Thursday, November 27, 2014

Vegan Beslenme Tablosu

Belki de hakikaten insan türüne en uygun beslenmedir bu veganlık. Bana uygun olabilirdi eski zamanlarda yaşasaydım. Zira hayvan peşinde koşturamayacak, onu kesip, yüzüp, pişiremeyecek kadar tembel olurdum. Kan, revan da cabası. Zaten soyum da sürmezdi.

Kitapsız Kedi'ye bu bilgiyi gönderdikten sonra baktım ki, çok güzel bir tablo. Daha fazla duyurmalıyız dedim. Herkes alsın dağıtsın. 

Ben mesela baklagillerden hiç hoşlanmam. DeprAsyonuma iyi gelir düşüncesi ile öğlen gidip tuzlu fıstık alacağım. Susatır ama olsun. Zaten su içinde değil miyim?

Bir de eski adıyla ağır ve tehlikeli bir işte çalıştığım için, beslenme genellikle et ağırlıklı. Çünkü belirli bir kaloride beslenmek lazım. Tercihim çoğunlukla salata bar ve ıspanak oluyor ama mecburen et yiyoruz işte. Ama bir teselli, bir ikna olacaksa tavuk yemem.

İlgili site bu:
http://yeryuzuneozgurluk.blogspot.com.tr/2014/11/somurusuz-ilacsz-yasam-icin-bir-adm.html?m=1

İlgili tablo da bu:
http://bit.ly/1rkWMmh

Bu da yakın çekim, ehe
Bu da pek güzelmiş:
"Rızasız tüm ilişkilere karşı yeryüzüne özgürlük!"

Tuesday, November 25, 2014

Damga

Yıl 2004 veya 2 öncesi içinde herhangi bir gün. Karabağlar yolunda Yeşil Dalga ile ilk tanıştığımız vakitler. Aklımda o kalmış. Ama caddenin adını bilmiyorum.
Karabağlar'da bir yere gidiyoruz. Aracı ben kullanıyorum. O yolu bilen bilir, çok pistir. 

Sağımdaki dolmuş sola geliyor, orada da ben varım. Ben de ondan kaçmak için sola gidiyorum. Bunlar çok yavaş oluyor ama. Öyle öyle adam beni ittirmiş, diğer şeride geçmişim.
Arkadan kendi şeridinde gelen bir araç da, bana sol köşeden vuruyor. Hooop, araba fır fır döndü valla etrafında, buz patencisi kızlar gibi. 

Dolmuşun plakasını aldık. Ama arkadan bizi fiskeleyip döndüren çekti gitti. Nereden bakayım, ben o sırada Fuar'daki lunaparkta kahve fincanın içindeymişim gibi dön babam dönüyorum.

Polis geldi. Karakola gittik tabi. Karakolda (ya ben bunu anlatmamış mıyım blogda?) kafasından kanlar akan esmer, iri yapılı bir adam gördüm. Polislerin de ağzı pek gevşek arkadaş. Adam, evli bir adamın karısı ile basılmış, koca bunun kafaya indirmiş artık kazma mı, balta mı. Yaralı adam orada oturuyordu öyle ezik ezik. O zaman gözlerim pörtlemişti hayretten. Aldatan adam gördüm diye şaşırmıştım. Sonra çok karşılaştık onlardan tabi. Aldatmayan var mı bilemiyoruz.

Eh neyse. Semt karakolu küçük tabi. Alkolmetre yok. Bornova'ya gidip, alkol testi yaptırmam gerekiyor. Bir polis sol kolumu tuttu birden. Bastı bir damgayı. 
Tamam aldatan adam (ikinciydi aslında) gördüm, ilk trafik kazamı yaptım şoktayım ama en büyük travmayı o damga ile almıştım. Damganın anlamı farklıydı o vakitler. "Kız kolunda damga var, damga var". 

