıştım. Telefonu, çantayı emanet edip, tuvalete koştum. 

Sonra yemeğimi yedim. Hesabı ödemek için kasaya gittim. İşten alışkanlık üzerimde nakit taşımıyorum ben. Hala düzelemedim. Çıkarttım verdim kredi kartını. Şifreyi yanlış girdiğimden eminim şu an. Hata verdi tabi.

Kasadaki "kartı kabul etmedi" deyince, kenarda köşede var olduğundan emin olduğum nakiti çıkardım. Bu arada şef garson bana şirketin şoförünü falan soruyor. Nasıl iyi mi? Ben bir an kim diye düşündüm elbette. Şoför de bana şoförlük yapmıyor ki :D Adam şirket araçlarından bahsetti. Şirketten olduğumu oradan anlıyormuş. Tuhaf olan da, kiralık araç firması, bana o gün yeni bir araç verdi. Her zamanki plaka da değil.

Neyse bir sürü ayrıntı verdim yine.

Nakit çıkarınca, paranın üstünden 2 lirayı da tipboxa attım.

Adam bana, "harçlığınız yoksa vereyim" demez mi?

Çok utandım. Rencide oldum hatta. 

Bundan sonra yanıma iki adet yüzlük alıcam. Zaten yanımda para taşımaya artık alışmam lazım!!! Bay Kuş'un tavsiyesi ile de o iki para arasına gazete kağıtları kesicem, böyle kabarık dursun. Eheh

Boşuna mı böyle hissettim bilemedim ama gazladım gittim oradan :/

Bu arada, yolda tek çeken radyo TereteEfem. En çok dinlediğim kişi Zafer Beğğy. Elbette bu durumda, Türkçe Pop müzik takipçisi oldum. Sürekli aynı şarkıları çalıyorlar. Sıtkım sıyrıldı. Bu sayede Yaşar'ı da dinler oldum.

CezayirMenekşesi diye bir şarkısı var. Orada diyor ki, "İmdat Yine mi Yol?!?!?"

Ben de işte, "İmdat Yine Mi Yol? İmdat Yine Mi Yol?!" diye bağırarak eşlik ediyorum her cümlesine.

Kendime 15 senede aldığım 3ncü sıpor pabucu giydim bugün. Düzenli bir hayat, her akşam yürüyüş, koşu yapmak istiyorum. Bir de Kızılay'a yürüyen kurumsal kıyafetli ama spor pabuçlu iki kişi görürseniz, pembeli siyah ruganlı pabuçlu olan benim. Diğeri de S.! O bir de saten eldiven giyer.

The Birds*

Bu sefer kuşlarla geçti bu yolculuk.

Güneş Doğu'da 16:00 gibi batıyor. Ben de o karanlıkta, maalesef bir keklik sürüsünün içine girdim. Arabaya çarpma sesi gelmedi. Umarım hiçbirini öldürmemişimdir. Arkadan kamyon gelmeseydi, durup kontrol edecektim.

Bu hafta Kurabiyegillerdeydim 2 kere. İnsanın böyle insanlarla tanışıyor olması bile ayrı bir keyif.

Bu arada, Doğu Anadolu'daki yaşantıma dair ne fotoğraf varsa yok oldular. Bir tek bu blogda yayınladıklarım kaldı. 

Eh ben de tekrar çekmeye başladım. 


Bir gün sabah yine yoldayım :) bir kuş sürüsü tüm gökyüzünü kapladı. Ben de durdum ve çekebildiğim kadar çektim fotoğraflarını. Senelerdir D.Anadolu'da yaşadım böyle bişi görmedim! Çok güzeldi. Ben de yere indiklerinde çekebildim. Bazen Benjamin'i arkada çantada tutuyorum. Yolcu koltuğunda seyahat etmesi gerekecek.
Zaten dönüşte yanımdaki iki hafıza kartı da dolmuş durumdaydı! 




