Monday, October 27, 2014

Oleys! Fancy Box #2

Boyle yoldan donunce masa uzerinde paketler gormek insani sevindiriyor. Parasini siz odemis olsaniz bile. Kehkeh
Sabah masam yigiliydi valla. Tabi bunlar arasinda beles uye oldugum dergiler de var. Bir de ebatli kutular. Neyse.

Baktim bir pembe fancy kutusu var. Meger ben aylik uye olurken, sadece o aya uye olmamisim. Ama peypal hesabimdaki kredi karti bitti. Simdi kitalararasi borclu olmayayim?mhemen iptal ettimama ucuncunun de parasini kesmisler!
Fancy ile yazisiyoruz uzunzamandir. 3-7 gun arasinda cevap yaziyoruz birbirimize. Ben 'bu kutu b@k gibiymis, iade edicem' deyince, 'sadece bir tanesini yolla pampish' dediler. Ozet bu tabi. Ben de 'hepsi birbirinden kotu hangisini yolluyim?' Asamasina gelmistim ki, bu kutu beni mutlu edince sustum. 'Tamam, kalsin' dedim. Satarim! 
Ayyyyy, negzel!
Icinden 4 adet zimbirti cikti. Sag alttaki valiz etiketi. Renkleri hic begenmedim, cok cig. Takim tutmam ben, konuyu saptirmayalim.
Ustunde durbun seklinde kolye var. Hmm, fena degil. Delikleri var, baktim ama buyutmuyor. 

Altlarindaki etiket. Icini actim baktim, ortalama iki tablet boyutunda kuzeyi gosteren bir etiket. Arkadas 'kibleyi mi gosteriyor?' Dedi. Sonra dusundum. Benim bu feng shui islerimde kuzey neresi diye hep sorarim. Kendi evime yabistiririm artik. Giderimvar yanea.
Ve en guzelini sona sakladim. Telefon sarjoru! Corabi ve adaptorleri ile! Harikaymis. Hemen iki telefonumu da sarj ettim. Sarj konusunda hep ortada kalan biri oldugum icin, ilac gibi valla! Cok cok iyi! 

Bu sefer oldu Fensi! Okey biro! 
Bayansilvia'ya da selam ve tavsiye olsun!

Sonra da, siparis edip de kargo suresinin son gununde postalanan kitaplarim gelmis. 
G.G.Marquez benim pek sevdigim bir yazardir. Ilk okudugum kitap Yuzyillik Yalnizlik'ti. Lisedeki Ozge cok kitap okurdu. Oyle boyle degil ve o odunc vermisti bana kitabi. Ikinci en cok kitap okuyan tanidigim Sacakli'nin ablasidir bu arada. Iste, o zaman buyulenmis ve hayatimda okudugum ve okuyacagim en guzel kitabin bu olduguna karar vermistim.

Bir ara lisedeyken ben ne balliydim, gerci cogunlukla sansliyimdir. Bir ara radyo furyasi vardi ya, ben Izmir'de su an adini hatirlayamadigim bir radyodan kitap seti kazanmistim. Trt miydi emin degilim. Trt'den sledge hammer kaseti kazanmistim, eminim, bir radyodan da sinema bileti. Ve kitap seti de Marquez'in setiydi. Begenmediklerim oldu, dagittim. Simdi neredeler bilemiyorum. Kitaplarim kutulara mahkum.
Ve Gokce'nin annesinin vefatindan sonra Kavun Bey ve abisi bulusmustuk. D&R'a girdik. 
Orada Kavun bey hic Marquez okumadigini soylemisti. Abi ile biraz saldirdik. Kitabi ona aldim. Ingilizce. Ama once kendim okuyacagim. Ehehhe
Cenem dustu benim.
Dergileri okuyamadim henuz.
Yarin yarimindan bir is gunu. Hem de sali. Pfff. Onlarla yarin ilgilenecegim. Bunlarin nesesi yeter!


Sunday, October 26, 2014

SeyahatlAr

Geçen haftaki Batı'ya seyahatte, tek başıma ve hasta olmanın etkisi ile mırmır ve mızmız sürdüm aracı. 90la gidince de aynı vakitte orada olabiliyormuşum meğer.

Ne zamandır aklımdaydı, yol üzerindeki Frig Kalesi'ne uğramak. Halsiz olmama rağmen, kırdım direksiyonu.  
Yolda emin olamadım, bir çobana sordum doğru yolda mıyım diye. Doğru yoldaymışım.
Buraya kadar geldim ama önce uzaktakine gideyim dedim. Ne haldeysem artık, köylerin isimlerini unuttum yolda hep. Karacakaya'ya kadar gittim, geri döndüm. :/ Emin olamadım, artık çobanlara da sormadım.
Sonra Zeyköy'e gittim. Oraya gitmeden de, yoldaki bankta güneşlenen dayılara yolu sordum. Oysa yol başka yere gitmiyordu. Öyle bir güvensizlik, sosyalleşme arzusu. Dayılar yolu gösterdi, ben de işte bu noktaya gelmiştim.
Köye girdim, orada da araç içindeki bir beyefendiye yolu sordum. Artık bu sefer haklıyım, çünkü hiç tabela yok!
"siz beni takip edin" dedi kibar köylüm.
Takip ettim, şu aşağıdaki yola girdik. Onlar durdu. Araçtaki 3 kişi indi, başladılar anlatmaya. Ben de yanlarına arabayla yaklaşıp, teşekkür ettim ve ileri gittim.
Oooo kızımız yaşlanmış. Eski günlerdeki gibi tanımadığı insanları arabaya almayı bırak, konuşmuyor bile!
 Adamlara ayıp oldu ama takatim yoktu. Zaten şu kayalarmış Frig Kalesi dedikleri. Bir numarası yokmuş. Aslında üst taraflarda mezarlar varmış ve aslında nekropolmuş ama hiç bilgi yok işte. Adamlar da anlatırken, tüydüm gittim zaten. 
Dönüşte güneşlenen dayılar hala banktaydı. El salladım, beni görünce bacaklarını indirdiler, selam verdiler. Güzel insanlar köylerde yaşıyor, ben söyliyim.
 Ve işte o kadar tıngır mıngıra rağmen erken vardım batıya. Yine yolda sürekli gördüğüm, Anıt Ağaç tabelasına döndüm.
O gün pek bereketli geçmeyecekti, biliyordum. Şu görkemli hayat ağacını çektim. Yakınlaştım, zeytinleri çektim. Satılmak üzere internete yükledim, hehehe.
Sonra, vardım ve yemeğimi yedim. Bir önceki gün saçıma sürdüğüm kokonat yağı fazla gelmiş. Yıkanmama rağmen saçlar yağ içinde :/ Sanki 4 gündür yıkanmamışım. Şampuan aldım, yemek yedim ve yatağa. Sonrasında hekim, ilaçlar vs.
Kitapsız Kedi kızacak ve üzülecek ama bir akşam üstü de, bastım kokoreç yemeğe İzmir'e gittim. Yalnız. Ama kokoreç için hayvan öldürmüyorlar, ölenden çıkarıyorlar bağırsağı. Ben bu zıngıldayan ağaç halimle ve yaşam koşullarım nedeniyle tamamen çıkaramayacağım eti hayatımdan. Üzgünüm. Ama çok çok azalttım. Çoğu zaman etçide, kaşarlı tost yediğim oluyor. Ama bu kokoreç :(

Neyse, cam toplamaya gittiğim gün de, böyle eğreti fotoğraf çektim. 
 Reklamı yasaklandı ama ben yayınlıyorum! Antibiyotikten ötürü alkol tüketmedim. Arka masadaki amcanın kafası yetmişti zaten. 
 Sonra odama döndüğümde, cüzdanımdaki şu şans kurabiyesi yazısını gördüm. Almanya'daki Uzak Doğu restorantındayken çıkmıştı bu. Arkasında Almancası yazıyor.
 Ve eve dönüşte, yolda ani bir sis. Çok yoğun olduğu için, odaklayamadı Benjamin ancak bu kadarını çekebildi. İndiği gibi kalktı sis zaten.
 Belki renkler ile oynamalıydım. Ama wysiwyg!

