Tuesday, October 29, 2013

"Şarkışla Yolundan Orta Anadolu'ya" - 38!

Bayramdan sonraki 9 gün tatil bilmeden yollarda ve işte olduğum için, bayram gezisi yazıma ara verdim. Üstelik bugün 3 tane yazı yazdığıma göre, birikmişim.

Daha geçen hafta cuma günü geçtiğim yolu bu sefer tek başıma geçeyim dedim. Araçtan çektim fotoğrafları. Her birinde dursam, her halde şu saatte yeni gelmiş olurdum!

Bu arada, belki de dünya üzerinde tek? sevdiğim şiir olan Han Duvarları gelir aklıma Şarkışla tabelası gördüğümde. 
İşte, Şarkışla yolundan Orta Anadolu'ya. Oysa o, Ulukışla'dır.

 Bu evi çok beğendim.
 Bu aralar şeker pancarı hasadı var. Geçen cuma bir traktörü durdurduğumuzda, adam ne var diye sormadan, hemen kabinden çıkıp bize bir sürü pancar verdi. Para kabul etmedi. "Dua edin yeter" dedi. Ama pancarlar, arkadaşla eve gitti, ben de o akşam evde yatıp sabah tekrar geri 58'e döndüm. Başlarına birşey gelmediyse pancarlar beni bekliyordur ofiste.
 Bu iş yolculuklarını keyifli hale getirmeye çalışıyorum. Kahverengi tabela görünce girdim. Şahnur Köprüsü. Dulkadiroğulları'ndan kalmaymış. Bu soyad hala mevcut sanırım bu bölgede. 
 Köprüde tadilat vardı. Güzel foto çekemedim.
 Yahu bu Kayseri bölgesine kış gelmemiş mi? Gün boyu tişörtleydim. Aşağıdaki fotoğrafı çektiğimde, avazım çıktığı kadar İzmir'in Dağlarında Çiçekler Açar diye bağırarak marş - türkü söylüyordum. 90ncı yılı ve daha nicelerini ülkemizin görmesi dileğiyle!!!
 Ve Erciyes! Ağrı'dan sonra ufak ama, artık dağları fotoğraflarına bakıp tanıyabiliyor olmak da benim gururum olsun.
 Sonra kente geldim. İlk geldiğimde çok beğenmiştim de, bugün aynı duygu yoğunluğunu yaşayamadım. Kent merkezinde, tarihi eserler duruyor. Alttaki Roma Mezarı. Eskiden de mi böyle merdivenliydi bilemiyorum.
 Etrafında bir tur atayım dedim ve pişman oldum.
 Bu ne pislik?!?!!? Belki de kentten soğutan bu olmuştur.
 Güzel bir yanı var bu kentin. RedLiteDistrict'siz bir Amsterdam mübarek!
 Kent pastırma kokuyor yav.
 Bu da raylı toplu taşıma yolundaki çimler. Hareket halindeyken muhteşem görünüyor.
 Kent merkezinde, 3 çelenk vardı. Başında da, elinde Türk Bayrağı olan başı kapalı bir teyze. Bebek arabasının yanında ayakta saygı duruşunda bulunan bir adam ve yollarda söylediğim marşlar çalıyordu. Teyze bayrağı sallarken, yanlarına gitmeye karar vermiştim ki, o kocaaa meydanı geçip, gidene kadar oradan ayrılmışlar. Sokaklar çok kalabalıktı, her yerde bayrak vardı da, kimse farkında değildi bugünün?!?!
 Şehir yolları çok geniş. Bu çok iyi. Ama tarihi eserlerin içine dükkan açtıklarında görsel olarak çok kirletmişler. O nedenle çok iyi fotoğraflar yok elimde.
Park parası öderken, parkçı bey ile sohbet ettik. İnsanımız hangi şehirden olursa olsun, ne kadar güvenilir.
Bu arada, yemek yenilecek yegane yer Elmacıoğlu. Kale'nin arkasında. A evet, şehrin ortasında kale duruyor. Şu an içinde tadilat yapılıyor ya da yapılacak.
Lokantada öğrendim ki, tüm yiyecekleri oradaki kadınlar elleri ile yapıyorlarmış. Gidecekseniz, bana sorun ne yiyeceğinizi :D
Bir gece çok açtım, bir tetkik için birkaç gündür yemek yiyemiyordum. Bilgisayar başında yemek fotoğrafı görünce çok kötü olmuştum. O zamandan beri ve özellikle Ramazan aylarında zaten yapmıyorum, yemek fotoğrafı koymamaya karar verdim.
Parası olmayan zaten bakmaz falan demeyin. Al para var ama açtık işte! Neyse, yorgunluktan sinirli oldum.
 Kaman'dan sonra da başka bir köprü bu. Çeşnigir'miş adı. Kaman ayrı bir yer. Japonlar ve bu ilçe hakkında araştırma yapmak ve görmek gerekiyor. Bekle beni Capon Bahçesi, seni görmeğe Avusturalya'lara boşuna gitmişim! 
Neticede, ülkemi karış karış gezmek istiyorum. Karış karış!

