Sunday, August 31, 2014

Batıya Doğru

Ankara'daki akrabalar (anne, kardeş, yiyen vd) Batı'ya göçünce, ben de iş gezimi öne alarak bugün, Pazar günü yola çıktım. 
Bana önerilen "kısa" alternatif yolu denesem mi, denemesem mi düşünüp dururken, "en kısa yol bildiğin yoldur" diyerek, ömrümü bitiren iki yoldan biri olan Ank'dan batıya devam ettim. Diğer E88.
Yolda tam bu konunun değerlendirmesini yaparken BK ile, Frig Kalesi sapağını kaçırdığımı son anda gördüm ve çok üzüldüm. Ihhm, hoofff derken...

Şu anki Afyon yolu yapılmadan önce tabelası bulunan "Peri Bacaları"na gideyim dedim. Sağa dönüverdim. Döndüm de, böyle yol olmaz. Keçi yolu bile daha düzgündür. Gitmek istediğim yeri görüyorum ama yol yol değil. Doğu Anadolu'da 4 sene yaşadım. Böyle kötü, sıfatsız bir yol görmedim. Tozun içinde döndüm artık geri. Keşke dört çeker araba alsaydım diye düşündüm.
Tam ana yola çıkacağım, karşıdaki peri bacalarını gördüm. Hiç sağa dönmeden hoop karşıya geçtim. 
Sonra döne dolana burayı buldum.

 Üsttekilerin pek numarası yok. Farkındayım. Daha güzelleri var, valla bak. Az bekleyin.

Burada da gitmek istediğim yeri görüyorum ama yol yok. Hep yollar bitiyor. Bitmiyor gibi görünen birisine girdim artık ikinci turumda. O da bitti.
Gördüğüm çocuklara "karşıya nasıl gidebilirim?" diye sordum. Genç "sorayım" dedi, yandaki eve gitti. Sonra, dışarı yemyeşil gözlü bir teyze çıktı. Arabayı oraya bırakmamı, çocukların beni götüreceğini söyledi. Tam çıktık yola, bir möö sesi ile irkildim. Meğer fotosunu çektiğim kız möölüyormuş. Çok yüksek desibelliydi ama. Çocuklar gülmüştür ve kim bilir neler düşünmüşlerdir. Oysa ben bilirim, köy, kasaba, ilçe hayatını.
 Gideceğimiz yer ile ineği geçtikten sonraki mesafe bu. Gidişimiz yarım saat sürmüş. Yine altta gördüğünüz o kumulları çıktık.
Çocuklar keçi gibi elbette. Ben treking diye aldığım pabuçlarımla baktım kaya kaya çıkıyorum, aklıma da değnek almak gelmişti de vazgeçmiştim. Beni götüren iki çocuktan biri eline nervürlü inşaat demiri almış. Zorlandığımda onu kullandım. Bazen büyük olan, Ferhat çekti beni. Tam bu kumulların en tepesindeki düzlüğe çıktık. Islık sesi. 
Aşağıda inşaat vardı. Ben o adamlardandır diye düşünürken bet bet, Ferhat'ın dayısının oğlu olduğu ortaya çıktı. Ferhat çağırdı onu. Ben de elimi kolumu tutturdum ya çocuklara, "söyle sopa getirsin" dedim. O da durdu bağırdı, "değnek getir" diye. Çocuk, Armağan, anlamadı. Kendisi geldi. Olsun. İyi ki gelmiş.
 Aşağıdaki çocuk Ferhat'la gelen ve nervürlü demiri alan çocuk.
 Bu da yakınlaşınca gördüklerimizden bir tanesi. Ben yine güzel fotolar çektim ama hepsini buraya koyamayacağım. Çok güzeller! Eheheh