O zamanın cep telefonları fotoğraf çekmiyordu. Araçta da yoktu makina. Bornova'ya gidene kadar, gözüm damgada kafam eğik. Kafamda İbrahim Tatlıses türküyü söylüyor. 
Ahh yere batsın lahmacun

O gün üzerimde ince askılı bir atlet vardı. Karabağlar'daki bakışlar, karakoldaki bakışlar, karşımda kafasını kırdırmış korkunç bir adam... Kolumda damga. 
Öyle bir tiksindim ki, bir daha da askılı bir şey giymedim. Giydiysem de üzerimde hep bolero vardı. Şimdi de giysem rahatsız olurum. Ya çıkartırım ya da örterim.

Neticede konu nereden buraya geldi hiç bir gizemli, anlamlı bir sebebi yok. Kaza sonrasında dolmuşçu zaten "hiçbir şey yapamazsınız" deyip, adaletin terazisini kırmıştı. Senelerce her dolmuşun plakasına baktım, senelerce mahkemeye çıkacağım korkusu ile yaşadım. Eve zarf gelecekti falan. Hiç bir şey olmadı!!!

Ha sonrasında mahkemeye de çıktık (yok hüküm yemedim, zanlı da olmadım) konuyla alakasız. Bunu anlatmam kusura bakmayın.

Ulan başıma neler gelmiş Serhat ya. İnsan gerçekten hayret ediyor.

Friday, November 21, 2014

Wild Belle

Yeni takıntım. Love Like This
Elbette ellenmemiş hali böyle cıstaklı değil. Ama bu da güzel.

Bir de bu var; bonus track: I'm in Love kalp kalp kalp

Thursday, November 20, 2014

Yılbaşı Kartları

Leylak Hanım bu sene de düzenler mi bilmiyorum ama kart almak isteyenler için önerim var:
Hazır bugün Dünya Çocuk Günü iken, Darüşşafaka'ya yardımdan güzel bir katkı olmaz mı? Kim ister ki çocuklar ölsün, yetim kalsın?! 

Hem belki ben de katılırım bu sene.

Ay içimde biriktirmişim. Dur dur, sonra günde 3 posta yaz. 


Fancy Box #3

Bu post Sevgili Bayan Silvia'ya gelsin!
Ben ismini ayırarak yazdım.

Ah Fensi, tam senden ayrılmışken, bana eski sevgiliye dönme ikilemi yaşatıyorsun!! 
Önce dondurmalı etiketle toplu bir fotoğraf koyuyoruz. 
Ancak sonradan fark ettim ki, eklemediğim bir tane ürün daha varmış.
Gerisini de tek tek sıralıyoruz.

Su şişesi: Mizu tarafından Fancy için özel yapılmış. Üzerindeki baskı silik gibi ama modası öyle galiba, ne diyim?
Hell yeah!! 
Ben bu arada 4ten 3e düşürdüm su içme şeysini. Bazı günler inatla 2de kalıyorum. İşte o günler gece dudaklarım çatlıyor, ellerim kuruyor :s.

Gelecek yaz kahpe tonlardan ayrılıp, siyaha dönmeyi planlıyordum. Siyah terlik falan almıştım, hazırlanıyordum. Bu tek katlı su şişesi uçak yolculuklarım için süper geldi! Soğuk su da içmediğim için çift cidarlı olmasa da olur. 
Yüreene sağlık Fensi! ehe

Yine bu simsiyah serisine eklemeyi planladığım bir "parça" siyah gözlük:
Fotodaki bebek memintolarını göstermiş ama biz gözlüklere bakıyoruz. Konu onlar. Gözlük yine Fancy için yapılmış. Etiketinde öyle yazıyor. Bir de aynalı. O moda yine 3 sene sürer di mi?

Sırada kış için bir "parça" var: Eldiğven.
Ben böyle örgü eldiven takmam ama olsun. İşleve gel. Artık ben de dokunmatik telefonlu ve sosyal medyalı biri olduğum için, olur. Ev-iş arası müzik dinliyorum. Music is my boyfriend!

