Friday, August 30, 2013

Think of A Number | John Verrdon

Not bad!

Başlangıçta benim için ağır ve isteksizdi ama bazen kitapları bu hallerinden ötürü yarım bırakamıyorum.

Son sayfalarda hakikaten kalbim çaptı hızlı hızlı ancak bu benim dönemsel taşikardimden miydi bilemiyorum.

Tavsiye edebilirim. 

Pergamon

Nihayet eve döndüm!

Bloglovin'den Gonca'nın da gittiğini görünce, eheh, ben de gitmeye karar verdim. Birkaç rapor ve mail ama öncelikli çamaşır yıkamaya gittiğim iş yerlerimden birinde, iş arkadaşlarına gitmeyi teklif ettiğimde kabul ettiler. 

Senelerce İzm'de yaşayıp da buraları görmediğime şaşırıyorum. 
Gerçi küçükkene Belçika'daki komşumuz Nona'yı götürmüştük. O zaman ben kemik çereçeveli ve ipli gözlükleri olan dişleri üstüste binmiş, çirkin ve aşık bir kızcağızdım.

Peder bey aracı yanlış yere park ettiği için, aracın çekildiği fark edip, annemlere haber verip, tıpkı salak bir kahraman gibi aracı çeken polislerin arkasından koşmuştum. Off Ağustos'tu büyük ihitmalle ama ne bunaltıcı ve griydi orlar. Sonra arabaya ne oldu hatırlamıyorum. Biz de sanırım o sorunla gitmedik burlara. Hatırlamıyorum. Sadece polise ağladığımı hatırlıyorum. Ben bu yaşımda böyle bir kız gelse bana zırlasa "e bisiggit" derim, valla bak.

Sonra da Dkl'de yadaşım ama pek gitmeyi tercih etmedim orlara.
Hiçbir zaman sevmediğim Pergamon meğer ne kadar güzel bir yermiş. O ara sokaklar, eski evler, tarihi binalar off. Burnunun dibinde olunca değer bilmiyor insan. Belki bu duyguları bir gün Ankara için de hissederim! eheh amin bin.



 Yaşamak isteyeceğim eski evler.
 Teleferik ve benim camdaki yansımam. Bana pahalı geldi. Yukarı çıkınca araç park alanını görünce pişman olmadık değil.
 Hım.

 Bu neden önemli, çünkü bu fotoyu çekerken g*tümle tarihi yıktım. Destek aldığım taşlar bacak aramdan düştü işte.
 Eh dilek, batıl itikat ve ben! Hemen bir taş aldım ve tabi ki tepede kaldı. Görcez birlikte.
 Hmm. Eh geç olunca acıktık, yemek yemeğe Dkl'ye geçtik. 
 Bu da mesleki deformasyon. Ne güzel ne kadar düzenli!
 Yukarıdakiler Akropol'dendi. Aşağıdakiler Asklepion'dan.
 Her yerde köpek var Asklepion'da.







 Yılanlı sütun. Bir de magnetini aldım, tam bir turist gibi. 
Allam Ege ne kadar sıcak ve bunaltıcı!!! 

Ben nasıl büyüdüm orlarda?!!  Gitmenizi tavsiye ederim.

Saturday, August 17, 2013

Garra rufa

Çoğunlukla ülkemiz sularında ve komşu ülkelerde yaşayan balıkların adıymış bu.
Ben daha önce kaplıcasına ya da yörenin diliyle Çermik'e gittiğimde tüm vücut yedirmiştim kendimi, 2009 yılında. Havuzun kadınlar hamamı kıvamında, mayo yerine iç çamaşırı tercih edilen, hareketsiz beklemeniz gerekirken, bildiğiniz simitle yüzmeye çalışan geri zekalıların olduğu bir yer olması sebebiyle, daha da gitmem. "İç çamaşırı ile havuzlara girmeyiniz" anonsu yapılıyordu unutmam hiç. 
Şu an giriş, sadece giriş 20TL olduğu için de hiiiç gitmem. 