Şimdi hala titreşen ciğerlerim ve üşüyen ayaklarımla, ne zaman iyileşeceğimi bekler dururum. 24 ay askerlik yapan kocasını beklemiş ananem ve babasını doğduğundan dönene kadar görmeyen annem gibiyim. 
Ama ne demiş şans kurabiyem; "geleceğin için endişelenme".
Hem şöyle bir baktım da, şu vakte kadar fena yaşamamışım yav. Gezmişim mesela. Bir tek Amerika kıtası kalmış altlı üstlü. O da seneye olur inşA.
ahahahha 

Thursday, October 23, 2014

Sevinmek

Ah O dalgalari kopurtmesi falan.
Bugun uzun zamandir osuracak kadar guldum. Evet ya, hem de arabada. Hafta bitti ya artik, ustune hastalik da hafifledi. Yarin yoldayim, eve donecegim. Mutluyum.

Tum bunlardan buyugu; gecenlerde etsy'de dikiz halindeyken bir baktim, denizde asinmis cam parcalari satiyorlar. Yok artik dedim ya, olamaz yaneaaa.

Sonra da bu camlari kucukken topladigimi ve aslinda insanlari pastel renklerinden dolayi sevindirdiklerini dusundum. Ben de toplayacagim dedim.

Bugun isten de erken kaytarip yine Dikili'ye gittik. Yanimda yamagim Biles var. Once yazlik tarafina gittim. Yagmur bastirdi. O taraflar da hep kum. 3-4 ufak parca buldum. Baktim Biles cocuk yagmur altinda islaniyor. Off dedim, bindik arabaya. Sonra mezbaha tarafinda durdum. Cocuk bunaldi tabi, o etrafta dolaniyor, denize bakiyor dusunen adam misali. O bulutlar dagildi tabi. Bir sicak. Ne dengesizmis hakikaten buranin iklimi. Uzerimdeki gocugu, yelegi cikarip elimde sopayla kum karistirdim. 
2-3 avuc topladim. Toplarken sagildim. Iyilestim. Cok rahatladim. Sonra gulmekler. Gittigimiz sabit restoranda arkadaki masadaki iki beyefendiden biri, digerine karisinin menapozundan baslayarak, hayatindaki diger kadinla iliskisini acik ve secik anlatti. Sanirim secik ingilizcedeki specific kelimesinin tam karsiligi.
Bir de kullandigi kelime s.e.k. S. Karisi ilac almayi sevmiyormus da, kendisine dokundurtmuyormus da, e bir sure sonra gegirmeler falan, hos degilmis. Diger kadin pek gururluymus. Evli oldugu icin onunla Ayvalik'a yemege gitmiyormus ama evinde agirliyormus. Karisindan bosansa, aylik maas verecekmis ya, ekonomik olarak uygun degilmis. Ekonomik durum olusmuyormus. Cunku hanfendi ile gezmek istermis, alisveris yapmak, Almanya'ya gitmek istermis. Ama torunlarini belki goremeyebilirmis bosansaymis. Oglanlardan biri ile tanistirmak istemis ama olmamis. Arkadaslarinin %80-90i ayni kanaattelermis. Kadin menapoza girince istemiyormus. 'Bana dokunma, oraya gitme, sigara icme' diyormus. 
Hanfendi cok gururluymus. Cocuklara demis ama inanmamislar. Boyle Biles'e baktim, anlamadim dedim. Cunku kulagim da sumuk dolu, agir isitiyorum. Ne, ne dedin, duymadim diyen biriyim. Duymayan Bayan.
Biles'e sordum, 'ne yani olmus mu olmamis mi?' O da demez mi, 'az bir kayinti olmus' ahahah
Lafa bak. Hala guluyorum sesli sesli.

Adam anlattikca agzim acik bir sekilde dinledim. Yetmedi, telefonuma soylediklerinin ozetini cikardim. Onlarin arka masaya oturan oldu da, konu ekonomiye, dine kaydi.
O yasta adamlarin bunlari konustuklarina inanamiyorum. 
Yaptiklarina cok sahit oldum ama boyle detaylari ile anlatmak?
Neyse ki belalti detaylara girmedi ama tum lokanta duyduk kart zamparayi. Gurel Aykal'dan bile bahsetti, ki kendisi genc kizlarla evlenmek isteyen erkeklerin bir numarali bahanesi ve gizli kahramanidir. 40 yas cunku fark. 
Klak klak klak dedi bir de. Kalple ilgini bir konuydu. Benim hilti rezilligim gibi mi ki, gulmekten anlayamadim. Sonra donuste bunlari konusa konusa karnimdaki tum gazi attim valla. Utandim. Bir daha Biles'le ne bir yere giderim ne de gorusurum. Gece vardiyasina gectiginde gelirim artik. 

Ne diyordum ben? Iste bu camlar, mikro yengec bacaklari, deniz kabuklari falan, neselendiriyor beni. Askerden kocasi donmus gelin senligindeyim, havalara ates aciyorum.
Hala iki buklum sahilde dolasip cam toplayasim var. Deniz kenarini iste bu mevsimde seviyorum ben ya. Ah o kisin yapilan plaj piknikleri, gece oturmalari. Izmir'e mi donsem, napsam ben? Neden karar veremiyorum ki yah?
Ben anlamiyorum ama neyse bu kabuk ve cam toplama isini sevmeyen var mi ya?
Gunes batiminda hala islak tenimizle plajda gozumuzun hizasinda icine giren gunese karsi, boynumuzu bukup, avcumuzda hangimiz toplamadik? 
Napcam bu taslari bilmiyorum. Cop kadinlik var serde, yurekte. Isteyene postalarim artik.

Tuesday, October 21, 2014

Kırk Kırkbir

Hasta insanlardan nefret ediyorum. Son 3 haftadır sürekli hasta olduğum için de kendimden nefret ediyorum. Ama mukusum sarıya döndü, iyileşmek yakındır!!!

