Wednesday, January 15, 2014

58-1

Doğu Anadolu'daki yaşantımda sıklıkla gittiğim bir şehir Sivas. Hatta manevi ailem Sivaslı. Ancak şehir merkezinde ilk kez bu kadar uzun kaldım. Şu an 28 saat! Merkezdeki eserlerin fotoğraflarını daha önce çekmiş yayınlamıştım ancak içlerine girmemiştim vs. Dolayısı ile kendisine bir post açmanın da kaideleri yerine geldi. (Elif, bu yazıyı okuyor musun?)

Sabah genel yola çıkış saatimden geç vakitte çıktım evden ama böyle sürüne sürüne gidiyorum. Yavaş yavaş. İlginç, ve araç kullanmayı özlemişim. Bunu fark ettim. 

Bu sefer merkezde kalıyorum. Otele girdim. "Hoşgeldiniz. Çok yorgun görünüyorsunuz" :/ ühü

Açıklama yaptım salak gibi. "Tek başıma arabala geldim."  

Eşyaları bıraktıktan sonra, dışarı attım kendimi. 
 Otel hemen Buruciye Medresesi'nin arkasında. Kapısı benim dünya üzerinde en beğendiğim mimari eser Divriği-Ulu Cami'ye benzetilir. Ama işte, değildir.
 İçine ilk defa girdim dedim ya. İşte böyle gereksiz malzeme ve tabelalarla dolu. 
 Arapça yazı. Bazen biliyor olmak istemiyor değilim. NedimAtilla bir kere Hollandaca (:P Lehçe) yazılmış bir kitap getirmişti de, "keşke anadilinde okuyabilseydim, bunu okumak için dil bile öğrenilir" demiştim. Yayınladılar mı o kitabı acaba? 
Sonra beni çok sevmişti. Kendisine sorsanız, ismimi söyler size.
 Yine içi Medresenin. Böyle çay-kahve içelimler. Dükkanlar var, Kızlarağası Hanı gibi. Ama daha geniş. Dükkanlar arasında, cam üfleyici, ahşap boyama, el sanatları, Turizm Bakanlığı danışması gibi bir yer vs var. Ve elbette çayhane.
Böyle aval aval bakıp fotoğraf çekerken, çayiçengillerden bir beyefendi, çayhanede çok "otantik bir soba" olduğunu, gidip çekmemi, kendisinin de çok meraklı olduğunu söyledi. 
İlk fotoğraf çekmeye başladığımda, beni yönlendiren "Beyefendi'ye şunu çek bunu çek" dediklerinde neden sinirlendiğini daha iyi anladım. Hava uygun değilse çekemiyorsun, önünde gereksiz bir nesne varsa çekemiyorsun vs. Ya da senin gördüğünün fotoğrafta gördüğün gibi çıkmayacağını biliyorsun vs. 
Ama ben bu aralar serbest dalış yapıyorum, azot narkozundayım. Çok şaheser çekimler olmadı. Hava da soğuk değil ha, bahanem yok!
 İşte otantik soba. Boyu benim boynuma kadar. Yüksek. 

İçerde bir kız öğrenci, bir amcaya anket yapıyordu. Turizmle ilgili sorular sorduğunu duydum sadece.
Çıktım uzun kalmadan. Çay-kahve içmeyince.

Çıkınca o beyefendi, "nasıııl?" diye sorgulayınca, "kusura bakmayın da pek otantik değilmiş" dedim. Yeni gibi zira. Meğer değilmiş işte. Bilememişim. Büyük olması harika. İzmir'in Tire'sinde vs çok gördüm diye mi acaba?!

Oradan çıkıp, Turizmciye girdim. Amca cep telefonundan yanık yanık türküler dinliyordu. Birkaç broşür aldım ve çemkirdim. Hayatta en fazla yaptığım şey bu herhalde: memnuniyetsizlik!
Hani dedim Ulu Camii'yi turizm merkezi yapcaktınız? Neden Gök Medrese hala tadilatta? Neden Gürpınar'ı geliştirmiyorsunuz? Hehe
Hepsini Vakıflar Genel Müdürlüğü devralmış. Yine el değiştirmiş bu tadilat işleri. Gök Medrese'de her şey numaralandırılmış, sadece yerlerine yerleştirilecekmiş. Puzzle gibi.

Amcaya teşekkür ettim. Ulu Camii hakkında düzgün kitap istedim, iletçek.
Amca Sivas'ın yemeklerinden, görülecek yerlerinde bahsetti vs ama ben çoğunu gördüm size de gösterdim, değil mi? ha değil mi? :D
En son Balıklı Çermik'e gittim hatta, kaynağına hatırlarsanız.

