Sunday, December 29, 2013

Öncelikler

Şu son zamanlarda öyle bir değiştim ki, bu değişiklikler fiziki ve ruhsal olmakla birlikte, beni şaşırtıyor.

Dünyayı değiştirmek istiyorsan kendinden başla diyerek, birçok adım attım. Dolayısı ile tüm bunlar önceliklerim oldu. 

Ruhsal olanlarda da, bazen durup, "ben eskiden bunu yapmazdım" diyor ama hiç de vicdan azabı çekmiyorum. 

En belirgin fiziksel değişiklik de dişlerim. Daha 1 ay dolmadan dişler yer değiştirir mi? Değiştirirmiş.

Ağustos 2014 sanırım miladım olacak. Oysa ben 40ımı hedef almıştım! Aahahah

Ay hayat pek güzel.

Yeni yıl için de, eminim blog dünyası postlarını yazmaya başlamıştır (pek okumuyorum artık :/).

1 Ocak benim için bir şey ifade etmiyor, 31 Ocak yılbaşı benim için. Yine de o gece kırmızı donumu giyeceğim! 1 Ocak günü çalışıyor olmam ifadesizliğin sebeplerden bir tanesi.

Benim için değişen yılın son rakamı olacak ve eğer hakikaten birşeyleri değiştirmek istiyorsanız, yarın kendinizden başlayın. Ötelemek bizi olduğumuz yerde saydırıyor; Gine Domuzları gibi.

Ek bilgi: dünyada bu hayvanları ev hayvanı olarak besleyenlerin yanı sıra, pişirip yiyenler de var. 

Touch The Screen! I'll Heal You!

Wednesday, December 11, 2013

Tel

Yine kamuya hizmeti ayağınıza getirdim: http://38vetelli.blogspot.com/

Böyle de bilgilendirici, özendirici ve didaktik bir blogum daha olsun dedim.

Daha önce takibe alıp, kaybettiğim blog listemi buldum. Hepsini tekrar takibe alıyorum. Takibe alma kararı için tüm blogu ilk güne kadar okuduğum için, bu başıma iş açacak!! Okuyom ben yah! Ocak'ta finallerim var!

Bu arada, tesadüfen, geçmiş yıllarda açıp da kapattığım bir blogun, adresim alınarak şu an saçma sapan malzemelerin satıldığı bir blog olduğunu gördüm. Bildirdim de, benim derdime derman olacak bir seçenek üzerinden değildi. Her yerden sataşıyorum şimdi. 

1

İşe başlayalı 1 sene dün oldu. Dün "bugün önemli bir gündü, bugün ne vardı?" diye dolanıp durdum. Oysa aylardır, dünü bekliyordum. Artık bir senem doldu, işten ayrılabilirim! ahaha

Bugün iş arkadaşlarım bana beni anlattılar. Ben işe girince, bağzı kişisel sebeplerden ötürü (bkz: batıl itikat) heh! sözleşmemi imzalamamıştım. Bunu İK'ya söyledim tabi. "Bunu imzalayamam" diye. 

Bugün anlattıklarında hatırladım tabi tüm bu olanları.

Sonra odaya GenelMüdür gelmişti. "Neden imzalamıyorsun?" Ben de sert bir şekilde, "imzalayamam kusura bakmayın" demişim. Adamcağız da, odadaki insanlara bakmış şaşkınlıkla.

Sonra başka bir gün İK'dan biri gelip, "siz sözleşmeyi imzalamadınız ama ben mağdur olmayın sigortanız yatsın diye işe girişinizi başlattım" demiş! 

1 ay sonra falan imzalamıştım. Heh!

Dışarıdan nasıl göründüğümü öğrenmek keyifli oluyor. Serhatçım ben neymişim yav!

Hadi bakalım. Bundan sonra olacakları izleyeyim!

Tuesday, December 10, 2013

Kar ve Mutluluk!

Bunu yapmak lazım!

Hazır kar yağmaya başlamışken!

Etraf rengarenk olsa ne güzel olur, deYil mi?

Bizim ofiste yılbaşı süslemeleri başladı. Her kat birbiri iile yarışıyor. Çok erken değil mi yah?

Ayrıca, eşi ecnebi olanları ayırarak, bu yılbaşı ağaç süsleme işini yapanlara kuşkuyla bakıyorum. Ama anneler "bizım cocukla seviyolla" diyorlar. Peki. 

Bu daha eğlenceli.

Eğer buzunuzun şeffaf olmasını istiyorsanız, kaynamış kullanacakmışsınız.
Gıda boyası alayım yarın. Yazın kafama koymuştum. Vaktidir.