Batıdayım. Buradaki iş yeri hekimi KBB uzmanı <3 <3 <3 (kalpler kendisine değil, uzmanlığına)

Aslında bunu "Bedenim Serisi - Solunum Sistemi" altında yazabilirdim :P

Deviasyonlu bir burnum var. Kendisi kallavi ama gel gör yarım işlevli, yine de tek bir burun işlevi göremiyor. Son 2 haftadır kafatasım içindeki mevcut tüm boşluklar mukusla dolu olduğu için, burnum da bu durumda çeyrek işlev görüyor. Nefessiz kalıyorum. Kontrolümü bıraksam, panik atak, zort. Beyazlık (sinemada göstergebilimsel olarak beyaz, ölüm demek)

İşte neyse, bu sabah muayene oldum kendisine. Beyefendi sigara tiryakisi. "Ben kaç yıldır sigara içiyorum, benim bile ciğerim böyle değil" dedi. Hırlıyormuşum. Stetoskobu bıraktı. Bir elini bağrıma, diğer elini sırtıma koydu ve "kırk kırkbir" de" dedi. Hmm peki oke, "kırk kırkbir". 
"Bak ciğerlerin de titriyor" 
"A titreşime almışım kendimi doktoor".

Sonra ümüğümü sıktı, öncesinde "şimdi burnundan nefes alma ve on onbir de".
"Yapmayın doktor, başka yerden nefes alamıyorum zaten"
"Yaparsın" dedi. 

Ha tabi bu arada, burnum, kulağım, ağzım bunların hepsinin içine.. baktı. Burna bile soktu o ışıklı cihazı yav. Ben burnum sürekli kanadığı için, eski zamanlarda kan paketlerimi lazerle yaktırmıştım. Hiç sevmem burnuma dokunulsun. 
Baktığı her yer kırmızıymış. Döşedi reçeteyi. İlaç almaktan kaçtıkça, avuç avuç geliyorlar!

Bu sayılarla tayin etme konusunu araştırdım. 40 - 41 "fremitus vocalis" tayininde kullanılırmış. Ses ile yaratılan titreşim ile ciğerin kontrolüymüş. Bu google adamı doktor eder hee.

Diğeri de, soluk+nefes borusunun gerisinde ödem var mı diyeymiş. 
Neticede, ben düşündüğümden kötü durumdaymışım. Faranşik miyim (bkz: Doğu Anadolu köylüsünden hastalık isimleri) dedim, hayır dedi. Bronşik miyim, hayır. Ama kötüymüşüm. 

Telefonda Sivas ile konuştum. "Bu sesle bir Sivas türküsü söyleyebilirsin Seher Dilova'dan" dedi müdürüm. "tamam çalışayım" dedim. Kendisini de google ettim; soyadı Dilovan'mış. Benim de gençken yüzüm böyle dolgundu yav. Biz büyüdük, küçüldü yüzüm. İskeletor gibi dolanıyorum şimdi ortalıkta.

Neticede, güzel günler göreceğiz sevgili izlekler!; mukuslar sarıya dönmüş. İyileşmek yakındır!  Hep beraber neşelenelim.

Monday, October 20, 2014

Asiri Tepki Veririm, Hic Cekinmem

Bu nedir sevgili Ukraynali?
Ben sana Rus diyor muyum? Gerci tercih edebilirsin. 
16. - 18. yy Turkiyesiymis bu. 
Gorur gormez mesaj attim kadina. Bebisim, o zamanlar Osmanli'ydi,  bilgin olsun dedim.
Baktim, cok sakinim. Bu boyle olmaz Biatch! dedim.
Altina,
Not: biz develere binmiyoruz. Yazdim.
Hrrrrrr
Bak soyleyecek tonla kotu lafim var. Mesnevi 1nci cilt terkim ama ancak bu kadarini soyleyecegim. Bu saatte yav, tovbe tovbe.
Gerci biz imaji, bilgiyi degistirene kadar ulkenin adi kaybolcak. Asil sinirim bundandir.

Sunday, October 19, 2014

Karsak

Kars'tan herhangi bir gida maddesi alamadan donmustum. Hala acidir bu icimde.
Dun plansiz bir sekilde Kars Ardahan Igdir Tanitim Gunleri'ne gittik. Boynumdan, sirtimdan hastalik terleri akarken ben de istedim gitmek.
Ya ben bu konularda cok salagim. Boyle yerlerde, birseyi rastgele aldiktan sonra arastiriyorum. Hong Kong semsiyesi gibi :/
Wilco Kars'a gittiginde Karsak'in peynirlerini gostermisti. Facebooktan arkadasim olur kendileri ehe
Dolayisi ile fotolari sayfalarindan caldim. Kalabalikti. 
Adamlarin gravyerleri ve ballari muhtesem. Tavsiye ederim.
Yukaridaki kuflu cecil peynirini her gun atistirmalik yiyebilirim. Ancak bu peynirleri cok cok iyi degil. Baska standda tam rokfor tadinda olani vardi. 
Ankara'da olanlar ve henuz gitmeyenler mutlaka gitsin.
Turistik tanitim kismina girmedik. Gittim, gordum kendim. Ama kar altinda Kars'i gorecegim mutlaka. Peyniri gordukce avzim sulaniyor, kusura bakmayin yav.

Illuminati | Ali Kuzu

Kitabi okumayalim diye, tashih yapilmamis halini basmislar komplocular. Ama inat ettim bu sabah bitirdim kitabi. Gece 2'de uyanip sabah ezanindan sonra uyuyana kadar okudum. Bir ara gozlerimin portledigini fark ettim.
Neticede kurgusuz, dili berbat bir kitap ancak okuduklarim hayata ve gelecege inancimi yok etti. Her sey bir oyun ve sen bu oyunun bir piyonusun. Yedigin biber gazindan, kullandigin oylara kadar. Kitabi yollayacaktim ama sayfalari kivirarak not aldim.
Ozetle diyor ki, bu 5 sene icinde Turkiye diye bir ulke olmayacak. Yeni Osmanli mi olacagiz acaba?
Sarsildim. Seyretmedigim filmler, okumadigim kitaplar ile maruziyetimin ne kadar az oldugunu fark ederek neselendim biraz. 

Friday, October 17, 2014

Ozge ve Mehmet (intihar)

Ortaokulu ve liseyi farkli okullarda okudum. Lisede gittigim okul ablamin okuluydy. Kucuktu ve cogunluk ortaokuldan ve hatta anaokulundan beri bu okuldaydi. Ben, sadece hazirlik sinifi 250 kisi olan bir okuldan gelmistim.
Okulda Ozge ile sira arkadasiydik once. Degisik bir insandi. Okuldan sonra geceleri saatlerce telefonda konusurduk. Onun ve ablasinin ayri bir telefon hatti vardi. Aile de degisikti.
Arada bana fasikullerden bahsederdi. Hayatta herkesin bir gorevi oldugunu ve onun gorevinin intihar etmek oldugunu. Deniz kenarinda intihar etmek istedigini vs.
Hic ciddiye almamistim o zamanlar.
Bir zaman sonra gece telefon konusmalari azaldi. Ben bu konulardan bunalmistim belki. 
Bir aksam telefon caldi, ablasi Ozge'yi sordu. Bilmiyorum dedim. Bilmiyordum. O gece telefon susmadi. Birden aklima deniz kenari gelince kime soyledim bilmiyorum ama evde misafir olmasina ragmen babama deniz kenarina bakalim diye aglamistim. Oysa Izmir'de yasiyorduk o zaman.
Sonra ogrendik ki, siniftan bir arkadasla Bodrum'a gitmisler. Yolda inmisler. Oglan hayatta kalmis, Ozge gorevini yerine getirmis.
Neydi o gorev, beni mutsuz bir insan yapmak mi, zor arkadas edinmeme sebep olmak mi? Neydi? Fasikuller neydi?
O oldu, sonra Ozge'nin bana kirginligini anlattigi eski en iyi arkadaslari, en yakin arkadasi olduklarina dair beyanatlar verdiler. Ben sustum. Arada agladim. Hic unutmayacagim dedim. Unutmadim, uzun bir sure Karabaglar'a mezarina gittim. Servislerde okula gidip gelen ben, toplu tasima ile her ay mezarina gittim.
Simdi olum tarihini hatirlamiyorum. Olenlerin hicbirinin. O nedenle de artik blogumda kendime not dusuyorum. Bu yazi benim icin. 

