Tuesday, January 28, 2014

Elim Kuş, G*tüm Taş Olsun

6 aydan daha fazla bir zaman önce ailenin ilk bebeğinin elini kullanma, kavrama vd becerileri gelişsin diye, kumaş kitap yapmaya karar verdim. Kendisi ile ilgili ilk hedefim battaniye örmek idi ancak örgüyü boynumdan ip geçirerek örmek ve sıkışık örmek nedeniyle becerememekten ötürü başlamadım bile. Ek olarak sağolsunlar, erkek tarafının örgüden yapamayacağı tek şey bir ev! 

Ben de küçükkene de çok sevdiğim bu işe başladım. İlgimden beleş kumaş almışlığım da var, iyi esnaf! 

Yukarıdakilerden çoğu evladımıza, iki tanesi de blogculara gitti/gidecek. Kedi profilini dikkatle incelerseniz, ne numaralar var! Ayrıca modifiye edilmiş bir tasarımdır kendisi, yarısı benim yani fikirlerin. öhüm. 

He, kardeşim dikmeye üşendi. Bugün çerçeve aldılar da, odasına asacak kızın. Kitap olmayacak. 
Ben de çerçeveyi ilk fırsatta sahibine yollayacağım.

Ben hala AVMlere gitmiyorum bu arada. öhümm

Saturday, January 25, 2014

Ouv!

Nedenini bilmediğim bir kulak ağrısı ile koltukta uzanırken, sanki Pazar gecesiymişcesine etsy'de takılıyorum yine. Zet'i yeni bitirdim çünkü. ehe

Less is More. 

Gardolaplarımda (öhöm) beyzik parçalarım vardır benim tarzımı yansıtan. Kendi kalıplarımı yeni ofis hayatı için değiştirdim ancak yine de ofis için tarzımı bulmuş durumdayım.

Eski günlere dönüp, istek listesi yapayım dedim.

40 kat keçe, ben geçe.
1 kat deri, ben geri.  Cevap: Rüzgar.

Derisiz olmuyor. Kürksüz olur bak. Zaten yok. 

Bayanlar, baylar! Şu üstte fotoğrafını gördüğünüz deri çanta, (Baggu'ya erişemeden ürün bitti) çok güzel. Benim olsun.
Etsy'de BaliELF. 

Güzel İnsanlar

Bugün güzel bir gün!

Güzel insanlar var. Evet. Şikayet etmesek de, teşvik etsek.






Thursday, January 23, 2014

Külotlu Çorap

Bizim evde külot demek yasak ama don, iç çamaşırı, lancıri diyebiliyoruz. Ama külot demek yasak. Belki de annemin benim anaokulu eğitimi aldığım yıllarda Avropa'da özel dil dersleri alıyor olmasından kaynaklanan bir durumdur.
Malum, sansür devrindeyiz.

Yine de, külotlu çorap demekte sorun yok. Diyoruz ama demiyoruz. Çorap diyoz işte. Kim uzun uzun külotlu çorap diyor ki, satıcılar bile artık opak çorap olarak adlandırıyor.

Neyse, günlük dertlerim şudur; kurumsal giyinince çorabın pabuca sürtmesi ile tiftiklenme ve bazen de pabuca göre ucundan kaçması söz konusu. İşten eve geldiğimde, ilk ayaklarıma bakıyorum artık. Çorap kaçmamışsa, "bugün güzel bir gündü" diyor, içeri geçiyorum.

Yılbaşı eğlencesinde kızlar tuvaletindeyim. Herkes pek bir şık. Konu şu; neden düşük bel çorap yokmuş! Tüm şık bayanların içinde bele kadar çekilmiş çorap varmış aslında. Eheh Düşününce komik ama ben o kaburgalarıma kadar değen çoraplar olmasa tüm gece osur osur dururum. Hipersensitivite böyle bir şey. 

Şu çirkin Valentino pabuçları çıplak ayakla giyen feşınbılogırlara da inanamıyorum. Üşümüyor olmak çok güzel.
 Ucundan kaçtı diye dikmeden çok pahalı çorapları attığım çok oldu sahada çalıştığım dönemlerde nadiren de olsa böyle giyindiğimde. Şimdi düşünüyorum da, bacağı kaçınca, kasıktan kesip, iki çorabı üstüste giyenler de var. 

