Tuesday, September 30, 2014

Aglamaya Zirlamaya Geldim

Yaklasik 2 sene once burada ise basladigim gun, beni 4 kisinin oldugu bir ofise yerlestirdiler. Universiade zamani haricinde ofisi bu kadar kalabalik paylastigim olmamisti. E tamam dedim. Ne diyeyim.
O ilk gun, yemek vakti geldiginde ofistekiler, afiyet olsun dedi gitti. Kizilay'i bilmem etmem. Gittim tek basima yemegimi yedim. Sonucta loner biriyim. Ama Dogu Anadolu'da biz hic boyle olmadik. Hep bizdik. Hic ben olmadim.
Hep paylasirdik. Ogle yemegine birisi gec kalacaksa beklerdik.
Dere kenarinda, Kurabiyegillerde, benim evde ondan once konteynerin onunde hep paylasirdik.
O ilk gun, aylarca devam etti.
Kendimde kusur bulmadim, cunku beni tanimiyor etmiyorlar. Normal biri olmadigimi biliyorum ama ilk 3 saat beni taniyacak kadar zeka otesine sahip olmadiklari da belliydi.
Simdi o insanlarla yine biraradayim. Aylar sonra yemekleri birarada yerken yine basa sardilar. Ben elmalari dilimleyip onlerine koyarken, hala boyle bir saklamaklar, hala boyle bir alinganliklar.
Ank'yi bu nedenle de sevmiyorum. Hayatimin en kotu ofis hayatini yasiyorum. Ayda 8 gun ofisteyim, o da boyle tuhaf davranislarla geciyor.
Insanlara guvenerek calismak istiyorum ben. Guvenerek yasamak istiyorum. 
Aklimda donmek var. Su hedefimi de yerine getireyim, gelsin bana uzaklar.

Eylul Fancy Box

Ben hala Eylul yazimi yazamadim.
Kutlamalar devam ediyor zira.
Gecen ay kendime hediye ettigim Fancy kutusu geldi dun. Bugun gostereyim dedim. Pismanim.

Icinde 'ise donme vakti geldigi icin heyecanlanmalisin' diyor. Ben isten kacmak icin raporluyum oysa ki.
Isten kacmiyorum da, insanlara bulastirmayim ve dinlenmeden gecmez diye aldim rapor. Evde, kizla tepisiyorum. Sevginij bedeli agirmis. Tepemden inmiyor!

Neyse, bu nedir derseniz. Aylik uye olunabilen bir hediye kutusu. Turkiye'de makyaj malzemelisi var. Benimki Ameriklerden geldi. Pffff
Bu kutusu. En sevdigim renklerden biri sari.
Bu da icerigi. Hic bir isime yaramayacak zimbirtilar. 
Bu devirde mouse pad kullanan var mi hala yahu? Hayal kirikligim korkunc. Kirtasiye severim de, boylesini degil. 

Sunday, September 28, 2014

Karisik Kaset | Uygar Sirin

Hasta olmanin bu yanini seviyorum.
Bir elim tuvalet kagidi ile burnumda, diger elim kitapta. Ve kitap bir gunde bitiyor.
Baslamaya korktum. Uzun sure beklettim. 
Bu sene okudugum en iyi kitap belki. Neler okudugumu hatirlamiyorum ki.

Bir İkea Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri'nin Olağanüstü Yolculuğu | Romain Puertolas

Bir yol kitabi.
Basit bir yorum yapayim. Ben edebiyatciyim, herkes bilsin yaneeaa

Thursday, September 25, 2014

16

Bugun de Bursa'dayim.
2 saat boyunca kaybolduk sehirde. Tam da bu metrobus ya da adi her ne ise, yolu ikiye boldugu icin insanlar nasil karsiya geciyor diye kendi kendime sormustum ki, 2 saat anlamama yetti. Aciyla geciyorlarmis. Motorlu beyefendi ve beyefendi taksici olmasa biz ayni yollardan 3ncu kez de gecerdik.
'Ulasan Bursa' slogani otomobil icin gecerli olmayabilir.

