Monday, June 30, 2014

BeBeGe Hulya


Sari saclarindan sen suclusun Hulya. Dedikoduyu bastaci etmektrn de sen suckusun Acun.
Napiyor bu kadin simdi?

Thursday, June 26, 2014

Cilek ve Edep

Denize 45 dk yakin olup da girmemek. Sanirim icimdeki Ege olmus. Ya da artik Dogu'da yasamadigim icin saldirmiyorum?
Dun aksamustu buranin lezzetli cileklerinden satin almaya gittik ama tezgah bosalmis.
Bir sehirde is yeri hekimi ile aran iyiyse tum kapilar acilir. BK'un kazada da yarali hakkinda net bilgiyi bizim icin hastaneye giden is yeri hekiminden almistik. Sagolsunlar.
Heh, cilek diyordum. Bizim doktor aldi bos 3 kap, yanimizdaki Peterabi'nin eline de tutusturduk. Cilek topladik. Tabi Peter topladigi cileklerin bizimkilerle birlestirilip ona 2 avuc verilmesini anlayamadi cunku biz aslinda doktorun esine toplamistik. Anlatmadim tabi basindan. 
Neyse guzel bir faaliyetmis bu.
Buradan foto yukleyemiyorum, o nedenle de gorsel yok. 
Geleli 4 gun oldu, leylek gormedim iyi mi? 
Hah. Obsesyon oldu bana bu kuslar. 
Dun bana uzunmesafedenlahvefali bakildi. Avrupa'ya yerlesip huzurlu bir hayat surecekmisim. Bugun de bunun uzerine ogrendik ki, BirlesikKrallik'ta bir isletme acilacakmis ve Ahusturalyan kurallarini benimseyeceklermis. Tam benlik. Benden iyisi mi olur!? Ahaha
Bu arada Peter'e de Turkleri tanitiyorum. Kultur atesesiyim su an. Gecen gun hosmerim yedirdim. Kahvalti bufesine koymuslar. 'Al ye bu peynir 'dedim. Inanmadi. Sonra emin olamadim sordum Turklere, hosmerim de mi diye.
Gecen sefer ayran ve salgam icirdik. Midesi kalkti adamin. Bugun sordum ishal oldun mu diye. Haykirarak guldu, 'hayir ama sevmedim' dedi. Bana sorsalar, 'oyk igrencti bea' derdim.  Iste kultur farki.
Sonra da dedim ki, 'bak sana neler yedircem. Sirada inek barsaklari var'. Agzini berkitti, 'sen yersen yerim' dedi. 'Yiycen tabi' dedim. Oglu hatira istemis de buralardan. 'Burda hatiralik bir sey yok, istersen komur gotur' dedim. 'Ama yiyecekleri anlatirsin. Mesir macunu da aliriz pampa' dedim.  
Turk kadinlarinin nasil cenebaz olduklarini da kanitladim, endiseye mahal yok. Surekli konusuyorum. Konusmaktan tellerim agiz icimi parcaladi. Sakiz yapistiriyorum, dalga geciyor benimle. 
Bir de bu Peter bey cakur cukur sakiz cigniyor. Turk olsa, 'kari gibi sakiz mi cignenir?' Dersin, kapanir olay. Yok. Sakiz cikiyor, tirnaklarini agzini sapirdatarak yiyor.
Bugun hickirdim. Ufak minik bir hickirikti. Bana 'affederim' dedi. Mal gibi baktim tabi. 'Eee ne diycem simdi buna ben?' Dedim. Su yasimda ilk defa duyuyorum. 'Umm ne bileyim hooo moo' dedi. 'Te Allam' dedim. Sonra simsek dustu. 'Simdi ben hickirdim diye senden af mi dileyecegim?' Dedim. Burnunu karistiran, sakizi duymadigim bir desibelde cigneyen adam, 'biz hickirinca, gegirince ozur dileriz' dedi ve bana en buyuk terbiyeyi verdi.
Osurunca noluyo diyemedim.
Oha dedim ama edebimle. 
Sustum sonra.
BFF BK'a anlattim bunlari. Degisik geldi bana. Hickirik!?!

O da bana sunu onerdi. 'Yarin o, tirnaklarini afiyetle yerken, 'yanina nutella ister misin?' Diye sormaliymisim. Yapicam ama. Sahsina bir killigim yok da, bana terbiye vermesi dogru gelmedi. Ne demisler, Roma'da Romali gibi davran. 

Daha Almanlari anlatcam. 

Wednesday, June 25, 2014

Nostaljiya

Geberiyorum nostaljimden. Gecen haftadan beri 80-90lardan ne varsa yutuptan seyrediyorum ki ben vidyocu biri degilim.
Maykil Ceksin'la basladik. Liberyali kizi kutuphaneci anlamayan kac ergendik ki?