Her hayatın kendine özgü tasaları var. Ama insan her duruma alışıyor, her bir duruma.

Sunday, January 19, 2014

Kar Duası

Size de yapıyordur bu gogılpılas, fotoğraflarıma şekil veriyor, yolluyor.
Tek karlı fotoğrafı bulup, üzerine kar yağdırdığı için müteşekkirim. 
Ancak gerçekten kar yağsın istiyorum.

Bunun kar çizmemi giymek istememle alakası yok. Nerede bilmiyorum bile.

Su için. Su. 

Amin bin.

Gerçekten endişeleniyorum. 

Sahilde Kafka | Haruki Murakami

Tavsiye ederim.

Saturday, January 18, 2014

58-2

2 gece misafirlikte geçti, 1 gece de muhteşem!
Yalnız kalmayı ve kendimle kalmayı o kadar özlemişim ki, üzerine kitap da okuyunca, bu keyfime doyamadım. Kıvrılıp akşam üstü yedi gibi azcık da kestireyim dedim ama yastık mı, yorgan mı ne, kaz tüyüymüş. Benim de alerjim var kaz tüyüne. Olmasa bile, kazların o yoluk hallerini görünce, insanların talebi azaltması gerekir diye düşünüyorum, ki arz da azalsın!!

Bu şehirde gitmediğim yerler, UluCami ve Gök Medrese idi. Gece vakti, misafirlikten dönerkenE, iki kere önünden geçtim ve dedim ki yola çıkacağım gün, "başka bir zaman gelirim". Pıff

O sabah yola çıktım ve yol beni, planlamamama rağmen medreseye götürdü. Meğer kestirme yolun üzerindeymiş. Ö_Ö

Böyle de şanslı bir insanım ben!

Bu Medresenin de, Buruciye Medresesi, Erzurum Yakutiye Medresesi gibi çifte minaresi var kapı üzerinde.
Bulutlar da pek dramatikti, şahane!
Şu an tadilatta. Çit kapısı ve kendi kapısı kapalı. Kapıyı kapatan tahtaların üzerinden gördüğüm kadarıyla içi pek güzel. Umarım Vakıflar artık bitirir de, görürüz.
Meşhur Hayat Ağacı.

Diğer adları ile, Demir Ağaç, Dünya Ağacı.
Şamanlara göre, bebek kordonu neyse, bu ağaç da, dünyanın göbeği ile bağ kuran kordonun yerini tutuyor. Hem de, Kam'ın yükselmesinde dallarını kullandırıyor. Gök ile Yer arasındaki bağ.
Birçok eserde görebiliyoruz bu motifi. Aklımda, daha önce de söylediğim gibi, en net İshak Paşa Sarayı'ndaki kaldı. 

 Bu yukarıdaki de, önündeki kapı, aydınlatma direkleri, sağındaki çöp konteynırını keserek gerçekte göreceğiniz hali.
 Yol pek sakindi. 
 Görüp, görebileceğiniz kar bu kadardı. Bir gece Ocak ayında, böğrümüz açık sokakta yürümüş olmak bile, yazın nasıl sıkıntılı geçeceğinin bir göstergesi. Her yer akrep, kene olacak. İçecek suyumuz azalacak, ki Ank'da yıkanamazsak zaten memleketlerimize gideceğiz, değil mi?

Bir sürü hastalık olacak, çünkü kar yok ki mikrop kırılsın. 
Ah şöyle bir kar, yağmur yağsa artık da bu yaz ve sonrakiler hep iyi geçsin.
Yolda da bunları düşünüyordum.

Tam şu hızlı tren projesinin yola en yakın kısımlarından birinden geçerken, "yuh ya buraya da mı Fare Sarıgül yazmışlar!" derken, "benimle" kısmını görünce, acı bir fren bastım! 
Yok öyle ciddi bir fren değildi, usulca sağa yanaştım, kafamı çevirip bu fotoğrafı çektim.
Kız Ankara tarafından getirilecek demek!
Ancak, arkadaş, soru eki "mısın", "misin", "musun," "müsün" ayrı yazılır yahu!!!
Ayrı yazılır!

