Thursday, October 24, 2013

65 - 13!

15 Ekim'de hava limanına gidiyoruz. Meğer namaz varmış, yollar tıkalı. Taksicimiz de pek negatif. Bir ara deliriyordum ama telkin telkin son camiyi de geçince yol açıldı.

Uçakta sıkıldık. Bay Kuş'un kafasını karışla ölçtük falan. Yolda BK uyudu tabi. Ben pencere kenarında, acil çıkışta, kanattan görebildiğim kadar dışarıya baktım. Van'a inerken uçağın göl üzerinden geçtiğini anlatmışlardı da, bu kadar yakın olduğunu bilmiyordum. BK'u de dürtüp uyandırmadım.

İndiğimizde My Official Photographer E.r İzmir'den çoktan gelmiş bekliyordu. Arabayı kiralayıp yola çıktık.

Ha bu arada, nereye önce gideriz, nerede kalırız hiç plan yapmadık. Ben biraz bayramdan ötürü tırsıp, birkaç otele baktım da, gecelik tek kişilik fiyatları 145ten başladığı için, kağıdı yanıma alıp çıktım evden. Beylerin ayfonlarına güvendim, ne diyim.

Ve tabi E.r ayfonundan bakıp, "Yedi Kilise'ye gidelim" dedi, gittik. 
  
Yolda giderken, köy içinden geçtik. Köyde ağaçların arasına, benim hani şu meşhur konteynerlerden yerleştirmişler, Kızılay prefabriklerini de bakkal yapmışlar. Yarısından çoğu köy evi, azı da konteynerdi. 

Kiliseye gittik ama yıkılmış. Görsel bir açı yoktu. 
Peki kilise hakkında bilgi ister misiniz?

Detayları bilmiyorum, bilmek istemiyorum.

Biz orada öyle dolanırken, iki genç kendi aralarında konuşurken bir baktık, salmışlar güvercinleri. Belli ki, ilgi istiyorlar. Ben de verdim ilgiyi. Paçalı güvercin ve genç!
Sonra da merkeze dönüp, Edremit'e doğru yola çıktık. Ya evet, orada da var. 
Dünyanın en korkunç heykellerinden birinin de fotoğrafını çektim. Birçok fotoğraf araç içinde, maalesef. Zaman dar, gezcek yer çok. Pek oyalanamadık. Bildiğiniz gezilerimden farklı oldu.
 İşte Edremit yol kenarından Göl!
 Acıkınca, göl kenarında inci kefali yiyeyim diye bir kolantaya girdik. Yokmuş balık. Ama gölde mi yok, avı mı yasak, dükkanda mı yok bilemedik. GAP turundan ötürü kalabalık bir kadın grubu vardı. Bu tür turlara genelde dullar gider ya, o gün boyunca karşılaştık bu bayanlarla.

Van kedisi gördün mü derseniz, kömürlükte tepişmiş aşağıdaki var?! Hiç Vankedisi görmedik yeminlen. E.r ve BK kedi sever olmasına rağmen onlardan da talep gelmedi.
 Bu da yollar!
Bu da İSKELE! Akdamar'a gitmek için iskele tabelasını maalesef bu şekilde tercüme etmişler, "inşaat iskelesi" manasında :/ 
Sevgili C., göl kenarındaki sayfiye evlerinden bir tanesi. Yola bu kadar yakın olması iyi değil elbet ama fikri bile çok güzel.
Sonra inşaat iskelesine vardık. Orada tekneyi beklerken uzaktan adayı çektik. Bu yazıda çoğunlukla fotoğrafçı gözüyle değil de, gerçekçi hallerini çektim. Porofesyonellerini yayınlamayacağım çünkü!
Ve tekneye bindik. GAP dulları da geldi. 

Öğrendik ki, bu teknelerin yapılmasına, Pingen'deki babam 1975 yılında elleri ile yardım etmiş. Aynı zamanda da 60-65 senelerinde E.r'in dedesi İst'dan tershaneden gelmiş, tekne yapmış. 
Rıza babanın gururunu biz de paylaştık!
 Bu da adaya yaklaşırken elbet.
Ve kilise!
İçinden birkaç detay. Maalesef, adımı yazıyım da namım yürüsüncüler, her yere adlarını yazmışlar. Hepsine itina ile teker teker küfrettim. Ama Metin-Özer'in yeri ayrı, göreceksiniz. 