Ama bir tanesi, ki en güzeliymiş, tepesini kesmişim. Çok üzüldüm o fotoğrafa. Bu arada, ben saat 11:00 gibi oralardaydım. Güneş tepeye yakın. Fotoğraf çekimi için çok uygun bir saat değil. İlk fotolar çok kötü olmuş zaten.
 Aşağıda soldaki kayaya bayıldım.
Bütün bu kayaların ayrı adları varmış. Çocuklar bilmiyorlar. Dedeleri biliyormuş. "Sorun, kenara yazın, bana iletin" dedim. 
 Kayanın büyüklüğü için kendimi koydum. Armağan çekti bu fotoğrafı. Ayarlayıp vermiştim makinayı ama kendisi lensi döndürdü. İyi çekmiş ama. Aferim.
 İşte Ferhat aşağıda. Dayısının oğlu ile konuşuyorlar. "Buraya elektrik çekelim, masa atalım, kahve, çay" büyük hayaller. 
Ben de dedim ki, derme çatma bir şey yapın. Çünkü 2 hafta önce bir sel gelmiş. Bütün bu alanı değiştirmiş. Yürüdükçe, "bu kayalar yoktu. şuradaki kaya ufacıktı" diye yorum yapıyorlar. Tüf neticede çabuk değişiyor. 
Elektrik için de jeneratör önerdim.Bu çocuklar seneye bakalım ne yapacaklar burada. 
Bir de ben sürekli bir şeyler önererek beyinlerini yedim. 
Her sene belirli bir noktadan bunların fotoğrafını çekin dedim. Belediye yapıyor dediler. :/
İşte sayfası, bende açmadı: http://www.seydiler.bel.tr/

 Armağan ve nervürlü çocuk.
 Ben bu kumulları çıkarken zorlandım ya, solda Armağan elini, sağda Ferhat demiri uzatarak beni çektiler çoğu zaman.
Öğlen vakti en sıcak zaman, terden gözlüklerim burnumun ucuna gelmiş, dik zaten oralar, pabuçlar delikli içine kumlar doluyor, böyle bir haldeyim. Gençler olmasa çıkamazdım.
 Bir de b/w denedim. Olmadı. Vakti doğru değildi ama bir daha ne zaman giderim ki?!
 Aşağıda da gittiğimiz yolların en düzgünü var. Etek giymek isabet olmuş. tüm çalı, kekikler bacaklarımı çizdiler.
 Bu da kumulların güvenli tepelerinden biri.
 Bakayım dedim, kaç arpa boyu yol gitmişiz.
Sonracığıma, can hıraş arabayı bıraktığım yere, Ferhat'ların evine geldik. Orada her evin altından su çıkarmış. Buz gibi olurmuş. Pompa ile ama pompa olmayan bir şey ile suyu çıkarırlarmış.
Bir gittik, küçük olanı önceden yollamışlardı, hortumdaki sıcak suyu akıtsın diye. Açtılar suyu. Ohh vahada gibiydim. İçtim, suratımı "yuğ"dum, bacaklarımı, pabuçlarımı yıkadım.
Eh teyze bize ayran yapmış bile zaten. Çocuklar yoldayken "ayran yaptırırız şimdi" demişlerdi. Ayran beni uyutur :/ Ama içtim. Öyle güzel geldi ki. Yolda da hiç uykum gelmedi. Ayaklarım, pabuçlarım ıslak diye, eve girmedim. Kapıya sandalye attılar benim için. Sohbet ettik. Çocuklar selden bahsettiler.
Diğer kadın, "bet yağdı geçenlerde" dedi. Bet lafına bayılıyorum.

Evde diğerlerinden farklı biri vardı. Elbette yeni gelinmiş. Kaçmış kocasına. Ama düğünden sonra ailesi ile barışmışlar. Gelin geleli bir ay olmuş Isparta'dan. Bayramda da gideceklermiş. Sonra ailesi kalmaya gelecekmiş. Aklıma yine Gökçe geldi. O an "önemli bunlar" dedim, "küs kalmamalı". Biz küs değildik. Hayır. Keşke daha fazla vakit ayırsaydım.

