Tuesday, February 25, 2014

Sunday, February 23, 2014

Haftalık Rapor | 10

Ankara'nın tuhaf halleri... ve üç nokta hüzünleri.

Şehrin anlamsız ve oldukça çirkin kapılarından sonra, içine saat kondurulacağını zannettiğim şu alakasız "şey" trafikte sürücülerin dikkatini dağıtmak için özenle yapılmış ve Kızılay göbeğine konmuş görünüyor.

Ne lüzumu vardı şimdi bunun?

Madem oraya birşey konacaktı, taa aylar önce bir saat yapılmasını istemiştim İMG'ten, ama saatin tasarımını biz seçecektik.
Zayıf estetik anlayışı ile kedilerden sonra şimdi de bunlar. Çok fena.
Hadi bunlar fena da, beğenenlere ne diyeceğim?
 Sevgili Kuğulu Park ve ağaçlar.
 Pencere.
Ben hala postahaneye gidemedim. Geçen hafta geç çıktım iş yerinden. Ancak acayip şeyler yaptım.
Şirketteki mevcut şakalaşma (eşek şakası) furyasına katıldım. Oysa ben buna karşıydım. İş ahlakım buna karşı durmamı söylüyordu. 
Yine de efsanelere isim atmış durumdayım.
Ne oldum demicen işte, ne olurum tövbe yareppim diycen.

Bu aralar favori mekanım Mood Shifters. Her haftasonu oradayım artık. Beklerim.
Yağmur yağsın, amin bin

Ayh, şu da var.
Banyoda unuttuğum için kararmış küpelerimi diş macunu ile kuru sildim ve pasparlak oldular. Hala bilmiyorsanız, en basiti bu.
Evet, gümüşlerimi parlattım, sırçalarımı temizledim hemşire.

Monday, February 17, 2014

Özel İnsan

Benim bu özel insan. 

İşe yürürken, uzun bir zamandır Atatürk Bulvarı'nda meclis tarafında köpeklerin beklediğini görüyorum. Bir kadın her sabah kuru mamaları köpeklere verirken, içlerinden bir tanesi yemeğe bakmadan kenarda bekleyip, hızlı giden araçların peşinden koşuyor.

Bu sabah, tam yaya geçidinde, bir araç kaldırıma fazla yaklaşınca korktu benim asi köpek. Bana da çok yakındı. Önce bir kokladı beni. Sonra yaklaşınca ben de ona dokundum.

Sonrası malum, bana yaslandı ve ona dokunmama izin verdi. İçimden "artık koşma araçların arkasından, yoksa sen de zarar göreceksin" dedim. 

Keşke köpeklerle konuşabilseydim. Eskiden konuşabildiğimi düşünürdüm. Biraz daha sevip, karşıya geçtim. 

Arkamdan havlama sesi duyunca, yine bir aracın arkasından koştuğunu gördüm. 
Görsel: http://helpstraydogs2011.blogspot.com.tr/ 

Dokunmak aslında sağaltıcı bir eylem. Ben de mama veren kadına bile yaklaşmayan bu köpek nedeniyle kendimi özel hissettim. I am speshul!

Ah bu köpeklerin sadakati! Yarın bir daha konuşayım.

Monday, February 10, 2014

Haftalık Rapor 9

Fotoğraflar kafalarına göre dizildiler. Ben de o kafaya göre yazdım.

Ben bu sefer trenle döndüm. Güney Kurtalan Ekspresi ile. Daha önce binmemiştirim ve Diyarbakır'dan kalkmasından kelli, "binme" diyen de çok olmuştu. 
Diğer 2 trende yer olmayınca aldım. Zira telci randevumu kaçırmak istemedim. Ve, bindim.