Senelerdir ve günlerdir!! aynı yolu kullanınca, gördüğüm ama bilmediğim bir yolu kullandım iki gün önce. 
Camisiz köylerin arasından geçtim.
Bir tepede Önce Vatan yazısı görünce, "demek burada Jandarma var" dedim. Ve yanılmadım.






 Elektrik direkleri çok güzel görünüyor ama istediğim açıda çekemedim. Bir de sürekli bir yerlere yetişme çabası ile araç sürünce, eziyet oluyor sürekli durmak.
 Bizim dönemimizin kırmızı panjurlu evi. Yol kenarında ve kapısına tül germişler. En uzun burada durmuş olabilirim. Hoşuma gitti durup seyretmek.



Bu aralar çok unutkanım. 2 dakika önce cebime attığım anahtarı bulamıyorum. Bu basit bir örnek. Aylardır ehliyetim kayıp!
Her yola çıkışımda korkmuyor değilim. Nihayet bu hafta polis durdurdu. "Rutin kontrol". Yanıma aldığım fotokopiyi de bulamadım! Eve gelince, elimde tuttuğum kağıdın fotokopi olduğunu fark ettim. 
İçmeyi unutmasam B vitamini de içeceğim, ehehe.

*Kuşlar filmi

Thursday, November 14, 2013

45 - 10 - 35

Hakikaten reprezant olsam iyiymiş, bir günde 3 şehir ve hiç bu kadar sıkılmamıştırım :D 
 45'in sarı kavakları. Pus vardı son iki gündür. Ama gerçek renkleri buydu.
Balıkesir harika bir kent değil mi?
Eti çok lezzetli, otu bol, denizi güzel, çam fıstığı, peyniri, insanı her şeyi güzel. Belki de ülkenin en güzel şehri diyebiliriz. Arada durup durup, Balıkesir'in nesi meşhur / güzel diye düşünüp, parmaklarımla sayıyorum ama listeyi henüz yazamadım. Her Şeyi dedim ve geçtim. Ha bir de zeytini, zeytinyağı var. 
Kaz Dağı'nın eteğindeğğ, güzel bir evim olsağğğ!!! caney caney!! ah ahh

Her zaman önünden geçtiğim Havran yolu üzerinde, bir yükseltiye çıktık, inerken Körfez'i gördüm de, çok kızdım kendime. Daha önce neden görmedim diye. 
Aslında o her zaman geçilen yolların içlerine girmek lazım. Rastgele. Neler çıkıyor karşımıza neler!! Hayatım çok mu tekdüze ki, böyle şeylerden çok keyif alır oldum?

Körfezden sonra, rüzgar türbinleri.  Ama bunların en güzel hali daha önce de çektiğim Uşak - Dumlupınar Şehitliği karşısındaki tarla. Bir gün o manzaraya bakarken kaza yaparsam, suç o manzaranın olmalı!!! Bugün çekebilseydim, en iyisiydi. Olsun, yollar bitmez. Ömrüm bitçek :/
 Ve işte Dikili'nin gök yüzü. 

Gömeç'teki Atatürk Kayaları'nın da yanından geçtik de, işte böyle seyahatlerde, yol arkadaşının önemi, Sabancı tonuyla; çok böyük! Görmemiş olan lütfen gugıla sorsun.

Bugün Afyon, ha tabi sonrası var bu üstteki gezinin ancak fotoğraf yok, neyse bu konuyu günlüğümün devam etmeyen serilerinden olan "Ünlüler ve Ben" serisine yazmalıydım.

Neyse, İkbal tesislerinde masaya oturduk. Yol arkadaşım şu adam tanıdık dedi. Gerçekten fark ettirmeden döndüm baktım. Aa!! Çalıkuşu'nda oynuyordu, adı Tarık" dedim. Şimdi baktım Tarık Tarcan'mış. İşte bu da yine bir ünlü ile olan hikayem. O arkamdaki masada yemeğini yiyordu. Ben de bembeyaz polarımın üzerine, hayatımda belki de toplamda 8 kere yediğim iskenderin yağını sıçratıyordum.