Evet, tüm eldivenlerim, hepsi, hepsi deri! Kız Antalya'dan dönüp delirecek.

Bunlar da kırçıllı siyah. Şukulayın pampalar.

Siyahtan cırtlağa geçiş: Kartlık
Ama plastik!! Bu da Fancy ürünü.
Be Foolish and use Plastic!

Ben sürekli seyahat ettiğim için, kart furyasına dahil olmadım hiç. Beklenti yaratmayım, üzmeyeyim insanları diye. Elimdeki kartları da kartçılara hediye ettim.
Ama bunu sipeşıl birisine yollamak üzere saklayacağım. 
Sıradaki; 
taaa Fensi'deki Megan Yengesinden, Jardzy'ye tahta kart!
Ne demek bu şimdi ö.Ö Sen bana ne demek istiyorsun?

SuckUk firmasını tanımayan varsa, öneririm. Türkiye'de Bunlardanistiyorum.com'da satılıyor ürünleri. Kendileri (Bİ.com) ile özel bir bağım var. Onlarda yoktur eminim bu hissiyat ama bu siteden çok alışveriş yaptım ben. Hello!

Son olarak da, bardak altlığı.
Tek bir botum ağırlığında meaşAla. Suya dayanıklı. 
Diğerleri değilse, ne işlevi kalıyor bardak altlığı olmanın?!
Sadece bunun 12 dolares olduğundan yola çıkarsak, bu son alışveriş çok hesaplı geldi. Dölar da düşmüştü ama ben etkilenemedim. Şemsiye aynı şemsiye.

Neticede, dediğim gibi, çocuklar gibi sevinçlendim. 
Siz de neşelendiniz mi?

Benim önerim, bu tür isimsiz bir kutudan ziyade temalı kutulardan almak. 
Buradan buyrun.

20 Kasım | Özel Günler ve Haftalar

Özel Günler ve Haftalar Serisine Hoş geldiniz.

Yasemin'den arakladığım görsel ile başlıyorum.
Bugün Nefret Suçu ve Mağduru Trans Bireyleri Anma Günü.

Ciddi boyutta şiddet gören insanlar bunlar. Gerçi şiddet görmeyen kim kaldı bu ülkede. Herkes mağdur. 
Ama olmayanı da mağdur. Gazetecileri, köylüleri döven polislerin/güvenlikçilerin "mağdur" olduklarına dair dava açmaları falan. 
Konuya dönersek, benim trans birey tanıdığım yok. Olsa çok severdim. Olmuş da benden saklayan varsa, "Dönersen Islık Çal" diyorum!!

Bu konuda bir itiraf ile özür dilemek istiyorum.

Üniversitedeyiz. Bizim okul Alsancak Tren Garı'nın arkasında olduğu için Alsancak'taydık çoğunlukla. Ama o vakitlerde pardesüsünün önünü açarak, pipisini ve ucuna bağladığı kırmızı kurdeleyi ifşa eden adamın flashlarına maruz kalmadım. 

Bornova Sokağı'ndan yaya vaziyette geçerken, akşam üstü Bülent Ersoy'a benzeyen bir birey gördüm. Ona dikkatlice bakayım derken de, duran bir arabaya çarpmıştım. 
Onları içine ittiğimiz dünyayı düşünüyorum, araştırıyorum, okuyorum. Üzülmemek elde değil. Kamburum çıkıyor tüm bunları düşünürken.

Bugün bir de Çocuk Hakları Günü.

En iyi tanıdığım çocuk, sakin olsun diye sakin tınılı bir isme ve 3500 beygir gücü enerjiye sahip yeğenim. 
Derdini ifade etme şeklini ancak bir süre yakından vakit geçirince çözebiliyorum. Dün akşam beraberdik. Elleri ile suratını kapatıyor ve aaaa diye bağırıyor. 
Ce-e mi yapmak istiyor? Hayır.
Başı mı ağrıyor? Bilmem.
Uykusu mu var? Olabilir. 