Mehmet'le ortak 3 arkadasimiz varmis. Dolayisi ile onlarin yorumlarini okudum o vidyonun altinda. Isten bir arkadasim da bir iliski yasamis kendisi ile.
Acisini gordum ama birsey diyemedim.

Ozge'ye hala saygi gosteremiyorum, belki de bana anlattiklarini dinlerken saygi gostermemeliydim. Ama Mehmet'e saygi duydum. 

Sebebini cozemiyorum. Bu sene cok olum oldu. Ne eski nesem var, ne sagligim. Sabah cumhurbaskaninin araci altinda eziliyordum. Ogleden sonra da bir sure nefes alamadim. Ben olumden bu kadar korkarken, nasil ya? Nasil?

Mehmet icin bir kadeh sarap da ben icecegim. Sanki yasadigimiz hayat onunkinden farkli mi?

Wednesday, October 15, 2014

Bedenim Serisi - Sindirim Sistemi

Sindirim ağızda başlar. ehe Bunu bilmeyen yoktur sanırım.

Elbette bu sistemim de sorunlu. Oysa ben kendimi hep iyi genlerden gelmiş sanırdım. Beni böyle düşünmeye ittiler!! 

Benim kötü bir alışkanlığım var. Çok hızlı yerim. O yemek hemen bitecek! Neden? Bilmiyorum. Hiç düşünmedim. Metabolizmam da çok hızlıydı gençken. Şimdi görece yavaş. 

Yemek seçerim ama bedenim neyi isterse onu yerim. Sonra "bilim adamları"nın açıklamaları ile "a ben bunu zaten hep yapıyorum, a hiç benim yemediğim şey bu" demişliğim çoktur.

Bu konuda tuhaf huylarım var. Marulu kesilmiş sevmem, ceviz eskiden hiç yemezdim. Şimdi nadiren yerim. Acı sevmezdim. İşte sorun tam da bu zaten. 

Geçen sene acı yemeğe başladım. Sonra sürekli ishal olmaya başladım, mide ağrıları vs. Ve tabi ki doktora gittim. Strese bağlı reflü teşhisi koydu. Ben tamam o sürede işte çok sorun yaşıyordum ama acıydı bence sorun. Yarım şişe acı sos dökerek öğle yemeği yiyordum, her gün. Sonra acıyı kestim, midem rahat. Kısmen.

Bir ara gıda intoleransı teşhisi koydum kendime. Test yaptırdım, her şey yasak çıktı. Peyniri çıkardım bir süre hayatımdan. O konularda irade taş gibi ama mutsuz oluyor insan tabi. Temel gıdadan mahrum kalmak ne demek?!

Sonra etrafta 18 aylıktan 35 yaşa, 65 yaşa kadar kanserli insan sayısı artınca, şekeri kestim. Ama öyle böyle kesmek değil, kökünden. Bir enerjik bir şey oldum. Çok iyi geldi o dönem.

Şimdi? Amaaaan diyorum. Atın ölümü arpadan olsun. Tatlı-acı sosu bayılarak yiyorum daha fazlasını yemiyorum. Peynir full throttle tamam. Yoğurt probiyotikli olan şişirmiyor. İrmik tatlısının üzerine waffle-karamel dondurma ve tarçın dökere yiyorum, kendimden geçiyorum.
Bunların ardından şişiyorum ve nereyi bulursam orada kalıyorum ama olsun. Gece osura osura uyuyunca, sabah karnım tahta gibi kalkıyorum. 

Şeklen herkesinki gibi bir midem olmalı. Zira geçen sene içine girip baktılar. Ondan önceki diyet de ölüm gibiydi hee. 

Küçüklüğümden beri tuvalete dönüp bakarım. Korkum mide kanaması geçirmek. Korku mu istek mi bu bilemedim. Benim de tuhaf huylarım var tabi. Siyah kaka görmeyi bekleyerek geçti ömrüm. 

Bağırsaklarım narindir ama. Midem bozulursa hemen tepki verir. Bir de bağırsaklarımın bir adı var; Jarsak! 

Tıkandığımda, kardeşimle internetten çetleşiriz, o "Jarsak naber?" der ve ben tuvalete koşarım eğer o an zaten klozet tepesinde değilsem. Bu nerden çıktı?
Kardeşimle her çetleştiğimizde, ki kendisi ile mailleşmemiz bile bir gün içinde 40ı bulur, benim bağırsaklarda hareketlenme oluyordu. Sonra Pavlov tadında bir hale geldi. Çetleşmesek bile vatsaptan, "Jarsak'la bir konuş" derim, yeter. Çok sık da tıkanmam. 
Haftasonları geç kalktığımda, (7 yerine 8) boşaltım sistemim sekteye uğrar.

Geçenlerde bir zehirlenme yaşadım ya, tüm o reflüdür, mide bozulmalarıdır hiçbir şey değilmiş. O kramplar var ya o kramplar, deliyor.

Böyle saçma sapan bir sisteme sahibim ama seviyorum. 

Herkese sağlıklı günler dileriz,
Sevgiler,
Jardzy ve Jarsak

Tuesday, October 14, 2014

Bedenim Serisi - Göz

ehehe

Böyle bir saçmalık başlatıyorum. Daha önce yazanlar oldu ama böylesi olmamıştı.

Bedenimdeki sorunları yazayım diyorum. Bugün salı ve gerisi gelmeyebilir. 

Gözlerimden bahsetmekle başlayacağım. Hazır iğneler batıyorken kendilerine. Arada tek gözümü kapatıp yazıyor olacağım.

Son göz doktorumun bayıldığı bir çift göze sahibim. Rengi çok güzelmiş. Her muayenede bunu söylüyor şu makinalarla baktığında, sonra puff hava üflüyor tansiyon için. O zamanlar ben de o tatlı insana "ya off" diyorum. Nazımı çekiyor.

Bana göre sıradan ela gözlerim var. Elbette ela olanda, ağlayınca en yoğun renk ne ise o ön plana çıkıyor. Bende de yeşil ağırlıklı. Gri olsa fena olmazdı ama. Babamın gözleri kahverengi, annemin mavi. Bana da böyle bir karışım çıkmış. 