Yorgun olmasam yazıcam da, yarın 10ncu günü aralıksız çalışmanın. Üstüne bir de kurumsal ne giycem soruları. 
Çok sıkkınım. Kirpiklerim bundan beyazladı benim.

3?

Her iki omuzumdaki uzun beyaz tüylerden sonra, geçen hafta kirpiklerimin 3 tanesinin beyazladığını söylediler.

ö_Ö


Metin Özer

Doğubeyazıt'ta koskoca sur duvarına, kocaman harflerle adını yazan bu kişi veya kişilere ancak ILIK denir. 

$#%>!!#$\}

Thursday, October 24, 2013

65 - 04!

Türkiye'nin en başarılı geri dönüşüm projesi bu: demiryollarındaki ahşap traverslerin tarihi alanlarda yürüyüş yolu olarak kullanılması. Harran'da da vardı.
 Burası da Ahlat'taki Selçuklu Mezarlığı. Kadılarınki en büyük! Bebekler de var. 





 Örtünddük elbette.
 Sonra yanındaki müzeye girdik. O gün bedavaydı.


 Çogzel.

 Mööö.
 Aygır Gölü ama Van'ınki.

 Başka bir Van Selçuklu Mezarlığı. Göl kenarında bunlar da.

 Şeytan Köprüsü'nün üzerine kurulduğu kanyon. Köprüyü çektim ama istediğim gibi çıkmadı. Çok ürkütücü bir yer.
 Muradiye Şelalesi.
 Aşağıdaki arkadaşlar da, şu noktada fotoğrafLAR verebilmek için bizim görüntümüzü bozdular, eller kollar mı sallanmadı, yamaçlara keçi gibi mi çıkılmadı, ıyhh.
 Muradiye Köpeği.
 Gülizar'a girdik.
 What does the fox say?
 Sonrasında da nihayet İshakPaşa Sarayı! Akşam vakti varınca D.Beyazıt'a böyle az bira foto çektik. Daha iyileri ertesi sabaha.
Metin-Özer'le de tanışacaksınız.



Gördüğünüz gibi göl çevresini araçla dolaşmak çok uzun sürmüyor. Ancak nihayetinde en büyük gölümüz. Boşuna deniz demiyorlar. Birçok harika görüntüye şahit olduk. 

Bugün az yazıyorum. Keyfim gelsin, açılır çenem!

65 - 13!

15 Ekim'de hava limanına gidiyoruz. Meğer namaz varmış, yollar tıkalı. Taksicimiz de pek negatif. Bir ara deliriyordum ama telkin telkin son camiyi de geçince yol açıldı.

Uçakta sıkıldık. Bay Kuş'un kafasını karışla ölçtük falan. Yolda BK uyudu tabi. Ben pencere kenarında, acil çıkışta, kanattan görebildiğim kadar dışarıya baktım. Van'a inerken uçağın göl üzerinden geçtiğini anlatmışlardı da, bu kadar yakın olduğunu bilmiyordum. BK'u de dürtüp uyandırmadım.

İndiğimizde My Official Photographer E.r İzmir'den çoktan gelmiş bekliyordu. Arabayı kiralayıp yola çıktık.

Ha bu arada, nereye önce gideriz, nerede kalırız hiç plan yapmadık. Ben biraz bayramdan ötürü tırsıp, birkaç otele baktım da, gecelik tek kişilik fiyatları 145ten başladığı için, kağıdı yanıma alıp çıktım evden. Beylerin ayfonlarına güvendim, ne diyim.

Ve tabi E.r ayfonundan bakıp, "Yedi Kilise'ye gidelim" dedi, gittik. 
  
Yolda giderken, köy içinden geçtik. Köyde ağaçların arasına, benim hani şu meşhur konteynerlerden yerleştirmişler, Kızılay prefabriklerini de bakkal yapmışlar. Yarısından çoğu köy evi, azı da konteynerdi. 

Kiliseye gittik ama yıkılmış. Görsel bir açı yoktu. 
Peki kilise hakkında bilgi ister misiniz?

Detayları bilmiyorum, bilmek istemiyorum.

