Tuesday, August 12, 2014

Ada

Hong Kong'da 3 gece kaldık.

Tatile ikiden fazla kişi gidince istediklerini yapamıyor insan. Zaten bir daha da çoklu tatile gitmeme kararı aldım eğer amacım gerçekten görmek, öğrenmek olacaksa. Bu tatil BK'un "tüm gün yatalım" tatiliydi. Ayrıca bana yaş günü hediyesi idi. Dolayısı ile birçok şeyi göremedik. Buda'ya çıkamadık, çift katlı köprüyü göremedik. Bambu buharda pişirme şeysi alamadık. Bir de ne tuhaftır, döndükten sonra HK ile ilgili kitaplar, fotoğraflarla karşılaşmak sıkıcı oldu.

HK'dan sonra, Manila'ya uçtuk. Oradan da, Cebu'ya. Cebu Hava yolları ufak uçaklarla uçuş yapıyor. Yolda da, oyunlar oynuyorlar. Bu iki uçuşta ben katılmadım ancak dönüş yolculuğunda tekerleme ile "Sydney Lowfare - Cyndie Lauper" tuhaf bir şey kazandım. Üçgen, plastik. Ne olduğunu çözemedik. Ananeme giderken çocuğa verdik, sonra çöpe atmışız. Keh. Haydan gelen...

