Saturday, June 29, 2013

Paul Auster | Invisible

Şu posttaki kitabı bitirdim bu yolculukta. O park, bu park olmadan evvel. 

Kitap önü ve arkasındaki yazılara bakarak, dayandım. Bitirdim nihayet. Öyle dendiği gibi çıkmadı benim için.
Çok bişi demiyim de, okuyacak varsa okusun tekrar.


Yine Mi?

Geçen 2 hafta toplamda 4 leyleği uçarken gördüm. Bi' tanesi aracın üzerinden geçti! Bu sene de ardım yer görmeyecek anladım. Ama bu gezmekler iş olmasın istiyorum ben, keyif için olsun!?!?! Leylek Dede duy beni!

Ve nihayet size anlatabileceğim, gösterebileceğim güzel şeyler var! Bir de bu blogun geçtiği yere geri dönmüş olmak da üzerine eklenince geçen hafta güzel bir haftaydı.

Ben baştan alayım en iyisi.

Bazı şeylerin fotoğrafları farklı yerlerde ama buraya Benjamin'in doğurduklarını koyucam!

Pazartesi yola çıkacağım. Aracı Cumadan park etmişim, gitmişim. Uzaktan komando ile bagaj açılmayınca kıllandım tabi. Evet, yine akü bitmiş. Bu sokakta bir sorun var bak yeminlen. Akü şarj etmeden geçmiyor günler. Eee ben Sıvasına yola çıkıcam?!?! Şirketin olduğu için de, aramadım hiç. Lafları bitmez ki insanların.

Çok yakındaki taksi durağına gittim. Araçtaki bir taksiciye durumu anlattım. Ağzını berkiterek, "bizde takviye kablosu yok, bir arkadaşta var, o da bugün izinli" dedi. Ben de, "bende var kablo" dedim. Evet var!

Aldım kabloyu gittim durağın içine. Durumu anlattım. Vapurlardaki satıcılar gibi de kaldırdım kabloyu havaya, yardım istedim. Hepsi avzını berkitti bu sefer. Akücüler var falan akıl da verdiler üstüne. Ben de laflarını keserek, teşekkür ettim çıktım duraktan. Arkamı da dönüp, bir daha oradan taksiye binmeyeceğimi söyledim. Burnumdan soluyarak (sanki ağzımla soluyormuşum gibi), arabanın başına döndüm. Hastane çalışanları geçiyordu yanımdan. Onlardan yardım istedim.
Ettiler. Hatta birisi otoparktan aracını çıkartıp, ters ters girerek aracın yanına geldi. Ve aküyü şarj etti. Nasıl minnettar kaldım anlatamam. Sonra arabaya binip Samsun yoluna doğru giderken hıçkıra hıçkıra ağladım.

Kötü insanlar ve iyi insanlar. Sonra da yeter ağlama dedim kendime. Sana yardım edenleri düşün kötüler yerine. Biraz toparladım kendimi ama kafam böyle dağınık olunca 5 senedir gittiğim yolu kaybettim! Ankara'da  kaybolmadan bir gün geçmiyor civanım.

Eh, girdim yola. Bu da yol arkadaşım benim. Birlikte uğruna ağladığım:
Tüm bu süreç içinde, eve dönüp apartman kapısına IşıkTaksiye binmeyin, akü kablosuna ihtiyacınız varsa bana gelin yazıcaktım. Uğraşmadım ama döndüğümde bunların araçlarının önüne atlıyorum korna çalıyorlar o kadar! Direnaküsüz!
Biraz da iş:
 Adam o kadar titiz ki! Şu düzene bakın!
 Üstteki de tam tamblır fotosu oldu. Oraya da yüklücem.
 İşteyiz ama unutmadık. 
Bu da titiz amcanın 4 boyutlu çizimi. 