Bugun Rick Astley'nin Cry For Help (ama live olan) sarkisini 16 22 kere calmisimdir. Debbie Gibson da cabasi. Klibi film seyrediyormuscasina seyrettim. Su genc cicekleri cope atanda off cektim ehehe foolish beat
Simdi kalk burnuna dayanmis popolar haricinde bir klip seyret bakalim. Tell it to my heart! 
Rick napar ne der diye baktim sitesinden. Faal caliyor soyluyor. Sitesindeki tisortten isterim. 
http://www.backstreet-merch.com/stores/rick-astley/official_rick-astley_t-shirt_rick-and-roll_rick05.html
Sitesinde yer bulsam 'ben seni cok seviyorum' diye mesaj atacaktim ergenler gibi.
O sarkidaki sesinin tokluguna bayiliyorum. Ayrica kendisinin rekor sahibi oldugunu bugun ogrendim :( birlesikkrallik'ta ilk 8 singlei top10a giren tek solo erkekmis kendisi. Erkekkk!
Ayrica ben nevirgonagivyuap sarkisini da seviyorum. O zamanlari mi ozluyorum, regresyon mu bu ne ama keyfi cok. Kafasi simdi geldi yalniz! 

Tuesday, June 24, 2014

Donum Insani

Hayatimizda ne kadar cok insan var. Aileler (evliysek) degilsek bile kendi ailemizin dallanip budaklanan aileleri. Komsular. Is arkadaslarimiz. Gecici sure calistigimiz insanlar vs.
Bugun resmi bir belgenin inkilizcesini ararken internetten, tercumasyon sitesine denk geldim. Baktim ki, sitenin sahibi benim eskiden calistigim bir tercuman.
Mail attim hemen. Sevindigimi soyledim. Yavrulamis mi, nasilmis vs.
Hemen cevap geldi. Iyimis. Hala gelinle geziyorlamis ve gecen gun benden bahsetmisler.
Benim ona verdigim is ile su anki hayatini sekillendirmis. Mutluymus. Ustune sitedeki tercume edilmis her belge ucretsiz benimmis!
Yazarken bile gulumsuyorum.
Insanlarin hayatlarinda iyi anlamda boyle iyi etki sahibi olmak ne kadar keyifli. Tipki bir ogretmen gibi sevindim.
Iyiyi almak isteyene iyiyim de, kotu niyetli olanlara kotulugum olmustur. Benim de kizginliklarim, tahammulsuzluklerim var. Surusuyle! 
Ama zaman benden yana. Hayat bana hep adil. 
Bu bana iyi hissettirdi. Ben de iyi bir insanmisim. 
Hayatimda da sasece iyi insanlar olsun istiyorum. Amin bin.

Sunday, June 22, 2014

Trafik

Hayat.
Uzun zamandir BK ile biraraya gelemedik. Ben hep yoldaydim cunku. Boyle boylr bunaldim artik yollardan. Bunaldikca yeni yollar cikti onume. E ben yine bir 2 hafta yok olmadan sevdigim beni gormek icin gelmeye karar verdi. Cuma sabah yola cikti, pazar geri gidecekti.
Aslinda akil kari degil 10 saatlik yolu tek gunde tek basina gelip, 1 gun sonra donmek. 
Cuma gunu 3 gibi aradiginda telefon bir degisik calmisti zaten. Hakikaten hissiyatimiz kuvvetli mi biz bagyanlarin?
Garip bir giristen sonra, sakin olmami soylediginde, aklima ilk gelen kaza mi gecirdi oldu. Evet. Onune cikan bir araca carparak durmus. Diger aracta 1 yarali varmis. Kendisi iyiymis.
O koca gunun ozeti bu. Abisi ile bulusup 58e yola ciktik. Gittik aldik kendisini. Yaralinin durumunun iyi oldugunu ogrenince rahatladik. Kendisini tek parca gorunce de rahatladik. Aldik getirdik o gece Ank'ya. 
Araba sanirim pert. Yarali 48 saatte sorun cikmazsa, ki 48 saat doldu, yarin taburcu. BK plani degistirdi. Ikimiz de yarin farkli cografyalara gidiyoruz. O henuz ise donmuyor. 
Bu sene cok fazla kotu haber aldik. Sene bitince kotu haber bitecek mi? Hayir elbette. 
Ama ilerde diyecegimiz su olacak, 2014 ne kotu bir seneydi be. 
Leylek Count: 21/2014. 
Kissadan hisse: yolu kontrol etmeden kavsaklara girmeyin, kavsaklara girerken hiz azaltin ve arkada bile olsaniz emniyet kemeri takin. 
Bir de gece 2 de bile polis radar kuruyor. Ben radardan sikayet etmiyorum, daha fazla gece radarimolsun ki, kurallara uyarak yasamayi ogrensin artik bu millet. 

Wednesday, June 18, 2014

Sevgili Gunluk

Bugun ofis cok sicakti. Sogutucu arizasi aylardir devam ediyor. Eridik.

Eve donerken yine Meclis yakininda EgemenBagis'i gordum. Akrabasi olsa eski fotografina benzer degil mi? Benim baktigimi fark ettiginde siritmaya baslayan adama gayri ihtiyari kaslarimi cattim. Sonra kafasini cevirdi. 