Gece yine sanciliydi. Olum haberlerinden oncedir uyku duzenim kaotik.
Dun de yeni bir otelde yattim. Oda boya kokuyordu. O kadar yeni.
Boya kimyasallarina mi alerjim var ya da 'gec yedigimde rahatsiz oluyorum' esigim mi yukseldi. 
Simdi divandayim ve hastayim.
Korkunc bir Bursa manzarasi.

Ben buraya 2nci kez geliyorum. Ikisi de istedigim gibi olmadi. Bogaz agrisi, burun akintisi olmasaydi, farkli olacakti eminim.
Odama gelmis biri sIkIlmIs, biri dilimlenmis, biri de butun olan limonlarimi tuketecegim. Sabah ola hayrola.

Hala 'ay bu sene ne cok gezdik' diyen varsa, kapisalim :))

Tukendim, beden kaldirmiyor artik. Her sabah gozlerimi acarken 'ben dun nerede yatmistim?' diye dusunuyorum. Ain't no sunshine oldum beaa ya da otellerin ....

Tuesday, September 23, 2014

Kole Bili

Ben kucukken ve gencken elde ortada ne varsa kesip bicer oyuncaklar yapardim. Kirmizi deri kalem kutumu (ki kutu olmuyor bu durumda), her sene oncesi ya fermuarini yeniden dikerdim, ya da kenarlarini. 
Bir gun Ozgur Willy zamanlarinda, kurbaga diktim. O vakitler pintereste gir, googledan sablon indir yoktu tabi.
Kurbaganin adini filme inat Kole Bili koymustu ablam. Duvardan duvara atardi bir de kendisini.

Bir kere de, babamin ici kurklu (ailecek primitif yaklasimlarimizi ozenle koruyoruz) eldiveninin, ki artik giymiyordu, kurklerini sokup, rahmetli Gokce ve sonu gelmeyen hayvanlari icin fareye donusturmustum. 

Aslinda elim yatkin bile denebilir. 

Yegenime ecnebilerin Quiet Book dedikleri, cocuklar kilisede sessizce oyalansinlar diye uretilen kitaplardan yapmaya karar verdim.
Ama benim yaptigim kocaman olacak ve cok konulu olacakti. Amac; dusunsun, sorsun, ilgi alanlarini belirleyebilelim.

Sonra arkadaslarin bebegine el becerileri gelissin diye ilk calismalara basladim. Kardesim kuzuyu pek begendi. Ona el koymak istiyor. Geceleri oturup, bunlari yapiyorum ben. Meslegimde sonuclari hemen goremedigim ve pis bir meslek oldugu icin is tatminim cok dusuk. Bunlar beni mutlu ediyor iste.

Kuzu biraz sirfinti oldu. 

Monday, September 22, 2014

Yunan İşi Bir Problem*

*A Greek Type of Problem
BB beni zehirleyince, hafta sonu da dinlenmek ile geçti. Ben de Festival kanalına yüklendim elbette.

Bu filme denk geldim. Fransız filmleri genelde Türk izleyicisi için kopuk kopuktur ya (bana öyle en azından), bu beni çok eğlendirdi.

Bir anne ve 4 erkek evladının Yunanistan'daki bir tatili diye özet geçeyim. Filmin ne konusunu ne sonunu anlatmayacağım.

Ben de doğurmak isteseydim böyle 4 tane erkek doğurmak isterdim sanırım. Sirtaki yaptıkları sahne çok güzeldi. Zaten mekan bizim memleketin karşısı, deniz aynı deniz.

Aklımda kalan şu oldu: insanlar tek çocuk yapmamalı. Propaganda yapmıyorum aman ha! Ancak küçük kardeşim olmasaydı hayatım olumsuz şekilde farklı olabilirdi. 
741
Bir de oğlan analığı evrenselmiş. Eyvah eyvah.

Saturday, September 20, 2014

Cop Kadin ve Kesif Siseleri

Bizim kiz gecen gun 1 yasini doldurdu.
Balkonda beni gorunce attigi ciglik ve kapidan kosarak beni karsilamasi ile bir acaip olmustum.
Kendisine elceyizlerimle birseyler yapmak istedim.