Aslında, söylemek istediğim şuydu; eski Çalıkuşu dizisinde, Kamuran yaşlı kadınla flört ederken, ÇK da onların yanındayken, kart kadın "buraların mehtabı da farklı oluyor" demişti de, ÇK ay her yerde aynı, mehtap nasıl farklı olurmuş?" demişti. İşte ben bunu düşünürken, Tarık Tarcan'ı gördüm. Karma mı bu artık, evrene yolladığım ve dönüştürebildiğim düşüncelerim mi?

Ayh, yani Dikili'de gökyüzü böyle iken (çoğunlukla) başka yerlerde farklı mı? Soru buydu. Cevap da evet.

Peki en sevdiğim gözlüğümü nerede kaybettim? Ehliyetimi ne zaman bulacağım? Bunları da düşünsem tekrar var eder miyim?

Ö_ö
J.Z.Z., Ankara 
Kasım 2013

Saturday, November 9, 2013

Değişmek

Değişimin doğası hiç değişmiyor değil mi?
3 sene olmuş bu sanal günlüğü açalı. Adını da, şeklini de bugün değiştirdim, adresi aynı.
Günlük iken seyahate odaklanmış oldu. Güzel gezdim. Geçen ay akşam karanlığında bile leylek gördüğüme göre, böyle de devam edecek! Bu yazı da, bir değişik ve fotoğrafsız olsun.
Bir zaman vakit bulursam saçımı da kestireyim tam olsun.
Sevgiler,
J

Saturday, November 2, 2013

36! + 65 ve Son.

01 - 36'dan sonra, 36'dayız.
Otelden bir detay.
O akşam ilk işimiz bir kazcıya girmek oldu.

Aman illa ki yeyin, demeyeceğim. Ben füme ciğerini yerdim bir ara, Migroşlarda vardı. Ekim ayı bunun için uygun değilmiş. Kasım uygunmuş. Bilginiz olsun.

Sabah kalkınca, sokaklara çıktık. 
Bu yukarıdaki cami eskiden tam bir Rus mimarisi örneği imiş ancak yanmış. 
Orjinali için şu kaynağa gidiniz.
 Kars sokakları böyle. Geniş ve ağaçlı.
 Bu da akşamki eğlence yerinin sabahki görünümü.
 Kıllı kel türbe kafası. Ya da Havariler Kilisesi.

 Taş Köprü 1. İki tane var. Diğeri Kale'nin diğer tarafında. O diğer tarafta, suyun kenarında Konservatuar var. Ve ilerisinde de evler. Tam yaşanılacak yer!


 Köprü, Hamam ve Kale aynı karede. Bu gezide, çok fazla çocuk yoktu, yapışıp, ezbere tarihçeyi okuyan. Sektör gelişmemiş burada.
 İkinci Taş Köprü
 Kışla. Bu da Kale'nin arkasında.

Ve nihayet, sabırsızlıkla beklediğim ve yolculuğun amacı olan alana geldik. Ben biletimi doğrudan Kars'a almıştım. Ama baktık orada düzgün araç kiralamacısı yok, Van'a çektik. 
Bütün kiracılar, "bayramda kapalı oluruz" demişler. Neyse, Rıfat Çığ'la da konuşmuştum ya, verdiği isimi de bulduk, işte size kendi evinin bahçesinden gidilen Vadi ve Kaya Resimleri!!

 Ani Harabeleri'nde de olduğu gibi burası da inek dolu. 

 Çok ufak bir bölgede var bu resimlerden. Daha sonra 2 km boyunca çeşitli yerlerde en fazla 4 tanesi bir arada bulunuyorlar. Çamuşlu Köyü'ndeki gibi değil. Oraya da başka zaman artık.

Maalesef, bu kaya resimlerinin kazılı olduğu kayaları, hava alanı yolu ve diğer yol işleri için kırıyorlarmış. Belediye hala bişi yapmıyor! 

