Sunday, July 28, 2013

Tıpkı bir Ankara'lı gibi...

Son 2 günüm böyle geçti.

İftar mecburiyeti için Kale'ye gittik. Tabi ki, müzeye de. Kale hakkında daha fazla bilgi sahibi olmam lazım. 

Eh işten çıkınca, topuklu ayakkaplarla bir yere kadar gidebildik. Girişteki dükkanlardan birinden, Hitit tableti replikası aldım minicik. Beğendiğim şeyler minik ve 30TL olunca vazgeçtim.


Ankara evi. 
 Müzenin ahşapları. Müzede her 6 ayda %30-40 oranında değişiklik yapılırmış. Ben 3 sene önce gitmiştim ve evet farklı şeyler gördüm.
Yukarıdaki Osman Amca'yı mutlaka görmelisiniz. Kusursuz. Sensör yanmadan girişten baktığımda gerçek sandım. Uzun saniyeler boyunca kımıldamasını bekledim. Saçı, kolları hep gerçek.
 Kevgir!

 V.Koç'un dükkanının replikası.



 Traktör!
 Dökme tren tuvaleti! Tren tuvaletleri raylara dökülüyor, raylara dökülüyoorr!
 Bunlar hep minicik.
 Atatürk'ün ipek gömleğinin üzerindeki monogram. *sigh*
 gulp gulp

 Küçükken en sevdidğim kitabın, sert mavi kapaklı minik Milliyet Yayınları'ndan "Başsız At" olduğunu söylemiş miydim?

Dün de, tıpkı bir Ankara'lı gibi Akman Pastanesi'nde saatler geçirip, yimee Uludağ'a gittik. 

Hiç bu kadar uzun zaman Ankara sokaklarında kalmamıştım :s

Ankara'yı sevmek yok, belki alışmak var. Belki.

2 comments:

  1. Çıkrıkçılar Yokuşu'ndaki Gramofon Cafe ve hemen Koç müzesinin yakınındaki Pirinç Han'ı da ihmal etmeyin bence...

    ReplyDelete
  2. Normal insan kıyafetli olduğum bir gün elbette!

    ReplyDelete