Sonra, yemek ye dediler. Teşekkür ettim. Israr edince, "yanına koyalım, yolda durup yersin" dediler. Tuvaleti sordum. Dışardaymış!!! 
Tuvalete girmeden, öptüm onları. "Bir daha gel" dediler. "Tamam" dedim ama aklıma Eda Teyze geldi. Sonra elime bir torba tutuşturdular. Ben çeyrek ekmek bekliyordum, kocaman bir torba geldi.
Teşekkür ettim. Çıktım yola. 1 saat geçmiş orada. Artık ayrandan sonra da, yemek yiyesim yoktu. Çıkınımı da açmadım, yola devam ettim.
Kula'ya gelmeden de Eda Teyze'ye uğrayayım dedim. Yine ani direksiyon kırması ile köy yoluna girdim. Köy beklediğimden büyükmüş. Eda Teyze, "evi kimse sorsan gösterir" demişti. Git, git soracak kimse yok. Caminin oradan sola döndüm. Çıkmaz yol çıktı. Yollar daracık. Döndüm artık. Tam bir sokak başında sokağa giren birini görüp, peşinde seyirttim.
Amca iki elinde su dolu yoğurt kovaları ile bir bahçeye girdi. Kaçırdım diye düşünürken, kovaları bırakıp geldi. Bahçe bir sürü hurda doluydu. Sanırım köyün delisi diye düşünürken, amca çok tatlı biri çıktı, iyi mi!
"Burada tek bir Eda var, o da *** köyünden" dedi. Bana yolu tarif etti. Kahveleri geçicen, ikinci ev" dedi.
Geçtim kahveleri. Evden emin olamadım. Kimse yok ki sorayım. Kahvedekilere sorayım dedim. Döndüm.
Sordum da, üçüncü evmiş. Kapısı mavi olanmış. Tam arabayı park ederken, pencere baktım da, Eda Teyze heyecanla el sallıyor. Pencereden bağırdı, "gell geeel".
Ehe.
Çıktim. Ay nasıl sevindi teyze. "Arabanın geçtiğini gördüm, bana geldiğini biliyordum" dedi.
Numaramı kaybetmişler. Merak etmişler. Soyadımı bilselermiş 118e soracaklarmış. Acaba kaza mı geçirmişim, televizyonlara bakmışlar da, kaçırmışlar mı haberleri. Neler anlattı neler. Artık bizim iş yerinin ilçesinde aratacakmış beni! "Ankara'dan gelen Jardzy" diye soracaklarmış!
Sohbetimizi ettik. Numarasını aldım tekrar. Bende de defterde numaralar, ama defter evde olabilir.
Bana şeftali verdi, yemek yemek istemeyince. "Sen de ye" dedim. "Ben o görevi şimdi yaptım" dedi. Beni ikna etmek için de, biraz önce saksının dibine koyduğu kurumamış çekirdeği gösterdi. Bahçeye dikecekmiş. Kendi meyvesi değilmiş. Oğlanın bahçesindenmiş. Gediz'in :)))) yanındaymış bahçesi. Sulakmış. Ağzımı çıkarmak için bahçeye çıktım. Üzümler!!! Gözüm kalınca, iki salkım da üzüm getirdi. Yedim. 
Sonra da evden çıktım. Bana yolu tarif etti. "Hiç sapıtmadan düz gidersen ana yola çıkarsın"
Hakikaten sapıtmadım ve doğru yola çıktım!!!

Fotoğraflar ulaşmamış kendisine. :/ Tekrar adres istedim, Eda Teyze, Kula diyor, sokak adı, ev no yok. Ben en iyisi kendim getireyim dedim! Bir söz daha verdim.

Sonra tam arabaya binerken, "reklamlara çıkartcan mı" gibilerinden bir şey söyledi teyze. Hmm dedim, üzüldüm. Teyze beni yanlış anlamış. Lays selebritisi yapıcam sanmış sanırım. Ne iş yaptığımı da biliyor. Hatırlattım tekrar artık. Umudunu kırdığım için özür dilerim. 

Kula içine girdim. Evleri görseydim inip fotoğraf çekecektim. Ama geçtiğim yerlerde ev falan yoktu. Başka sefere. Şu jeoparka da gideceğim. 

Giderken, yolun yanındaki araç dinlenmek için olan tali yolda üzümleri görünce durdum. Vay anasını dedim ya. Karayolunu kapatmışlar :D Sultanas yapmak için. Bir tane bile yemeden, yola düştüm yine.
Gölmarmara. Fotoğrafın önündeki yeşillikten sonrası suydu geçen senelerde.  
 Bu da Kırkağaç Kavunu heykeli. Bir erkekte aradığım her şey onda var. O nedenle kendisi ile evlenebilirim.
Bir kadının Eyfel Kulesi ile, başka bir kadının köprü ile evlendiğini okuduktan sonra, arkadaşımla böyle bir geyiğe girmiştik. O İnegöl Köfte heykeli ile evlenecek, ben evlenmicem ama bu heykelde "bir erkekte aradığım her şey var". Bu tırnak içindeki kısım evlenmiş kadınlardan birine ait.
 Ama sevgilim bey kavuna benziyor!
Kendisine söylemedim ama artık adını Kavun Bey yapabilirim. Zira kendisi artık eskisi gibi noktörnıl değil. Gece geç yatmıyor artık. İyice bana benzedi ve bugün neler itiraf etti neler. Bildiğin benim erkek versiyon diyecektim de, benden erkek bir erkek yoktur belki :(