2 gün önce, yolda kaybolduk, aslında tam kaybolmadık. Sadece varacağımız yerin önünde emin olmak istedik. Ama girdiğimiz yerlerden öyle şeyler öğrendim ve gördüm ki;
Saçlı köy evleri:
 Ters akan nehir;
 Sol üstte dolunay var, yanlış kesmişim ama eski bilgisayardayım, tekrarlayamayacağım. İç Anadolu bozırı:
 Bu da Kangal. Kendisi bir ot olmakla birlikte, adını taşıdığı bölgede yetişir ve pişirilip yenirmiş!! O kadar yaşadım orada, kimse demedi ayol!
 Bu da son gördüğüm leylek. Bu sefer aracı kullanan biri vardı yanımda, çekebildim. Ha bu arada, sevgi dolu halkım, Benjamin'in pilini fotoğrafçıya göndertip, orada doldurdu. Böyle insanlar da var!
 Bu da evet, en gizli bilgiye geldik; Koyun. Ne özelliği var derseniz; 
http://www.kangal.5u.com/custom2.html
Kaburga sayısı farklı ve başka şeyler de var. 
 Bu da soldaki pozveren ile denişik oldu:
 Bir koyun ailesi:
 Bu da Sevgili C'ye gelsin; Işkın! Ben de bilmiyordum. Ama geç kalmış tabi. Geçmiş mevsimi. Şu dikenlerinden sıyrılıp yeniyormuş. :s
 Ve; Gölpınar:
 Bana bakın nereyi hatırlattı:
http://hirvatistanda1hafta.blogspot.com/2011/07/plitvice-jezera.html
Bir de adını google ederseniz, benim en güzel fotolarımı o bloga koymadığımı da görürsünüz.
Bu arada şu an yolu yapım aşamasında çok kötü. Yolunuz düşerse, eski yoldan gidin. Yol daha düzgün. Seneye asfalt dökülmüş olur. Oradaki tesis de çok modern. Giriş eskiden 10para imiş ama şimdi 3para (araç için).

 Suyun derinliğinin 10 metre olduğunu söylüyorlar ve dibi böyle görünüyor:



 Sonra oranın meşhur balığından aldık elbette:

 Beyefendi ve yol arkadaşım balıkları yakalamak ve tartmakla uğraşırken, ben elimi yavru havuzuna sokup sokup böyle foto çekmeye çalıştım. Artık suyun soğuğundan elim donunca bıraktım. Merak etmeyin, bu kadar süre dışarıda kalınca ölmüyorlar.
Fazla tutulan balıklar 2 dakika sonra suya atılınca, dipte ters durdular 2 dakika. Ben "öldüler, öldüler işte" diye sızlanırken, balıkçı bişi olmaz dedi. Durdum seyrettim, hakikaten solungaçlar çalıştı çalıştı ve aniden düz döndüler. Ama yine de acımazsızcaydı.
 Bu da ilginç isimli yerlerden biri. Köyü de var.

Velhasılı, bu seferki iş gezisi güzel geçti. 

Kurabiyegillerde kaldım bir gece ve elbette Pingen'e gittik. Manevi ailemle buluştuk. Özlemişim or'ları. Meyve bahçesinden topladıklarını yedirdiler bize tabi. Fotoğraf çekemedim. Şarjdaydı pili ama bir dahaki sefere HES yüzünden o güzelim Karasu'yu ve köyü ne hale getirdiklerini göstereceğim size. Derinleştirdikleri için nehrin yanında oturmak mazide kaldı artık.

Son akşam balıkları püşürdüler. Gördüğünüz üzere, gittiğim yerlerde de aynı yatakta üstüste birkaç gece kalmam pek mümkün olmuyor. Ah o leylekler!! Ah o leylekler!!

Gürün'ün bulguru da meşhurmuş. Aldık tabi. 
Çok değerli, sevgili Oya hanım'a yollayacağım. Başka isteyen var mı?

Dönüşte de dün, erken geldim biraz. Akşama toplantı vardı. Yolda yanımda bir İstanbullu ile yürüyor olmama rağmen, kendimi attım hep araçların önüne. Ben 2 haftadır yokkene, insanlar değişmiş!! Yolda tüm araçlar yol verdi iyi mi?!!

İyi geldi bu olaylar bize. Taksici kötü insanlar dışında, diğerleri birbirlerinin değerini, önemini anladı ve saygı duymaya başladı. Kötü taksiciler. 

Saturday, June 22, 2013

Hacet


hacet 
isim (ha:cet) Arapça §¥cet
1. isim Herhangi bir şey için gerekli olma, ihtiyaç, gereklilik, lüzum
"Bu kadar külfete hacet yok."
2. Tanrı'dan yerine getirilmesi beklenen dilek
"Bu devri yüz defa yapabildiniz mi mutlaka her hacetiniz de yerine gelir." - Y. K. Karaosmanoğlu
3. İhtiyaç duyulan şey, gerekli şey
"Zile basacaktı, hacet kalmadı." - R. H. Karay
4. İdrar veya dışkı

Bir kelimenin anlamlarının "Tanrı'dan istenen dilek" ile dışkı olması ne tuhaf. Yaşasın Türkçe! 

Bugün Hacet Tepe'deydik. Erkek kardeşimi sınava götürdüm. Bırakıp, gelmekti kafamdaki ama çimleri - ağaçları görünce, direnişe orada devam etme kararı aldım.

Arabada her daim bulundurduğum plaj örtüsünü (Chill-Out festlerden kalma) serdim ama toprak çok soğuktu. Bu Cemre toprağa daha düşmedi mi arkadaş! Sonra altıma yine arabada yaşayan kalın muşamba yağmurluğu aldım. O da olmadı. Arabanın siyah bir çöp torbası içinde duran krem rengi halı paspaslarını da aldım, ancak kesti. Üstüne o ağacın gölgesinin serinliği nedir kardeş?

