Sunday, August 10, 2014

05

Ank'ya gelince baktık ki, her yerde bilgi var; adamın biri Ank'ya gelecekmiş. Biz de Ank'dan gittik. 

Annemi, anneannemden almak üzere kardeşim, evladı ve ben yola çıktık. Yol 5,5 saat olunca, bana çerez geldi.

Leylek sayımı: 44

Uzak Doğu'ya gidince, daha önce gördüklerim sıfırlandı saymıştım. 

Aşağıdaki ananenim evinden görülen leylek. 6 tanesi oturuyordu. 2 tanesi üstümüzden uçtu.
 Anneanneyi gördükten sonra Amasya'ya gittik.
 Aşağıdaki Strabon. Dünyanın ilk coğrafyacısı.
 Ben bilmiyordum planetaryumu. Bir dahakine bir gece kalmalı bir seyahat planlamalıyım.
 Kaya mezarları. İnsanları nokta nokta görebiliyorsunuz.
 Yeşilırmak.

 Sultan II Bayezid Camii avlusundaki koca ağaçlardan bir tanesi.
 Caminin duvarından.
 Cami ve şadırvan.
 Şadırvanın içinden detay.
 Caminin içine etekli olduğum için girmedim. Kardeşim girdi. Çok karanlıkmış. İst'da etek de veriyorlar turistlere.
 Detaya bakar mısınız? Sağdaki kırılmış. İşçilik kusursuz.
 Su hayattır.
Nihayet Ferhat - Şirin'i ön plana çıkararak daha turistik hale getirmişler. Müzesi var bu kavuşamamış aşıkların. Bir de dağ üzerinde birbirlerine yüzleri bakmayan heykelleri. Şehir çok kalabalıktı. Zaten otopark sorunu büyük. Otobüs garını şehir dışına 7km öteye taşımışlar. Eskisi yıkılıyor, ki şehrin içindeydi. Diğer ağır tonajlı araçları da şehir dışından geçiriyorlarmış. Buna rağmen trafik rahatlamamış. İlk şehre girdiğimizde önümüzde tıngır mıngır bir traktörü ilerliyordu. Trafiği kilitledi elbette.
Belediye biraz daha çalışmalı ve Eskişehir'i örnek almalı bence. Bir de heykelleri çok beğenmedim.
Dondurma yedik, döndük. Hedefim Kaya Mezarları'na çıkmaktı. Ancak yanımızda cocuk olunca, çıkmadık. Kafası yanıyordu bebenin sıcaktan.

Tekrar ananeye döndük elbette. 

Kardeşim sızlanıyordu. Kurşun döktü ananem. Kurşun seanslarında hiç böyle bir gürültü duymamıştım. Çocuk da örtü altındaydı ve korkup ağlamaya başladı. Neyse ki, annesi sakinleştirdi. 
Kurşun üç kere döküldükten sonra bu suyu içiyoruz. Ekmekten yiyoruz. Ananem dua okuyup, tükürüğünü alnımıza sürüyor :D
Birisi de, dört yol ağzına suyu döküyor. Bunu döken genelde ben olurdum. Bu sefer dışarı çıkartmadılar : s

Batıl itikatlarımı terk ettiğimi söylemiştim. Bende herhangi bir değişiklik olmadı ancak kardeşim kurşun suya ilk atıldıktan sonra rahatladığını söyledi.
Bu eve büyük teyzem 7 yaşındayken taşınmışlar. Teyzem 55 yaşında. Tavandaki ahşap hala aynı. Bu evin en çok bu tavanını seviyorum. Bu sene kimse bahçeyle uğraşmamış. ağaçlar meyve vermemiş, toprak kurumuş. Üzüldüm. Bu sefer büyükbabamın mezarını ziyaret etmedik. Biz annemin babasına büyükbaba deriz. Çünkü kendisi hep Heidi'nin büyükbabasına benzerdi. Öyle kaldı. Babamın babası, dededir ama. 
Bu eve her gittiğimizde, büyükbabamın eşyalarını karıştırırdım. Matarası aklımda kalmıştı. Benden önce, evlatlarından biri el koymuş haklı olarak. Hep tırnak makası vardı çok sayıda. Her gittiğimde de bir tane verirdi sanırım. Şu an benim de şahsıma ait 3 makasım var. Hangisini bulursam onu kullanıyorum. 
Bu sefer kendisine ait tahta bir "sandık" / alet kutusunu aldım eve getirdim. İçine seyahat "scrap book" / anı defterlerimi koymayı planlıyorum.

Gün sonunda epey yorulmuştum ama uykum gelmedi. 22:00 gibi kızla youtubedan ninni dinlerken uykuya dalmışız. 

Ananem ve onun kardeşi (ki kendisinin sülalede en benzediğim kişi olduğunu daha önce söylemiştim) beni ayrı ayrı kenara çekip çok zayıfladığımı, kendime dikkat etmemi, yanıma yiyecek almamı söylediler. Oysa ben her zamanki kilomdan sadece 2 kg fazlayım. Derdim de yok :/

Sabah kahvaltı yaparken neler yiyebileceğimi görünce mutlu oldular! Yaşlanınca insanın derdi etraftakileri düşünmek oluyor sanırım ve düşünüldüğünü görmek. Kendisini daha sık aramalıyım, daha sık ziyaretine gitmeliyim. 
Dün döndük. Yine mola vermeden yoldaydık. Yarın işe gidiyor olmak şimdiden canımı sıkıyor. 

No comments:

Post a Comment