Ancak, bu balıkların bulunduğu, suyun kaynadığı köye gittik. Önceki gezimde suyun 38 derece olduğunu ve bu balıkların başka ortamda yaşayamadığını öğrenmiştim de, seneler boyunca doctor fish adı altında pedikür yaptıran çok mekan duydum, seyrettim tvlerde.
Alın bakın, "koca götlüler ailesi" yani kısaca Kardaşyan'lardan karşı ellerde çektiği bir video.
http://hollywoodlife.com/2013/05/01/fish-pedicure-kim-kardashian-kourtney-kardashian-greece/
 Burası işte o köydeki suyun kaynadığı yer.
 Ama çok pis. İnsanlar mesire yeri gibi kullanıyorlar. Ülkenin çeşitli yerlerinde gelen deri hastalığı müzdaripleri var. Üstlerini değiştirecekleri bir yer, bir seyyar tuvalet bile yok. Çöp tenekesi var da, boşaltılmıyor.
Bir süre oradaki insanlarla sohbet ettik. Ben yoldan, Ank'dan gelmiştim, üzerimde saha kıyafetleri ve meşhur botlarım vardı. Direndim bir süre ama artık çıkardık botları. Daha önce yaptırdığım için, ne olacağını biliyordum. Ancaaak, en büyük balıkların nasıl "vurduğu"nu unutmuşum!!
 İlk suya soktuğumda, çığlık attım tabi. Deneyimli ablalar, anneler beni sakinleştirdi. Şimdi de görünüyor aslında, ayaklarımı kızarttılar. Ama çok da keyifli alışınca.

Ben esas oraya yılanların tedavisini görmeye gitmiştim. Yılan dedikleri, su yılanıymış ve sadece yılancı hastalığı olana giderlermiş. Bize kafasını çıkardı bir amcanın yanı başından. Çekemedik fotoğraf, zaten tedavisini de göremeyecektik.

Yılan kafayı gösterince, o doğal havuzdaki tüm yengeler ortadan kayboldu. Bize "ben yılanı elime alırım" diyen teyze hele, bir dondu öyle. Birkaç kere seslendim, cevap vermedi. Sonra hop kaybolmuş. Eh havuz bize kalınca ben de çıkardım işte botları. Su kenarında çamura oturdum maalesef. 
 İşte yoldan manzaralar.


 Yolumu inekler kesti, belki cumhurun başkanı olurum ilerde.


O boynuzlar benim olacak!!!

Bu keçiler Pingen'den. Arabanın yanından geçerken sürtüyorlar o boynuzları. Sakın sürü içine dalmayın. Bırakınız geçsinler, bırakınız gitsinler.
Laissez-faire!

Sonra da yoldaki samancıları çektim ama onu sonra yayınlayacağım. Adresimi verdim çünkü. 2 haftadan evvel bakamazlarmış.

Şunlar da olmasa, yollarda ömrüm çürüyecek diye ağlayacağım.


Sunday, August 11, 2013

Gerçek Tatil!

Evet, ilk gün tatile çıkamayış hikayemiz sonrasında, Pazar günü tekrar yola çıktık. Azimliyiz!!

16'da kalmadan, doğrudan Asos'a geçelim diye düşündük, yoldaki halimize göre karar vereceğiz. Bu sefer ruhsatı da aldım yanıma!! Heyyo!

He, hatırladım. Otoparka dönerken, trafik lambasında bizim yanımıza gelen çocuğa para verip, "şans dile" dedik. Nasıl yapıldığını bilmiyormuş :/
"Bol şanslar" dieyceksin dedik çocuğa! Ahahah

Ama ahdım var, o 26'ya gidersem!!!

Hiç girmedik şehrin içine bu sefer tabi. Doğrudan 16'ya. Orada arkadaşlarla tanıştım ben. Yemek yedik, yola çıktık tekrar ve ilk durağımız Asos'a gün batmadan vardık. 

Şu Çanakkale yolundan hiç hoşlanmıyorum!! Ama Edremit'te göz ağrım Linda Tekstilde durunca şenlendim. :/ Şu aldığım şeye bakar mısınız?
N'abıyım?! 58 geceleri ne kadar soğuk oluyor biliyonuz mu siz?