Dondurma yiyerek ve koca kulakliklarla muzik dinleyerek yuruyen kizin arkasindan bakan adama da kaslarimi cattim. Guzel seymis bu. Toplumu kaslarimla duzeltecegim. Namuslu Kilicdaroglu'na da kaslarimi catiyorum burdan cati cati. 

Ankara'da hic fantastik seyler yasamiyorum. Ne bogucu. 

Valizimin sapini kopartmislar tasirken. Yenisini al, faturasini getir kopardigimiz valizle dediler. 

Artik etekle elbise ile dolasma vakti gelmis. Kumas pantolon da kar etmiyor. 

Bugun kendime bir kariyer hedefi koydum. Seneye bu vakitler netlesir diyorum. 

Stresim bitti, sinavlarim bitti. Bosluga dustum. Kitaplarim da bitti. Kargo bekliyorum. 

Dragon yarisina katilamadigim icin uzuldum. 

Insanlari anlayabilmek icin yeni arastirmalara basladim. Ben cozene kadar 2023te 3ncu Dunya Savasi cikacakmis.

Kardesimi bu sefer sinav icin odtune goturdum. Inanmak istemedim. Cok pis ve bakimsizdi. Her yeri ot burumus. Hacettepe'nin o harika bahcesi ile karsilastirilamaz. Topraga yedigim meyvelerin cekirdeklerini gomemedim kurakliktan. Soven sevgilime hemen haber verdim. Soven hisleriyle 'ne hale getirmisler okulumu!' Dedi. Bahcivan butcesini kesmisler. Ya da sadece gorunen yerler bakimli. Ben gorunen yerleri gormedim. 

Iste boyle sevgili gunluk. Baska zaman gorusmek dilegiyle. Saglicakla kal. J.

Sunday, June 15, 2014

19 Saatte Amsterdam

Bu Avrupa bize göre oldukça pahalı. Bizim otelin sahibi kadın, Otel Kadını, Amsterdam'a otobüsle gidebileceğimi söyledikten sonra araştırmış, bir link verdi. Bu arada tabi Sevgili C için de araştırırken, C'nin fiyatlarını 3e katlamış oldu. Bu tür internet üzeri fiyat araştırmalarında, tekrar tekrar bakacaksanız ya da sayfa uzun süre açık kalırsa fiyatlar artıyor. Engellemek için cookieleri disable etmeniz lazım. I sipiks ingliş.

Neyse, otobüs fiyatı sabitmiş. 15 Avro. Ancak biletleri alana kadar canım çıktı. İnternet bağlantısı kopar, otel bulmak uzun sürdü, onu satın almak da bir o kadar zordu. 3 kere toplamda kadının yanına inmek zorunda kaldım 3 kat. Ama bir şekilde biletleri ve oteli ayarladık.

Eh bu kadar engellemeye başıma bir şey gelecek diye korkmadım değil. Yalnız seyahat eden kadınlara bizim ülkemizde yapılanları biliyoruz. 

Seyahat tarihi tatile gelince tren saatlerinde değişiklik olur, tren gelmeyebilir dediği için Otel Kadını, beni 1 saat erkenden istasyona gönderdi. 1 saat erken gidince otobüs "gar"ında gözlem yapma fırsatım oldu. Gar denildiğinde kesinlikle bizimkilere benzer bir yer aklınıza gelmesin fiziksel olarak. Sadece açık bir park alanı, otobüsler için büyük. Sadece direkler ve üzerlerinde tabelalar var. Eskiden Kemeraltı Balıkhali önündeki otobüs ana seyahat noktaları gibi. Şimdi Balıkhali, Konak Pier oldu şekerim.

Su aldığım yer elbette Türktü. 

O tertemiz Almanya'nın sona erdiği yer kesinlikle gar. Gara keşler ve parasız öğrenciler geliyormuş. Bir grup genç vardı. Gitar çalan tek erkek ve etrafında kızlar. Kızlardan biri ilaç kutusu ile gence eşlik ediyordu. Hayatımda yalın hali ile bu kadar güzel bir ses duymadım.

1 saat orada oturmadım elbette. En az yarım saat dolaştım. Sonra da gençleri dinledim uzaktan. Yanıma oturup sigara yakıp beni zehirleyen Türkler ve zevzek konuşmalarına kadar da bir bankta oturdum. Alamancılar için ayrı bir yazı yazacağım. Çok utanç vericiler!

Ve otobüs geldi. Toplamda 7 kişiymişiz. Otobüste yer ayırtma gibi bir seçenek yok. İstediğin yere oturuyorsun. Çok istediğin bir yer varsa erken gel diyorlar. Neyse, data matrix kodu okumadı alet! "İşte" dedim "buymuş"! eheh endişeli kişi.