Ela da olsa, renkli gözlerde katarakt olasılığı yüksek olduğu için kara gözlüksüz dolaşmamamı söylüyor oftalmolojistim. Zaten ben de işten dolayı gözlüksüz dolanmıyorum hiç. Ofiste güneş gözlüğü ile dolap içinde kitap okuma dedikodum da mevcut ama o kadar da değil. Yapmıyorum böyle hareketler, zaten dolabın içine nasıl girip ne kitabı okuduğumu açıklayamadılar bir türlü. 
Ama polo tişört yakamı kaldırırım bak, ensemi güneşten koruyayım diye. Bedenim Serisi - Cilt'te okursunuz. kehkeh

Renkten sonra geldi şekline. Burada bir sıra dışılık mevcut. Zira benim gözlerim çıkıkmış. 
Ayıplamayacağım, benim de aklıma ilk Sedat Bucak gelmişti. Onun durumu farklıymış benden. 
Sizin gözler yuvarlak gibiyken benimki geoid! eheh yani dünya şeklinde. Tabi böyle demedi de, oval gibi işte. Sanırım. Çıkık kelimesini unutmuyorum bir tek. Bir de büyük benim gözlerim. Eşek gibi dendiği vakıtlar olmuştu. Bence o denli büyük değil ama küçük hiç değil.

Kirpiklerim ok gibi tam anlamıyla. Dümdüzler ve çok uzunlar. O nedenle düzenli kullandığım tek makyaj hilesi budur. Rimel de sürmem. Ama göz makyajı yapasım var 3 gündür. Kalkıp bir denemedim. Eskiden göz içine beyaz kalem sürerdim. Bildiğiniz hevesliyim yani göz makyajına.
Bir de gözaltını kapatınca fotolarda, fotoşen çıkıyorum. Test ettim. Bunu da yapayım arada yav. 

Göz çevresinde son 6 ayda bir kırışıklık oldu gibi. Ama bu kadar suya neden oluyor ya da ben bir daha dikkatli bakmalıyım. Bakayım hakikaten. Gülen gözlerin kırışması sorun değil bence.

Heh tam sırası. Gözlerim genelde fotoğraflarda TürkanŞoray ya da ölü köpek gibi çıkabiliyor. Çünkü genel ifadem sanırım şöyle:
Ne biçim bir dünya bu?
Ya da "ne diyon sen ya?"

NurYerlitaşmeyşın'a güldüm tüm gün.

Ve gelelim gözün kalitesine. ühühühü
Geçenlerde göz bozukluğundan şikayet edenler mi olmuştu?

Ben bunu anlattım galiba da, bir daha anlatayım. Amnezik durumum ortaya çıksın.
İlkokulda, göz taramasına gelmişlerdi. Olası ve mevcut göz bozukluğu olanları öne aldılar. Ben şüpheli listesinde değildim. Ama sımsıkı arkaya taratıp, bağlatmama rağmen sanki yanlardan saçım sarkıyormuş gibi gelirdi. İterdim elimle. Ama saç yok?!

Ben bunu taramadaki doktorlara söyledim. Beni karartılmış öğretmen odasına almış ve şunun karşısına oturtmuşlardı:
Sonra da göz doktoruna yönlendirdiler. Sene 1986. Kemeraltı'da bir doktora gitmiştik. YKMnin arka girişinin bir üstündeki sokaktaydı. Adını hatırlamadım iyi mi :(

Veee ben ilk kemik gözlüklerimi aldım. Onlarca gözlüğün ilki oldu tabi. Takmadığım tek renk yeşil çerçeve kaldı. Onu da bu sene alayım dedim de, gözlerime hayran doktorum "değişmemiş numara" dedi. Kaldı öyle. Kırmızı, çokca siyah, mavi, şeffaf, çerçevesiz her türlü gözlük. Şu an şeffaflı mor bişi takıyorum.
Amaan yazmışım işte üstteki hikayeyi. Gözlükler de orada. Geçenlerde anneme gözlük alırken yuvarlak çerçeve denedim ve yakıştı iyi mi?! Bir dahaki güneş gözlüğüne yuvarlaklı bişi almaya karar verdim.

Heh işte. Numarası da, işte uzak, yakın, uzak + yakın, süreçlerinden sonra yakında durdu.
Tuvalette şampuan şişelerinin arkalarını okuyamıyorum, o sorun değil de, alışveriş esnasında ve ilaçlarda sorun oluyor. 
O nedenle bu yazıya vesile olan cüzdan boyu büyüteçten almayı düşünüyorum. Eski arkadaşım bunlardanistiyorum.com'da satılıyor.
Sorun şu, cüzdan taşımıyorum. Hatta para bile taşımadığım zamanlar oluyor.

Tedavi ol derseniz, yakını çiziyorlarmış. Ama bazı yerlerde 5in altı, bazılarında 5in üstü diyorlar. Bilemedim. Bu sene olmaz ama seneye belki çizdiririm. 
Yakın + astigmat olunca güneş gözlüğümü numaralı yapmama gerek yok. Hatta yaptırmamalıyım.

Bu ay gitmem gerek doktora ama gitmeyeceğim. Arada aklıma gelince damla damlatıp, mevcut batma sorununu geçiştireceğim. O kadar içtiğim su nereye gidiyor hakikaten?

Gündeme dair de, iki laf edeyim.

Mevcut haberler, gündem, hep bizi yıldırıp, "daha kötüsü var bizim derdimiz ne küçükmüş" dedirtmek, boyun eğdirmek için. Seyretmeyin.  Bu haberlerden kaçtığınız için de, suçlu hissetmeyin. Bizim sağlıklı düşünen bireyler olarak ayakta kalmamız lazım.

Sevgiyle gözlerinizden öperim.
J

Sunday, October 12, 2014

Uyku

Pek viral olmadi ancak insanlarin dogal uyku duzenlerinin 4+2+4 gibi oldugunu soyleyen haberler dolasti internette.

Insanlarin 4 saat uyuduktan sonra uyanip, birkac saat uyanik kaldiklari ve sonra bir 4 saat daha uyuduklarini ve bunun aslinda 1990larda psikolog Thomas Wehr tarafindan kanitlandigini yazdi BBC.

2001de de konu olmus vs.

 Yav bana sorsaniz a! (Ergenligimden onceki kitaplarda boyle yazarlardi)

Senelerdir kesintisiz uyku uyudugum geceler toplamda 2 aydir herhalde. Avrupa'da anaokulu egitimimi tamamladigim (*Banu Alkan sac savurmasi*) donemde, ablamla beni, komsular aksam saat 9da uyanik gorunce, cildirmis ve aileye saldirmislar. O saatte cocuk ayakta mi olurmus?!

Sonra da, bende 3 yasimdan beri aliskanlik, erkenden uyurum. Yas gectikce uyku ihtiyaci azalirmis ya, artik 22:00de degil, 23:00de bile yatabiliyorum!! Gecenin bir yarisi uyaniyorum. Artik, 'kac saat sonra kalkacagim' hesabi yaptigimda strese girip hic uyumadigim geceler oldugunu fark ettigimden beri, saate bakmiyorum.