Amca, kemik tarak deyince de, "anammm nerde? kaç para?" dedim.
Karşı dükkandaymış. 15tlmiş. Oleyss.
Karşıya geçtim. Kocaman dükkan. Her tarafında kitaplar, klasik ahşap oyma anahtarlıklar, Kangal Köpekleri heykelleri, Aşık Veysel, Sıvas Bıçağı (bende var elbette) vs. İçeride kimse yok. Dolandım etrafı. Üst kat merdivenlerinden çığırdım, "kimse yok mu?" Allam bu bana deprem sonrası arama faaliyeterini hatırlatıyor.
Ben öyle dolanıp, taraklara da bakarken, birisi geldi çok şükür. 

Benim paranoyam var. Böyle dükkanlarda, elimi kolumu açarım, "çalmıyorum bakın" der gibi. 

Çünkü evet, çalmışlığım var. Fatih Kollleji'nde bir ara modaydı çalmak. Hangi mutsuz kleptoman çıkardı bilmiyorum elbet, ama "ben Karşıyaka Benetton'dan şu kemeri çaldım" vs, hava atılırdı o zaman. En iyi çalınacak yerleri de tespit etmişlerdi. Güzelyalı'da yaşlı bir amcanın toka dükkanı. 

Bir bu, bir de "NewKidsOnTheBlock öldü anneeee" diye ağlayıp güruha dahil olmuşluğum var. Bir daha da yapmadım. "Geçimsiz, uyumsuz, asosyal" oldum ama dahil olmadım!!! Evet, o dükkanda 2 toka çaldım ben. Çok pişmanım. Amca dükkanı kapattı. Eh yani okuldaki kızların 9/10u gidip çaldıysa, kim bilir ne kadar zarara girmiştir. Özür dilerim.

Heh, işte adam geldi. 
Ah yedi beni, bitirdi beni! Hayat Ağacı kolyeler gösterdi. Böyle net değil ama hoş bir kolye. Yine hatırlarsanız, İshak Paşa Sarayı'nda da vardı Hayat Ağacı işlemesi, caminin içinde. O da çok güzeldi.
Aldım amcadan bir Hayat Ağacı Kolyesi. Ama alttaki değil. Deri ile takacağım. Belki de yarın.
 Eh tabi kemik tarak. Küçük olan, yiyenime. Üstüne isim yazmayı teklif etti. Teşekkür ettim, yaptırmadım. Çıktım sonra oradan. Kemik tarak iyi geliyordu da, neydi derken, sormayı da unuttum. Bildiğimi de.
Çıkınca Çifte Minare'ye gittim ki, yan yanalar. Erzurum'da da var. Onu yazdım mı ben ya?

 Ben Amerikalı tabi fotoğraf çekerken, şehrin olmazsa olmazları, "bizideçek"ciler geldi. "Neyini çekeyim pampa ya?!" diye itiraz ettim tabi. 
"Sigara içerken çek" dedi sağdaki. Ayıpladım. Dünya üzerinde sigara içen herkesten nefret ediyorum! Bay Kuş'cum, lütfen ühühühühü
 İşte bu gençler, "çekiyim de, napıcaksınız?" dediğimde, "feysbuka koy" dediler. "Koyayım da, arkadaş değiliz, ne işinize yarayacak?" dedim. Ne derinlere indim yahu, "hayır" de geç! Baksanıza çocuklara, ergenler yani fotoğrafa konu olacak yaşta değiller, çok pis değiller, pis tırnaklı elleri ile ekmek tutmuyorlar, sümükleri de yok. Özetle, fotoğraf öznesi değiller yanee!

Soldaki facaebook için adını soyadını söyledi. Diğeri de. Beni sordular, "yok" dedim. Alın işte sizi meşhur ettim. Sigara konusu olmasaydı yollardım fotoğrafınızı çekip de, olmaz işte. Cezalısınız.

Sonra baktım ki, her yerde bu yaşta gençler sigara içiyorlar. Sivas'ta yükselen trend: sigara. Sopalıksınız.
Aşağıda da, Sivas'ın çirkin yapılaşmasının Medrese kapısından görünümü. Yazıklar olsun.
 Bu da karşı tarafta yine bilmediğim bir cami. Kahverengi ve mavi uyumu. Tonlar ayarlandıktan sonra, en uyumlu iki renk!
 Sonra birden aklıma geldi. Bizim kıza tarak aldım. Özel bir tarak. İsmini yazdırsa mıydım? Anasını aradım. "A yazdır" dedi. Broşürlerimi de unutmuşum. amcaya tekrar gittim. Yazısı hakikaten güzel. Ama tarakta ortaya çıkmadı tabi. Şu modern zaman hattatlarından kendisi sanırım.
Nasıl yazıyorsunuz? Nerede yazacaksınız? Binlerce soru sordum!

