Tuesday, April 29, 2014

14

Bu başlık, bu blogun ilk postunun eş başlığıdır. Eş-* modasına uyayım dedim.

Ancak demek istediğim şu, leylek sayısı 14 oldu 2014 için.

Konsolosluk kapısı önünde kafamı yukarı kaldırıp, "şu vize çıkmasa bari" diye beklerken 3ncü görüşümü yapmama neden olacak eksik belgemin bana getirilmesini, yukarıdan bir leylek geçiyordu.

Ankara'da bir sokak arasında gökyüzüne bakmak ve bakınca leylek görmek olasılığı nedir? 
lak lak lak

Thursday, April 24, 2014

İtiraf!

Sevgili C'nin yazısından sonra ben de mim başlattım. Ama okuyan, yazmak isteyen yazsın diye kimseye link vermek yok.

Off.

Ben lise son sınıfta iken, deniz manzaralı okulun 0 rakıma inen merdivenlerinden 3 kız arkadaş bir yerlere gidiyorduk. Servisle gidip gelen kısımdandık, demek ki, başka bir plan varmış.

Evet, Mektupçu desem İzmirliler anlar, işte öyle merdivenlerin yanında bir evin balkonunda kıpkırmızı bir kilim asılı idi. Kocaman kırmızı bir kilim. İçimizden biri çok beğendiğini söyledi. Biz de beğenmiştik. Kim yaptı hatırlamıyorum ama, (ben değilim) "hadi alıp gidelim" teklifi geldi bir an. Ve biz halıyı o fakirhanenin beton balkonundan aşırıp, koşarak aşağı indik. 

Ben o kadar güldüm ki bu rezil halimize, gülmekten altıma işemiştim. Ama azcık valla bak. Duble itiraf! 
Sonra ikisinden birisinin evine gitmiştik, hatırladım. Kilim 3 parçadan oluşmuştu ve biz üç kişiydik. Bağlantı iplerini kesip paylaştık kilimi. Ben bir süre bir plastik torbada sakladım ama sonra dayanamayıp çöpe attım.

Hala utanırım düşündükçe. Çalmanın yanı sıra bir de altıma işemek! Bana temiz iç çamşırı vermişlerdi evet.

Ne ayıp. Bunu burada yazmıştım galiba ama özür dilemek için bir fırsat olsun. Özür dilerim herkesten. Yaptığımız hiç doğru değildi. Üstelik çok da kötü bir gündü benim için. Temizlenmem için yogaya doğrulsam! A, şimdi aklıma geldi, kendi yaptığım smudgestick'i yakıcam.

Wednesday, April 23, 2014

Stamp_A!

Şu senelik ex-libris sevdamla birlikte, her zaman damgalara bayılmışımdır. Bazen böyle bayıldığım şeyler üzerinde geç harekete geçiyorum. Senelerce ex-libris araştırıp kendi ex-librisimi ancak geçen sene yaptırmış olmak gibi.

Ama artık biraz daha agresifim bu konularda. Grravvvv!

Bak bak nereye kadar! Kalktım binbir zahmetle sadece dün orayı ara, burayı tara. Kendime oyma seti aldım. En dandiğinden ve meğer bildiğim ve yakındaki kırtasiyecide mevcutmuş. Çeketimi giyip, çıktım aldım ve işe döndüm. Kızılay'da çalışmanın güzel bir tarafı da bu. Eylemler de ayağıma geliyor!

İhtiyacım olan oyma setini Ulus'ta buldum ama Ankarayıbilmez biri olarak, bir de işten çıkınca deli gibi aç olduğum için internetten sipariş vermeye karar verdim. O set gelince daha başarılı olacağımdan eminim.

Şimdilik bakim yapabilir miyim dedim ve dün ve bugün 2 tane yaptım. Aslında biraz daha puzzle yapıp, daha fazla sabır sahibi olmam gerek.
İlk iki deneme için bence fena olmadı yav.

Bunun üzerine çalışacağım. Amaç Divriği Ulu Cami motiflerini yapabilmek ö_Ö Hedef yüksek. Şimdilik blok, sonra oya gibi ince ince.