Sonra da, belki de ezandan sonra, birkac 10 dakika uyuyup, en gec sabah 07:00de uyanmis oluyorum. Bazen bolunmus uykumdan sonra daha uzun uyudugum da oluyor.
Yukaridaki kucukken bizim kiz. Uyudugundan emin olduktan sonra kaldiriyorduk battaniyesini. Endiseye mahal yok.

Iste bu yaziyi okuyunca, oohhh cektim. Yalniz degilim. Bir de bir gece uyandigim saatte bir hafta boyunca uyandigim icin, sinirim bozuluyordu.

Kesintisiz uyumak icin, rezene cayi mi icmedim, yastik altina lavanta kesesi mi koymadim ( hala durur), bir ara sahip oldugum uyku apnesinden kurtulmak icin ortopedik yastik mi kullanmadim. Ay ay ay.

Gecen gece yine uyanmisim. Yastik ince geldi. Iki yastigi ustuste koydum ve o gece kesintisiz uyudum. Bir daha olmadi ama. Artik insan nesli benim gibi biliyorum ya, daha rahatim. Rahatsiz bir insan oldugumu dusunuyordum. 
Gozlugumu bas ucuma koyup, arada kitap okuyorum ama cogunlukla dunya islerini dusunup kaygilaniyorum.

Ha bir de bir takintim var. Uyandigimda mesanem patlayacak durumda degilse, tuvalete kalkmiyorum. Cunku kimse o, kucukken bana bunu ogreten, Bir kere kalkarsam o gece toplamda 3 kere yataktan kalkacagima inaniyorum. Babaannemdir kesin. Eh, elbette 3e tamamliyorum.

Isikla beynim uyanmasin diye de, tek gozle giriyorum banyoya. Isigi kapatinca 3 saniye sonra karanlikta yuruyor durumda oluyorum. Bu icgudusel aslinda. Uyanirken de tek gozumuzu acarak uyaniriz ailecek. Bu ayni zamanda korsanlarin tek gozunun kapali olmasinin sebebiymis.

Velhasil, senelerce tavuk olarak adlandirildim. Ailem ve tek bir arkadasim benimle dalga gecmedi. Ne Beyaz'i ne de Okanbaykulkeri (ustten virgulle ayirmadim bile) seyretmedim sonuna kadar. Iyi ki de etmemisim. 
Sosyallesemedim bu yuzden, Visitors'da fareyi nasil yediklerini anlatirlarken ben bon baktim. Freddie'yi de fotograflardan ogrendim. 

Ortaokulda bir ogretmen, bir gece tvdeki filmi seyretmeyi tercih edip, sinava hazirlanmadigini ve dersten kaldigini anlatmisti. Ne kadar pisman oldugunu da. Ben de bu durumu kendime uyarladim. Uykumdan odun vermedim. Vermeye calistigim zaman, dunyanin en huysuz, gecimsiz insani oldum. Gece 22:00de misafir geliyor diye sevdigimle kavga ettim. Beni inadina eve birakmayip, o sinirli halimle dalga gecen arkadaslarimla kavga ettim. Hala da edebilirim. 

Neticede, aile disi tek bir insandan 20 sene sonra 'hadi sen erken uyursun, iyi geceler' diye bir mesaj aldigimda, sene 2008di. Aglamistim. Tarihi unutmayacagim kadar onemliymis bakin.

Herkes diledigi saat, diledigi sure uyusun. Bana gidgidgidaklarla gelmeyin :) Senelerdir dogamiza uygun yasamisim, anormal olan ben degilmisim.

Saturday, October 11, 2014

Kokonat Yagi

Guzel sonbahar.
Dusen yapraklari toplayip toplayip dagittim. Bu guzel gunun ardindan holistik tarafimla konusayim.
2 gun once ofiste dizimi carptim. Ay corap kacti diye dusunurken, su tuhaf seyi gordum. 38 yillik insanim, boyle sacma bir morluk gormedim.
Saklamaniz geren morluklariniza ozonlanmis zeytinyagi veya biberiye yagi surerseniz gecer diyorlar. Cocukta denedik. Olumlu sonuc. Ama ben bununla olene kadar (morluk tabii ki) yasamak istiyorum.

Simdi gelelim kokonat yagina. Degerli buyugumuz NihatDogan deyisi bir tarafa, hindistan cevizi yagi.
Bu yagin saci besledigi, Uzak Dogu'da kadinlarin saclarina bu yagi surup, yikamadan dolastiklari soyleniyor. Saclari oyle besliyormus gibi, orguler belik belik, kol gibi oluyormus. Ben uzun zamandir yapmadim. Yagi surup yatanlar da var. 
Bedenimizdeki sevdigimiz tuyleri, killari beslemenin yani sira soguk pres olanlari ile yemek de pisiriliyor. Kizartma bile yapilabiliyor. Ben denemedim. Ancak bu mevsimde bembeyaz sekilde donan bu yagi elinize aldiginizda eriyiveriyor. Bu nedenle de damar tikanikligina yol acmiyor diyorlar.
Ben ozellikle ayurvedik bir uygulama olan yag cekmek (bkz: oil pulling) icin almistim.
Bu uygulamaya gore toksinler gece uyku esnasinda dilimizde toplaniyormus. Sabah kalkinca ictigimiz suyla bu durumda bedene geri gonderiyoruz toksinleri?
Ustune deneyenler ve bagzi fotograflar disleri beyazlattigini ve hatta curukleri yok ettigini soylemis.
Ben yaklasik 2 aydir kullaniyorum. Tatma duyum, yagi kullandigim gunler daha keskin. Arada fark etsin diye biraktim 2 gun.
Dis beyazlatmaya gelince. Az bir fark var. Oyle 1 haftada degisim olmadi. Cunku ben ne cay iciyorum. Ne kahve. Ne de sigara. Dislerimdeki lekeler tamamen antibiyotik bebesi olmamdan. Bana anitobiyotikleri tikan tum doktorlarimin da kulaklarini sevgiyle cinlatiyorum. Bakin, kotu laflari da azaltti ehehe
Alt sag azilarimdan birinde siyah bir nokta var. Her 5 haftada bir doktora gidiyorum ve bana bunun curuk oldugunu soylemediler ancak ben kendisini bu islemde kerteriz aldim. O kaybolursa, 'oh cogzel, alin yapin' derim.
Ha, nasil yapilir. Sabah kalkinca 20 dak'ka boyunca bu yag ile agzinizi calkaliyorsunuz. 
Ben damakligimi cikarir cikarmaz cay kasigi ile aliyorum bir miktar. Sonra kisisel hijyen, yoga vs cok detaya gerek yok. Geciyor o zaman.



Thursday, October 9, 2014

E


İş Hayatı - Yeni Mezunlar İçin İş Hayatına Giriş 101*

Bugün çok iş var ama sıkıldım işte.

Gençlere bir miras bırakayım, şanım yürüsün dedim. Her ne kadar işe giriş mevsimi geçmiş olsa da, bilgi de paylaştıkça çoğalır. Bu yazı da, çekmecemde gözüme çarpan tırnak cilası üzerine yazılmıştır. 
(*An Ode On A Nail Polish) İngilizce bildiğimizi de kanıtladıktan sonra başlayalım. I speaks Anglish. Her zamanki gibi berserk gideceğim. Neşesi yeter.