Wednesday, January 15, 2014

58-1

Doğu Anadolu'daki yaşantımda sıklıkla gittiğim bir şehir Sivas. Hatta manevi ailem Sivaslı. Ancak şehir merkezinde ilk kez bu kadar uzun kaldım. Şu an 28 saat! Merkezdeki eserlerin fotoğraflarını daha önce çekmiş yayınlamıştım ancak içlerine girmemiştim vs. Dolayısı ile kendisine bir post açmanın da kaideleri yerine geldi. (Elif, bu yazıyı okuyor musun?)

Sabah genel yola çıkış saatimden geç vakitte çıktım evden ama böyle sürüne sürüne gidiyorum. Yavaş yavaş. İlginç, ve araç kullanmayı özlemişim. Bunu fark ettim. 

Bu sefer merkezde kalıyorum. Otele girdim. "Hoşgeldiniz. Çok yorgun görünüyorsunuz" :/ ühü

Açıklama yaptım salak gibi. "Tek başıma arabala geldim."  

Eşyaları bıraktıktan sonra, dışarı attım kendimi. 
 Otel hemen Buruciye Medresesi'nin arkasında. Kapısı benim dünya üzerinde en beğendiğim mimari eser Divriği-Ulu Cami'ye benzetilir. Ama işte, değildir.
 İçine ilk defa girdim dedim ya. İşte böyle gereksiz malzeme ve tabelalarla dolu. 
 Arapça yazı. Bazen biliyor olmak istemiyor değilim. NedimAtilla bir kere Hollandaca (:P Lehçe) yazılmış bir kitap getirmişti de, "keşke anadilinde okuyabilseydim, bunu okumak için dil bile öğrenilir" demiştim. Yayınladılar mı o kitabı acaba? 
Sonra beni çok sevmişti. Kendisine sorsanız, ismimi söyler size.
 Yine içi Medresenin. Böyle çay-kahve içelimler. Dükkanlar var, Kızlarağası Hanı gibi. Ama daha geniş. Dükkanlar arasında, cam üfleyici, ahşap boyama, el sanatları, Turizm Bakanlığı danışması gibi bir yer vs var. Ve elbette çayhane.
Böyle aval aval bakıp fotoğraf çekerken, çayiçengillerden bir beyefendi, çayhanede çok "otantik bir soba" olduğunu, gidip çekmemi, kendisinin de çok meraklı olduğunu söyledi. 
İlk fotoğraf çekmeye başladığımda, beni yönlendiren "Beyefendi'ye şunu çek bunu çek" dediklerinde neden sinirlendiğini daha iyi anladım. Hava uygun değilse çekemiyorsun, önünde gereksiz bir nesne varsa çekemiyorsun vs. Ya da senin gördüğünün fotoğrafta gördüğün gibi çıkmayacağını biliyorsun vs. 
Ama ben bu aralar serbest dalış yapıyorum, azot narkozundayım. Çok şaheser çekimler olmadı. Hava da soğuk değil ha, bahanem yok!
 İşte otantik soba. Boyu benim boynuma kadar. Yüksek. 

İçerde bir kız öğrenci, bir amcaya anket yapıyordu. Turizmle ilgili sorular sorduğunu duydum sadece.
Çıktım uzun kalmadan. Çay-kahve içmeyince.

Çıkınca o beyefendi, "nasıııl?" diye sorgulayınca, "kusura bakmayın da pek otantik değilmiş" dedim. Yeni gibi zira. Meğer değilmiş işte. Bilememişim. Büyük olması harika. İzmir'in Tire'sinde vs çok gördüm diye mi acaba?!