Hatta Leylak Dalı Hanım Antalya'dan etkinlik başlatsın, bloggerları bu amaç etrafında toplasın.

Monday, December 9, 2013

Nefes

Source:http://beetlejuicelidia.tumblr.com/post/54018975942

Çok güzel değil mi? 
Ben yine de tamamen yeşil çatı taraftarıyım.

Şok Şok Şok

Bugün J bir milat yaptı!
Ankara'da otobüse bindi!!! Oooo yeee!

Kişisel olarak miladım ve devrimimdir. En son üniversitenin ilk yıllarında binmiştim. Toplu taşımadan çok rahatsız olurum ben. Düşüncesi bile terlere boğar beni.

Bir kere, lisede iken bomboş bir otobüse bindik. Ablam, sevgilisi ve ben. Otobüs bomboş. Körüğe yakın yerde yanıma bir adam bindi. Sol kolunda ceketi var, asılı durumda ve koltuğu tutuyor. Sağ eli ritmik olarak gidip gelmeye başlayınca fark ettim durumu.

E bir de yine ünv ilk senelerinde başıma gelen fortçuluk hadisesi var. Ağlayarak indim otobüsten. Çünkü kim olduğunu bilememiştim. 

Sonra bir daha da binmedim. Trenle gittim, arabayla gittim, taksiye bindim hep. 101kmlik yolu taksiyle gidip gelmişliğim var. 202km eder!

Bu konuda beni ayıplayanları da, benzer duruma düştükleri gün ben ayıplamayacağım! 

Neyse, evi yakın bir arkadaşım var. Bazen birlikte yürüyoruz. Bugün soğuk diye "yürümeyeceğim" dedi. Ben de hemen taksi diye düşündüm. Otobüse bineceğim diyince, "beni de götür" dedim. Durakta binlerce soru sormuş olabilirim. Otobüs kartı bile aldım! Ama halkın otobüsüne bindim. Ayrıca benim övrenci kartım var!

Neyse ki, sağ salim geldik. Kimseye de yer vermedim, kimse benden çook yaşlı değildi. Bir daha biner miyim bilemiyorum.

Bay Kuş'u aradım söyledim. Tepkisi; "Vallaha mı? Nasıldı peki? İyi misin?" oldu.
Annem, "oo aferim" dedi.

Öyle böyle değil bu fobi. Lütfen insanları yadırgamadan önce anlamaya çalışın. O kadarcık mesafeyi arabayla gitseydim tamam da, yürüyom ben yah!!!!1bir

Sunday, December 8, 2013

Tsunami?!



Bitmedi bu Giresun yazıları! 
Yukarıdaki evi daha önce de görmüştüm ama istediğim açıdan hiç çekemedim. Üstteki fotoğrafta, evin konumunu görüyorsunuz; çevre yolundan alt kotta ve denizden 2 metre yukarıda ve dibinde!!

Önde 6 metre eninde yemyeşil çimlerle kaplı bir bahçesi var. 

Denize inen merdiven veya iskele görmedim, çünkü hep yol tarafında kaldım. Deniz tarafı kuzey ne de olsa!

Şimdiii, bana bu evde yaşayacaksın deseler derim ki;

Ama denize çok yakın, ya deniz taşarsa?
Tsunami ne olacak?
Nemli olmaz mı?
Güvenli mi? Deniz tarafından birileri eve girmek ister mi?

Yaaa. Gitti bütün denize 0.001km ev sefası!!

Nem konusuna gelirsek, arkası hemen dağ ile veya bir sebeple kapalı olan evlerde nemden kıyafetlerin küflendiğini duymuştum. 

Dolayısı ile, Kaz Dağı eteğinde ama ormanın da çok yakınında olmayan (yangın, yabani hayvanlar, güvenlik vs) bir evde denize nazır oturmayı tercih eder miyim?

Bilemedim. Bilsem, karar versem evim olacak sanırım.

Hmpfff



Saturday, December 7, 2013

Macun

Diğer adı ile, pilav üstü kadayıf. Giresun'da da yaparlarmış.
Öğle yemeğinde baklavayı pilav üzerinde getirdiklerinde, "yer kalmamış" dedim. Pişman oldum. Meğer öyle yenirmiş. Macun diye de adı varmış. 

Değişik tatlara açık olan biri olarak bile, Yoo diyorum.  

Thursday, December 5, 2013

iresun



Size anlatamayacağım bir nedenden ötürü Ğ harfinin yumuşak olmayanını bu-ün hayatımdan çıkardım. -iresun'dan sev-iler ve manzaralar. 

Wednesday, December 4, 2013

Tesadüf

Ben şu an kar içindeyim! Ayaklarım ıslandı da, çoraplarımı kalorifer peteği üzerine koydum, bunları yazıyorum. 