Çocuklar, salaklar geyiklerin üzerine isimlerini yazmışlar, çizmişler?! NEDEN?!? Biri de CHP yazmış, salak yemin ediyorum gerizekalı bunlar. 

Görünce insanın siniri hopluyor, Metin - Özer ılıkları bile bunların yanında masum kalıyor. 
 Bu da oranın jeolojik yapısı.
 Bunlar da, deri yüzmek ve kaya resimleri çizmek için kullanıldığı rivayet edilen obsidyen el aletleri.

Bundan sonra yola çıktık. İstikamet, Sarıkamış.
 Kars ve Van'da obeziyete karşı savaş var.
 İnsanları, Adana'daki gibi rahatsız edici bakışlara sahip bu ilçenin. Ama muhteşem ama bakımsız bir Av Köşkü'ne sahipler. Etrafı çam ormanı. Ruslarda, "Savaş ve Barış"ı bilenler bilir, ava çıkmak ayrı bir ritüel.
 Bu da içi, ve tabi ki, ismimizi tarihe yazıyoruz. Anlayamıyor arkadaşlar bunu, böyle ılık ılık.
 İşte o gece yine dönüp, Doğubeyazıt'taki otelde kaldık. Akşam ben çıkmadım odadan. Sabah bu sefer Ermeni bir grupla karşılaştık.
Ben ırkçı değilim, din, milliyet ayırımı yapmam ama bu kadar kaba bir turist grubu bir daha görmek istemem.
Ne sıra biliyorlar, ne saygı. Bir kadın memesi dirseğimde, itiyor beni. Önüme birisi giriyo, elini uzatıp peynir alıyor falan. Bakışları ters. Rahatsız edici bir güruhtu.

Sonra tabi, artık yola çıkmak üzere 65'e geri döndük. Dönerken de, vakit bulduğumuz kadar dolaştık.

Tendürek lavları ayrı bir güzellik. Görmek lazım. Balık Gölü'nü göremedik. Kars'a doymadım açıkcası.

Ankara'da görmediğim ürünleri bur'larda gördüm: Dragon Fruit aromalı Lipton Ice Tea mesela?! Satılıyor mu burada?

Yakıt aldığımız yerin arkasındaki elma bahçesinden elma topladım. Bu sene yılbaşında elma mı yiyordum ben? Meaşalla evde her yer elma doldu!

Adam "az almışsın, torba vereyim" dedi de, uçakla dönmesem 20 kg alırdım. Çok lezzetliydi. Yediğim en güzel elmaydı.
 İşte Van denizi. Ühüh
 Bu da sahil şeridi ile.
 Nereden aldık bunu hatırlamıyorum, sanırım Doğubeyazıt, No Şuga - Çünkü Şeker Sizsiniz.  Oh stop it you!!
 Van Denizi köyleri. Bir adada kilise varmış. Tekneci bulduk ama bizden 100tl istediler. Bays dedik, yola devam ettik.
Bu da Siqaret! 

Sonra da hava alanına vardık. Ank'ya kadar birlikte gittik E.r ile. O İzmir'e devam etti.

Biz de evlerimize geçtik. Hah sonra ne mi oldu? Ertesi gün sabah yola çıktık BK ile. İkimiz de Pazar günü işe dönmek üzere yola çıktık. 38 üzerinden gittik, önce beni bıraktılar, sonra onlar benim eski şehre.

Ve ben o hafta Cuma günü eve döndüm. Cts sabah tekrar geri gittim. Bugün de koltuktan kalkmadım, yorgunluk anca geçti. 

Taahhütlerim vardı, yapıp bitirmiştim de, göndermeye fırsat olmadı. İklimini unutmuşum bu şehrin. Üzerine de 2 gün üst üste toplantılar derken, anca kendime geldim.

Munch - Warhol sergisi geliyormuş. Behzat Ç filmi ile birlikte, programımıza yazdık. Bak o kadar şehir geziyorum da, bana hala sempatik gelemiyorsun be Ankara!  
Yarın antika pazarına gideyim diyorum, bak çaba gösteriyorum sevmek için seni.