Oradan çıkıp, Turizmciye girdim. Amca cep telefonundan yanık yanık türküler dinliyordu. Birkaç broşür aldım ve çemkirdim. Hayatta en fazla yaptığım şey bu herhalde: memnuniyetsizlik!
Hani dedim Ulu Camii'yi turizm merkezi yapcaktınız? Neden Gök Medrese hala tadilatta? Neden Gürpınar'ı geliştirmiyorsunuz? Hehe
Hepsini Vakıflar Genel Müdürlüğü devralmış. Yine el değiştirmiş bu tadilat işleri. Gök Medrese'de her şey numaralandırılmış, sadece yerlerine yerleştirilecekmiş. Puzzle gibi.

Amcaya teşekkür ettim. Ulu Camii hakkında düzgün kitap istedim, iletçek.
Amca Sivas'ın yemeklerinden, görülecek yerlerinde bahsetti vs ama ben çoğunu gördüm size de gösterdim, değil mi? ha değil mi? :D
En son Balıklı Çermik'e gittim hatta, kaynağına hatırlarsanız.

Amca, kemik tarak deyince de, "anammm nerde? kaç para?" dedim.
Karşı dükkandaymış. 15tlmiş. Oleyss.
Karşıya geçtim. Kocaman dükkan. Her tarafında kitaplar, klasik ahşap oyma anahtarlıklar, Kangal Köpekleri heykelleri, Aşık Veysel, Sıvas Bıçağı (bende var elbette) vs. İçeride kimse yok. Dolandım etrafı. Üst kat merdivenlerinden çığırdım, "kimse yok mu?" Allam bu bana deprem sonrası arama faaliyeterini hatırlatıyor.
Ben öyle dolanıp, taraklara da bakarken, birisi geldi çok şükür. 

Benim paranoyam var. Böyle dükkanlarda, elimi kolumu açarım, "çalmıyorum bakın" der gibi. 

Çünkü evet, çalmışlığım var. Fatih Kollleji'nde bir ara modaydı çalmak. Hangi mutsuz kleptoman çıkardı bilmiyorum elbet, ama "ben Karşıyaka Benetton'dan şu kemeri çaldım" vs, hava atılırdı o zaman. En iyi çalınacak yerleri de tespit etmişlerdi. Güzelyalı'da yaşlı bir amcanın toka dükkanı. 

Bir bu, bir de "NewKidsOnTheBlock öldü anneeee" diye ağlayıp güruha dahil olmuşluğum var. Bir daha da yapmadım. "Geçimsiz, uyumsuz, asosyal" oldum ama dahil olmadım!!! Evet, o dükkanda 2 toka çaldım ben. Çok pişmanım. Amca dükkanı kapattı. Eh yani okuldaki kızların 9/10u gidip çaldıysa, kim bilir ne kadar zarara girmiştir. Özür dilerim.

Heh, işte adam geldi. 
Ah yedi beni, bitirdi beni! Hayat Ağacı kolyeler gösterdi. Böyle net değil ama hoş bir kolye. Yine hatırlarsanız, İshak Paşa Sarayı'nda da vardı Hayat Ağacı işlemesi, caminin içinde. O da çok güzeldi.
Aldım amcadan bir Hayat Ağacı Kolyesi. Ama alttaki değil. Deri ile takacağım. Belki de yarın.
 Eh tabi kemik tarak. Küçük olan, yiyenime. Üstüne isim yazmayı teklif etti. Teşekkür ettim, yaptırmadım. Çıktım sonra oradan. Kemik tarak iyi geliyordu da, neydi derken, sormayı da unuttum. Bildiğimi de.
Çıkınca Çifte Minare'ye gittim ki, yan yanalar. Erzurum'da da var. Onu yazdım mı ben ya?

 Ben Amerikalı tabi fotoğraf çekerken, şehrin olmazsa olmazları, "bizideçek"ciler geldi. "Neyini çekeyim pampa ya?!" diye itiraz ettim tabi. 
"Sigara içerken çek" dedi sağdaki. Ayıpladım. Dünya üzerinde sigara içen herkesten nefret ediyorum! Bay Kuş'cum, lütfen ühühühühü
 İşte bu gençler, "çekiyim de, napıcaksınız?" dediğimde, "feysbuka koy" dediler. "Koyayım da, arkadaş değiliz, ne işinize yarayacak?" dedim. Ne derinlere indim yahu, "hayır" de geç! Baksanıza çocuklara, ergenler yani fotoğrafa konu olacak yaşta değiller, çok pis değiller, pis tırnaklı elleri ile ekmek tutmuyorlar, sümükleri de yok. Özetle, fotoğraf öznesi değiller yanee!