Cok guzel buyuk seffaf bir plastik siseyi sicak suda amorfik hale getirdikten sonra, cay kavanozunun kapagini kirdim.

Sonra kizin kucuk su siselerinden getirdi annem. O gelene kadar cam kiriklarini temizledim tabi.

Evde elimi nereye atsam oje cikiyor. Oje hep ayni ya nude ya da kirmizi/bordo. Icimde bir vamp olmali. Evet, bunu bana soyleyenler olmustu. Hem cop hem de vamp bir kadinim.

Neyse, yesil renkte tonik kullanayim dedim sivisi icin. Maalesef tepkimeye girdi. Su an kapak kurusun ki, tam yapissin diye bekliyorum.

Evde neler varmis arkadas. Evdeki 3 sifonyerden o kadar cok kalem cikti ki, hakikaten burdan Kizilay'a yol olur, cift yon.
Kiyafet cekmecelerinde neden kalem var? 

Icine bakmaya korktugum bir cd cantasi var. O biraz beklesin. Evden 5 tane de olsa oje sisesi atmanin mutlulugu bambaskaymis.

Iste benim ilk kesif sisem.

Isteyen olursa yaparim, yollarim. Evde malzeme cok. Boyle bir sise de kullanmicam, soz.


Friday, September 19, 2014

Emrah Serbes | Deliduman


Kitapcidan cikarken ben 2 torba kitapla ciktim. Kavun Bey tek bir kitapla. Ve o tek kitaba ben el koydum. Is tatildi bugun, raporluydum. Okudum bitirdim 1 haftada. Yarin da sahibine teslim ederim.

Ben kufur etmeye son verdim. O nedenle rahatsiz oldum bile diyebilirim. 



Tuesday, September 16, 2014

Ba Da Na

Biz ailecek hicbir evde icinde badana yaptiracak kadar uzun sure oturmadik.
Bu lanet, anne tarafindan diye dusunurdum hep. Zira Ankara'yi yetiskin aklimla gormeden evvel bir suru semtin adini sayardi "surada oturduk, burada oturduk".

Anne - baba ayrildi ve annem bu evde 5 seneyi doldurdu.

Artik duvarlara bakip, "hmm sildirsek mi?" diye sorarken, badana karari alindi anne tarafindan. Baktim badanaci da ayarlanmis.

2-3 senede bir tasinan bir ailenin Dkl'de 5 senede 4 ev degistiren bir evladi olarak, urkmedim degil. Ev kucuk, esya cok. Bu konuda yarisacaksak, soyliyim evde 2 bulasik makinasi, 1 adet klima ve dis unitesi (dolapta duruyor), 2 utu masasi, 3 utu ve boyle uzar gider, burdan koye yol olur esyalar.

Ustune ben de batil itikatlarimi yasanan tum olumlerle gomdugum icin, badana da bahane oldu. Ortada ne kristal kaldi ne de yari degerli tas. Buda heykellerim kayip. Feng shui zimbirtilarim kutularda. 

Ev kismen ferahlandi. Cunku henuz bitmedi. Evin icindeyken evde degisiklik yapmak 2 senede bir ev tasimaktan iyiymis. Ama ben ikinciyi tercih ederim. 

Koku kafa yaparsa Ankara'nin baglarini calar calar oynarim. 

Diyorum ki esyalarin bir kismini free cycle yapsam ama birkacini da cuzi fiyatlara satsam. Nasil olur? 

Monday, September 15, 2014

15 dakikalık şöhret, Kevin Kartır, Diğerleri ve Biz

Tavuk - yumurta sorgusu kadar eski olmalı bu gazetecilikteki ahlak çelişkisi.
Yukarıdaki fotoğrafı artık hepimiz biliyoruz. Kevin Carter tarafından Sudan'da çekilmiş ve Pulitzer ödülü almış bir fotoğraf.
Vikipediya'da, aslında çocuğun BM'e ulaşmaya çalışmadığı, o esnada uçakla dağıtılan paketi almak üzere ailesi tarafından oraya bırakıldığı, yakındaki birikintilere gelen akbabanın da, çocuğun yanına geldiği yazıyor. Bunu söyleyenler, 30 dakikalık zaman zarfında KC ile birlikte uçaktan inerek fotoğraf çekmeye çıkmış diğer kişiler. 
Sonrasında da, akbaba uçmuş, KC hiçbir şey yapmamış. Çünkü hastalık endişesi ile kimseye dokunmamaları salık veriliyormuş o vakitler. Aşı maşı yokmuş herhalde. Bilemedim.

