Tuesday, May 6, 2014

Praha

Aktarmalı uçuş.

Önce bir 5 saatin var dedi bana. O zaman naparım, ne ederim diye araştırdım. Sonra bir hesapladım, 3 saat. Şehre inmek 1er saat sürüyormuş. O zaman araştırmayı bıraktım. En sonunda, inince hava limanına, baktım ki, 4 saatim var.
Böyle bir acele etmekler, heyecanlanmaklar. Kendimin ayırdına vardığım zamanlarda ilk gitmek istediğim kentlerden biriydi Prag. 
Terminaller arası geçiş yaptım, bu arada küçük bir limanı var, haritadan bakınca devasa görünüyor. Sanırsın İngiltere'nin hava limanLARı gibi. Valizi bıraktım. Oradaki gençlere, uçak 5teyse kaçta gelebilirim sorusunu iletemedim tabi. "madam, madam", baktım olmucak, çıktım dışarı. otobüs 1 saat sürer demişler insanlar internetlerde. Olmaz tabi, fobimi farklı topraklarda mı yeneceğim?! (ki yapmıştım bunu).
Taksi sırasına baktım, AAA taksi daha 4ncü. İçerde turladım biraz. AAA'ya sıra gelince, hoop. Taksi dolandırıcılığı meşhurmuş Prag'ın göremedik çok şükür!

Açtım haritayı, beni şu kırmızı noktaya götür dedim. Bu arada bu taksiyi güvenilir olmasının yanı sıra, başka bir nedenden ötürü de seçmiştim ama hatırlamadım o an. Binince gördüm. %47 indirim!! 

Abiye sordum tabi, indirim için napçam bilader? Kuponu al, telefon et dedi. E tamam. 

Yollar böyle bir Avusturalya, bir Africa cangılı gibi, yemyeşil. Hava kapalı idi bu arada. Ben de hava limanında ötmeyeyim diye, kırmızı süet düz taban bir pabuçlayım. Değiştirmek aklıma gelmedi, sport pabuçlarımı giymedim. Ama Prag işte, soğuk mu soğuk! Bu arada evet, diş tellerim kapıda ötüyorlar!!!

Abi beni tam da haritada gösterdiğim kırmızı noktada indirdi. Karşımda Charles Köprüsü. Tıklım tıklım!!! "Nasıl? Kalabalık de mi?" dedi de, içimden fak, vat iz dis? dedim. Teşekkür ettim, 35 Avro da verdim, evet. 

Köprüye çıkmadan evvel, taksiyi aradığımda beni nereden alabilir diye bakındım. Otel buldum kendime, sonra hoop köprüye. Görece o coşkulu kalabalık azalmıştı.
Ama mahşer yeri gibi derler ya, inanın öyleydi. Ya da inanmayın.

Hava serin, çorapsız pabuçlarımla burnum deli gibi akıyor. Güneş yok, hava kapalı, fotoğraflar bok gibi. 
Acele ederek dolaşmaya başladım tabi.

Aç değildim ama, sırf merakımdan Puşkin adlı mekana girip, gulaj yedim. Aç değildim belki ondan, ancak hayatımda bu yemek olmasa da olarmış. 

Köprüye dönersek, çok kalabalık, sağlı sollu ekseriye kişilerin karikatürlerini çizen ressamlar, takı satıcıları. Bazen de müzisyenler. Müzik olmayınca, hakikaten damarlarımızdan biri kesikmiş gibi olmuyor mu?

Köprü üzerinde birçok heykel mevcut. Bazıları, dilek dilemek için ellenmekten pirinci ortaya çıkmış, sapsarı olmuş. Batıl itikatlarım bana fazla geliyor artık, terk ediyorum yavaş yavaş O nedenle sıraya girmedim.
Köprünün altından başka bir köprüye bakınca amanıın şu aşıkların asma kilit astıkları yer. Ben orayı geniiş bir yer sanmıştım. Tek başıma olunca da, napcam? Gidip napcam? Şunu çekip, gittim.

 Beni etkileyenlerden biri de, dilencilerin dilenme şekilleriydi. Ekşi'de yazmışlar galiba. Demek insanlarda hala utanma duygusu var, diye düşündüm.
Gel bi' Kızılay'da yürü. İnsanlar yapışıyor, para istiyor. Elindeki gevreği uzatıyorsun, "naaabçam ben onu yaa" diyor, dövmediği kalmış. Şaşırıyorsun. Bu bir ülkeler karşılaştırması değildir, insan ve sağduyu karşılaştırmasıdır. Bir de kültür tabi. Şu anki mevzu bahis kişiyi tanımıyoruz.
 Bu foto, Fermina Hanım'a ve emaye çaydanlığına gelsin!
 E tabi, ben noolur nolmaz diye, haritayı da bastırmıştım. Başladım yürümeye. Dancing House'u merak ediyordum.
O kadar yakınmış ki, bir elimde burnumu tahriş edercesine sildiğim sümük bezi. Atölyeden alıp da, sümük bezi yaptığım tekstil artıkları. 