Biz orada öyle dolanırken, iki genç kendi aralarında konuşurken bir baktık, salmışlar güvercinleri. Belli ki, ilgi istiyorlar. Ben de verdim ilgiyi. Paçalı güvercin ve genç!
Sonra da merkeze dönüp, Edremit'e doğru yola çıktık. Ya evet, orada da var. 
Dünyanın en korkunç heykellerinden birinin de fotoğrafını çektim. Birçok fotoğraf araç içinde, maalesef. Zaman dar, gezcek yer çok. Pek oyalanamadık. Bildiğiniz gezilerimden farklı oldu.
 İşte Edremit yol kenarından Göl!
 Acıkınca, göl kenarında inci kefali yiyeyim diye bir kolantaya girdik. Yokmuş balık. Ama gölde mi yok, avı mı yasak, dükkanda mı yok bilemedik. GAP turundan ötürü kalabalık bir kadın grubu vardı. Bu tür turlara genelde dullar gider ya, o gün boyunca karşılaştık bu bayanlarla.

Van kedisi gördün mü derseniz, kömürlükte tepişmiş aşağıdaki var?! Hiç Vankedisi görmedik yeminlen. E.r ve BK kedi sever olmasına rağmen onlardan da talep gelmedi.
 Bu da yollar!
Bu da İSKELE! Akdamar'a gitmek için iskele tabelasını maalesef bu şekilde tercüme etmişler, "inşaat iskelesi" manasında :/ 
Sevgili C., göl kenarındaki sayfiye evlerinden bir tanesi. Yola bu kadar yakın olması iyi değil elbet ama fikri bile çok güzel.
Sonra inşaat iskelesine vardık. Orada tekneyi beklerken uzaktan adayı çektik. Bu yazıda çoğunlukla fotoğrafçı gözüyle değil de, gerçekçi hallerini çektim. Porofesyonellerini yayınlamayacağım çünkü!
Ve tekneye bindik. GAP dulları da geldi. 

Öğrendik ki, bu teknelerin yapılmasına, Pingen'deki babam 1975 yılında elleri ile yardım etmiş. Aynı zamanda da 60-65 senelerinde E.r'in dedesi İst'dan tershaneden gelmiş, tekne yapmış. 
Rıza babanın gururunu biz de paylaştık!
 Bu da adaya yaklaşırken elbet.
Ve kilise!
İçinden birkaç detay. Maalesef, adımı yazıyım da namım yürüsüncüler, her yere adlarını yazmışlar. Hepsine itina ile teker teker küfrettim. Ama Metin-Özer'in yeri ayrı, göreceksiniz. 

 Detay.
 Kilisenin arkasında birçok mezar taşı mevcut. Üzerlerinde harika haçlar var. Desenler muhteşem. Arkada gölü görebilirsiniz. 



 Bu da geldiğimiz taraf. Burada yaşanmaz mı yah?
 Kilise duvarından detaylar.
 Bu da veda. Sağdaki kulübede para ödüyorsunuz. Müze kartınız varsa beleş. İşbenk kartınız varsa yine paralı, çünkü makinası yokmış. 3er tl ödedik BK ile. E.r zaten kartlı.
Bu turda, gözlüklü bir rehber vardı. Sürekli, "gözlerim seçemiyor, gözlüğümü takayım. gözlerim seçemiyor" diye sızlandı. Ben de işi bırakmasını tavsiye ettim, içimden sessizce.
Fermina'nıma kart aldım ama E.r'in çirkin magnetlerinin torbasında kalmış.
 İşte Rıza babanın teknelerinden belki biri.
 Bu da BK'un tişörtünden detay. Balıkesir Edremit'ten almıştık :D
 İskele tarafı.
 Ve göl etrafında saat yönünün tersine dönmeye devam ediyoruz. İstikamet 13!

 Bu yollarda, NmrtKalderası'na gittik. Ama maalesef hava karardı. 
Belki de dünyanın en güzel yerlerinden biri. Ben pek fotoğraf çekemedim karanlıktan ötürü ama images.googleda o kadar güzel fotoğraflar var ki, bayılacaksınız. 
Fırsat yaratıp, tam bir gün boyunca burayı gezmek isterim.
 Birkaç foto.

Hava kararınca, ara yollardan da gidince biraz zor oldu yol. Ancak yol üzerinde telesiyej, büyük kış oteli, yolu kaybedip de, yol soracağımız kişinin bize yol sorması, ayfonla yol takibi sonunda, Ahlat örtmenevine gittik kalmaya.

Hiç sorulacak soru mu bu, adama sıcak su var mı diye sordum. Var dedi. Ama ne sıcak su vardı, ne kaloriferler yanıyordu, ne de saç kurutma makinası. Güzel uyumuşuz ama. Sabah meşhur Vankahvaltısı falan demeyin. Bildiğiniz, yediğiniz ekmek, peynir, zeytin.
Ama örtmen evi göl kenarında. Benim odam elbette yine göl manzaralı idi, beyler daha soğuk olan yol tarafındaki odalarda kaldılar. Çok şanslıyım.