Konuya döneyim; bir önceki gece de dahil olmak üzere, gece yolculuklarını hiç sevmiyorum. Son 2 tanesi gayet kötüydü benim için!

Yanarım yanarım, o gün denize giremediğime yanarım. Ancak, varınca br baktık ki, çok rüzgar var!!

Eşyaları bırakıp, etrafa baktık, sonra da hoop 2 günün stresi ve yorgunluğu ile uyuyuvermişiz. Sabah kalkıp dalgalı denize girdik. Benim bildiğim deniz, sabah sakin olur, öğleden sonra dalgalanır?! Burası öyle değilmiş işte.
Biraz dalgalı ve buz gibi denizde cıbıldadıktan, iskeleye çıkıp çıkıp çömlek tipi atladıktan sonra kahvaltı ve tekrar deniz, uyku, deniz.
2 gün böyle geçti.
2nci gün, öyle bir rüzgar çıktı ki, salın üzerinde dengede durma oyunu oynadık!
Bunlar da Midilli manzaralı plajlardan çekimler. Çok çekmedim foto. Çok sıcaktı.
Ama bu kız yunuz balıkları gördü, kahvaltı yapanlar da görsün diye bağırdı!!!! Güldüler sonra bana :/

Sonra yine yollar, ve istikamet Bozcaada. Ama önce gelmişken bir bakalım Asos neresidir dedik. Ben daha önce gitmiştim bir 30dk kalmıştım. Eski şehrin yerinin muhteşem olduğunu hatırlıyorum, o kadar. 
Çok da sıcaktı. Çıkmadık hiç yukarıya, iskeleye bile inmedik. Zaten bir sürü satılık ilanı gördük. Pek popülerliğini koruyamamış. O yolları düzeltmezlerse de geri alamazlar zaten.

Ama BK bir tatsın diye karadut şerbeti içmek için iskeleye inen yoldaki yerde durduk. Bu fotolar da oradan.

 Midilli - Lesbos.
Sonra yavaş yavaş, Geyikli'ye gittik.

Meğer feribotta birlikte olacakmışız, onların gelmesine daha 3 saat var! O rüzgarda kumlu sahilde suya girelim dedik. 

Oh May Gat! Ben bir de derim soğuk su severim diye ama bu kadarını Ekim'de bile görmemiştim. Kimsenin uzun süre suda kalmamasından anlamalıydık!!!

İki çırpınıp, sahile çıktık. Bir rüzgar!! Tüm kumlar her bir yerlerimize doldu. Nasıl da acıtıyor. Hiç sevmem tüm bu nedenlerden ötürü kumlu sahilleri. Taş olsun, hiç üzülmem.

Sonra, gençler de gelince karşıya geçtik. Ancak 58TL feribot parası mı olur lan?! "Dönüş parasız"mış. Bir de dönüşe de para alsaydınız!?!?!

Kaldığımız yer, adanın en rüzgarlı kısmıymış. Bunu da ikinci gün öğrendik. Ha tabi, buradaki rezervasyonumuz da 2 günlük! Yolda buluruz demişler. Ben Asos kısmını ayarlamıştım, gerisini BK'a bırakmıştım :D

2nci gün yer arayalım diye adayı arabayla dolaşırken, harika taş evler, muhteşem bağlar ve kalabalık rüzgarsız plajlar gördük!!!

Kalabalığa, rüzgarlı plajı tercih ederim. Şezlonglardan kendime barikat kurup, öyle uzandım ama olsun!

Akşamları çıkıp iskelede yemekler yedik. Ne kadar uzun zaman olmuş deniz kenarı mezeleri yemeyeli! Yediğim içtiğim benim, size gördüklerimi anlatacağım.

Üşüdük falan ama güzeldi.
Kendime şans bilekliği aldım. İstediğiniz kadar moda olsun, ben saati bile çıkarıyorum bir süre sonra. Ritueli nedir bilmiyorum da, düşünce mi gerçekleşiyor?
Satan kadına taktırdım! Ada bu arada sanatçı doluymuş gençler!
Çavuş üzümü, görmediğim şarabı, yel değirmenleri (rüzgar tirbünleri), damla sakızlı gıdaları (meeh) meşhur. 
Bir de sevgilisini görmek için sabah vapurla karaya çıkan köpeği!! Akşamları da geri geliyormuş vapurla. 