 Detay.
 Kilisenin arkasında birçok mezar taşı mevcut. Üzerlerinde harika haçlar var. Desenler muhteşem. Arkada gölü görebilirsiniz. 



 Bu da geldiğimiz taraf. Burada yaşanmaz mı yah?
 Kilise duvarından detaylar.
 Bu da veda. Sağdaki kulübede para ödüyorsunuz. Müze kartınız varsa beleş. İşbenk kartınız varsa yine paralı, çünkü makinası yokmış. 3er tl ödedik BK ile. E.r zaten kartlı.
Bu turda, gözlüklü bir rehber vardı. Sürekli, "gözlerim seçemiyor, gözlüğümü takayım. gözlerim seçemiyor" diye sızlandı. Ben de işi bırakmasını tavsiye ettim, içimden sessizce.
Fermina'nıma kart aldım ama E.r'in çirkin magnetlerinin torbasında kalmış.
 İşte Rıza babanın teknelerinden belki biri.
 Bu da BK'un tişörtünden detay. Balıkesir Edremit'ten almıştık :D
 İskele tarafı.
 Ve göl etrafında saat yönünün tersine dönmeye devam ediyoruz. İstikamet 13!

 Bu yollarda, NmrtKalderası'na gittik. Ama maalesef hava karardı. 
Belki de dünyanın en güzel yerlerinden biri. Ben pek fotoğraf çekemedim karanlıktan ötürü ama images.googleda o kadar güzel fotoğraflar var ki, bayılacaksınız. 
Fırsat yaratıp, tam bir gün boyunca burayı gezmek isterim.
 Birkaç foto.

Hava kararınca, ara yollardan da gidince biraz zor oldu yol. Ancak yol üzerinde telesiyej, büyük kış oteli, yolu kaybedip de, yol soracağımız kişinin bize yol sorması, ayfonla yol takibi sonunda, Ahlat örtmenevine gittik kalmaya.

Hiç sorulacak soru mu bu, adama sıcak su var mı diye sordum. Var dedi. Ama ne sıcak su vardı, ne kaloriferler yanıyordu, ne de saç kurutma makinası. Güzel uyumuşuz ama. Sabah meşhur Vankahvaltısı falan demeyin. Bildiğiniz, yediğiniz ekmek, peynir, zeytin.
Ama örtmen evi göl kenarında. Benim odam elbette yine göl manzaralı idi, beyler daha soğuk olan yol tarafındaki odalarda kaldılar. Çok şanslıyım.

4 comments:

  1. Van'ı ben de çok beğenmiştim, tekrar gitmiş gibi oldum. Göle girdin yüzdün mü? Biz Ağustos'ta gittiğimiz halde soğuktu ve canavarlıydı o yıllarda :) İnsan bi tedirgin oluyor zaten sevmem gölde yüzmeyi dalgasız dalgasız.. Bu arada o kedi heykeli de çok korkutucu..
    Lakin; o yıllarda SSK diye bir kurum vardı ve çalışanı Vehçettin Abi ne güzel insandı. Depremden sonra ilk aklıma o geldi, ulaşamadım ama inşallah hayattadır.. Ne çok çay içerdi, bize de "sıcakta çay içilir başka ne içilir?" diye takılırdı.. Van güzel yer..

    ReplyDelete
  2. Elimi bile sokamadım yav. Tuzsuz suda yüzülür mü? Keyifli olmaz.

    ReplyDelete
  3. Akdamar'ın üzerindeki kabartmalarda bir balina var, Yunus peygamberi yutan balina, onu gördünüz mü? Hayatında balina görmemiş ustanın elinden çıkma kulaklı, bıyıklı falan. Şurda biraz görünüyor:
    http://www.tamzaratur.com/tur_resim_upload/akdamar%20kilisesi_kabartmalar%C4%B1_460X345.jpg
    Benim görülecek şeyler listemde :)

    ReplyDelete
  4. İskele kurabilseydik hepsini teker teker çekerdim.

    Bıyıklı bina.

    ReplyDelete