Artık hatırlamıyorum, sabah mı indik, akşam mıydı?
Bur'ların meşhur tekneleri. Cebu'ya indikten sonra bitmedi tabi, feribota bindik. İndiğimiz yer burası.
 Feribotta bir ara, fotoğraf çekebileyim diye karşı tarafa oturdum. arkamdaki kadının kız çocuğunun bitlerini ayıkladığını gördüler ve bana söylediler. Ben hemen eski yerime geçtim elbette. Bit, pire bende pek güzel barınır, beslenir.
Bu arada adaya ayak bastı parası, feribot parası vs otel tarafından karşılandı. 
 Ve odamıza girince, oh pek romantiş. 
 Öyle tropik ada denilince sadece beyaz kum, turkuaz deniz ve palmiye ve şansınız varsa bikinili kızların fotoğraflarını görebiliyorsunuz. Ancak adanın içi, arkası böyle.
 Adada gidilecek iki temel yer var. D'Talipapa ve D'Mall.
D'Talipapa daha ucuz ve hediyelik eşya seçeneği daha fazla. Ayrıca en sevdiğim balık pazarı var. Balıkları, böcekleri canlı alıp, etraftaki balık pişiricilere götürüp yiyorsunuz.
 Aşağıdaki balık, Blue Merlin. Lezzetli bir balık. Elbette yedim.
 Hayvanseverler ayağa!! Bu yengeçleri canlı canlı ızgaraya atıyorlar!!!!
 Peki ya bu böcekler!! Ondan da yedik. Belki de yediğim en güzel karidesti.
 Favorim de zencefil ve yeşil soğan ile buharda pişmiş yeşil midye. Dilimiz pek zengin ancak tüm kabuklulara midye demeseymişiz iyiymiş. 
 Aşağıda gördüğünüz şey, ki adını bilmiyorum, benim kafam büyüklüğünde. 167cm boyunda biri olduğuna göre siz düşünün kafamı. Bunu da yiyorlar. Ama biz yemedik. 
 Ahh, kum midyeleri!
 Burada pazar sakinken.
 Ada içi ulaşım, genel olarak tuk tuk diye adlandırılan, adada tricycle ismi ile hizmet veren bu üç bisikletlilerle sağlanıyor. 8 kişi binebiliyor. Biz genelde 4 kişi kendimize kapattık. Kaldığımız yerden D'Mall'a 60 peso, D'Talipapa'ya 70 pesoya gittik. Bir gece otelde kalan Koreli bir çiftle paylaştık. Kişi başı 10 peso verdik o zaman. Korelilerle çok eğlendim. Akşama diskoya gidiyoruz, "are you disko?" dedim. Gelmediler. Biz yine de eğlendik onlarsız.
 Burası da D'Mall. Adının mall (alışveriş merkezi) olmasına bakmayın. Sıra sıra dükkanların olduğu sokaklar. Burada yiyecek seçeneği daha fazla. Biz 8 gece kalınca artık her yerini öğrendik sokakların. D'Mall girişinde market var. En serin ve en kalabalık yer orası. 
İçeride ünlü markaların dükkanları mevcut. Haftasonu çok kalabalık. Rezervasyonla yemek yenilir hale geliyor.
 Ay ay ay. Ne eğlenceli. Ben binmem bunlara. 
 Rengarenk ıstakozlar. Yedik ve çirkindi tadı. 
 Adada elbette sahil boyunca barlar, yiyecek satan yerler var. Sokak satıcıları çok fazla.
Aşağıda fıstık satan beyefendinin biri acılı biri acısız fıstıkları ile bacaklarını görüyorsunuz.
Çok lezzetliydi. Acısı da epey acıydı.
 Servisi bununla yapıyorlar. 15cm falandır uzunluğu. Öyle ASPAVA dürümü gibi görünmesin gözünüze.
 Sokak satıcılarından bir örnek.
Genelde, balık, domuz derisi, karides cipsi, inci, selfie stick, bileklik, lazer, ledli toplar satıyorlar.
Selfie stick = öz çekim çubuğu burada herkesin elinde var. Herkes zaten elinde telefonu ile arkadaş.
Böyle bir film vardı, Adam bilgisayarı ile aşk yaşıyordu. 
Tüm dünya böyle olmuş. Çok sıkıcıydı. Sırf bu nedenle odama çekildiğim zamanlar bile oldu. 
Hayatlar hep sanal.
 Öz çekim çubuğunu "gadget" sever kardeşime aldım. BK da kendine. Pahalı da üstelik (öyle bir çubuk için). Tam alıyoruz, zabıta geldi. Satıcılar, bizdeki olduğu gibi, kaçmak yerine sadece arkalarını döndüler. Ellerinde ürünleri ile. Bizim satıcı, kenara kaçtı azcık. BK elinde çubukla kaldı. ahahah
Alıp, gidelim dedim. Gülmeye başladık.
Sonra satıcı geldi. Bize anlat bunu nasıl kullanılıyor dedik. "Zamanlayıcı" diyor, o kadar. Çubuğun üzerinde bir düğme falan bekliyoruz falan. Çözemedik tabi. Adam da bize sahte para kakalamaya çalışıyorken, BK müdahale etti. Sonra çubuklar elimizde otele döndük.
Sahilde gece vakti çubuğu çözmeye çalışırken de niye bilmem gülmekten öldük. Lafa bak.
Bir gece yan komşunun bahçesinden gelen güzel müziğe gittik. Oh may gat. Çadırın içinde ateşle dans eden insanlar ve güzel canlı bir müzik vardı. Güvenliğe içeri girmek istediğimizi söylediğimde, özel bir parti olduğunu giremeyeceğimizi söyledi. Hiç sertlik, itme, kakma yok. Çok nazik. "Şurada durup seyredebilir miyiz?" dedim. Tamam dedi ve o da arkasını dönüp, seyretmeye devam etti.
Oh çok güzeldi.
Sonra diğer akşam plajda gördük ateş dansçılarını. Ladyboylardan oluşuyordu. Gördüğümüz 4 gruptan en iyisiydiler.
Bir tanesi, kırıta kırıta ama suratında acı ile zevk ifadesi karışık şekilde BK'tan sigara istedi. Elinde döndürdüğü ateş topları ile de sigarasını yaktı!! Ohh yeah! 
Her taraf gaz yağı kokuyor ama çok eğlenceliler. Çok keyif alıyorlar, müzik güzel. Birer içki içip, otele döndük sonra. Bu arada dönüşleri hep sahilden yürüyerek yaptık.
Adanın meşhur bir kilisesi var. Denizin içinde. Aratsanız bulursunuz. Ben kumdan ötürü Benjamin'i pek çıkartmadım çekimlere. Yağmurluğunu almamışım çünkü. Kendi yağmurluğumu almadığım gibi!