Yataklı vagon her zaman en sonda olur. İstasyon küçük olunca, sondaki vagonlar her zaman biniş platformundan sonra oluyor. E tren de pek beklemek istemiyor. Ben de sondan ikinciye atlamış bulundum! Aradaki kapının üzerinde "geçmek yasak" yazısını görünce, aklıma neler geldi neler! Neyse ki, o da yataklıydı ve görevli bey amca çıkıp beni kendi vagonuma geçirdi. Diğer tüm kompartman görevlilerinden daha ilgililerdi bu arada! Ve yaptığım en rahat tren yolculuğu oldu. Demek ki neymiş, önyargılı olmayacakmışıK.

Vidyolar çektim, fotolar çektim. 2 kere sigara içtiler. Güzeldi epey. Buzdolabındaki krakerleri yedim yine. Mmmm. Suyu ve meyve suyunu içmedim. 
 Burası Elmadağ tarafında. 
 İnince garı da çektim. Giden de Güney Kurtalan ancak tren üzerinde artık Kurtalan yazmıyor. Sadece Güney Ekspresi yazıyor. Doğu'nun da adı Doğu Kurtalan'dı sanırım. Ne güzel bir isimmiş. Neden kaldırdıklarını merak ediyorum. Bunu araştırayım bi'.
Bu arada, trenden inince merdivenlerden geçip rezil rüsva olana kadar, kısa yoldan geçiyorum. Oh mis. Kompartman amcası hatırlattı. Yoksa unutmuştum. Sağolsun.
 Ankara sokakları: Kennedy. Hoş geldi Kuir. 
 Bu, Orta Anadolu'da hala mevcut olan Aile Salonu uygulamasının bir örneği. Üst katı olmayan lokantalarda, böyle kafeslere giriyorsunuz. Ama lokantaya gittiklerim hep erkek ve hiçbiri ile de ne kan ne de gönül bağım olmasına rağmen aile kategorisine giriyoruz. :/ 

Namusum korunuyor bu şarap şişeliği duvarlardan. Ha, biraz boyum uzun olsa, tüm suratım bu "duvar" üzerinden görünecek. Tövbe namusum elden gidecek. Neyse ki, boyum pek uzun değil. :s
 Trenlerde en sevdiğim şey, TCDD sabunu iken, artık hepsi sıvı sabun oldu. Ayna önündeki havlu da, ilginç şekilde nem kokuyordu. Tabi suratı sildikten sonra fark ettim. Hiç adetim değildir havlu ile yüz kurulamak. Ama yaptım işte. Ve ardından tekrar yıkadım. 
 Bu da aldığım kilolar. Eheheheh 
 Bu aralar, hayatta bağımlı olmadığımı savunduğum anlar geride kaldı. Deli gibi her fırsatta, tuvalette, film seyrederken vs oyun oynuyorum :s
Thesaurus Rex oldum! :m
 Veee, bugün gelen singing bowl'um.

İlk çalma deneyimim başarısız olunca "bana bozuk çanak satmışlar" dedim, he. Ama sonra 3ncü de çaldım ve o kadar hoşuma gitti ki, satıcıya tekrar mail atıp, binlerce teşekkür ettim. Sonra da diğer sattıklarını takibe alıp, teklif verdim.
Tokmaklı, çanaklı bir gündü bugün.

Ekstra hayatımda olanlar;
Bugün sakız çiğnedim! Hell yeah!
Göbek adım tehlike benim. 

Bir de sakız öncesi soda içtim, hem de limonlu! Ohh fak! Ama pipetle.

Bunlar size normal ama bana yasak. Hiç de olumsuz bir durum olmadı. He bu arada, geçen hafta dişçide tellerim değişti. Daha kalını takıldı. 2 aydaki ilerleme muazzam. Diş tellerimi çıkartmak istemiyorum şu sıralar. Vakit geçtikçe de, hiç istemeyeceğim sanırım. Tel bloğuna foto koyucam. Vaktidir. 

Hafta güzel geçmiş. Kardeşime de JustinTimberlake bileti aldım. Kız bulup, arkadaş ayarlayıp gitmezse, oradayım! Rock your body!

Wednesday, February 5, 2014

Tohma

Burnumuzun dibinde neler var da görmüyoruz! Bombacı Mülayim'in demesiyle çıktık, gördük. 

