Tuesday, April 1, 2014

Uzun Bir Şehir Hikayesi

Uzun çünkü, geçen hafta da bu şehirdeydim. Bugün de buradayım. O vakitten yazamadıklarımı yazıcam.

Gündem ile ilgili yorum yapmayacağım, söz. Çünkü "persona non grata" ilan edilecek kadar çok konuşuyorum bu konuda, iş arkadaşlarıma bir surat sallamışım. Üstlerine alınmak üzere iken iletişim kurduk neyse ki. 

Konumuza gelelim.

Çiçek yedik ya geçen hafta. Sonra bakın neler neler yaptım. Yaptıklarım aslında aynı temelde, ama anlatçaklarım size farklı gelebilir.

İşte size ülkemizdeki Masa Dağları. Cape Town'da yaşama hayalim hala devam ediyor. Ama Masa Dağı değil, Dağları bizdekiler. Malum biz pikniğe 2 kişi veya çekirdek aile gitmeyiz. Sülalecek kamyonet arkasına biner, masaları birleştiririz.  VEleybol da oynarız, futbol da. 
 Elim yanlışlıkla negatife deYince de, şöyle fantastik bir görüntü çıktı. 3 dağı görebilirsiniz. 
 Bu alttaki malum Pingen yolu üzerinde. Yeşil - Griyi sevmeyen var mı?
 Hava kararana kadar böyle fotoğraf çektim işte. Ayrıca, Ankara'da ne kadar mutsuz olduğumu tekrar düşündüm. Her bir viraj sonrası bir heyecan. Kanyonun bir tepesinde bir evde yaşamayı hayal ettim. Uzun süredir böyle mutlu olmamıştım. 
Üstüne bir de Pingen'e gittik. Evdelermiş ikinci ailem.

İşten döndüğüm için her tarafım toz ve pistim. Pantolu bari değiştireyim derken, "gir duş al" demezler mi?!
Eşyalarımı bagajdan alıp, yıkandım. Hem de kovadan su dökünerek!
Ohh yeah! Rıza Baba ben rahat edeyim diye evi terk etti. Ben su dökünürken, BKlar geldi. Avusturalya'dan bir misafir ile birlikte. Oh may gad.
Özlemişim yav. Kadıncağız da, "aile" gibi göründüğümüzü söyledi.
Küçük ailemiz Kurabiyegiller de oradaydı elbette.
 Cuma günü de döndük. 
Bu alttakiler de bugünden. Burası Sorgun.
Hani daha önce anlatmıştım ya; sürekli yemek yediğim Hacı Ömer'in Yeri'ne gittim yine. Küsmüştüm ama gittim işte o günden sonra, ne zaman oradan geçsem durdum.
Son 2 sefer yanımda birileri vardı.

Bugün yalnızdım yine. Yanıma geldi kendisi. Tabak yemek dolu. Masa yine donanmış. Rakın olsa, 2 şişeyi oradaki ikramla bitirirsin.
"Yalnız mısın?"
"Evet" dedim.
"Ekmek yeme. Etini ye" dedi.
"Hıı? Tamam" dedim.
Sonra tekrar geldi. Ama öyle bir yedim ki, ilk gittiğim gün tereyağının yanına bal istemiştim. Hala her gittiğimde getirirler. Öyle bir yer orası. O balı-tereyağını artık yarım bıraktım. Öyle şişmişim. Ve öyle halsiz hissettim ki kendimi. Bayılacak gibiydim. Bir de üstüne günlerdir bir burun akıntısı. Arada hafif boğaz ağrısı. Tuzlu su gargarası, çeşit çeşit pazen mendil. 
Tam o geldiğinde, bayılır mıyım diye düşünüyorum. Bu sene trafik kazası yapabilirmişim. Onu düşünüyordum.

Tam kalkacaktım. "Kalkma sana soda-limon-gripin hazırlayayım" dedi. Fak! Baktım suratına uzun uzun. Bu adam benim sümüklü olduğumu gördü mü? Melek mi kendisi? Ya Benical ile birlikte alınır mı? falan bunları düşünüyorum.
"Otur" dedi. "Ama ilaç alıyorum ben zaten". 
"Onu da al" O sırada ilaç aradığımı sandı sanırım. Ben yine cüzdanımı arıyordum. Aslında kol altına takılan cüzdanım var ama dar geliyor. Hoff.
"Bu rahatlatır" dedi ve ellerini karnına koyup, kafasını yana eğip gözlerini kapattı. Böyle bir dramatizasyon karşısında hayır diyemedim.
Oturdum artık, "tamam" dedim adama. "Ama uyutmasın" 
"Hayır"
Ben hala bönlük var üzerimde bakıyorum adama. "Bunu ben buldum. Hani şu içecekler var ya?" BÖN
"Enerji içeceği?" "Evet. Soda var ya, soda, limon suyu ve gripin. Ben buldum. Çok iyi gelecek" Peki.
TVye bakıyorum. Bu kısmı geçiyorum, yorum yok. Miyav.

Tekrar geldi. "İlacını iç" dedi.

Yarım bardak limon suyu, soda ve gripin geldi. Foto çektim de, garsonun bazı yerleri de çıkmış. Kötü, kırop da edemicem.

Karıştırdı garson limonla içini açtığı gripini. Yavaş yavaş da sodayı karıştırdı.
Pipet istedim. Malum teller ile asitli içecek olmaz.
İçerken, oyalanıyorum ister istemez. Tellerden.

Yine geldi. "İç iç iç. Bitsin o"
ahhahah
Bu arada tüm olanları BKya vatsaplıyorum. O da yoğun ilgilenemiyor. Olsun. Yoksa unutçam.
Ve bitti. Ben de "baba ocağından" çıkıp yola vurdum kendimi. Ama iyi hissettim de. O bayılganlık kalktı. Vardım otele işte saatler önce.

 Bu aralar, lisede olduğu gibi ağaçlara takıkım yine. Bu konuda girişimlerim var. Olgunlaşsın paylaşıcam. Evet, orman mühendisi oluyorum! ohhyea.
 Sıra sıra ağaçlar...

 Şaka gibi.
 Bu da, tomboy tarzımın 2007sinden kalma pabuçlarım. Çok seviyorum kendilerini. Bu hallerini daha çok. Ama tarza balta vurdum galiba.
 Peki nasıl?
Alnımın sol kenarında güneş görünce çıkan lekeyi kapatsın diye, kakül kestireyim yine diye düşünüyordum aylardır. Ama üşeniyordum ve böyle saçma sapan bir yerde yapayım istiyordum.
Resepsiyondakilere sordum. Kız iki yer tarif etti. Daha iyi dediği esteticaya gittim.
Kararsız bir müşteriyi iyi idare ettiler. 
Amaan kes, kökü bende dedim. 40ıma kadar tekrar uzar zaten. Ayrıca biraz da güçlensinler, değil mi?
Bay Kuş'un da iznini aldıktan sonra, vurduk makası.
Dallas'taki Pam gibi oldum. Güzel oldu yav.
Elbette fotoğrafı banyoda çektim. Işığı ne güzeldir şu banyoların!
 Bu kız ne iş yapar? Alın işte. Böyle makina yanlarında, iş makinaları üzerinde poz verir. Benim loder op ehliyetim var, demiş miydim?
Ahahaha
İşte size iki kare, termik santral. İlk defa gittim ve kaçak girdik. Evet, güvenlik zaafları varsa, ben napıyım? 

Böyle endüstriyel fotoğrafları çekmeye başladım. Satıcam! hah hah ha!

2 comments:

  1. Hastalık halini gazozuna ilaç katılacakmış paranoyasıyla okudum, amma şüpheye güvensizliğe bağlamışım, kızdım kendime. saçlar bomba, güle güle kullan! :)

    ReplyDelete
  2. Sadece yalniz seyahat eden acinasi kadini koruma ic gudusu. Altindan baska sey cikarsa rezalet cikaririm. Tum sirket orada durup yiyor cunku.
    Saclar bombshell hell yeah! Tenks yu!

    ReplyDelete