Sonra, yolumuza devam ettik ama bu öncesinde tabi. 
Tam arabayı kendime iş kıyafetleri aldığım dükkanın önüne çektim. Dükkana gitmiştim ki, dükkanın önündeki masada oturan dükkan sahibi ve eşi gülüyorlar.
Adam, "plaka 34 mü diye sordum eşime" dedi. "İçinde bayan olduğunu görmüştüm, siz olduğunuzu tahmin ettim" dedi. Ouuuvv. Manisa'nın bir diğer ilçesinde de selebriti olmuşum. Adamlar öyle iyiler ki, ikinci gittiğimde yanımda para yoktu, "dönüşte veriyim" dedim. Tamam dediler. Düzenli de gitmiyorum. Böyle insanlar işte. Soldakini Kavun Beye, sağdaki kırmızıyı kendime aldım. Arkasında toz vardı. Yıkadım. Kurur umarım da yarına giyinirim!! Oleys!
 Ayran ve meyveden ötürü acıkmadım hiç yol boyunca.

Otele gelince açtım çıkınımı. Amanınnn. Benim 1 haftada tükettiğim ekmeği, peyniri koymuş kadın yanıma!!!
Bildiğiniz bir kalıp peynir. Nasıl utandım. Ferhat ile Armağan ile vatsap arkadaşı olduk. Fotoğrafı çekip yolladım. Teşekkür ettim tekrar. Dedesi ile konuşmasını da hatırlattım. Dede uzaktaymış. "Yarın gidicem Jardzy abla" dedi. ühühühüh
Erkek kardeşim geldi aklıma tabi. Bu ne duygusallık Jardzy'cim. 
Ve, 2014'te yurtiçi seyahatlerimden biri yok ki, leylek görmeden geçsin. +3.
Ben bu arada, hesapta bir şaşırdım galiba. 50 küsürdü çünkü. Ama nereyi unuttum bilemedim. Baktım blogda en son 36 yazıyor, onun üzerine eklemiştim. 44tü burada yazan. Ama aklımdan yaptığım bir hesapta 52ydi. Bilemedim. Bu iş çığrından çıktı zaten. Çilem ne zaman bitecek!!!?! 
Bu haftadan sonra da, yönüm hep batıya doğru. Belki buraya yerleşirim. Bakalım. Blogun adını değiştireyim ben yine. Bir de o banner kalksın ki, yollardan kurtulayım.

Thursday, August 28, 2014

Vejeteryan


O koca sahne icin kapatilan yol nedeniyle yok olan cimler.
Bak bu hususta cok vejeteryanim.

Tuesday, August 26, 2014

Sizin hiç arkadaşınız öldü mü?

Benim cok öldü. 
Lisede öldü, üniversitede öldü. Geçenlerde Işıl öldü. Bu sene çok ölüm oldu ama dün Gökçe öldü. Ve hiçbiri Gökçe kadar ağır gelmedi.

Ismail ile konuşurken cenazesi hakkında, 'ben de tuttum ucundan. Arkadaşımı gömdüm. Napayım?' feryatlarına, 'ben cenazesine bile gelemedim' diyemedim. 

Sıra arkadaşımı, erkek arkadaşıma gömdük seneler önce. Belki kolay arkadaş edinmememin sebebi budur. 
Ama hakikaten bu çok ağır geldi.

Tuesday, August 19, 2014

İç Çekişler

Şimdi ben bıkmışım yollardan, araçlardan, uçaklardan ve diğerlerinden ama bana şimdi deseler ki, "kalk Ağrı'ya gideceksin", koşarak eve giderim.