Sorun düzeldi, soyadımdan buldu beni. Bindik. 7 kişi. Yolda arada uyumuşum. Her yer yemyeşil. Yeşil göz dinlendirir ama benimki fazla dinlendi. Sonra Hollanda'ya yaklaşınca yol kenarlarındaki atların yerini inekler almaya başladı. Şehre girdik. Girdiğimiz andan itibaren, "ne güzelmiş lan" dedim kendime sürekli. Almanya'da da insanlar bisikletle dolaşıyor, genel yaşam benzer ama en bileyim, bu insanlarda bir rahatlık var. Keyif var herhalde. İzmir falan hikaye. Ams tam yaymalık bir şehir gibi geldi bana. Şehrin içinden geçiyoruz. Büyüleniyorum böyle. Sonra zırt diye bir yerde durduk yolda. Geniş bir yol. 5 kişi indi. Geriye kalan 1 genç de emin olamayıp kalkınca, son durak mı diye sorduk. Öyleymiş. Ne acayipsiniz.

Şoför ingilizce bilince iş kolay tabi sanıyorsunuz. Eliyle işaret etti "şurası Merkez İstasyon". Ams'a gelince herkesin başlangıç noktası. Ben ters yöne gitmeyi tercih ettim. Napıcam tren istasyonunda!?

Başka ufak bir istasyon vardı. Önünde de acayip bir yapı. Orada birini yakalayıp, ipaddeki tüm Ams haritalarını açtım (moderen seyyahlık). Nerdeyiz diye sordum. Adam eliyle "şuralarda bir yerde" demez mi?!
"Sen en iyisi Sentral Siteyşına git" dedi. Ben de "gitmicem!" dedim. Doğru demişim. 
Hemen sızlanmak için Bay Kuş'u aradım. Cityring tabelasına takılıp, yürüyorum. Birden böyle zurnalı bir ses geldi. Türk düğünü!! Onlara takılmadan yola devam ettim ve yolda uzaktan bir değirmen gördüm.

İşte ikinci kerterizim de bu.

Sonra haritada yel değirmenini buldum, sonrasında rahatladım. Daha önce plan yapmıştım ama gara göre yapmıştım. Gar batıda ben kuzeydeyim. Sonra hayvanlı bahçeyi buldum haritadan. Yürümeye başladım. Saat 16:30 bu arada.

Değirmene yaklaşınca öyle sıradan bir yer olmadığını gördüm. 
 Bu da ilk nehir fotoğrafı. 
Ve görmek istediğim yerlerden birindeyim: Magere Brug. Ya da Sıska Kız Kardeşler Köprüsü. Ben de bir özelliği var sanmıştım. 
 Böyle bir yermiş. Kimseye güvenip makinayı vermedim. Dolayısı ile ben çektim fotoğraflarımı.
 Öööööhhhh. Böyle bir yerde yaşamak güzel olmaz mı? Ama çok turist var yah.
Böyle böyle masalımsı yerler.
 Sonra böyle dolana dolana, meşhur otların, tohumların satıldığı sokaklardan birine geldim. Sokağın hali böyledir. 
Sokak meydana çıkıyor. Meydan böyle kalabalık. 
 Ben şöyle bir dolandım tabi. Tesadüfen Spui'ye girmişim. O da ne FESTİVAL VAR!
Spui'de sokak sanatı. 
Festivaller bildiğiniz üzere, toplumun genel ahlak kurallarının dışına çıktığı eğlencelerdir. Amsterdam'da daha ne festivali yapıyorsunuz anlamadım. Zaten festival gibisin Amsterdam, katılmak istiyorum!!!

Sokak araç girişine kapalı. Aralıklarla DJler setlerini çalıyorlar. Bir yerde müzik çok hoşuma gitti. Çektim kendimi kenara, aldım bir bira! 
Sonra yola devam. Turist olduğum belli tabi, kafa göz her yerde dolanıyor. Karşıdan gelen bir çift baktım benim botlara bakıyorlar. Ben de gülümsedim. bu Avrupalılar güler yüzlü. Hani Akdenizli olan bizdik?!

Botlarını çok beğendik dediklerinde, "ehe çok güzeller değil mi? yeni aldım" dedim. Sonra bir şekilde adama makinayı verdim. Yenge ile fotoğrafımızı çekti. O arada ben botlarımı överken, "bak üzerindeki cepleri gördün mü?" diye şımarıyordum. Bu da şımarma halim aşağıda:
Yahu bu dünyada botlarımı benden başka beğenenler de varmış!? 