Adam aldı eline elektrikli ısıtmalı bir şey, ilk fotoğrafta gördüğünüz de, o yanıklarla yapılmıştı adı her ne ise, kemik üzerine dokandırınca, küçükken ateşe attığımız tırnaklar gibi koktu ortalık. 
Öyk!
Katlancaz mecburen.

Odaya gelip, bakim bi anasına gösterteyim diye poşetinden çıkarınca tekrar koktu. Yerine koydum. Kızın bklu bezleri bile bu kadar kötü kokmuyor! Umarım verene kadar geçer. Minicik çogzel bir tarağı var. Kendisine hediye ettiğim ikinci tarak oldu bu. Kızın saçı var mı derseniz, 4 aylık bebekte ne saçı!
aehruaserhsuer

Güle güle taransın dünyanın en mahsun, en temiz yaratıklarından biri olan bebek.
Bu da, entel fotoğrafı. Sarı pisiklet. Crop neyin etmedim. Ama kötü de durmuyor işte. 

Ve bugün, stres kaynaklarımı azaltarak yaşamıma devam ettiğim bir günde, akşam üstü "ya şunu yapmam lazım, ders çalışmam lazım, eğitim hazırlamam lazım vb"lerden arınmış bir halde KİTAP OKUYABİLMİŞ OLMANIN keyfi ve huzuru ile, eski sıkıcılığımdan ve yokluğumdan arınmış olarak, karşınızdayım. 

Demek ki, "seyahat = mutluluk"muş benim için. Ne güzel bir sürü insanla tanıştım konuştum. Öğrendim, gösterdim. Haftaya da batıya geçeceğim!

4 comments:

  1. Okudum J. Bir hafta gecikmeyle :)) Lise yillarinda bir japon turistin pesine düsmüstük arkadaslarla. Onu getirdin aklima. Adami iki saatde hayatindan bezdirmistik:) Ne yapalim gördügümüz ilk yabanciydi! Sivas´a gelen mi vardi sanki. Senin facebok´cu cocuklarin yerinde ben vardim yani bir zamanlar :)) Zorla yemek yediriyorlar mi sana da? Mis´in dönerini yedin mi? Bu arada Gök Medrese okul yolumdaydi zamaninda. Yaz, kis, yagmur, kar yanindan yürüye yürüye... Selamlar. Elif

    ReplyDelete
  2. Okudum J. Bir hafta gecikmeyle :)) Lise yillarinda bir japon turistin pesine düsmüstük arkadaslarla. Onu getirdin aklima. Adami iki saatde hayatindan bezdirmistik:) Ne yapalim gördügümüz ilk yabanciydi! Sivas´a gelen mi vardi sanki. Senin facebok´cu cocuklarin yerinde ben vardim yani bir zamanlar :)) Zorla yemek yediriyorlar mi sana da? Mis´in dönerini yedin mi? Bu arada Gök Medrese okul yolumdaydi zamaninda. Yaz, kis, yagmur, kar yanindan yürüye yürüye... Selamlar. Elif

    ReplyDelete
  3. Okudum J. Bir hafta gecikmeyle :)) Lise yillarinda bir japon turistin pesine düsmüstük arkadaslarla. Onu getirdin aklima. Adami iki saatde hayatindan bezdirmistik:) Ne yapalim gördügümüz ilk yabanciydi! Sivas´a gelen mi vardi sanki. Senin facebok´cu cocuklarin yerinde ben vardim yani bir zamanlar :)) Zorla yemek yediriyorlar mi sana da? Mis´in dönerini yedin mi? Bu arada Gök Medrese okul yolumdaydi zamaninda. Yaz, kis, yagmur, kar yanindan yürüye yürüye... Selamlar. Elif

    ReplyDelete
  4. Olsun! Ben de geç okudum!

    Yemek yedirmediler ama Mis'te daha önce yemiştim. Yer yoktu tıklım tıklım, alt katta zor bela masa bulmuştuk! Ben yol üzeri olduğu için Lezzetçi'de dururum BK ile genelde.

    Gök Medrese güzelmiş. Doğu Anadolu'da sadece turizmle çok iyi gelir elde edilir de, ülkenin hali belli işte.

    Okuduğuna sevindim :D

    ReplyDelete