Tendürek Lavlarını göresim var. Her bir yerine tekrar gidesim ama detaylı dolaşasım var. Diğeri biraz yüzeysel olmuştu. Hava da çok uygun değil mi?
 Kaymak: http://agri.tarihieserleri.com/wp-content/uploads/2014/04/a%C4%9Fr%C4%B1-tend%C3%BCrek-da%C4%9F%C4%B1-lav-ak%C4%B1nt%C4%B1lar%C4%B1.jpg 

Ahhhhhh! Ah!
Bütün gün bu lavlara baktım, iyi mi?

Kitaplar...

Bu sene çok gezdim ve pek okuyamadım.

Kendimi zorlayıp da okumayı tamamlayamadıklarımı, bazılarını gerekçeleri ile aktaracağım.
Bu kitabın var oluş amacını anlayamadım ben. Ödül almasını hiç anlayamadım. 
Bu kitap, zorlasam bitiririm gibime geliyor. Kötü değil ama beklenmedik şekilde erotik öğe dolu :/
Alamanya'da aldığım kitap bu. Acele ettiğim için inceleme fırsatı bulamamıştım. Öykü kitabı.
Öykü sevmiyorum ben pek. Seyrettiğim filmlerin, okuduğum romanların sonunu hep kendim yazmama rağmen, öyküdeki belirsiz sonlar hoşuma gitmiyor. Yarısını okudum. Ancak öykü sevmeyince bitmedi. Biter ama bu da.
Bu yukarıdaki kitaplardan en çok Ah Bre Sevda... beni zorladı. Bana dünyada bir tek kendi aşkım gerçek sanırım.

10 1/2 Bölümde Dünya Tarihi ilginç ve komik başlamıştı. Sonra zorlandım yine.
Ancak Medusa'nın Salı hakkında bilgi almak en güzel yanıydı.

İlber Bey'e eskiden beri aşık olmakla birlikte, beklenti içine girdiğim için de bu kitabı tamamlayamadım.

Bu benim utanç tablom. Daha köşede, kenarda kalmış okunmamış kitaplar var biliyorum. Bunları toparladım kendimi utandırmak için.

Gözlerim kötüye gidiyor bence. Doktor sadece kuruluk olduğu için bunları yaşadığımı öne sürse de, geceleri kitap okumak benim için çok zor.
Bugün olduğu gibi yağmurlu geçerse hafta sonu 2 kitap okurum, vallaha bak. Çok da mesut olurum.
Bir bahtiyar...

Bu yazıyı, "aman bu kitaplar da pek kötüymüş" diye yazmadım. Kendimi utandırmak ve her kitabın da herkes için okunur olmadığını göstermek için yazdım. 
Benim okuduklarıma göre hareket eden bir kitlem de yok neyse ki!

Monday, August 18, 2014

Iyi Bir Gun

Ya da aksam ustu.
Tellerim cikti. Cikarken biraz sanciliydi ama anlatmayacagim o kismi.
On dislerimden biri kalk gidelim diyor, digeri iyiyim boyle diyor. Carpik degiller ama farkli boydalar. Doktorum hos bir bayan ama kimseye onermem.
Biri tavsan disi olan on dislerim var artik.
1 hafta muayeneyi aksattim, 1 ay atti. Ama oldu bitti iste. Yarin plagimi almaya gidince torpuleyecek onumu. Pefectto.
Sevgiler,
J

Friday, August 15, 2014

Pasif Agresif Notlar

Bu siteyi yeni buldum ve icinde kendimi de buldum. 
Site icinde bahceye kakasini yapan kopeklerin sahiplerine, cicegini calan hirsizlara, gurultu yapan komsulara, yemegi calampn ofis arkadaslarina, ozetle herkese yazilan notklar var.
Ben de bu pasif agresiflerdenim.
Ama notu yazma kisminda useniyorum neyse ki.

Blogda, otelde gurultu yapan dugunculer Melo ve Gorkem'e yazmayi dusunup yazmadigim nottan bahsetmisim.
Gurultu yaptigini dusundugum ama tatile gittiklerinde onlar olmadigini anlayana kadar huzunlu ama kizgin not yazdigim ev sahibim de var.

http://www.passiveaggressivenotes.com/ 

Ben yazinsal bir insanim, sevgilime bile yaziyla anlatirdim kendimi eskiden. Degistim artik. 
Notlarin bazilari cok komik. Siteyi bastan sona okuma takintisina sahip biri olarak, bu defa uzunlari okumayi es geciyorum. TL;DR!