 Bu sırıklı kadın da ara sokaktan çıktı. Üzerime üzerime gelince, fotoğfarnı çekip kaçtım. O kanatları açıp bir kelebeğe dönüştüğünde fotoğrafsal olarak çok yanlış bir yerdeydim, maalesef.
 Sokak festivali ve ahlak anlayışının dışına çıkmak bana yetince, yola devam. Burası lale tohumlarının satıldığı yer. Ya o laleler bizim!!!
Benim istediğim lale bahçesine gitmekti. Ailecek fotoğrafımız var orada, (2 küçük hariç) ama mesafeli bir yermiş.
Bu arada, neden bisiklet kiralamadım? 
Yürüyerek daha çok şey göreceğimi bildiğim için. Ayrıca binebiliyorum ben bisiklet. Almanya'da denettiler. Gerçekten mekanik bilişsel öğrenme unutulmuyormuş!
 Bu Avropalılar ve kilit hastalıkları. 
Bizde de var ama böyle aleni değil. Biz tam tersi Cuma namazından çıkan birisine gidip, kafamızda kilit açtırıyoruz, talihimiz, kısmetimiz açılsın diye. Ben yapmadım hayır. Kilit asan ve açtıran tarafta değilim. Ben bakıcıyım. Kilitler benim işimde yer alıyor. Aşka dahil etmiyorum!
 E bir de bu vardı tabi listede. I Amsterdam.
Bu da rezillik işte. Her harfin üzerinde insanlar. Ben napcam?! Dolandım orada bir süre. Sonra bir kıza verdim makinayı. Tek değildi ve kaçıp gidecek gibi görünmüyordu. Sağolsun çekmiş birkaç poz.
Bu arada, acıkmıştım azcık. Dedim ya, şekersizlik öncesi olsa sürünüyordum. Artık ayıp olmasın bedenime diye helalinden bir sosis yedim. Canım çekiyordu ne zamandır. O sosisi yerken, ki ben başka açık restorante bulamayacağımı düşünüyordum, Rembrandt Müzesi'nin giriş saatini kaçırmışım.
Müze otlu sokaklara yakın.

Ben artık ziyadesiyle yorulmuş ama mutlu bir şekilde artık otele gideyim, oradan tekrar çıkarım. Yüküm azalsın dedim.
Otel Vondelpark'a yakın. 
Parkın içine girdim elbet. O da ne!? Burada da var yazı. Toplamda kaç tane olduğu rehberlerde yazmıyor. Süprizlerle dolusun festival kenti. Bak bir daha diyorum, "festival gibisin, katılmak istiyorum". Ben biliyordum zaten Kenan Doğulu'nun bu şarkıyı kafası iyiyken yazdığını. Amsterdam'da yazmış arkadaşlar. Çözdük.
 Leş kalabalık. Bakın dikkatlice, ağaç altında oturan var mı? 
Yok. Öğle vakti bile böyleler. Amsterdam, Almanya'ya göre daha nemsiz ve güzeldi. Almanya'da ben böyle bu kadar yol yürüyeceğim, pantolonum ıslanırdı. Çok su içiyorum dedim ya.  
Bu kadar güneşi ülkede görsem güneş gören her yerim koca koca blister kaplanırdı.
Bir de ağaç altlarına işiyor bu insanlar. O nedenle açık alanı tercih ediyorlar. Bizim Ank parklarına Ankara'nın elitleri giderler ve park sandalyelerinde otururlar. Heh ben de yapmadım mı kardeşimi Hacettepe'de beklerken? Yaptım. Bu pazar yine sınav varmış. 
Bu da tipik Amsterdam kartpostalı. Mavi tram. Tram hatları nedeniyle temiz çekilemeyen fotoğraflar.
Otele girince, recepteki kızcağızın beni beklediğini öğrendim. Saat 20:30 falandı. Giriş 23:30'a kadar ama beni bekleyince biraz haksızlık yaptığımı düşündüm.
Bu arada, ertesi günü planlıyorum tabi. Ben yine gardan binerim otobüse diye düşündüğüm için, kıza sorular sordum. Bir süre bunun üzerinde kafa yordu sağolsun.
Bir nazik, bir yardımsever. Ay ay! İnsanları da pek güzel.
Otel ile ilgili en kötü yorum iki kişinin aynı anda ayakta duramayacağı kadar küçük odalar idi. Ama benimki yayla gibiydi valla. Bir de otelin sabunu öyle güzel kokuyordu ki, ikinciyi çaldım. Bir de yorulmuşum. Gece hayatı bana göre hiç değil. Dujumu aldım ve yattım.
Sabah erkenden kalkıp tekrar yola çıktım. Gece öğrendim bu arada, beni bıraktığı yerden biniliyormuş otbüse. Otelden de kağıt harita aldım. 

Yine bu yazıya geldim. İlki bu. Baktım görece daha sakin. Benjamini otomatiğe kurup, küheylan gibi poz verdim. Bu yazının karşısında müze var. İlk gittiğimde içeride keman çalan bir genç vardı. Allam bu kadar mı güzel çalınır. 
 Ve, meşhur köprüler yine. 
Bu da BK beni öperken, Der Kuss 2. Bizim de aynı böyle bir fotoğrafımız var.