Aşağıdaki GoogleEarth görüntüsü.
Bu aşağıdaki, üstteki nalın tersinden çekildi.
 Bunlar da kızlar, yoğun şekilde çalışıyorlar. 
 Lens Flare artık moda oldu bu arada. Sildiğimiz tüm fotoğraflara yazık oldu. 
 Su kenarı mutluluk veriyor.

 Bu ne ağacı?



 Yenmemiş ağaç mantarları.

 Kurumuş kuşburnu.
 Every rosehip has its thorns.
 Bu da, su teresiymiş. Çok lezzetli olurmuş. Ekmek arasına koyup yerlermiş. Yaprakları büyüyünce yendiği için baktık geldik. Belki bahara yemeye gelirim.
 "Yalçın kayalıkların göklere yükseliyorrr" Gökyüzünün rengi yine çok fena, çok. Zaten beni biraz okşijen çarptı. Gidip uyusam, uyandığımda dünya mutlu ve huzurlu bir yer olsa. Adil, sağlıklı, mutlu bireyler olsak, hepimiz. amin bin.

 Elektrik direkleri eskiden uzun yollarda bıkmadan seyrettiklerim arasındaydı. Araçta her zaman baba arkasına oturmuştum ben. Babacıydım.
Şimdi, annemi kaybedersem ölürüm diye düşünüyorum. 

 Sonradan oluşturulmuş gölet, su birikintisi vs. Renk yine çok güzel.

Bu da daha fazla bilgi. Rafting de yapmalı. 
http://www.antalya-rafting.com/irmaklarimiz/tohma.html 

Sunday, February 2, 2014

Tatil!

Hazır Doğu Anadolu'da iken, sevgiliyi, arkadaşları göreyim dedim. Bay Kuş beni iş yerlerimden birinden aldı Cuma akşamı, ilçeye gittik.

Bugün de kaldığım yere bıraktılar, gittiler biraz önce Kurabiye Bey ile. 
Göz yaşlarımı siliyim.

O vakitte yaptıklarımızın biraz fotoğrafı. Bayan Kurabiye evde olmayınca, övrenci evi gibi oldu.
 :/ Çok seviyorum bu zombırtıyı. Senelerdir orada durur. Zombırtı e_he!
Dün yapılan binlerce (mübalağa sanatı yapıyorum) ekmek. Rıza Baba'nın dizini geçiyor ekmek kulesi.
Orada Divriğililerin İÇ dediklerinden yedim. Yemek aslında bildiğiniz yediğiniz kısır ancak sulu. İçine su koyuyorlar ve tabağın içine haşlanmış asma yaprağını bölüp atıp, kaşıklıyorlar! Elleri ile de yerlermiş. Onu göremedik. Ama baktık nasıl yeniyor diye.

Baktım tadına, çok hafif. Yaprak da hafif ekşitiyor. İstediğin kadar ye.
Ama kısır öyle mi?! Nankör. Ye tabak tabak, üzerine bir şey iç, hooop kabarmaya devam etsin. Ama onca tabak yemeğe rağmen gelince bir de burada yedik. Ö_ö
Bu da meşhur asma köprü. Pis baraj o kadar yükseltmiş ki suyu. 
Ben bu köprüyü çok seviyorum. Yolu uzattık üstünden geçeyim diye. J<3SuspendedBridge
 Kangal semaları. Biz gelirken bugün, gökyüzünde yanarak düşen bir şey vardı ama Benjamin'in lensi yetmedi, çekemedim. Göktaşı olabilir, uçak olabilir :D Haberleri takip edeceğiz bir süre. Belki de bir UFOnun bijonu meme yaptı :P (bijon meme yapmaz).
Bu da, geçen günlerde çektiğim Kangal'daki heykel. Sanırım gerçek hayatta da, kadın çalışır adam kahvede oturur (çoban değilse). 
Şu fotoğrafı çekerken öyle baktılar ki, kat kat kaban giy fark etmez, yine çıplak gibisin. Hav hav!