Saturday, November 2, 2013

04 - 36!

Sabah otelde kahvaltı yaparken, ecnebi bir güruh ki, Akdamar'dan beri başbaşa gidiyoruz, dışarıda bir çemebr kurup, elele tutuşup 10 dakika kadar durdular. Nasıl bir dindir merak ettim ama gidip soramadık tabi.

Sonra tekrar Saray'a gittik.

Az laf çok görsel, ancak fotolar iki ayrı klasörde olunca, sırası karışmış :/
Düzeltmek çok zor geldi. Yazarım altına.

 Yukarıda gördüğünüz bina, bir türbe. Ve kuzenimin dediğine göre, oraya 3 kere gitmezseniz, ya siz ya da sizin akrabanız Doğu'ya gelirmiş.
Kuzeni çok suçladım :P "sen türbeye gitmemişin, bak ben dönemedim Doğu Anadolu'dan" diye. O da hemen, "aman 3 kere git" dedi de, gitmedim. Ehehe
Zaten ikinci gün orada bir etkinlik vardı. Uzaktan bu kadar baktık.

Yok olmayacak, teker teker ekleyeceğim fotoları.

Biz erken gitmedik sanki, onlar geç geldi. Sarayın kapısı nihayet açıldı.


 Sıkça rastlanan hayat ağacı figürü. Dövmem olsa, bir tane bundan yaptırırdım.
 Ve tadilat nedeniyle üstü kapatılmış saray. Görüntü kalitemizi düşürüyor ama amaç uğrana kabul ediyorum işte. Nabıyım?!
 Kapı açılmadan evvel. Kapı duvar.
 İşlemeler.



 Burası cumbalı odasının yanındaki odalardan. 
 Ve tuhalet. Önü pencere! Açıklama altta. Tabi bu sarayın ilk kalorifer ve alt yapı sistemine sahip saray olduğunu biliyorsunuzdur.

 Yukarıdaki de, cumbalı odanın yanındaki yerlerdeki pencerelerin bazılarında bulunan çizimler. Hepsinde yok.
 Detay.

 Çömmüş amcanın önüne gelen yerdeki o ahşap konsolları görebilirsiniz. 
 Cami.
 Camideki hayat ağacı.
 Sarayı bitirdikten sonra, Kars'a doğru yola çıktık. Ve yolda tabi ki, Ağrı Dağı'nı çekmek için bir köye girdik. Bizi gören bir kadın elbette bizi evine çaya davet etti! Ama vakit yoktu, teşekkür ettik, gitmedik.
 Yolda, bir alabalık çiftliğine girdik. Çok lezzetliydi balık. Yine sırt kemiği hariç her yerini yedim iki balığın da. 
 Çiftlikteki ağaçlar ve Güz.
 Bu da kavgacı kaz. Seni yiycez olm.
 Yolda artık Ermenistan sınırına çok yakın yerlerdeyiz. Bir bölgede IInci Derece tehlikeli bölge, girmek yasaktır yazıyor. Yol boyunca da böyle belirli bir paterne sahip taş yığınları gördük. 
İnsan en kötüsünü düşünüyor tabi. Meğer tarlalardaki taşları toplamışlar da hiç bir tarlayı ekilir hale getirmemişler. Her yer böyle öbek öbek taş.
 Ve yine kahverengi tabela peşinde koşarken, Ermenistan'a en yakın olduğumuz yerlerden birine geldik. Amaç bunu çekmek değildi ama bu daha güzeldi. Arkamdaki nehrin karşı tarafı, öteki taraf işte. O kadar yakın.
Biz bu arada bayram münasabetiyle sokaklarda güruh halinde dolaşan çocuklara şeker aldık bir paket. Yarısını buradakilere verdik, yarısını da E.r yedi. hehe
Sonra da Harabeler'e vardık! Ara yoldan gittiğimiz için, yol kötüydü. Ama Kars ve Harabeler arasındaki yol kaymak gibi. Kışın gelmek lazım Kars'a.  
 Harabelerin girişi. Müze Kart ve İşbenk kartı ile girilebiliyorrr! 
 Eh bu da "İçindekiler", o kadar geniş bir alan.
 Yukarıdaki Harabelerde en çok kullanılan bina ancak gördüğünüz gibi tadilatta.
 Bu da içi.
 Bu da eski hali. Meğer iki tanelermiş.
Bakireler Manastırı.
 İçi.
 Yanı.
 Detayı.

İpek Yolu Köprüsü.
 Cami.


 Bu da bir tavan. Bay Kuş için çektim. Miçks.


Bu da Harabeler'in sonu.

Kars'ta bir otele geçtik. Akşam da Yağmurcu Cafe'de eğlendik. Bizim dışımızda toplamda 6 kişi vardı sanırım. Türküler, horonlar, halaylar falan, ben meğer Şembambe öğrenememişim. Şarkıcı, "Gökhan gel, gel" deyince, doğrusunu oynadılar, ben de baktım. Tam bir Doğu Anadolulu gibi eğlendik.
Şehrin içindeki o binalar, Rus mimarisi, siyah taş evler. Çok güzel, çok.

Otelde asansör yok, taharet suyu kaynar! Duvarlarda eski Kars fotoğrafları, muhteşemdi. 

2 comments:

  1. hofff! çok güzel hep... ben de görürüm belki bi aralar... burdan bakar bakar gezerim, şurası da vardı diye ^.^

    ReplyDelete