Bu köprüde durup fotoğrafı çektim. Mal gibi bakıyorum detaylara. Sağda bir bot ev var çünkü.
İşte bu bot ev. Ben D.Anadolu'da istifa etmeden önce planımız Ams'da yılbaşı idi. 2 çift gidecektik. Bir türlü ikna olmamışlardı bot evde kalmaya. İçimde kaldı. Tek kişi de kalınmıyormuş. Ahdım var, bu bot evlerden birinde kalıcam ve o müzelere gideceğim!!
Van Gogh müzesi önünde sabahın köründe kuyrukta 100 kişi vardı o sabah!!! 
Köprüde birden tın tın tın sesler gelmeye başlayınca, asfalta baktım. Oh may gat! Kalkan köprü. Kenara çekildim seyrettim. Ehehe

Bu da köprünün kalkmış hali. Bu köprü kontrol merkezinde çalışanlardan biri Türk. Bu bilgi nereden aklımda kaldı bilmiyorum ama Foça'ya tatile geldiğini biliyorum. Allam ya. Kafamdaki gereksiz bilgiler yüzünden atom çarpıştıramıyorum.
Bu da, böyle köprü işte. Artık yolun sonuna yaklaştım. Bu fotoğrafını çektiklerimden çok daha fazlasını gördüm. Çok beğendim. Can atarak gitmemiştim ama çok güzelmiş. Sana katılmak istiyorum Amsterdam!!!1 
Yolda, ikinci kerterizim yel değirmeninin altındaki kafeye girdim. Ağacın dibine gölgeye oturdum, diğer 4 kişi güneşte pişerken. 

Havuçlu kek söyledim. Annem alınmasın ama böyle güzel kek mi olur?! Bu da şekeri bırakmış olsam da, bir fikrim olsun diyeydi. Kilo derdinden bırakmadığım için böyle arada yiyorum elbette. 
Sonra da, birinciye geldim. Üç masalı sanat eseri.
"Arılar İçin"
Gerçekten de bir arıcı gelip, bal topluyormuş. Arılar bal toplayabilsin diye uçuş menzilleri içine uygun çiçekleri dikmişler.
Red Light District hakkında konuşmayacağım. Benim de bir özelim var!!!
Ama işte "look at all the things I couldn't do in Ams" diyerek, yapmadıklarımın fotosunu sunuyorum. Bir de şu tek kişinin zor geçtiği sokak var gidemediğim. 
Ahdım var, sana tekrar katılacağım Amsterdam!! 

Ama sevgilimle geleceğim. Yalnızken keyifli ama çok keyifli değilsin.

Öyle sıpeys kek falan da, tek başıma yersem, camı açıp uçmak isetyebilirim ya da g*tümü bozarım diye yemedim. Sokakta Spui beleş ikram ediyorlardı halbüse.
Özetle, oraya gidilir ve yaşanır.

Giderseniz benim kadar zevk alamazsınız, söyleyeyim. 

Thursday, June 12, 2014

Şeker ve Su

Sevgili C şeker hakkındaki yazısının sonunda şöyle güzel bir çalım atmıştı. Bir tek ben ters çıkmışım.

Ben senelerdir gizli şeker yüklemeleri mi yaptırmadım, genetiğimi mi suçlamadım, intolerans testleri mi yaptırmadım, aylarca peynirden uzak mı yaşamadım!!

Çok keskin bir etkisi olmasa bile işlenmiş şekeri kestiğimden beri bende bir canlanma mevcut.

Bir yazı okudum ve inandım. Yalanmış gibi gelmedi. Sonra ben de böyle ansızın, çikolataya, keke ve önceleri reçele veda ettim. Baklava yemesem ölmem. Kek de öyle. Çikolataya bile. İsteyince korkunç bir iradem olduğunu zaten biliyordum ama ben de şaşırdım.

Bende neler yaptı; canlandım. Çünkü özellikle hafta sonları, abartılı yemek yediğim zaman akş düşer (açlık kan şekeri), uyur kalırdım. Şimdi uyumuyorum :(

Acıktığımda korkunç huysuz, sinirli ve bitkin olurdum. Enerjimi kaybetmemek için beden konuşmazdı bile. Şimdi acıktım mı, hmm evet açım. Ama 2 saat sonra yesem bile eskisi gibi sürünmüyorum. 

En önemlisi de unutkanlık. Benim derdim de buydu. Çok sık unutkanlık yaşadığım için bırakmıştım şekeri. İşe yaradı.

Ama şimdi şeker derken, işlenmiş şeker. Ben zaten ne kola içerim, ne kahve ne de çay!! Ice tea falan da ı-ıh. Nadiren.
Yeşil çayın tadı hoşuma gidiyor. 

Çikolata yemedim uzun süre, kek de, evdeki hiçbir tatlıyı da. Ama kurutulmuş meyve! Hurma! mmm ki bunlar daha şok şekerlidir. Meyveyi hayatta eksiltmem. Sadece işlenmiş şeker. 

Baktım ki Almanya'da 4ncü haftam. Bazı tatlıları denemeye başladım. Aptallaştım yine. Şeker beni aptallaştırıyor.

Bir de bu süreçten sonra tatlı yediğim zaman öyle tatlı geliyor ki, bitmiyor. Geçen gün elma suyu içeyim dedim. 2 çeşit var dedi otel kadını. Az tatlısından istememe rağmen bitiremedim. 

Kimseye bir tavsiyem yok. Herkes kendi bedeninden sorumlu. İsteyen istediğini yapsın.
Ben mutluyum ve daha zekalıyım.

Şu an başka bir sıkıntım var. Emin olamıyorum halimden.
Günde 4 - 5 litre su içer durumdayım. Zorlama değil, beden istiyor. 2 litrede kalırsam, dudaklarım kuruyor vs. 

