Monday, July 29, 2013

Ah bu ben!!!

Bu kadar da olmamalı!
Sevmek her şeyin temeli.

Bugün giderken ve gelirken iki posta kayboldum. Sincan'a gitmek üzereyken bir taksiciyle konuşup yol tarifi almıştım ki, telefonda bana verilen tarifi dinleyerek bir daha kayboldum. Hata benim; taksici mi bilecek, telefondaki mi?!

1 saat sonra gideceğim yere gittim. Travma oluyor bu durum benim için.

Dönüşte de aynı şey! Yardımsever bir taksici bana çok güzel yol tarif etti. Bu kadar nazik bir adam göremem bir daha herhalde. 

İzmir'de de Bornova'da kaybolurum ben. Oraları da hiç sevmem çünkü.

Yaşgünümde birkaç adet navigasyon cihazı hediye edeceklermiş bana, bugünümü de anlatınca, en azından Borcam Enflasyonu benzerinden son bir haftada kurtulmuş oldum, ihale BK'ya kaldı. 
Cep telefonu ile olmuyor yav!

Off yarın bari kaybolmasam!

Sunday, July 28, 2013

Tıpkı bir Ankara'lı gibi...

Son 2 günüm böyle geçti.

İftar mecburiyeti için Kale'ye gittik. Tabi ki, müzeye de. Kale hakkında daha fazla bilgi sahibi olmam lazım. 

Eh işten çıkınca, topuklu ayakkaplarla bir yere kadar gidebildik. Girişteki dükkanlardan birinden, Hitit tableti replikası aldım minicik. Beğendiğim şeyler minik ve 30TL olunca vazgeçtim.


Ankara evi. 
 Müzenin ahşapları. Müzede her 6 ayda %30-40 oranında değişiklik yapılırmış. Ben 3 sene önce gitmiştim ve evet farklı şeyler gördüm.
Yukarıdaki Osman Amca'yı mutlaka görmelisiniz. Kusursuz. Sensör yanmadan girişten baktığımda gerçek sandım. Uzun saniyeler boyunca kımıldamasını bekledim. Saçı, kolları hep gerçek.
 Kevgir!

 V.Koç'un dükkanının replikası.



 Traktör!
 Dökme tren tuvaleti! Tren tuvaletleri raylara dökülüyor, raylara dökülüyoorr!
 Bunlar hep minicik.
 Atatürk'ün ipek gömleğinin üzerindeki monogram. *sigh*
 gulp gulp

 Küçükken en sevdidğim kitabın, sert mavi kapaklı minik Milliyet Yayınları'ndan "Başsız At" olduğunu söylemiş miydim?

Dün de, tıpkı bir Ankara'lı gibi Akman Pastanesi'nde saatler geçirip, yimee Uludağ'a gittik. 

Hiç bu kadar uzun zaman Ankara sokaklarında kalmamıştım :s

Ankara'yı sevmek yok, belki alışmak var. Belki.

Tuesday, July 23, 2013

Kumpanya

Seneeeler önce, (belki anlatmışımdır) fotoğrafta kaza geçirmiş halde gördüğüm bir kızcağız için çok üzülmüş ve dua etmiştim kurtulsun diye.

Seneler sonra da o kız ile aynı işyerinde çalışmaya başlamışım ve aslında kaza sırasında evli bir adamla beraber olduğunu öğrenmiştim.

Ben daha aylaaar önce söz verdiğim şekilde Ahu'ya posta yollayamamışken, (iş yerinde telefonun üzerinde post it ile hatırlatma duruyor aylardır), bu adam için ne yaparım bilemiyorum.

Ama isteyen göndersin.

Sevgiler,

İstavrit

Uuu beybi çok çılgınım! Bir günlüğüne deniz kenarına gittim, hem de Istanbul'a.

Oya'anım'la buluştum ve bi daha anladım "Dünya Çok Küçük". Nasıl bir ağırlandım off. Bişi diyemicem. 
Oya'nımın gıyabında konuşayım; tek kelime ile "delidolu" bir kadın. 



Deniz kenarında, denizin karşısında her sabah hava durumuna denize bakarak anlayan bir insan iken, 2008den sonra gittiğim bozkır ve Doğu Anadolu'dan sonra deniz. (oha yaklaşık 10 sene) Hmmm fena değil, evet.

Pek şiir sevmeyen ben, buna bayılıyorum "Deniz Humması". Hatırlayanlar varsa, "Uzaklar" programının başında ve sonunda yer alırdı; Atasoy çiftinin seyahati.

"Gene denizlere dönmeliyim, ıssız denize, semaya
Bütün istediğim bir gemi ve yolunu gösteren yıldız 
Çark vursun, rüzgar söylesin, beyaz yelkenler çarpsın havaya 
Ve denizde sisli bir fecir, bir fecir istediğim yalnız .

Gene denizlere dönmeliyim, dalgaların çağrışına
Öyle hoyrat, öyle saf bir çağırış ki karşı durulmaz buna 
Bütün istediğim rüzgârlı bir gün, bulutların yarışı,
Savrulan köpükler, serpintiler, martıların haykırışı.

Gene denizlere dönmeliyim, serserilik hayatına 
Martılarla, balinalarla o keskin rüzgarlı yollarda 
Bütün istediğim yolculuğun sonunda, bıkıncaya dek,
Uyumak, rüya görmek ve bir gemici masalı dinlemek."

Kusursuz çeviriye de bir örnek.

Sonra da Sadun Boro ve Kısmet. İçim bir hoş oluyor eski günler, eski kokular ve tatları hatırlayınca bu şiirle birlikte. Su lazım, su.

Monday, July 22, 2013

reserved

up up up!!


ahahha bayılıyorum incicilere. 

son zamanların mizah anlayışının çıkış noktasıdır onlar. 
ben iyi bilirim.

bugünki güzel anılarımı yorgunluktan ötürü yarın yazacağım. 

sevgilerimle!

Ahmet Ümit | Patasana

Sonu heLecanlı geldi bana. Yollarda bugün bitirdim. 1 hafta sürmüş okumak :s cep boy olmasının sıkıntısı.

Bu kitabı da Migroştan aldığımı söylemiş miydim? 

Cep boy olduğu için, orjinal kitaptan metni almışlar. Quark hala kullanılıyr mu bilemicem ama, kelime böl-me işaretlerini kaldırmamışlar. Son sayfalarda imla hataları fazlalaştı.

Ben takıntılıyım. İmla hatası görünce, baştaaaan başlıyorum. 
Yazar elinden kaçırdı. Tashihçi nasıl görmedi. Tashih bilirim ben. Ya da şöyle diyim, "biz tashih yapmayı iyi biliriz".

İçimde öyle bir okuma açlığı var ki, yine bir "kitap kulesi" yaptım. Bu cep boy olunca en erken bitti. Daha okunacak ne kitaplarım var!!

Thursday, July 18, 2013

Güzel İnsanlar

Yorucu bir hafta. Bitse de dinlensek!

Artık tek başıma yolculuk yapmaktan bıkmışken, 2 kişi daha geldi benimle bu sefer. Arka koltuklarda ayaklarımı çıkarıp, uyuya uyuya gittim işe! 

Ama dönüşte, yine tektim. Bir de hız kısıtlamaları vs, yol git git bitmiyor! 
45in nesi ünlüyse bari Benjamin bana yoldaş olsun dedim.

Önce giderken gözüme kestirdiğim üzümleri çektim bir bağda. Kıyıya yakın bağlarda hasat olmuş, iç taraftakiler daha dallarındaydı. 

Bir bağa girdim, torsom kadar üzüm salkımları vardı ama bir tanesini bile koparmadım. Haksızlıkmış gibi geldi.

Yolda bu sefer bir tütün hasadını gördüm ama virajdaydı girişi. Hayıflanarak giderken, 3 kişi gördüm tütün toplayan. Benim bildiğim erken vakitlerde toplanır ancak hava bulutlu diye geçe kalmışlar.

Ben aracı yol kenarına park edip, oradaki insanlara doğru yürürken el sallamaya, hoşgeldin diye bağırmaya başladılar. "Nasıl güzel insanlarsınız siz" dedim ilk cümle olarak. Ağlak biri olarak (yaştan galiba) gözlerim yaşararak gittim yanlarına. Sarıldım ve ağladım bu insanlara! Eda teyze önce bir sordu. Kötü bir şey yok, iyilikten ağlıyorum dedim.
İzin istedim fotoğraf için. Ne demek!! Sofraya çağrıldım ama Eda teyze niyetliymiş. Başka zaman dedim. Artık 58 ilindeki ikinci ailem gibi, 45 ellerinde de bir aileye sahip oldum. 
Adresler, telefonlar. Bir de güzel fotoğraflardan bastırıp, çerçeveletip kendi ellerimle götüreceğim. Postalamayı düşündüm de, her ay gittiğim yolda neden kendim vermemeyim ki!
İşte Eda Teyze!
 Eda teyzenin tütün karası elleri.
 Oraya gitmişken PeriBacaları'nı ikinci defa çektim. Bu sefer şarjım var diye, daha güzel çekmişim!
 Genel görüntü. 
 Bu daha sonra ama foto sırasını değiştiremeyeceğim.
 Ve dizilmiş, kurumayı bekleyen tütün yaprakları. Ben de dizdim küçükken tütün! Çok keyifli ve yapışkan bir işti!
 Savaşçı edası ile Eda Teyze!
 :)
 Bu da sek-si fotoğrafları için tıklayınız üzümü. Ramazanda özür dilerim ama meyve yemeye heveslenen çok az insan var tanıdığım.
 Bu da tekrar bacalar! Yanardağını da gördüm ama çekmedim. Bu ülke cennet!
Yolda bir ara öyle sıkıldım, öyle yoruldum ki, doğuya karşı sürmek her zaman daha yorucu. Baktım sağ topuğum, dizlerim ağrıyor. Evet, senenin diz ağrısı vaktine geldik yine. Kilo da almadım :s
Debriyaj ayağımla gaza bastım. Kuruz kontrol da yok ki araçta!
"Ay bu halde foto mu çekmişşş!1" 
Çektim çünkü uykumu dağıtmalıydım. Dağıldı da bir süre.
 Sonra, önüme bu kanatlar çıktı. Ben çok gördüm yakından. Bir de siz görün istedim. Kırmızı uçlu kanatlar; yaklaşık 5m.
Erken döndüm bu sefer. Ama zor oldu.
Yarın bakalım neler olacak. Stres dolu bir gün olacak benim için.

Ama kendim için birşeyler ortaya koyabilmiş olmanın hazzındayım. 


Thursday, July 11, 2013

Haftalık Rapor 6

ya da 7. Çağatay bey olsaydı, düzeltirdi beni.

Nasıl geçiyor günler? 

Anne karnında izlemeye alınan bebeğin kalp atışlarını dinlerken, ağzım yırtılacak derecede esneyip, uykumun gelmesini, meşhur cenin pozisyonu kafası olarak yorumladım tabi.

Neyse, büyüyor. Kardeşim daha doğurmadı. Söz birliği yapmışlar gibi hepsi aynı sene geliyor bebeklerin?! Bir tanesi de güneyde dünyaya geldi.

Günlük olarak twitter takipçisi ve lafçısı oldum. En çok İMG ile yazışıyorum. 

Memleketimin insanlarının birlik, saygı hali sona erdi. Ankara eski pisliğine döndü. Bir de nedir bu sokaklardaki çöp suları izleri?! Bu mudur Başkent? Paris Cad SGK kreşinin kapısının önündeki çöpleri şikayet etmek üzere fotosunu çektim. 2 gün sonra çöp tenekesi koydular. Polislerin pisliğini çektim. Çekerken bir kadın, "bakın bakın şu pisliğe bakın" dedi öfkeyle. Ertesi gün bana bakıp selam vermedi ama. Neyse, temizlediler pislikleri. Sabah son duruma bakacağız.

Millet artık tenkitte. Bence iyi birşey bu. Yazılı olmayan kuralların tekrar hatırlanması benim beklediğim şeydi. Hayat Bilgisi dersi tekrar verilmeli. Ama lütfen müfredatta namaz olmasın. Herkes dinini kendinde yaşasın lütfen.
Bir de bugün fark ettim ki, sağ omzumdaki o beyaz uzun tüyden soldakinde de varmış?!

Araştırdım bulamadım. Ben özel miyim, işaretlenmiş miyim? NEYİM?! Bir cevap da veren olmamış ecnebi ellerinde bile. Hmpff. 

Böyle işte hayatım. Kötü kısmını atlattım diye umut ediyorum. Gün doğmadan neler doğar.

5 kişiye de rahmet dilerim. Bilanço birkaç insanda gerçeği görme, birçok insanda isyan, birkaç salakta da insana tapınma olarak sonlandı. Yaralanmaları sayamıyorum, haksızlığın boyutunu da. Çok konuşmayacağım, öfkeleniyorum.

Artık daha mutlu bir insanım. İş arkadaşlarım da fark ediyorlar. 

Kaçamak yapıp övlen yemeğinde uzaklara gittik.

Bugün benim de eski sevgilimin ölüm yıldönümüymüş. Gençkene bu ölüm tarihlerini unutamıyor olmaktan yakınırdım. Meğer insanları hatırlamak, ölüm tarihlerini unutmak en iyisiymiş! 

Onlara da rahmet gelsin.

Öperim.