Sunday, April 20, 2014

Nerdesin Aşkım?

Kızılay'da meydanda bir saat vadı hani; yaya geçidinin hemen yanında. 31 Mayıs'tan sonra yıkıldı. İşlevsizdi gerçekten. 
Geçen hafta önünden geçmek zorunda kaldım. Ve benim yönümün tersinde kaldığı için aylardır görmediğim saat, bu halde sabitlenmiş. 9u 5 geçe.
Alttakini hala çözemedim. 6 galiba.
Pek inanamadım da. Şimdi görseler, talan ederler mi?
 Bu da Atatürk Bulvarı üzerindeki direklerden birindeydi.
Nerdesin aşkım?
Takip edeceğim elbette. 21 Nisan'da dosyalar yayınlanmaya başlıyor.

Tuesday, April 15, 2014

Gezelim Görelim

Bugün yine tuhaf bir gündü.
Yine Karşıyaka mezarlığına gittik. Bu şehirde Karşıyaka İzmir'deki gibi değil. Şehrin bir diğer ucu ve mezar kaplı :s
İş gereği de MeTeAğ Tabiat Parkı Müzesi'deydik.
Gitmek lazım. Dışarıda dinazorlar, içeride gezegenler var. Bir sürü de çocuk!!!
Pazartesi kapalıymış. Ben gezemedim ama listeye aldım.
Etkinlikten en son biz çıkınca Doğu Anadolu'daki en sevdiğim arkadaşlarımdan biri ile, verdim eline telefonu!! 
Sonrasında da Ank'da sosyalleştim. Elbette AVM'de kafeye gittik. İhanet etmiş oldum mu şimdi?
Gördüğünüz gibi, medeniyete götürdüm. Medeniyet bir adım ötede halbüse.

Monday, April 14, 2014

Ot Fest

Bagzi insanlar bu festivale gitmek icin izin kullaniyorken, benim kiskanclik yasamamin yanlis bir tarafi yok. Hicte bile!
Festivalden bana ot gelmesini bekliyorum. Iste o zaman yeni bir procekt ile karsiniza cikacagim. 

Sunday, April 13, 2014

Daha Önce

 Bir elmayı ellerimle ikiye ayıracak kadar güçlü olduğumu biliyor muydunuz? Döverim. 
 Ülkenin diğer yarısında ışıltılı her şey bizim benim sevdiğimizden daha fazla seviliyor. Bu bir duvar kağıdı, bir köftecinin.
 58'de sokak sanatı. 
 Madımak Otel idi bir zamanlar. Daha geçen sene otel tabelası vardı. İşte bu yüzden önünden araçla 2 kere geçtim de bulamadım. Artık bir kültür merkezi. İnsanlar Madımak adından ötürü, otundan bile bahsetmiyorlar. 
 Her şeyin dünyası olur da, "anne kıyafetlerinin" olmaz mı? :s
 Kitap kumbarası. Ankara'da oyuncak + kitap var. Kuğulu Park'ın Tunalı Hilmi girişinde. 
 Bunlar benim hem sevincim hem de utancım. 41nci okuyucuya nazar boncuğu alacaktım ben değil mi? Al, kız aldı yolladı.
Ancak bir hediye ancak bu kadar zamanlı olur. Seçim sonrası, en depresik zamanımda, dünyada iyi insanlar da var diye düşündürdü.
Bana yazdığı mektupta hissettiklerinin aynısını ben de bunları alınca hissettim. 
Teşekkürler Ahu. Binlerce!
Bu haftasonu hayatımın ilk bebek bakıcılığı deneyimi idi. Teyzelik de ilginçmiş. Hastalıktı, seyahatlerdi vs derken, çocuk babyfirstteki fareleri görünce sevinçten çığlık atıyor, bana sadece bakıyor öyle. hmpf
Seni ele geçiricem yiğen! Ergenliğinde ne de olsa bana geleceksin! Seninle dağlara tırmanıp, offroad sürüşleri yapacağız. Sana botlar alıp, paçalarını içine sokacağız! Ha ha ha

Geçen Hafta










13 adet leyleği uçarken gördüm. Bu sene de s*çtm.
Yeşilden gözlerim patlak halde dönmüşken, Ankara'nın grisi ile depresyona girdim, bir günlük. Üzerine dolu yağdı. Bahçedeki meyveler öldü.
Balıkesir'i ne kadar sevdiğimden bahsettim mi?