Abarttığımı sanıyorsanız; sabah bir yarım litre içiyorum kalkınca. Zaten erken uyanıp, yatak keyfi yaptığım için hemen içmiyorum. Sonra iş yerinde gün sonunda, 6 adet 0,5l boş şişeyi camın önüne diziyorum. Odaya geliyorum. Hemen bir yarım litre daha. Sonra yatana kadar en az bir 0,5 daha.
Arada içtiğim çayı hesaplamıyorum. Ağzımdan düşmeyen cümle, "su yok mu, su verin şurdan, kuruduk!"

Öyle ki, az içince etrafımdakiler "J hanım, bugün yavaş gidiyorsunuz" falan diyorlar. Kanıksadılar artık. Önüme şişeleri çifter çifter getiriyorlar.

Böbreklerime bir şey olur mu endişesindeyim. Annenin böbrekteki Marla'sını aldırdıktan sonra...

Ama, yok, olmuyor. İdrar renk testinde böyle berrak su gibi olduğum nadir oluyor. Bildiğin çiş rengi işte; açık sarı. Doktor varsa söylesin yah.

Şikayetim yok. Sudan başka içtiğim sıvı da yok. Ama bu artık abartı oldu. Eskiden daha sık çişe giderdim, şimdi beden de düzene girdi. 

Doktoruma whatsapp'tan soracağım artık. Cevap ne zaman gelirse.

Monday, June 9, 2014

Peter Pan Olmeli | John Verdon

1 haftada 1 kitap bitirebildigime gore ben de diger insanlarin yasam sartlarina kavusmusumdur.


Sunday, June 8, 2014

Amsterdam

Ben kendimi insanlara, nesnelere, sehirlere baglanamayan, aidiyeti olmayan biri olarak gorurum. 
Kolay kolay da, 'ben x'liyim' demem. Demedim hic. Asker cocugu olunca dogum yeri D.Anadolu, kutuk Orta Anadolu, anaokulu egitimi Avrupa, buyudugum yer Izmir vs. 

Gezip gordugum yerlerden en sevdigim Sydney ve Perth olmustu. 

Almanya da tam bana gore; erken yatip, erken kalkmak, sessizlik, trafikte saygi, temiz sokaklar ve en onemlisi yesil!!!

Hazir Almanya'ya gelmisken ilk sefer Sevgili C'ye giderim diye dusunmustum, ama plan yapamamistim. Olmamisti. O h.sonu otel odasinda gecmisti. 

Bu sefer Almanya'da Bank Holiday diye pzt isler tatil. Yine odamda kalacaktim cunku yapmam gereken cok is var. Sevgili C'ye gitmek icin plan yapmaya basladim ama her geciktigim saat bana euro olarak geri donmeye basladi. Sonra aramizdaki mesafe de cok olunca, yine odamda kalacaktim.

Ama kesh arkadaslarim; 'deli misin? Kalk hemen Ams'a gidiyorsun' dediler. Kanimdan canimdan kardesim, 'kalk git gez yea' dedi. Oteldeki kadin zaten beni cumadan gondermisti, demistim. 

Biletlere ve otellere baktim. Ama bakmam 2 gun surdu. Dun artik saat 15 gibi hesap kitap ve ucuz otel bulunca Sevgili C'nin onayini da aldiktan sonra biletler aldim.
Ama gtmden kan akti yani.

Bilet sayfasinda satin alim yapacakken otel sayfasi gidiyor vs. saatler surdu ikisini de alabilmek. 3ncu kattan alt kata otelci kadina 2 kere gittim geldim. Bir isi 10 kere yapmaya calisinca artik hata olasiligin da cok, donus biletimin yanlis almisim. Otelci teyze fark etti.

Boyle can ata ata gelmeyince, kesin basima bi'se gelcek dedim. Urfa Kebap'ta gordugum sadaka kutusuna para attim. Ehehe

Kiyafetimin detayini erkek kardesime, otel ve seyahat detaylarini erkek ve kiz kardeslerime ve BK'a ilettim. Ciktim sabah yola.

Sehre girer girmez cok begendim.

Almanya icin yolda dusundum de, BK da Perth'u begenmez mesela. Bir yere is icin gittiginde turist ozelligin yok oluyor. Zaten Almanya aci vatan, orada turist degilsin; hem oradaki Turklere hem de Almanlara yabancisin.

Buraya geldim ve kendimi turist hissettim. 

Nehirde adam mavna ile guneslenmeye cikmis yah. Nasil guzel, nasil rahat bir memleket! Izmir falan hikaye kaldi yaninda. Cok begendim, cok.

Kisa gezi olunca muze yok.

Zaten helalinden sosis yiycem diye Rembrandt'i kacirdim diye bir azar yedim arkadasimdan :) 
Bu gezi gonulsuz geldigim oylesine bir gezi idi. 3 saat araliksiz dolastim meshur botlarimla (bunlar yeni) ve artik oteldeyim. 

Fotograflarla en kisa zamanda aktaririm. Burasi cok guzelmis. 