Yılın ilk karını Karadeniz'de görmüş oldum bugün. Ben kafamdaki fotoğrafları çekene kadar, güneş eritti en güzel kadrajları!!! Tumblr'a konacak bi' sürü fotoğraf çektim. Daha sonra artık.

Dün uçakta yerimi acil çıkış istedim, elime de notlarımı aldım ders çalışmak için. Uçağa binip, eşyalarımı yerleştirdim. Tam oturacağım bir ses, "uçakta o kadar yer var, sen gel yanıma otur".

"Ne diyon sen?" diyecektim ki, aaaaa eski iş arkadaşım! Ama böyle birlikte dışarı çıktığımız, bana yaş günü hediyesi alan falan yakın arkadaşlardan!

Bir başladık konuşmaya, banda gelene kadar. Ama ne iyi oldu bir bilseniz. Çünkü uçak sanki sürülmüş tarlaya girmiş bir arazi aracı gibiydi. Bir an okŞijen maskeleri düşecek sandım! Belki de Allah'a en yakın olduğum dakikalardı!! Ders çalışamadım tabi.

İndik neyse ki, piste yanlış yönden indiğimizi söyleyenler var. Zira Tİrapzon pistinin sonu fren yetmezse, deniz!!!

Sonra bindik araca, gidiyoruz. O karanlıkta denizi gördüm.

Nasıl mı? Çünkü çırpınıyordu Karadeniz. 3 metrelik dalgalar beyaz beyaz! Bir yerde tamamen sahil köpüklerden beyaz.

Telli ilk günümde, doktorun bana verdiği bal mumu kırmızı olunca, domates kabuğu yapışmış gibi görünürken, ağzımı aça aça (kapatamıyorum çünkü tellerden) gülerken, etrafa ayıp olmuş. 

Çok komik yah. Küçükken kaçtığım şeyi, şimdi yaptırıyorum, o daha da komik!! 

Monday, December 2, 2013

Varlık

Birkaç gündür düşünüyorum, şu aşağıdaki elbise geldikten sonra ödediğim parayı fark ettim de. İndirimden almışım ama!

Bazen sinirlenip, bu sene hiçbir şey almayacağım diyorum. Sonrasında değişiyor fikrim. 

Aklıma İst'da katıldığım holding toplantısı geliyor. Toplantıda herkes şık. Tek bir adam, süklüm püklüm. Tozlu pabuçlar ve düğmelenmemiş gömlek yakası. Kravat da sakil duruyor. Öyle bir görüntüsü var ki o kadar şık erkeğin yanında, dinlemek istemiyorsun. Kimse de dinlemiyor zaten.
O toplantıdan sonra biraz toplandım ben. 

Ve tam beni ifade eden bir parça gördüğümde de, durmuyorum satın alıyorum. Çünkü kıyafet insanların kendilerini ifade edebilmesinin bir yolu. Senelerce botlarımı boşuna giymemişim. 

Ayrıca, aksi halde grunge, metal, punk, emo vb terimler oluşmazdı değil mi? Ya da, o haki parkalar, bıyıklar, eşarplar boşuna simge olmadı.

"Ye kürküm ye".

Beni ifade etmeyenleri de eskiyse çöpe, değilse bağışa!

Ariel, Migros ve TGV ortak bir kampanya düzenlemişlerdi. Giymediğiniz kıyafetleri Migros'a götürüyordunuz, Ariel yıkıyor ve TGV de ihtiyaç sahiplerine iletiyordu. Birçok derneğin, "kıyafetler temiz, ütülü ve askıda olmalı" kuralı nedeniyle nice kıyafetin sokağa atıldığını biliyorum. Oradan da nasiplenen vardır ama mutlaka.

https://www.facebook.com/photo.php?v=10202303880619282

Kampanya sürekli olsa keşke.



Şu sıralar aklımda uzun uzun elbiseler var. Şöyle yerlere değsin ama pislenmesin. 

İnsan değişiyormuş işte. Şu an hedefim 40 yaşıma farklı girmek. 40tan önceki alışkanlıklarımdan farklı bir hayat sürmek istiyorum. Mevcut olan, beni ziyadesiyle doyurdu.

Çalışmalara başladım. Yumuşak bir geçiş yapmayı planlıyorum.

Bu da nereden çıktı derseniz, Cts katılacağım bir 40 yaş partisine davet edilince düşünmeklere başlamıştım. 

Sunday, December 1, 2013

Aralık

1.

1 sene geçti hakikaten geleli, yeni bir işe başlayalı, Başkent'e 1/3 zamanlı taşınalı. 

Bakalım bundan sonra neler olacak.