Dondum. Donmamla güneşe çıkmam yani ölüm fermanımı imzalamam bir oldu. Bile bile hata yapmak işte bu.
Muhteşem ağaçlar.

Yaklaşık 2,5 saat kitap okudum yarı güneş yarı ağaç altında. Bu alttaki de manzaram. Hiç sevmediğim S.Aksu gibi eğimde ters yattım bir süre. Gençleşeyim diye ö_Ö
Karasu'nun kenarında kitap okumak için özel alınmış plaj sandalyesi yine bagajda. Onu da anneme taht yaptım. Kadın hala bana yolları öğretiyor. 
Güzel geçen bir sınavın ardından evdeyiz ama ben tüm güneş gören yerlerim; alt+üst kol, yanak, boyun+göğüs (meme farklı, göğüs farklı!!) aşağıdaki gibi kabarcık kabarcık ve deli gibi kaşınıyorum.
Sürdüğüm ve içtiğim ilaçlar işe yarayınca belki karşılaşırız sokaklarda.

Geçen hafta şehir dışındaydım. Haftaya da şehir dışındayım. Bu süre içinde yapabildiğim tek eylem ağaç altında oturmak oldu. 

Sevgilim gibi Baykuş'um ben de, geceleri yaşayabilir oldum.

Bu aralar aklıma sıklıkla şu soru geliyor: 
Rahmetli Çağatay bey yaşasaydı ne söyler, ne yapardı tüm bu olanlar karşısında? 
Ben, benim gibi seyredip, gördükçe ağlardı mutluluktan, gururdan diye düşünüyorum.


Ek: Bize otobüs durağı soran kızı da arabaya atıp, Güvenpark yakınında indirdik. Hala insanlara güvenebiliyor olmasını haklı çıkararak. Ülke özüne dönüyor.

Thursday, June 13, 2013

Ne Sandındı?!

Kim yaptıysa harika olmuş. Ulaş bize sana bira ısmarlıcaz!

Saturday, June 8, 2013

Nefret Tohumu Ektim, Sular Mısın?

Şu son günler nasıl günlerse artık, yediğim tokada öbür yanağımı da çevire çevire boynum kırılacak artık.

Seneler önce kasıtlı yapmadığım için hatırlamadığım hatalarımın sürekli bana hatırlatılmasına rağmen dilediğim özürler,

3ün 1i olmama rağmen, iki kişinin arasında ezilmeler, bunun neticesinde hakaret dolu emailler, o da yetmeyince başka mecralardan mesajlar...

Direnmeyle alakalı politik nedenlerle maaşımı verenlerle ilgili bir cümle kurdum, ruhumun satılmışlığı mı kalmadı, tatlısu eylemciliği mi, yalakalık mı.. daha ne diyeyim.

Eylemlerden bahsedip de, oradaki örnek birliktelikten akıl alamayan, ötekileştirmeye devam etmeler mi?! 

"Siz", "biz" devam ediyor. Ve olması gereken biz yok. 

"Benim düşüncemde değilsen, beni bırak git. Küstüm"

Tmm cnm skn ol!

Kendimden başka hesap vereceğim insan yok. Çünkü senelerce içtiğim andın, ortaokulda öğrenip de aklımdan çıkmayan dengelerin hesabını kendime vereceğim.

İşten atılma korkum da yok, ölmekten de korkmuyorum.

Bak tam bu saatte evdeyim ama ondan önce nerdeydim, sonrasında nerdeyim anlatmayacağım.

Tavrım belli, duruşum belli. Takipçi sayısı peşinde koşmuyorum.

Mesnevi'yi henüz bitirmeden gösterdiğim sabrı daha ne kadar kime göstereceğimi bilemiyorum. 

Wednesday, June 5, 2013

Aidiyet

Hep söylerim aidiyet duygum yoktur diye, varmış meğer.

Ben bu memlekete aitmişim. Vergilerimi fark ettirmeden maaşımdan kesiyorlarmış, bana kimlik numarası vererek tanımlıyorlarmış, pasaport aldığımda parmaklarımın teker teker izini çıkartıyorlarmış. Ama gittiğim gördüğüm yerleri hep ülkemle karşılaştırıp, ülkeme 10 puan veriyormuşum. 

Aidiyetimi böyle fark etmişim, olsun.

Daha da ötesi ben Ankara'yı sevdim bu hafta. Şu sevemediğim, sürekli şikayet ettiğim başkenti sevdim. Çünkü direniş bu şehirde bitmiyor. Yağan yağmura, ani bastıran soğuğa, saldırıya rağmen.