Thursday, June 5, 2014

Şükran

Uzun bir somurtkanlık sürecinden sonra, yanımdaki adamlar Almanya'nın soğuk havası için yağmurluk bir şeyler bakalım dedikleri için alışverişe çıktık.
Otelin çaprazındaki ucuzcuya gidik önce, çok yağmur vardı.

İçerisi tam Karataş'taki gümrükçü gibi. Eşyaların bazıları da sudan dolayı boyalı, o derece aynılar. Sadece bilen bilir, gümrükçünün eşyaları tepelemeydi. Neler bulmuştum oradan ben ya! Bilen söylesin hala duruyorsa.

Dükkanda bir Çinli var. Ön dişleri dökük. Adamlar bir yandalar ben öyle dolanırken, boynumdaki pi yao'yu gösterip, bundan var mı demek istedim. O da beni alıp kolye kısmına götürdü ama ben cık dedikten sonra yine bir bakayım dedim. Lucky Cat vardır vs. 

Yıllardır aradığım şeyi buldum sonra: Fu köppekleri!
Köpekler bunlar. Ülkedekiler çok pahalı, Çin'den de teslimat için para vermek istemedim hiç, almamıştım.

Tanesi 3 avrodan, 5 avroya aldım. Oradaki harika kimonolara da, yanımdakiler sıkılmasın diye yarın bakmaya karar verdim. O sırada Çinli bey, elbiselere bakmaya başladı. Çekti bir tanesini, gösterdi. Ben giymem bunlardan dedim. "Al, al, para istemiyorum. Sen güzel kadınsın" dedi. 
İtiraz ettim önce, güzelliğime değil tabi. Sonra teşekkür ettim aldım. Attım çantaya.
Çıktık adamlara kıyafetler baktık. 

Dönüşte, 3 ay oldu galiba şekeri kesmem ama tatlı yiyeyim bir değişiklik olsun dedim. Arada kendimi test ediyorum. İşlenmiş şekere hala ihtiyaç duymuyorum bu arada. Ne de olsa bu Alamanların tatlılar az şekerli.

Aldım, yedim. Gittim içeriye para ödücem. Kadın "bu benden olsun" dedi. Hayda. Tamam dedim ben de. Bir de ülkemin en güzel deyimlerinden, dualarından; "eksilttiğimi Allah artırsın" dedim. 
Kadın da bana, "sen şimdi hafta sonu gitçen ya, o zaten karşılıyor" dedi.
Ö_Ö   -_-    Ö_Ö

Böyle pörtlemiş gözlerimi kırpıştırdım. Gülümseyerek teşekkür ettim ama içimden de vay vay diyerek odama geldim. Dürüstlüğüne mi sevineyim, halime mi üzüleyim. Ne edem, nerelere gidem :s


Not: elbiseme "ahah burada bazarda 5 lira bunlar" diyerek gülerek bakıp, aşağıladıysanız, size hıh diyorum buradan. Önemli olan niyet.

Monday, June 2, 2014

El Aman



 Maden giriş

Leylek Nr:16

Eskiden "no" yoktu, "nr" vardı. Adreslere hala "sok." yazmam ya uzun sokak yazarım ya da sk.

Dünyanın kötülükle dolması o kadar ani oldu ki, yine de bu geçişi en net bizim nesil yaşadı ve gördü. 

Bizim çocukluğumuzda öğretmenler bozulmaya başladı, siyaset daha beter oldu, hortum/stres deyimleri günlük hayatın parçası olmaya başladılar. Gazeteler sayfa sayfa bu iki kelimeyi açıklıyorlardı o vakitler.

Tarih öğretmeni "halk devlet için mi, devlet halk için mi" yi anlatırken, halkın devlet için olması durumunda neler olabileceğini açıklarken o kadar şaşırmıştım ki, kendimi bunun içinde bulacağımı bilemezdim. İstemezdim de.

Bizim zamanımızdan sonraki öğretmenler imla hatalarını düzeltmediler çünkü kendileri de yanlış yazıyorlardı. Ben defterime "komposizyon" yazıp, sonra fark edince hemen silmeme rağmen, öğretmenim benimle çok güzel dalga geçmişti. Bu tavır da kabul edilebilir bir tavır değildi elbette.

Şu haribolarla kıskanmayı öğrendik. Eskiden çikolata, şeker sadece bayramlarda yenirdi. 
Off, anlatacak çok şeyim var ama takatim yok.

Ben yine Almanyağ'dayım. 
Her şey Soma için. 
Benim yasım hala bitmedi. 
Günlük hayatta güldüğümüz ettiğimiz oluyor ama böğrümde o öküz hala oturuyor. 
Böğürtüsünden de uyuyamıyorum. 
Dün uzun zaman sonra kendimle baş başa kalıp, kitap okudum.
Biz Türkler var ya, yabancı hayranlığımızla kendimizi boğduk. Koskoca tapınağı bile verdik yabancılara. O kadar hayran olduk ki hep, soydurduk kendimizi. 

Çok merak edenim oldu, eksik olmayın. Hani ölmedim diye yazdım bu yazıyı.