Moskova metrosundaki köpekler gibi!!  
 Bu da adanın kalesi işte. Çok matah bir ada değil. Ama imara açıldığı için mahvolmadan görmüş olduk!
Her yerdeki omcalardaki üzümlerden yemek serbest! Kafam kadar bir salkım, o kadar güzel ki!
Sonra da 16'ya geri geldik. Bir akşam da orada geçirdik. Ancak bayram münasebeti ile her yer kapalı olduğu için ipek mendil alamadan, gündüz gözü ile gezemeden döndük!

Tuhaf bir şehir. Fotoğraf çekmedim yine. Ertesi sabah da, Cumalıkızık'ta kahvaltı yapıp, Ank'ya geri geldik.

Veeee, senelerdir merak ettiğim, her ay tabelasının önünden geçtiğim, Gordion'a girdik dönüşte. Yassıhöyük denmesinin nedeni adında saklı imiş. 
Şu alttakini görmek istiyorum! İlk gördüğümde (ki müzeye gitmiştim) pek detaylı bakmamışım!

Ank ve Gordion hakkında şöyleyeceğim şey, Ank'daki en güzel otel Gordion Otel diyebilirim!

Son 2 günü de içerde geçirdik, dışarı kafamı bile çıkarmadım. Ank bomboştu. Negzel!

Şimdi evdeyim. Yarın iş var, sonrası yine yollar, yollar. Yolda yürüyen bir sürü leylek gördüm. Susurluk'ta sevgilime meşhur ayrandan içirdim. Nesi değişik hala çözemedim senelerdir. O da yorum yapamadı.

Haranın önünden geçerken atlar dışardaydı, çekim yapmadım :(

Susurluk belediyesinin ayran-tost yerinde, oyuncak silahını getiren çocuklara oyuncak takas edildiğini görmüş BK, ben görmedim ama takdir ettim.

Başka da atraksiyonlu bişiler olmadı. Domates reçeli aldım, henüz denemedim. Bay Kuş'un göbeği kadar ayçiçek kafası aldık. Mutfağa attım. 

Bir tek Bozcaada'dan güzel magnetler aldım. Ne fotoğraf, ne magnet, ne tarih, bişi katmadım kendime.

Böylece bir tatil ve bayram da bitmiş oldu. Bayramları hiç sevmiyorum. 

Tatil 1 - Başlamak Bitirmenin Yarısıdır

Daha önce dediğim gibi, bağlı olduğum kişi, daha 1 yılım bitmemiş olmasına rağmen beni tatile gönderdiği için yola erken çıktık!

Ama BK trene binmeden 30dk önce cüzdanını iş yerinde!! unuttuğunu farketmiş. Arası nerden baksak bi 30km vardır. Geri dönüp almışlar.
Ama yetişti tabi trene.

Genelde en eç 11'de gelen tren, 13:30 gibi geldi. Neyse bindik bir şekilde araca, yola çıktık gidiyoruz. Araç hızlanınca alttan takır takır sesler geliyor. Meğer plastik kartelin bağlantısı kopmuş, rüzgarda altımız açılıyor. Böyle tuhaf bir gün. 

BK Eskişehir'de birşeyler yemek istedi.

Güzergah şöyle: Eskişehir - yemek molası ve Bursa. 16'da arkadaşları var Bay K'un onlarda kalıcaz bir gece. Yolu 2ye bölücez sonra onlar arkamızdan gelecek.

Durduk 26'da. Aracı otoparka teslim ettik. Porsuk kenarında üstünde dolaştık. Dandik "ayvalık tostu" yedik. 

Belki de gün içinde yaptığımız en faydalı iş, Ali İsmail için açılan imza kampanyalarına imza atmak oldu. Otobüs duraklarında, duvarlardaki faili bulmak için verilen ilanları gördük. Espark önünden geçtik, ağladım kendimi tutamayıp.