Bir bayan olarak çalışma hayatının sosyal yönleri ile başlayalım.
Benim çalıştığım sektörü, dedikodusu en bol sektör olarak ilan etmiş olsam da, başka başka sektörlerde de büyük bir mevcudiyeti varmış, öyle diyorlar.

Ofiste davranış kuralları
Politik olmak her zaman kazandırır. Ben "politik kanatları olmayan" biri olarak, bu sivridilimin ve çotanaklığımın zararını pek çektim "sevgili izlekler".
Size yöneltilen özel hayatınız ile ilgili soruları göğüste yumuşatıp, iade etmeyi öğrenmelisiniz, ki bu özellik yeni nesilde default olarak mevcut. 

Bir de çok rica ediyorum, özellikle erkek merkezli çalışma yerlerinde, sandalye ve koltuklarda kaykılarak, Türkan Şoray veya ölü köpek bakışları ile bakarak oturmayın. Tokatlayasım geliyor. Sonra gelip bana anlatıyorlar, "gördün mü, şöyle yapıyor, böyle yapıyor, aranıyor. kesin vercek. bir de ben alsaydım. herkese veriyormuş, bana da verecek. bir şort giymiş J hanımmm. o kahkahalar köye kadar geliyor, o**u" vs.
Beni erkek gibi gördüklerinden (bıyıklarım sağolsun) bu muhabbetlere ortaokul hayatımdan beri katılırım. Ben de aidiyet arıyorum, napıyım?

Siyasete pek girmeyin. Kankaların bile kanını akıtır bu. Propaganda yapıp, işten atılanlar da gördük şu 16 senede.

Dedikodu Çemberleri
İşte bu çemberin hem dışında hem de içinde olmalısınız. Şöyle ki, laf sizden çıkmayacak ama sadece size gelecek şekilde konumlanın. Gezegenler arasındaki Pluto gibi; var ama yok gibi. 
Dedikodular, insanların şirketteki konumları, sizin geleceğiniz açısından önemlidir. Ama laf asla sizden çıkmasın. 
Taraf tutmayın.
Haksızın yanında yer alıııır ikennn, baktınız işten çıkartılan siz olmuşsunuz.
Özellikle de size yöneticinizi sorduklarında, o kanatlar takılacak! Yöneticinizi her zaman iyi anlatacaksınız. Kötüyse bile. Çünkü inanın size onu soranlar zaten, kendisine iletmek için soruyorlar. Duyuyoruz bir de. O anlatmasa, diğer geliyor anlatıyor.

Sosyal Medya
Amaaannn! 
İş yerindeki insanlarla eskiden tanışmadıkça bu tür arkadaşlıklar kurmak bence sakıncalı. Bu da sizinle aramızdaki nesil uçurumu yüzünden. Bizim yaştakiler dedikodu malzemesi yapıyorlar bunu. Kaldıramıyorlar. Zaten aklınız varsa, kendi isminizle değil, herkesten sakladığınız rumuzunuzla findık kırın.
Blogunuzu da kar elde etmiyorsanız, paylaşmayın. 

Kılık - kıyafet
Şirkete ilk geldiğinizde gözünüze çarpan veya size aktarılan bir görünür veya görünmez kıyafet uygulaması mutlaka vardır. Ha baktınız yok. İnsanlar kot tulum, spor pabuçla geliyorlar. Siz etek, elbise, topuklu pabuç giyerseniz, ertesi gün o süklüm püklüm kızlar da elbise giyecekler, saçlarını fönletecekler, alanlarını belirteceklerdir.

Erkek merkezli çalışma alanlarında etek, beyaz tişört giydiği için hakkında saatlerce konuşulan bayanlar tanıdım. Ama şantiyede de etek giymeyin be, nolur!
Bir de o beyaz tişörtün altına atlet giyin. Bana erkeklerden gelen tavsiyeler bunlar.
Tamam, içiniz dışınız bir olsun ama böyle değil, e mi?

Ve gelelim, eğer ofis ortamındaysanız, o kıllar, kaşlar, bıyıklar düzenli alınacak. 
Çok şükür havalar soğudu da, ben opakların arkasına saklanıverdim. Opak da olsa, o çoraplar kaçıyorlar. Bunun için çantanızda aynı renk, denye ve numara çorap taşıyabilirsiniz. Ve illa ki, çekmecede kaçan çorabın önünü kesmek için tırnak cilası olmalı. Çünkü ya takılıyorlar, ya da pabuçtan ötürü kaçıyorlar!!

Bir de eğer uygunsa, kadınlar tuvaletinde ped havuzu yapın. Ben yapıcam yarın. Sosyalleşmenize yardımcı olsa da, ped paylaşmak borç almak gibi, beni pek rahatsız eder. Bazı erkekler de, regl dönemlerinizi takip etme ihtiyacı duyar, ruhunuz duymaz.

Kılık kıyafette şirkete sonradan gelen kişi olduğunuz için, bir süre erkekler arasında ve ayrıca kadınlar arasında tartışılacaksanız. Başta ne kadar usturuplu ve han'fendi olursanız o kadar iyi. Sonra nabzına göre sapıtabilirsiniz. 10 senede sadece bir kere bir karış etek giyseniz bile, insanlar sizi hep o etekle hatırlayacak ve o günü asla unutturmadan, her yeni gelene anlatarak yaşatacaklardır. Ya da, bembeyaz şifon tadında bir gömleğin içine giydiğiniz o siyah sütyen! Bunlar tamamen gözlemler, ben yapmadım. İş kıyafetlerimi de gördünüz ama üstünde her zaman oramı buramı kapatan yeleğim vardı.

"Ben hür doğdum, hür yaşarım"cıları, birkaç sene sonra görmek isterim. Bana gelin. Benim hiç giymediğim ama denize girmişliğim olan bir turuncu tangam var mesela, senelerdir bitmedi. En sonunda aldım bir tane, çekmeceye attım, arada bakar gülerim. Öyle bir göz temasımız var kendisi ile. İbretlik. 
Ortaya koyar, dertleşiriz.

İş hayatı, özetle bir cangıl. İster balta girmemiş bir orman, ister dümdüz bir ova. Her yerden düşman gelebilir.