Üstelik bugün ne oldu bak!!!1

Bir arkadaşa yol tarif ettim. "Kızılay, Ziya Gökalp - ATATÜRK Bulvarı kapalı, Necati Bey'den Deniz Komutanlığı'na çık, oradan Akay Kavşağı'ndan dönersin" dedim telefonda.
Hahaaa, yaa bugünleri de mi görecektim?!

O-hooo! Kız yolları öğrendi!



Tuesday, June 4, 2013

It's A Good Day To Die*

*Warcraft II

Ben de anlatayım hikayemi. BK ile döndük 58 ellerinden. 24'e de gittim. Hiçbir şey değişmemiş. Barajın suyu yükselmiş o kadar.

Camiye gittim yine. Kapısında ağladım kaldım.

Gece yarısı dönünce, gözlerim anca 2m öteyi görür halde, huzursuz bir şekilde eve vardık. BK bana telefonda, "ya neler dönmüş Serhat" dediğinde, yorgunluktan ölüyordum. Olanları ucundan takip etmiştim ama bu kadarını bilmiyordum.

Ertesi gün akşam düğün var diye, erkekli kadınlı redendvayta gittik. İkimiz de fön çektirdik. Eve geldik. BK yaşgünü pastasını yedik. Sonra, düğün bir yandan, ikimiz de için için yanıyorduk sanırım.

BK "ben gidiyorum" dedi. Ben de kalktım hazırlandım. Uzun kollu bülüz, uzun zamandır giymediğim kot pantolon. Spor pabuç! Kırmızı baş örtüsü, Elazıglı Teyzeden kalma (avzımı burnumu kapatayım diye). Kombinim böyle.

Yolda elele yürürken, sevgilim beyin kan grubumu sorması, göz altına alınırsam direnmemem, birbirimiz kaybedersek ne yapacağımızı anlatırken, boğazım düğümlendi. Ayrıca bu kriz planlarını yapmak benim işim! Lan sevgilim. 

Bir ara megafonlu bir kalabalığa katılıp marş söyledik. İlk dakikada panzerden su yeriz diye düşünürken, bizi "teğet" geçti. BayKuş beni olayların içine sokmamak için kenarlardan geçirdi ama sonra elimizden geleni yaptık.

Biber gazı kokan fönlü saçlarımı yıkamadan düğüne de gittik. İşte dedim ki, "şu lanet şehre geldim geleli yaptığım en doğru iş buydu".

Biraz önce düşündüm de, yapmak istediğim çok şey var; sevgilimle gezmekler, doğan ve doğacak bebeklere birşeyler öğretmekler, iş yerinde ödül almaklar, sistem kurmaklar, insanları değiştirmekler ama, bugün vatan için ölsem gözüm arkada kalmayacak. 
Çünkü gerisi hakikaten teferruat.

Bugün holdink baskısı ile karışmama kararına karşı, gittim oturdum Güvenpark'a. Yanımdaki gençler beklerken eğleniyorlardı. Onlara akşam üstü caddeden geçen ve tekbir çeken kişilerden bahsettim. Kız, beni sanki senelerdir tanıyor gibi, bana yaslanarak arkadaşlarına "böyle böylemiş, eli sopalı insanlar varmış, abla söyledi" dediğinde, e-he yaşımı fark ettim.

Gerçekten çok gençler. 
Sonra içtiğim yemine rağmen, dayanamadım. Hareketin oraya gittim. Baktım. Sadece bir süre +1 oldum. Eve döndüm.

Ama işin rengi değişirse, ben de değişeceğim. 

Tüm bu şerait içinde..

güzel bir haber. J Teyze oldum. Kardeşim doğurmadı henüz ama ben bir o kadar heyecanlandım. 
Hayata ve hayatımıza hoş geldin Sevgili M.!

Sunday, June 2, 2013

"Cumhuriyet,

... fikrenilmen, fennen, bedenen, kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister."
Biber gazı ile kutu olarak çok evvel tanışmıştım.

2007 gibi, İst'a ziyarete gitmeden evvel arkadaşlarım öyle korkutmuşlardı ki, Alsancak'taki AmerikanPazarı'ndan almıştım NATO marka. İst'da da bir arkadaş salonun ortasında sıkmış içinden geçmişti ama evdekiler hepimiz mahvolmuştuk.

Ama dün bir soludum, bir soludum, oh sinüslerim açıldı!

Ank'ra'ya geldim geleli kendimi işe yaramış hissettim! 

Anlatacak çok şey vardı ama bu daha önemli. İçinde iken gördük olanları, gurur duyduk. Her olumsuz haberde göz yaşlarım pınarlarına dolarken, şimdi daha inançlıyım.