Soldaki facaebook için adını soyadını söyledi. Diğeri de. Beni sordular, "yok" dedim. Alın işte sizi meşhur ettim. Sigara konusu olmasaydı yollardım fotoğrafınızı çekip de, olmaz işte. Cezalısınız.

Sonra baktım ki, her yerde bu yaşta gençler sigara içiyorlar. Sivas'ta yükselen trend: sigara. Sopalıksınız.
Aşağıda da, Sivas'ın çirkin yapılaşmasının Medrese kapısından görünümü. Yazıklar olsun.
 Bu da karşı tarafta yine bilmediğim bir cami. Kahverengi ve mavi uyumu. Tonlar ayarlandıktan sonra, en uyumlu iki renk!
 Sonra birden aklıma geldi. Bizim kıza tarak aldım. Özel bir tarak. İsmini yazdırsa mıydım? Anasını aradım. "A yazdır" dedi. Broşürlerimi de unutmuşum. amcaya tekrar gittim. Yazısı hakikaten güzel. Ama tarakta ortaya çıkmadı tabi. Şu modern zaman hattatlarından kendisi sanırım.
Nasıl yazıyorsunuz? Nerede yazacaksınız? Binlerce soru sordum!

Adam aldı eline elektrikli ısıtmalı bir şey, ilk fotoğrafta gördüğünüz de, o yanıklarla yapılmıştı adı her ne ise, kemik üzerine dokandırınca, küçükken ateşe attığımız tırnaklar gibi koktu ortalık. 
Öyk!
Katlancaz mecburen.

Odaya gelip, bakim bi anasına gösterteyim diye poşetinden çıkarınca tekrar koktu. Yerine koydum. Kızın bklu bezleri bile bu kadar kötü kokmuyor! Umarım verene kadar geçer. Minicik çogzel bir tarağı var. Kendisine hediye ettiğim ikinci tarak oldu bu. Kızın saçı var mı derseniz, 4 aylık bebekte ne saçı!
aehruaserhsuer

Güle güle taransın dünyanın en mahsun, en temiz yaratıklarından biri olan bebek.
Bu da, entel fotoğrafı. Sarı pisiklet. Crop neyin etmedim. Ama kötü de durmuyor işte. 

Ve bugün, stres kaynaklarımı azaltarak yaşamıma devam ettiğim bir günde, akşam üstü "ya şunu yapmam lazım, ders çalışmam lazım, eğitim hazırlamam lazım vb"lerden arınmış bir halde KİTAP OKUYABİLMİŞ OLMANIN keyfi ve huzuru ile, eski sıkıcılığımdan ve yokluğumdan arınmış olarak, karşınızdayım. 

Demek ki, "seyahat = mutluluk"muş benim için. Ne güzel bir sürü insanla tanıştım konuştum. Öğrendim, gösterdim. Haftaya da batıya geçeceğim!

Tuesday, January 14, 2014

Monday, January 13, 2014

Ehhh!

Ne kadar sıkıcı bir insan olmuşum ben böyle. Kendi yazdıklarımı okumak istemedim!

Neyse ki, yarın yine yollardayım. Stresim bitti. Yazılamamış yazılar, gönderilmemiş postalar, verilmemiş hediyelerim var! Hadi bakalım.

Ben yolda olmadıkça mutlu olmuyormuşum. Benjamin'i besliyim unutmadan.

Thursday, January 9, 2014

Gordon Onslow-Ford

FB'da yeni bir oyuna dahil oldum. Elbette göğüs kanseri bilinci yayan!!! "32 aylığına Karayipler'e gidiyorum" ama "aslında kırmızı sütyen giyiyorum" oyunu değil.