Kevin 33/4 yaşında intihar etmiş, ödülü aldıktan 3 ay sonra. "Çok üzgünüm" diye bir not bırakmış arkasında ve birçok kişiye de pişmanlığını anlatan mektuplar. 1994

***

Andy Warhol: "Herkes bir gün 15 dakikalığına şöhret olacak". 1966

***

Irmak. Kendi adı değil bu. 9 yaşında bu sene. Neyse ki bir tv kanalında adı Irmak diye geçti ve öyle kalsın. Geçen haftaki haberlerden hatırlarsınız belki, "fotoğraftan geriye bir tek o kaldı" ile her yerde, ama her yerde!!! fotoğrafları çıktı Irmak'ın. 2014

Dedesininkini bilmiyorum. Annesinin ve anneannesinin ölüm haberlerini neyse ki babasından aldı, gazetelerde görüp de arkadaşları söylemedi. Belki de sonradan okulda arkadaşları söylediler. Ailenin facebooktan çalınan fotoğrafları her gazetede ayrı çıktı. Anneannenin, ağlayan kardeşinin kollarında sarılı ve cansız haldeki fotoğrafını da gördük. Ama biz birbirimize söylemedik, göstermedik.

Ailecek 15 dakikalık şöhretlerini topluca yaşadılar. Biz de takip ettik.

Gazeteciler ne Irmak'ı düşündü, haberlerde aksini yazmalarına rağmen, ne kanserden ölmüş Gökçe'yi, ne de senelerce öğretmenlik yapmış olan ve çok sevilen anneanneyi. Ne de bu insanların ailelerini. Tam erkek kardeşi dahil olmamış derken, onu da gördüm tvde dün. 

Ah medya, çok kalleşsin. 

Ancak bu kalleşlik, bu detay merakı, bu talep hep bizden gelmiyor mu?

Biz niye talep ediyoruz bu bilgileri? Neden her ölüm haberi perişan olmuş aileyi, özellikle kuzenleri, arkadaşları rahat bırakmıyorsunuz? 

Daha ne öğrenmek istiyorsunuz? 

Aile 6 ay içinde dağılmış daha ne öğrenmek istiyoruz? 

Anneanne sadece kendi ölse bu kadar ilgi görecek miydi? İnsanın köpeği ısırması mı bu? 

Ah medya, ah insanlar çok canımızı yaktınız. Çok.

Benim başıma cafcaflı bir ölüm gelir de, bu yazdıklarımı ifşa ederseniz, hayalet kalır peşinizi bırakmam. Ama ben zaten 15 dakikalık şöhretimi 1993'te yaşadım, bitti.

Saygı göstermemiz lazım. Birbirimize, hayvanlara, bitkilere, her canlıya ve ölülerine saygı göstermemiz lazım. 

Bizi birbirimize düşüren de bu değil mi?

Sunday, September 7, 2014

Deniz Yollari

Hizli treni de hayatimiza sokup, bu sene saydigim leyleklerin bakiyesini kapatmaya devam ediyorum. Araba, ucak, otobusle yolculuk yaptiktan sonra sira deniz yollarinda. Onu da Karsiyaka - Goztepe veya Alsancak ile kapatmayi dusunuyorum.
Hizli tren pek guzel. Hangi yone oturacaginiz, ne yiyeceginiz vs her bir bilgi icin danisabilirsiniz. 

Ist'da cenaze evi ve mezar ziyareti yaptigimiz icin anlatacak veya gosterecek birseyim yok. Sadece geride kalan guzel arkadaslarim var. Kadir kiymet bilmem gerek.