Bir gece de, etrafı çarşafla kapalı en gürültülü yere girdik. Oradaki ateş dansçıları, Çinli turistlerle çok eğlenceli hale geldiler. En alımlı kızı vidyolara almaya doyamadık. Onlar tabi BK'un telefonunda. Elime geçince yüklerim.
E tabi, bu sefer sigara yaktırma sırası bendeydi. Sigara içtiğimden değil. Oğlana sigarayı yaktırdıktan sonra, (BK'a verdim tabi) para sıkıştırıp, yanına da 3 tane şaplattım. Ertesi gün otelde o kişiye benzer birisini görünce utandım tabi.

Denizde deniz anasına iki kere çarpmam, alerjim vs anlatmıştım. 
Bir gün de, adanın diğer tarafına gitmek istedik. Otelden aracı ayarlarken, otelin Hollandalı sahibi, "gidip napcaksınız?" diyerek bizi plandan vaz geçirdi. Öteki taraf taş, deniz kestanesi, kanalizasyon oraya dökülüyor, elinizde yara varsa hasta olursunuz vs sıraladı. BK delirdi. 

Başka bir gün, plajda aktivite satan! Gavon (sanırım) BK ile bizi tekne turuna çıkardı. Öyle dediği kadar yoktu tabi. Kanalizasyondan ötürü büyüyen yosunlar vs gördük ama ada açıklarında girdik denize.
Ayrıca şınorkel de yaptık. Ellerimle balık besledim.

Deniz içinde mavi bir yılanı takip etmiş BK, yanımıza geldiler. Bana deniz altında gösterdi. Sonra o yılan su üzerine kafasını çıkardı. Gavon'un kızı da yanımızdaydı. Ben alarm vermek için çığlık attım tabi. Korkumdan değil, valla bak. Sonra yılan yine mercanların arasına kaçtı. 
Su altı kamerası almayı senelerdir düşünüp de almayışıma kızdım.

Neyse, bu adam BK ve arkadaşını zorb denilen, içine girip yuvarlandığınız balon aktivitesinden sattı. ATV ve zipline denilen, bizim kurtarmacılıkta flying fox dediğimiz, ipin ile yüksekten geçme faaliyeti de vardı.
Arkadaşın eşi istemedi. Ben de kazalara olan ilgimle birlikte, bir Rus'un öldüğü kazayı anlatıp, vidyosunu seyrettirdim. Şu internet olmasa akıllı telefonlarla zaten tatil tatil değilmiş :/
Üstüne geçen sene zorb ile Boracay'da ölen olmuş. Bizimkiler vazgeçtiler neyse ki. Ben zaten zipline işini çok yaptım ve alerjikim diye gitmedim. Bol bol kitap okudum, yürüdüm.

Zorbu iptal ettirmek için gittiğimizde, adada geçen sene birisinin ölmesi ile ilgili adam "yok öyle bir şey olmadı" dedi, ama "helmet diving" denilen, kafanıza geçirilen eski balık adam kıyafeti tipi ile deniz altında yürürken "birisi öldü, yaşlı adam kalp hastasıymış" dedi. Bana da en güvenli o gelmişti halbüse. Belki onu yaparım diye düşünürken aritmi, murmur nedeni ile vazgeçtim.

Adada hayat böyle geçti. Her sabah aynı kahvaltı :D Yemekler kötü değildi. 

Filipinliler ingilizce konuşuyor. Kısa boylu, bozuk ciltli ve çarpık dişliler. O kadar çok telli insan vardı ki, artık oteldeki Billie ile bir foto çektirdim.