Ben de böylece uzak durduğum sürrealizme severek bir giriş yaptım. Belki de geçen gün ofisimize asılan EsatTekand tablosunun da etkisi vardır. Baka baka kaynaşmış olabilirim.



http://www.onslowford.com/

Resim kolleksiyonumda tek bir tablo var; Soner Göksay'ın eşinin portresi!

Sunday, January 5, 2014

Kanser

2013 kanser-yoğun bir seneydi umarım bu yoğunluk bu ay biter.

18 aylık bebekten, 60+ babalarımıza kadar bu hastalığa sahip insanlardan bahsettik sene boyunca.

"x 3ncü kemoyu alıyor" üzerine, "benim babam 13ncüyü aldı" ile gelişen diyaloglar bile mevcut.

Üzerine kemo sonrası saçları döküldüğü için başını yemeni ile örten arkadaşlar, beyaz önlükten korkan çocuklar, hastanelerde sabrını yitiren anneler vs.

Kimsenin başına gelmesin dilerim ki.

Tesadüfen şu siteyi buldum:

http://www.chrisbeatcancer.com

2003 senesinde 26 yaşındayken kolon kanseri teşhisi konulan ve büyük bağırsaklarının 1/3ü alınan bu genç, kemoyu reddederek sağlığına kavuşmuş.

Dünya üzerinde dönen yolsuzlukları düşününce, kemonun da ayrı bir sektörü beslediği göz önüne alınırsa, aslında demek tedavi bu kadar kolay diye düşünüyor insan.

Chris sadece kendisinden değil, kendisi gibi işlenmemiş gıdaları tüketerek sağlığına kavuşanlardan da bahsediyor.

Yaradan kimseye vermesin. 

Dünya artık iyi bir yer değil. Yediğimize, içtiğimize dikkat edelim. Sağlık hizmetleri artık bedava değil! Her yer çıkar, her yer soygun. 
Lütfen tavuktan, mekdanılds patateslerinden, floritten, poşet bitki çaylarından, kokakola ürünlerinden uzak durun. En iyi bildiğim kötü gıdalar bunlar. 

Gönüllülük

Universiade 2005'te gönüllüydüm. Eski işime döndüğüm için neticesini göremedim ancak harika insanlarla tanıştım ve hala hayatımdalar hepsi. Ezgi de onlardan biri. 

Bugün FBta layk ettiğim Ulusal Down Sendromu Derneği_ Etkinlik Duyuru ve Fan Sayfası tercüme talebinde bulunduğunda, gönüllülük için hemen başvurdum.


Şu an mailler geliyor ancak, ben yaparım diyene kadar, sahipleniliyorlar. 

Bu harika birşey. Gönderilen çeviriler ailelerin Down Sendromlu çocukları ile etkin iletişim kurmalarını sağlayacak makaleler içeriyor.

Bizim başımıza gelmeyeceğini kim bilebilir ki?

Hadi! Kammmoon!
Ay sipiik ingliş diyenler! Lütfen işi tam yapın ama. Kollejler, ing öğretmenliği mezunu olup da, ingilizce yazamayan arkadaşlarım var :( 
Siz uzak durun olur mu?

İzmir'de olsam diğer etkinliklerde de yer alırdım. :/

Saturday, January 4, 2014

Etsy

Hangimiz sevmiyoruz ki bu siteyi. Ben her haftasonu deri etektir, elbisedir, deri askıdır, aksesuardır bakarım.

Her şeyin satılabildiği bu sitede, büyünün de satılabildiğini görünce, ouuv yeah işletme bilimleri 901! dedim.

Çünkü 165 dolareze büyü var. Belki de bu işe girmeliyim! Hehe

https://www.etsy.com/listing/154417779/potent-love-spell-deluxe?ref=related-6

Yıldızlar, yıldızlar, süper yorumlar.
Ancak tiripedvayzır'da hayatımda görmediğim Marmaris'te arkadaşımın hiç görmediğim işletmesine yıldızlar vermiş biri olarak, kendi fantastik, sipürütüel inançlarımla bile "yok artık" diyorum.