Bunların dışında özetle, toplu ortamlardasınız; 

  • Ağzınızı şaplatmayın, şakada şukada sakız çiğnemeyin. 
  • Herkesin içinde herkesten onay almadan müzik falan açmayın. 
  • Telefonda bağırarak konuşmayın. 
  • Herkesin içinde izin almadan yemek yemeyin, özellikle haşlanmış yumurta falan. (ah İzmir ve boyozseverleri!) 
  • Siz ortamdayken, "ay pencereyi açalım havalansın, burada bi koku mu var?" gibilerinden laflar ediliyorsa, her gün duş alın ama saçınızı da yıkayın, olur mu? (bu başımıza geldi, kız kabul etmedi kokusunu, yalancı olduk üstüne, iyi mi)
  • Sosyalleşin ama sınırlarınız olsun.
  • Başkalarının bilgisayar ekranına bakmadan önce mutlaka izin alın.
  • Size gelen mailleri başkalarına forward etmeyin. Ama mobbinge uğruyorsanız, edin. Kanıt olur.
  • Toplu atılan bir mailde, veda, teşekkür vs, "reply all" tümden cevapla yapmayın. Hatta o mail ile dalga geçecekseniz, dikkatli kullanın butonları. Dedikodu yaparken, çalan yüksek sesli müziğin birden kesilmesi gibi oluyor sonuç.
  • Sizi kızdıran ve/veya kızdırmak için özellikle yazılmış mailleri, mümkün olduğunca sakinleşerek ve geç cevaplayın. Karşınızdaki umursamadığınızı görsün.
  • Güvendiğinizi sandığınız kişilere hemen içinizi açmayın, Hatta hiç açmayın. İş yerinde arkadaşlık herkesin yapabileceği bir şey değildir. 
  • Yediğiniz tabağa s*çmayın. Yani iş yerinde üstünüzle asla, akranınızla çok emin olmadıkça gönül ilişkilerine girmeyin. Yemin ederim, herkes biliyor ama söylemiyor. Ben hep iş yerimden seçtim. Pişman değilim. Ama bu biraz da ilişkinin yapısına ve size bağlı. Çünkü bu tür yasak ilişkiler ortaya çıktığında, giden hep kadın olur.

Valla tüm bunları bir kenara bırakın, evlenip koca parası yiyin, evde dikiş dikin, pasta yapın satın, ne bileyim. Ben bıktım çalışmaktan yeminle. 38imde hala insanlara neyi nasıl yapmaları gerektiğini öğretmeye çalışıyorum. Oradan oraya seyahat ediyorum, ilaç reprezantı gibiyim kahretsin. 

Bu yazı sizeydi ama bana ve benim gibi bıkkın, yılgın akranlarıma, blogger hemşirelerime gelsin.

Kaşığını kapan gelsin. We had a dream. And a Spoon!
Source: http://foodie19.blogspot.com.tr/2011/04/finding-solace-in-my-nutella.html 

Wednesday, October 8, 2014

Çikolata

İnternetten kanlı ay tutulmasını seyrediyorum bugün. Kısmen. Böyle ekrana kilitlenip herhangi bir şeyi seyredecek sabra sahip değilim. Yapıyorsam da, aklım başka yerdedir.

Bir ara gökyüzüne bakayım dedim. Ankara üzerinde ayrı bir katman var. Ankarosfer. Gri bir katman. Arada aralardan güneş görülebiliyor. Ama görünen kadarı bile bende leke yapıyor. Hmppfff

O neyse de, pencereden baktığımda, önümün açık olmasını istiyorum. Bir önceki işimde ve evimde öyleydi işte. Engelsiz. Hatta o kadar ki, sabah 5te doğan güneş, yatak odama doğuyordu. 

İş yerinde de, çıkıyordun arka kapıdan; dağlar, dağlar.

Ankara'da mutlu olmanın yollarını arıyorum. Bir tanesini çözdüm.

Artık farklı bir yol kullanıyorum işe geliş gidişlerde. Bu yol üzerinde birikmiş çöpler ve/veya çöp suları yok. Hatta çöp başında bekleyen domuzlar da yok. Bunu ancak o yoldan geçenler anlar.

Dolayısı ile güne daha az hayıflanarak başlıyorum. Ayrıca, yol daha bir kısaldı sanki. 5 dakika daha erken varıyorum işe sanırım. 

Sonbaharı yaşayamadım. Ya da henüz başlamadı. Bayram tatilinde evden başımı bile çıkarmadım. Ama ne yorgunluk çektim. Planladıklarımın çoğunu yapamadım. Azını yapmak da kardır.

Kış geldi bile. Evdeki tüm kokonat yağları dondu. Kaç tane var diye sorar mısınız?
4 tane :/ Benim sorunum da bu işte. Kıyafetlerde bu halimi biraz törpüledim sayılır. Artık 2den fazla almıyorum! ahahaha 
Çöp kadınım derken bunu da kast etmiştim. Dün bir torba eşya attım. 

Bir insanın evinde kaç tane küçük top olur? Şu avmlerde, benzinliklerdeki 1tl atıp, mandalı döndürüp, düşeni aldığınız toplardan? 10 tane var herhalde. Hadi yağ falan tüketim malzemesi de, bu nedir?!? Neden top biriktirir bir insan?

Ayrıca, eve bizim kız geldiğinde her yerden oyuncak çıkıyor olması nedendir? İnsan neden almayı planladığı köpek için iki oyuncak alır da, kenara koyar?! 

Dolunayda, istemediklerimizi listeleyip, yakarsak kurtuluyormuşuz ya, ben de bu huyumu yazacağım bu gece. 

Bir de şu kalp ağrısını. Yine böğrümde öküzler oturuyor. Ama kime ne anlatayım?!

Kollektif mutsuzluğumuzu çikolata yersek giderebilir miyiz?

Saturday, October 4, 2014

Ev

Nihayet uzun zaman sonra iki hafta ustuste evdeyken, yatagima tirnaklarimi gecirerek, yastigima sarilarak bir bayram gecirmekteyim.
Yola cikmak hic aklima bile gelmedi.
Teyzelik ve el isi yaparak bu bayrami ic mekanlarda (sokaga cikmaya bile niyetim yok) gecirmeyi umut ediyorum.
Sozumu tutatak mandalina kestim bu bayram. Allah kabul etsin.

Iyi bayramlar


Thursday, October 2, 2014

Cocuklar Gibi Sen

Ank'da hayat bunaltici olunca ben de bunaltici olmusum.
Bugun is geregi bizim obur dukkana gittim. Arac kullanmaktan biktigim icin de sansima birisi geldi benimle.
Daha once de gostermistim sanirim. Bu dukkan genis bir arazi uzerinde. Basketbol sahasi, tenis kortu, cocuk parki, Ters armut agaclari dahil meyve agaclarinin oldugu yesilli bir yer.
Sirket plazaya tasininca ben de buraya tasinmak istiyorum. 
Neyse, bu mekan ayni zamanda sirket insanlarinin evlatlarini haftasonu getirdikleri bir yer. Izin verseler kir dugunu yapilir.
Ben isimi bitirmisim, yeni gelen araclara biniyoruz, kurcaliyoruz. Arkada bir cocuk bisikleti gordum.
En son bindigimde sene 2008di ve korkmustum. Yok ya, Almanya'da da binmistim.
Bu sefer, kimse seleyi tutmadi, beni istemsiz ittirmedi. 
Aldim cocugun bisikletini hoop turladim.
Ay ne guzel bir his.
Ilk oturdugumda loder kullandigim ilk zaman gibi heyecanlandim ama toparladim hemen.
Hakikaten bilissel bilgi unutulmuyormus. Ama bu cumleyi hatirlamak bilissel degil?
Arada kacmasin evet benim loder operator ehliyetim var.


Bisiklet de yakiyor hani (honey), degil mi?
Efektledim fotoyu ama renkli oldugu belli.