Saturday, April 12, 2014

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi | Ahmet Ümit

Beğenmekle birlikte beni rahatsız edenin en olduğunu hala bulamadığım bu kitabı, nihayet başarı ile bitirebildim. Zamansızlıktan, yoksa kitabın okunurluğunda sorun yok.

Tuesday, April 1, 2014

Uzun Bir Şehir Hikayesi

Uzun çünkü, geçen hafta da bu şehirdeydim. Bugün de buradayım. O vakitten yazamadıklarımı yazıcam.

Gündem ile ilgili yorum yapmayacağım, söz. Çünkü "persona non grata" ilan edilecek kadar çok konuşuyorum bu konuda, iş arkadaşlarıma bir surat sallamışım. Üstlerine alınmak üzere iken iletişim kurduk neyse ki. 

Konumuza gelelim.

Çiçek yedik ya geçen hafta. Sonra bakın neler neler yaptım. Yaptıklarım aslında aynı temelde, ama anlatçaklarım size farklı gelebilir.

İşte size ülkemizdeki Masa Dağları. Cape Town'da yaşama hayalim hala devam ediyor. Ama Masa Dağı değil, Dağları bizdekiler. Malum biz pikniğe 2 kişi veya çekirdek aile gitmeyiz. Sülalecek kamyonet arkasına biner, masaları birleştiririz.  VEleybol da oynarız, futbol da. 
 Elim yanlışlıkla negatife deYince de, şöyle fantastik bir görüntü çıktı. 3 dağı görebilirsiniz. 
 Bu alttaki malum Pingen yolu üzerinde. Yeşil - Griyi sevmeyen var mı?
 Hava kararana kadar böyle fotoğraf çektim işte. Ayrıca, Ankara'da ne kadar mutsuz olduğumu tekrar düşündüm. Her bir viraj sonrası bir heyecan. Kanyonun bir tepesinde bir evde yaşamayı hayal ettim. Uzun süredir böyle mutlu olmamıştım. 
Üstüne bir de Pingen'e gittik. Evdelermiş ikinci ailem.

İşten döndüğüm için her tarafım toz ve pistim. Pantolu bari değiştireyim derken, "gir duş al" demezler mi?!
Eşyalarımı bagajdan alıp, yıkandım. Hem de kovadan su dökünerek!
Ohh yeah! Rıza Baba ben rahat edeyim diye evi terk etti. Ben su dökünürken, BKlar geldi. Avusturalya'dan bir misafir ile birlikte. Oh may gad.
Özlemişim yav. Kadıncağız da, "aile" gibi göründüğümüzü söyledi.
Küçük ailemiz Kurabiyegiller de oradaydı elbette.
 Cuma günü de döndük. 
Bu alttakiler de bugünden. Burası Sorgun.
Hani daha önce anlatmıştım ya; sürekli yemek yediğim Hacı Ömer'in Yeri'ne gittim yine. Küsmüştüm ama gittim işte o günden sonra, ne zaman oradan geçsem durdum.
Son 2 sefer yanımda birileri vardı.

Bugün yalnızdım yine. Yanıma geldi kendisi. Tabak yemek dolu. Masa yine donanmış. Rakın olsa, 2 şişeyi oradaki ikramla bitirirsin.
"Yalnız mısın?"
"Evet" dedim.
"Ekmek yeme. Etini ye" dedi.
"Hıı? Tamam" dedim.
Sonra tekrar geldi. Ama öyle bir yedim ki, ilk gittiğim gün tereyağının yanına bal istemiştim. Hala her gittiğimde getirirler. Öyle bir yer orası. O balı-tereyağını artık yarım bıraktım. Öyle şişmişim. Ve öyle halsiz hissettim ki kendimi. Bayılacak gibiydim. Bir de üstüne günlerdir bir burun akıntısı. Arada hafif boğaz ağrısı. Tuzlu su gargarası, çeşit çeşit pazen mendil. 
Tam o geldiğinde, bayılır mıyım diye düşünüyorum. Bu sene trafik kazası yapabilirmişim. Onu düşünüyordum.