Pazarlık yapmayı bu kadar kolay olmasına rağmen yine beceremediğimi düşünüyorum. Çok da alışveriş yapmadık zaten. İnci aldım ama, evet.

Adadaki gayrı menkullerin %70si ecnebilere aitmiş. Arsa satın alımında kolaylık olsun diye Filipinli kadınlarla evleniyorlarmış. Ya da adadaki insanlarla sözleşme imzalayıp, onlar üzerinden hallediyorlarmış bu işleri. Alanya'da Antalya'da olduğu gibi.

Teknede iken epey konuştuk Gavon ile. Gavo muydu? Hatırlayamadım şimdi. Filipinliler eğer patronları tarafından değer görürlerse, onlar için kavga bile ederler dedi.
En çok parayı ecnebiler veriyormuş. Adada koca bir inşaat vardı. Hadi Change.org'a!!!

Çok nemli tropik iklim. Ah güneş!
Herkes şimdi ülkeden kaçmayı düşünüyor. Ben senelerdir bu plan üzerinde çalışıyorum. Ama baktım olmayacak. Kendime başka alternatifler aramaya başladım artık. Ama gitmek isteyenlere yol gösteririm.
Ve artık dönüş. Güneş doğmadan evvel. Buna benzer Kalibo (Filipincede kel) teknesi ile açılmıştık biz. Denge çubuklarına tutunurken kollarımı morartmışım :/
Artık dönüş vakti.
Feribot ile Cebu. Cebu'dan Manila'ya uçış. Oradan da Kuala Lumpur.
Feribot öncesi.
 Oh işte pek tropik.

 Uçak. Bloglarda falan okudum, insanları tartmalarını. Binerken yapmamışlardı. Giderken tartıldık. Eşyalar zaten limitin üzerinde ağırdı. Bizi BK'un kiloları ile ortaya oturttular. Kalkıp öne geçtiğinde korktum. 
Giderken, o kadar çok para verdik ki, ayak bastı parası, terminal parası, o parası, bu parası, fazla bagaj parası. Ancak güldük.

Manila hava limanında 3,5 saat beklememiz vardı. Ancak o kadar çok ve uzun sıralara girdik ki, yetişemeyeceğimizi düşünmeye başlamıştım. Hava limanı eski, pis. Terminaller çok uzak. 
Ama uçak geç kalkınca sorun yaşamadık.
Sonrasında da Kuala Lumpur'a indik. Gördüğümüz şeyler aşağıdakilerle sınırlı.
Gümrük görevlisi ile "oh sen de müslümansın" sohbetimizi de anlatmıyım.

 Hava limanında erken dödnüğümüz için Emirates biletlerimizi iptal ettirmek için dolandık. Emirates'teki kadın bize telefonunu ödünç verdi. Su getirdiler. Çok memnun kaldım o zaman. Ah dedim, ah.
Sonra THY bürosuna gittik.
Orada da bize yardımcı oldular. Hatta istasyon şefi Alper bey, her adımda yardımcı oldu. Valizimize etiketi bile kendi yapıştırdı, sağolsun.
Limanda Malezya Hava Yolları uçuşunda ölenler için ayrılan bir alanı görüyorsunuz.
Böyle zırlak biri oldum. Gözlerim doldu. BK çok şaşırıyor bana eminim. Konuşmadık.
Bu da o çirkin yolları hava limanının.
 Ah THY. Bizi hayal kırıklığına uğrattın ama hostesler çok tatlıydı.


Sonra da, eve geldik.
Yolda bir ara gece vakti camdan dışarı baktığımda, o muhteşem dolunayı gördüm. Kırmızımsı sarıydı. BK uyuyordu, onu da dürtmedim.
Yaş günümde eve döndüm.
Eve dönmekten mutluydum.
Sonrasını da anlattım zaten. Yazacak çok şey var ama kafamı toplayamıyorum. Ah tatil sonrası iş. Ne sıkıcısın.

No comments:

Post a Comment