İlişkiler

Annem her zaman şöyle der; "biriyle önce kötü olacaksın". Sonrasında ilişkilerin hep iyi olurmuş. Birkaç kere başıma geldi ama. Hatta suratına bakmak istemeyip, sinirden gözlerimin döndüğü kişilerle bile sonradan iyi geçindiğim olmuştur.

Misal bugün fantastik birşey oldu. 11 ay önce gördüğüm yerde boğabileceğim arada hala beni delirten evsahabım sms atmış ve yazlığına davet etmiş. WOW very hospitality! so manners! 
Aslında içimden geçen, "yok sen git, orda kal hep, hiç dönme" demek ama işte şimdi vakit geç olmuş, yarın teşekkür cevabı yazarım. 

Biz ailecek onlarca ev değiştirdik. Hep söylerim aynı evde onlarca sene yaşamış insanlara şaşarım. Bu Ankara'daki ev ile taşınmama rekorunu kırdı annem. Ben yine Doğu Anadolu'da taşınmıştım tabi.

Belki yakında bu büyü bozulur. ehehehe
Böyle salakça inançlarım var benim. Sihirli değnek kafama düşecek ve her şey aniden değişecek ama iyi yönde. İnanırım. Ondandır ki totemlerim, taşlarım, uğurlu keten gömleğim falan vardır. Bir tek belki de yılbaşında her şeyin değişeceğine inanamamışımdır.
Artık sihirli bir değnek olmayacağını görünce zaten harekete geçtim ve vadelere böldüm hedeflerimi. 

Öyle işte.

Blog yazmak da zor geliyor. Yazınca çoğunlukla yakınacağım, mutsuz olduğum şeylerden bahsedeceğim. Burası benim özel alanım ama insanlar kötü niyetli olunca, gelsin eleştiriler! 

Böyle böyle düşünceler. 

Bir daha söyleyeyim, belki yeterince anlatamamışımdır; Ankara ve insanları çok çirkinler. Emeksiz para içinde yüzen insanlarla çalışıyor olmaktan ayrıca utanıyorum. İş yerim ülkenin küçük bir yansıması. İssssyaaaaaaaaaaaaaaaaaaann! HalilSezer stayla.

Wednesday, January 1, 2014

Şifa Olsun

Kendimizden vazgeçmeyi öğreniyoruz büyürken ve daha vahimi, bunun yaşama dair olduğuna inandırıyoruz kendimizi...
Bir kez acı çekmeyegörelim, acıyı çektirene, acıya sebep olana, hayata, kaderimize, kendimize küsüp vazgeçiyoruz; 
umutlarımızdan, hayallerimizden, kendimizden.
Olumsuz olmaya, olumsuz düşünmeye, olumsuz olanı kendimize çekmeye o denli alışmışız ki kuşaklar boyu,
içten içe, zevk duyar olmuşuz tüm acılarımızdan, bunu kaderimiz sanmışız.
Sadece baktığımız yeri değiştirmenin açacağı kapıları hiç bilemeden ne ömürler tüketmişiz!



Çok sevdiklerimdendir Ezgi. 
Bur'lara gelirse ben de elleticem kendisine :)
Bu sene onun için çok iyi geçecek. 

Sevgiler!


Miss Don't Touch Me | Yazan: Hubert Çizen: Kerascoet

2013'te okuyup da bitirdiğim son kitap. Elimde hala "Sahilde Kafka" var. Keşke çok vaktim olsa da doya doya okusam. 

Yılbaşına Ayakkabıları ile Girmişlerr!!

Herkes heyecanla birbirine şu soryu soruyor olacak; yılbaşına nasıl girdin?

Ben uyuyarak girdim. Havalı fişekler patlamış, duymadım. Geçen sene, uyumak isteyip de uyuyamadığım bir yılbaşından sonra, ne sıkıntılar çektim uyucam diye yah.
Bu sene uyuyarak giyince, bu sene pek bir güzel geçecek diye düşünüyorum :P

Ben bu seneden, diğer herkes gibi, beklentimi "adalet" olarak açıkladım. Başka da dileğim yoktur. Sevgiler,