Şu binanın önünde bir fotoğrafım olsun isterdim. Ancak bu aralar, ya Benjamin'i alıp kaçarlarsa, ya cep telefonumu alıp kaçarlarsa paranoyasına sahip olduğum için, bari bir selfi çekeyim dedim. Heh, olmadı tabi. Yol çıkmış bir de koca burnum. 3ncüyü denemedim artık. 
 Sonra dedim ki, ben şu astrolojik saati bi' göreyim, ki tvde görmüştüm kaç sefer. Şu dans eden eve giderken de, saatimi ayarladım. Saat başı orada olabilecektim.
Ama inanılmaz bir şey, nehirden ayrılıp içeri girince, kayboldum! Elimde harita var ve kayboldum! Yine de bu sayede gitmeyi planlamadığım meydana çıktım. Yine birçok sokak sanatçısı vardı. Ancak elimdeki kalın pazen mendil, artık ıslaktı. Bildiğiniz ıslak!!!1bir

Taksiyi aradım, geç kalmadan. Sonra da otele döneyim dedim. Yok, yolda hala astrolojik herhangi bir yapıya rastlamadım. Ayaklarım acıdı artık sokaktan, ayakkabı düz, ki içine silikon topuk tabanı koymuştum. Çorap da yok, zırt pırt ayağımdan çıkıyor! Yollar zaten arnavut kaldırımı. mızmızmız

Saat yok. Bir yerde saat gongladı. Baktım astrolojik olanı değil. Amaaan dedim ya, yorulmuşum. Bir de insan dolaşıyor ama şehir hakkında araştırma yapmasam, kelebek gibi dön dolan. 
 Böyle böyle karanlık fotoğraflarla otele dönerken, şans eseri gidiyorum tabi, nihayet bir sokak ismi haritada göründü!!!
Köprüye doğru ilerlediğimi düşünürken, aşağıdaki güzel yaratığı gördüm. Kim bilir kaç yaşında ve çok güzel. Yenge de, "Big In Japan"ı hala saçlarında yaşatıyor. Modern Talking kafası. Gülümsedim, geçtim.
 Köprüden dönerken, dua eden, dilek dileyen insan.
 Köprünün dönüş tarafı. Güneş çıktı da, içimi ısıttı mı? Hayır. Biliyorduk soğuk olduğunu da, burnumdan ne istedin?!
 Yine azcık güneş çıkmışken nehir.
Otelin önüne geldiğimde, 15 dakikam daha vardı. Artık gelenek haline getirdiğim, şehre ait bir kadın heykelciği araştırdım. Mısır püskülünden yapılma, emre amede bir kadıncağız biblosu satın aldım. Paradan anlamam ben, kim bilir kaç para verdim :D 
Kazanmayı bilirim de, harcamayı bilmem işte. 

Sonra taksi ile hava limanı. 18 avro. Sonra da pabuç değiştirdim. 
Bu hava limanında, ötünce (bence tellerden), kızcağız beni oturttu bizdeki gibi sandalyeye. Pabuçlarımı aldı, plastik kutuya koydu. Eline de eldiven geçirip, elleri ile ayaklarımı kontrol etti. Beleşinden ayak masajı. Ooo00 dedim, iyimiş.

E tabi bişi bulamazsın, ağzımı açmışım, "bak tellerim öttü galiba" demişim, sen hala oramı buramı elle. 

Bindim uçağa geldim ama yolda Almanya'ğa ait havayolu şirketinin çalışan ve müşterileri bana çok kaba geldi. Hava limanı da çiş kokuyordu her taraftan. Ha bu arada, insanları da böyle tuhaf geldi bana Prag'ın. 

Tuvalette sıradayım. Bir kabinden bir kadın çıktı, Çekçe birşeyler söyledi. Ben baktım tabi, anlamadım. Önümdeki Çek'e sıra geldiğinde, o kadının 2 kişi önce çıktığı kabin boşaldı. Bana kafasıyla işaret edip, git dedi. Ben de "neden?" dedim ingilizce, bana Çekce cevap verdi. 
Allam dedim, seninle mi uğraşcam. Girince anladım ki, toylıt peypır bitmiş. Kadın, kadın!! Ben nereden geldim sen biliyon mu? Omzumdaki bir at ağırlığındaki çantadan tuvalet kağıdı mı çıkmayacak!? Hahaha

Sonra gittim, valizi aldım emanetten. Çakal bana para üstü avro yerine Çek paraları vermiş. Bende de böyle bir salaklık var işte. İnanırım, güvenirim, kontrol etmem. Almanya'ğda fark ettim. Olsun, ben de balkona astım Hıdırellez parası diye.

Netçede, pek bir numarası yokmuş. 3 saatte tüm şehri dolaşmışım, astrolojik saati de görmedim ama aman umurumda değil. Saklamışlar. Zaten ülkenin insanları ve turistleri çok "saf". İnternetlerde ipi pazara çıkarılmış olan, sokak sanatını görmüşler, 40 kişi başında bekliyordu. Bahsettiğim de, bir kişi bağdaş kurmuş oturuyor, elinde bir sopa var. İkinci kişi o sopanın ucunda oturuyor görünüyor. İkinci kattaki ile göz göze geldik. Ben karşıya geçiyordum. "olm bana yutturamazsın" bakışı attım, kaybolmama devam ettim. Kaybolsan ne ki zaten Prag'da. Ankara'nın Çankaya'sı ülkenin tamamı kadar, peh!

Neticede, şunu hissettim. En çok gitmek istediğim yerlerden biri olan bu şehir, bana tat vermedi. Bir his yaratmadı. Üşümekten başka, ama o şu anda da var. Gittim marketten sümük bezi aldım bir set. Burun kanatlarım acıdı.

He, ne hissettim, kapıyı kapatırken İngiltere, dilenciyi görünce Fas, oraya bakınca Moskov, dondurma yiyince (şekeri bıraktım ama dondurma yemeye başladım bu yaşımda) Hırvatistan falan. Sanırım tourist block oldum, varsa böyle bir deyim.

Her kent, her ülke birbirine benzemeye başladı. Şimdi şu soğuk Alamanyağ kasabasında, ısınmaya çalışırken, yazayım dedim. Neticede internet kısıtlı ve çok pahalı. Burlar çok pahalı. Benim yalnız ama çok güzel ülkem. Bir gün o kadar özgür ol ki, İngiltere'nin esamesi okunmasın de la libersyon ve demokrağsi adına. Ay lav yu.

1 comment: