Sunday, September 29, 2013

Deniz

Bu sefer söyleyecek pek bi'şeyim yok hakikaten. 
Evrimleşiyorum. Karar vericem.

Wednesday, September 25, 2013

Hayat - Zaman

İşte! 

Bebekliğini bildiğim kardeşlerim; biri üniversiteye başladı, hani Hacettepe'ye sınava götürmüştük. 3 yaşındayken kapının önünde babamı beklerkenki hali gözümün önünde.

Diğeri, lisedeyken saçlarını kulak hizasının az üzerinden enseye kadar kazıtan, gerisini uzun bırakan, bisikleti ile tek başına kimseye haber vermeden Varyant üzerinden Konak'a giden, kaşına jilet atan Prenses; doğurdu.

Zaman geçmiş gitmiş bea! Oysa daha dün gibi aklımda :D

Neyse, ben İzm'deyim de burda havalar hala güzel. Otelin de havzu varmış, amk. Mayoyu neden çıkarttım ki ben? Yarın alıp, denize mi girsem?

Benim derdim de bunlar olsun.


Wednesday, September 18, 2013

Teyze

Sanırım adımı telaffuz etmek için baya bir büyümesi gerekecek. O nedenle bugünden itibaren, o vakte kadar teyzeyim. Değişik bir şey. Görünce ağladım.
Onun dışında hayat kötü değil de, bazı günler kötü geçiyor işte.
Bebek gelince bir yaşlı ölürmüş derler ya, bekliyorum. 

Sunday, September 15, 2013

Haftalık Rapor 8

Çok şeyler oldu ben bur'larda yokken.
Birileri öldü, geride kalanlar çok üzüldü, birileri kanser oldu, herkes çok üzüldü ben teşhis oldum; reflü çıktım - çok kişiye söylemedim. 
Düştüm, morardım. Saçlarım çok uzadı, sıkıldım. Çok üzüldüm, kilo verdim. 
İyi şeyler de oldu. Ama hala teyze olamadım. Bekliyoruz ailecek.

Hakikaten söyleyecek pek birşeyim yok bu sefer.

Sunday, September 1, 2013

Emek Kutsaldır

Geçen ay, 58'te iken yine birçok insanla tanıştım. Her gün 1er saatlik yollarda gidiş dönüş yaparken saman dolduran Urfa'lı insanlar (mor başörtülerinden!) gördüm ama iş yüzünden durup fotoğraf çekmem mümkün olmamıştı.

Ama sondan bir önceki gün ilçeler arası son seyahatimde, hem de bizim işletmenin çok yakınında çalışan insanlar gördüm.

Yanlarında durup izin istediğimde, beni çok iyi karşıladılar!!

İşletme yakın olunca, ihtiyaçlarını karşılamak üzere "suyunuz var mı?" diye sorduğumda, "var, içer misin?" dediler!
 Ben oradayken aslında günün son dakikalarıymış. Sabah erken gitseymişim, samanları çuvallarken görebilirmişim. Anlatmaya çalıştım. Arabanın artık benim bir uzvum olduğunu ama çok detay vardı. 

 Sonra benim bu konuda üzgün olduğumu gördüklerinde, iki kişi işlerini bırakıp, bana aşağıdakini yani saman doldurmayı gösterdiler!!!
 Çünkü zaten o gün çok fazla çuval doldurmuşlardı.
 Urfalılar ve sarma sigaraları! :D
Bu insanlar, Urfa Siverek'ten Kangal'a geliyorlar. Sabah 04:00 gibi kalkıp kahvaltı yapıp, hazırlanıp (yiyecek vs) sonra tarlalara gidiyorlar. 
Tüm gün boyunca da saman çuvallama, çuvalları bağlama, kamyona yükleme işi yapıyorlar. 
Sabah kahvaltısından sonra gün boyu aralıklarla tekrar kahvaltılık yediklerini öğrendim. Zor iş.
 Aralarından Şeyhmuz Usta ile telefon numarası takası yaptık. Akşam beni kaldıkları çadıra davet ettiler yemeğe. 

Gelmeye çalışacağımı söyledim. Yüzlerce erkeğin kaldığı çadır alanına tek başıma gitmek biraz tehlikeli geldi.
Tabi bu arada tehlike de neymiş, tüm bu çekimlerde aracı kilitlemeden üzerinde anahtarı bırakmam da neyin güveni anlamıyorum.
Sonra zaten onları alacak araç geldi. Mitsubişinin kasasına bindiler büyük ihtimalle. Ben de yola çıktım.

Yolda bu sefer saman çuvallayan başka bir grup gördüm. 
 Onlar başka ilçedenmiş ve yakıt istasyonu etrafındaki çadır alanında değil de, ileride bir yerde konuşlanmışlar.
Aşağıda fotoğrafını çektiğim kişi, eğer okuyorsa yorum bırakırsa sevinirim!, özellikle poz verdi. Okuyup okumadığını bilirim böylece.

Sonra "yayınlayacak mısın?" diye sorduğunda evet deyip, kağıt kalem almaya arabaya giderken arkamdan gelmiş. 
 Adresi bir de kendi yazdı. Yazımı okumak pek kolay değil hakikaten.

  Onlarla da vedalaşıp artık kalacağım yere giderken, iş arkadaşlarımı aradım. Yemeğe davet edildiğimi ancak bu kadar yoğun çalışan insanların yemeğine ortak olmanın bana biraz ayıp geldiğini, hiç olmazsa çaya gitmek istediğimi söyledim.
Neyse ki, ikna oldular ve geldiler.

Önce yemek yedik istasyonda. Telefonunu aldığım Şeyhmuz Usta'yı artık öyle bir tanımışım ki, gördüm telefon ettim ve bizi çadıra götürdü.
Biz çadırda yemek pişirme işini seyredip, sohbet ederken, namazını kılmaya gitti.
Şeyhmuz Usta kara taş (bazalt) ustası. Birçok ev yapmış ve köprü tamiratlarında çalışmış. Ulu Camii'yi televizyonda görmüş ama görmek istermiş. O da çok beğenmiş benim gibi!!

Bu sefer de samana gelmiş. Kamyoncu getirmiş onları. 

Çadırda, yemek pişirmek için tüp, tencere vs var. Bir de bir yatak, battaniye vs. Aslında yükleri çok.

Yemeği sigara saran kişi yapıyor. Çok güzel yaparmış. O gün geç kaldıkları için, tek bir yemek yapmış. Bu yemeğe de Hataylılar "basma yemeği" derlemiş.
Biz sadece seyrettik, yardım ettirmediler. Normalde, çorbası, pilavı ile büyük bir sofra kurulurmuş.
Yemek hakikaten lezzetliydi. Toktuk ama yine de yedik.

Saman işi zor iş.
Yıkanmak için, bidonlara su doldurup, çadır içine bırakıyorlamış. Gün içinde ısınıyormuş su. Sonra da dışarıda, etrafını branda ile çevirdikleri bir duş alanında duş alıyorlarmış.
Bidonları ağaç dibine bırakmışlar ama birkaç tanesini çalmışlar.
Bunu anlatırken şaşırdıklarını ve anlam veremediklerini gördük. Şehir insanı sürekli hırsızlık, şiddet vb korkular içinde yaşarken, küçük yerin insanı dünyanın hala güvenli olduğuna inanıyor. Tıpkı benim gibi. Yoksa neden arabayı çalışır halde bırakıp, fotoğraf çekmeye giderim.
Merkezde bunu yapmam mümkün değil. 

İşte kaldıkları çadır.  
 Bu da sofra.

 "Emek kutsaldır" da, yine bu insanlardan geldi.
Ben fotoğraf çekerken, benim grupta tanışmadığım bir genç geldi çadıra. "Fotoğrafları yayınlayacak mısın?" diye sorduğunda, ona da evet dedim. İstemedi. Nedeni de, daha önce çekmişler ve yaşadıkları yerdeki insanlar, görünce dalga geçmişler.
O sırada yemeğini yiyen büyükler, hiç istiflerini bozmadan, ayıp birşey yapmadıklarını, emekleri ile para kazandıklarını söylediler. 

Fotoğrafları istediler benden. Şeyhmuz Usta'nın adresini aldım. Sohbet ettik biraz. Geç olmuştu. Zaten erken kalkıyorlar, daha fazla kalmak doğru olmazdı.

Ayrıldık çadırdan.
 İşte Şeyhmuz Usta.
Dün aradı beni. Fotoğrafları almış ve teşekkür etmek istemiş.
Umarım kendime bir ev yaptırabilirim. İlk arayacağım kişi Şeyhmuz Usta olacak. Oralara tekrar gidersem de, onu arayacağım. Davet edildim.

Bu yazı neden gecikti?
Blog adresini yazan kişi, 2 hafta sonra eve dönebileceğini ve internete girebileceğini söylemişti. 

Kaldıkları yerleri ve koşulları görünce, Belediye Başkanına ulaşmak gerektiğini düşündüm. 
Eh tabi dolaylı olarak ulaştım. O kadar insanın en az 1 ay boyunca ilçede kaldıklarını ve dolayısı ile daha iyi hizmet verilmesi gerektiğini anlattım tanıdığıma. O da benzer şekilde düşünüyordu zaten.

Aramış, seneye daha iyi hizmet verileceğini söyledi bana. Umarım öyle olur.
Bu insanlar daha iyisini hak ediyorlar ve kocaman bir teşekkürü!