Ha bir de Izmir'de arabamin arkasina park eden bir fikirsize yazi yazmistim! Mahkemede goresecegiz! diye!

Birinde de, bir arabayi kurcalayanpas hirsiz gorup de, sokak isigini acip kacirdigim aracin uzerine yazi yazmayi dusunmustum ama vaz gecmistim. Ya da yazdim mi hatirlamiyorum.

Insan yaslandikca akillaniyor. Niye yaslilara aptallarmis gibi davraniyoruz bu durumda? 


Bugün Ne Giydim | What I Wore Today

Hmm, bu kısmı ihmal etmiştim.
Okuyan olur, kıyafetlerimden teşhis ederler vs. Şimdi pek umursamıyorum. Bugün böyleyim. Elbise, ayakkabı ve iç çamaşırı giydim. keh keh
Pabuçlarımı tatile gitmeden bir gün evvel gönderen Ceren han'fendiye buradan sevgilerimi yolluyorum. Beni ve ayaklarımı mutlu eden pabuçları buldum. Saçaklı'anım'a bilgi olsun. Haber et demişti.

Thursday, August 14, 2014

Tatilden Fotoğraflar

Ben çekmedim. Zaten ben bir şey çekmemişim. Yok Benjamin'e kum girecek vs. Hakkaten kompakt bir makina almalıyım.

Yazdıklarımın tekrarı olacak ama bir sürü foto geldi. Böylesi daha iyi. 

 HK'da ilk gece ne yesek diye menüye bakarken. Sağ üstte gördüğünüz gibi kuşgilleri bütün kızartıyorlar ve yiyorlar. Herhalde TR'den Çin'e tavuk bacağı satarak zengin olan Türk'ü biliyorsunuz değil mi?
 Yağmurlu HK. Sonra bir güneş açıyor. Hep ıslak. Hep sıcak.

 Meyveler.

 Meyve suyu sıkıcıları.
 Pişmiş kuşgiller.
 Kadınlar Pazarı. Dükkan yok, sokak böyle yerlerle dolu.


 Kutu kutu evler.
 Daha önce bahsettiğim halin katlarının levhası.

 Lucky Cat. Belime kadar. Burası çok pahalı ve kaliteliydi. Biz ucuzlarından doldurduk. Miyaf miyaf.
 Sigaradan nefret ediyorum.

 BoracayPlaj ve bulutlar

 Gündüz sakinken D'Talipapa.
 Bizim otel.
 Bahsettiğim ateş dansçılarının ilk grubu. "Sokaktan" durup seyretmiştik hani.

 Yukarıdaki işte zipline. Biz flying fox diyoruz.
 D'Mall'daki tabelalar.
 Denize işemek, kaka yapmak, kumunu, kabuklusunu, mercanlarını çalmak yasak. Minicik hava limanında "el konulanlar" camekanında pet şişelerde kumlar, kabuklar vardı. Biz yakalanmadık. Ben pet şişeye koymadım. Yarım avuç alıp, poşete attım. Onunla da bir kağıda zamkla Boracay yazıp, üzerine dökücem. Kumdan yazı olcak. Keh keh.
 Bu da havlu ile güneşlenen ben. Otel sahibi Hollandalı demiştim değil mi?
 Kur.
 Oh bebek! İşte bu ateşle sigara yaktıran alımlı kızımız. Çok hoştu. Sonra günlük hayatta gördük kendisini. Çok beğendik.
Benim erkeki sevgilim bey çekememiş. Yukarıdaki Çinli gruptan sigara içmeyen bir adam. Çok korkmuştu. Korkuyla, kafayı öne atınca, sol üst saçlı taraf ateşe geldi. Sonra sürekli mızırldandı saçımı yaktı diye. Dilini bilmiyoruz elbette ancak beden dili diye bir şey var.
Bu da ada hatırası. 
Bu fotoğraflara da para istiyorlar tabi. Sahil boyunca, su çekildikçe kaleler yapan bir sürü çocuk var. Sanırım yüksek sezonda daha büyükler yapıyor.

Fotoğraflardan anladığım kadarıyla size aktarmadığım olmamış. Bir fotoda sevgilimle beraberiz. Ama bu bizim sırrımız.