Tam kalkacaktım. "Kalkma sana soda-limon-gripin hazırlayayım" dedi. Fak! Baktım suratına uzun uzun. Bu adam benim sümüklü olduğumu gördü mü? Melek mi kendisi? Ya Benical ile birlikte alınır mı? falan bunları düşünüyorum.
"Otur" dedi. "Ama ilaç alıyorum ben zaten". 
"Onu da al" O sırada ilaç aradığımı sandı sanırım. Ben yine cüzdanımı arıyordum. Aslında kol altına takılan cüzdanım var ama dar geliyor. Hoff.
"Bu rahatlatır" dedi ve ellerini karnına koyup, kafasını yana eğip gözlerini kapattı. Böyle bir dramatizasyon karşısında hayır diyemedim.
Oturdum artık, "tamam" dedim adama. "Ama uyutmasın" 
"Hayır"
Ben hala bönlük var üzerimde bakıyorum adama. "Bunu ben buldum. Hani şu içecekler var ya?" BÖN
"Enerji içeceği?" "Evet. Soda var ya, soda, limon suyu ve gripin. Ben buldum. Çok iyi gelecek" Peki.
TVye bakıyorum. Bu kısmı geçiyorum, yorum yok. Miyav.

Tekrar geldi. "İlacını iç" dedi.

Yarım bardak limon suyu, soda ve gripin geldi. Foto çektim de, garsonun bazı yerleri de çıkmış. Kötü, kırop da edemicem.

Karıştırdı garson limonla içini açtığı gripini. Yavaş yavaş da sodayı karıştırdı.
Pipet istedim. Malum teller ile asitli içecek olmaz.
İçerken, oyalanıyorum ister istemez. Tellerden.

Yine geldi. "İç iç iç. Bitsin o"
ahhahah
Bu arada tüm olanları BKya vatsaplıyorum. O da yoğun ilgilenemiyor. Olsun. Yoksa unutçam.
Ve bitti. Ben de "baba ocağından" çıkıp yola vurdum kendimi. Ama iyi hissettim de. O bayılganlık kalktı. Vardım otele işte saatler önce.

 Bu aralar, lisede olduğu gibi ağaçlara takıkım yine. Bu konuda girişimlerim var. Olgunlaşsın paylaşıcam. Evet, orman mühendisi oluyorum! ohhyea.
 Sıra sıra ağaçlar...

 Şaka gibi.
 Bu da, tomboy tarzımın 2007sinden kalma pabuçlarım. Çok seviyorum kendilerini. Bu hallerini daha çok. Ama tarza balta vurdum galiba.
 Peki nasıl?
Alnımın sol kenarında güneş görünce çıkan lekeyi kapatsın diye, kakül kestireyim yine diye düşünüyordum aylardır. Ama üşeniyordum ve böyle saçma sapan bir yerde yapayım istiyordum.
Resepsiyondakilere sordum. Kız iki yer tarif etti. Daha iyi dediği esteticaya gittim.
Kararsız bir müşteriyi iyi idare ettiler. 
Amaan kes, kökü bende dedim. 40ıma kadar tekrar uzar zaten. Ayrıca biraz da güçlensinler, değil mi?
Bay Kuş'un da iznini aldıktan sonra, vurduk makası.
Dallas'taki Pam gibi oldum. Güzel oldu yav.
Elbette fotoğrafı banyoda çektim. Işığı ne güzeldir şu banyoların!
 Bu kız ne iş yapar? Alın işte. Böyle makina yanlarında, iş makinaları üzerinde poz verir. Benim loder op ehliyetim var, demiş miydim?
Ahahaha
İşte size iki kare, termik santral. İlk defa gittim ve kaçak girdik. Evet, güvenlik zaafları varsa, ben napıyım? 

Böyle endüstriyel fotoğrafları çekmeye başladım. Satıcam! hah hah ha!