Umarım imzalar işe yarar ve kütüphane ile parkın adını değiştirirler.

Eh artık dönelim tabi.  Aldık arabayı otoparktan. Ama bende bir paranoya var. Acaba bişi alırlar mı arabadan diye endişeleniyorum. Otoparkın telefonunu alayım dedim kendi kendime birkaç kere. Bişi kaybolmuşsa, hesap sorarım diyorum üstüne.

Sonra otoparkçı adam aracı getirince, baktım benzin kreditkartı yerinde, polaroid yerinde, "paranoyak olma kızım" dedim kenime. Otopark "20:00de kapatıyoruz abi" demişti BK'ya. Bindik, yola çıktık.

Yolda sürekli araba içinden ses geliyor. 26'dan 16'ya 30km kadar gittik ki, bir ses, tıkır tıkır. Ama sıkıldık artık seslerden. Ben, evet ben :( "bari müziğin sesini açalım da, şu sesi duymayalım" dedim ve açtım. Güldük halimize, aracın bakımı da gelmiş de geçmiş bu arada!! 

Tıkır tıkır bir süre devam ettikten sonra ses, çat kesildi!!

Oleys! 

Bu arada 45km olmuştu. BK'a anahtar nerede diye sordum. Benim araç anahtarsız çalışıyor. Üzerimde, çantamda ise motoru çalıştırabiliyoruz. BK hemen ilk kenara çekti. Deli gibi anahtar arıyoruz. Her yere baktık, yok. Yolda düşmüş olmalı diyorum kendime ama anlamsız. Aracın içinde boşluk yok ki düşsün. Bir de şehirden çıkarken son trafik ışığında BK aracın motorunu stop ettirince çalışmıştı? O zaman otoparkta kalmış olamaz?! Motoru kapatmadık tabi.

Sonra, biz araca binip, kapıları kapatınca ekranda "anahtar araç dışında" erörü geldi. Motoru durdurursak, olduğumuz yerde kalıcaz!!

Şimdi bu durumda 16'ya gidemeyiz. Saat 19:45, otoparkın kapalı olma ihtimali çok yüksek!!

Ama geri dönmemiz gerek tabi ki! Günlerden Cts! Geri döndük. Bu arada sevgilim bey kızmasın ama aracı kaldırırken, motoru durdurabiliyor! Motor dursa, dünya duracak!

Biz geri döndük 26'ya. Yolda bin stres! Neden otoparkın telefonunu almadım ki diye hayıflanıyorum. Bir yandan da, arabayı bize teslim eden nasıl farkına varmaz diye düşünüyoruz. Normalde, anahtardan ayrıldığında basıyor yaygarayı çünkü araç. Ama trafik ışığında tekrar çalıştırdık?!

Neyse, motoru durdurmadan geldik otoparka. Bu arada hakkaten Ank dışında navigasyonum SÜPER!! 
Navigasyon aplikasyonuna bakmadan BK'u otoparka yönlendirdim. İşte o içgüdü Ank'da çalışmıyor. Manyetizmamı bozuyor amk.

Neysseeee!

Otopark kapalı ama yanındaki dükkan açık. Adam bize, geceleri de okulun otoparkını işlettiklerini söyledi. Ay sevinçle birkaç metre öteye gittik. 

Kapıdaki adama söyledik durumu. "Abi siz aracı şuraya çekin, motoru kapatın ben arayayım gelsinler" dediği anda ben; "Yoooooo olmaz" diye çığırdım.

Dostum şaka mı yapıyorsun?!!? BK da aynı fikirde, kapatmadık, araç hır hır çalışıyor. 

Adamlar geldi. "Bizde anahtar yok" dediler. Otoparka gidildi! Bakıyorlar, arıyorlar YOK!

Ruhsat nerde dedim bu sefer kendime. Evi arayınca, ruhsatın da evde olduğunu öğrendik! Süper di mi?

Ara, tara sonradan anlaşıldı ki, anahtarı aracın üstüne koymuşlar. Biz de yolda düşürmüşüz. O müzük sesi ile bastırdığımız ses de büyük ihtimalle, anahtarın "ben burdayım" çığlıkları imiş!!!

Adamlar dört dönüyorlar, yapılacak en mantıklı şey Ank'ya geri dönmek ve yedek anahtarı bulmak!!! O da aylardır ortalarda değil! Of bu ev çok küçük, 3 ev eşyası barındırıyor tabi! 

Anahtarın kayıp olduğundan emin olduktan sonra, telefon numaraları takası yapıldı. Adam bize çok yardımcı olmaya çalıştı. "Varınca arayın" dedi vs. Yola çıktık, Ank dönüyoruz. Saat de 21:30 falan. Benzin bizi ancak Ank'ya götürecek kadar var, sadece 20km daha götürebilir görünüyor. Ama tedbir emniyettir diye benzin almaya karar veriyoruz 50tllik. Motor çalışırken benzin koyulabiliyormuş ama fulleyemiyormuşuz. Pompacıya anahtarımız yok diyemedik!!

BK kullanıyor aracı. Motoru durdurmasın diye dualar ediyorum. O da farkında, trafik ışıklarında kalkarken basıyor gaza!

SPEED filminin DONT STOP THE ENGINE versiyonu!!!

Gece yarısı gibi eve geldik. Binlerce eşyayı eve taşıdık. Artık bin kere kontrol ettikten sonra motoru kapattık! Araç anahtarasız hareket edemez ama kapıları açık!!!

Evde deli dana gibi anahtarı aradım. Ve kışlık montun göğüs cebinde buldum!! 
Çıkıp kapıları kilitledim, yattım artık.

Otoparkçı sms atmış, aramış vs. BK ile konuşmuşlar.

İçindeyken daha heyacanlı oluyor tabi bu işler!

Böylece dandik bir tost yemeğe ve neyse ki imza atmaya orlara kadar gitmiş olduk. 26'yı avcumun içi gibi bilmekle birlikte, haritamdan sildim!!!! 

Tatilin ilk günü böyle zebil oldu. Kimin gözü kaldı lağn?!

Friday, August 2, 2013

Ondan sonra....

Sabahki "günaydın"dan sonra, lafa böyle başlayan insanlar tanıyorum ben.

Bugün sabah baktım ki, Ethem'in vurulduğu yer tertemiz edilmiş. Ne bir çiçek, ne bir fotoğraf ne de mum kalmış. Aferim. "Görmez gönül katlanır"

Ondan sonrağğ..
Dut ağacını bir süre büyütüp, sonra baş aşağı dikerlerse böyle oluyormuş. TersDut yazınca bissürü görsel çıkıyor gugılda. 
Bizimki biraz geri kalmış, körpeymiş henüz.
Mine Hanım'da da varmuş:
 Her sene olduğu gibi bu sene de, bir terliği durup dururken parçaladım. Öyle ayağımda parmaklarımla sallarken, şak bir değişiklik ve kopukluk. Yarım gün böyle dolaştım. Kimse farketmedi, iyi mi? İyi.
 Mantar tarlasına girdim. Görünce yiyesi geliyor insanın. 
Keşke Benjamin taşınabilir bir evlat olsaydı da, hayrını göreydik. Yakın yakın çekeydik şunları.

Neyse, ondan sonrağ, benimle gelecek tatile evladım. Bu sene yaşgünümü geçen seneki gibi ırmak kenarında kutlamasam da, deniz kenarında oluruz herhalde. Ya da bir adada! Bakalım sevgilim yine havalı fişek patlatçak mı?

BeKaağ, bağnağğ fişekler patlat!!

Bu sene teprikler erken gelmeye başladı. Aman üf, her sene aynı şey!
Ondan sonrağ, 37, di mi? Kaç olur?

Büyüklerimin elinden, küçüklerin gözlerinden öper, iyi bayramlar diler, hayırlısınan yollara çıkarım yarın. 

BK ve tren gelir hoş gelir.

Umarım iyi fotoğraflarla döneriz, BK, Benjamin ve BenJardzy.

C ya!