Sonra tvde açık olan çocuk kanalına bakarken birden ağlamaya başladı. Aman Allaam! Haberler mi açık, naptık diye baktım ekrana. 
Frozen'ın kardan adamı var. Filmi de seyrettim evet, rezil bir bireyim. Kafası koptuğu sahne mi anlamadım ki.

Yerde oturuyorduk. Çocuğu kaptığım gibi kucağıma alıp, sarıldım sıkıca. Sarılmak insanı cenin halindeki huzurlu haline götürüyormuş. 
Önce bir direndi. Sonra benim ritmik hmm hmmlarımla o da hmlamaya başlamıştı ki, annesi geldi.
Meğer bu yeni huyuymuş. 1 yaşını doldurdu ancak her halini aktaramayan bir birey. Onların da hakları var

Sonra bugün bir de Dünya Felsefe Günü imiş. Her Kasım ayının 3ncü Perşembesi. Felsefeden, ideden uzaklaştıkça böyle özel günlerde bireyleri hatırlıyor olmamız sebebi ile bunu sona bıraktım. 

Bir de şu var ki, uğruna savaşılmayan haklar elden gidiyor. Tıpkı banyoda elimizde tuttuğumuz bir sabun gibi. Ya da Cumhuriyet ile bize verilen haklarımız gibi. 

Ama bakın ben nasıl da savaşan, Ankara'yı düzeltmeye çalışan bir bireyim!!! Hrrrr

Sabah şirketin binasından içeri girdim. O esnada GMY ve bir Müdür asansöre bindiler. Ben kartımı basarken, asansörün kapısı kapandı, gittiler. Bu iki insan, başka vakitlerde beni ve başkalarını beklemişlerdi. Böyle bir huyları yok. Şahsi sorunlarımız da yok. 

Ayh söylenen birey: Jardzy. Çıktım birkaç basamaklık merdiveni. Asansörü çağırdım. Bir yandan da homurdanıyorum elbet. Geldi asansör. Binerken arkama baktım gelen var mı diye. Varmış.

3 kişiydik. Ben hala söyleniyorum. Çok tatlıyım evet. Alt katta ineceğimi söyledim, çünkü hesap soracaktım!! Olayı da abarttım. "kapıyı suratıma kapattılar" dedim. Aynı kattaki arkadaş, "gece uyudun mu?" diye sordu. "Hayır :r!" dedim. "Belli" dedi. "Kahve içer misin?" Hiç içmem biliyor. "Tamam" dedim. İndim.

Sonra müdüre gittim. Hesabımı sordum. O görmemiş ve GMY ile de özel bir konu konuşuyorlarmış. Adam defalarca özür diledi. GMY de bilse onun kadar üzülürmüş. Zaten onun bir derdiymiş. Kendisi dinliyormuş.

Tamam dedim. Çıktım katıma. Kahve daha olmamış. Yoksa içmek zorunda kalacaktım! 

Kahveyi sadece fal baktırmak için içiyorum. Bu konuda iki yüzlüyüm. Küçükken bıyıkların çıkar diye uzak tuttular. Öyle de bir huyum var. İçilmeyecekse içilmeyecek!! 

Ama o bıyıklar çıktı Mesude Teyzecim? Napçaz? Karakız olmadım ama güneşe alerjik sarıkız oldum. (saçtan değil, töbe, ciltten, ciltten)

Bir de postta bahsettiğim silahı patlatayım. Dün gece birden uyandım. Yine başladı bu uyanmaklar. 2 saat kadar sonra dayanamadım baktım saate: 04:50
Ezan okunuyordu, hala uyanığım. 
Nihayet dalmışım. Öyle bir rüya gördüm ki, çok reel ama çok gürültülü. Ses düzeyi 90dBA ve sürekli konuşmalar ve hareket.

Gözlerimi pört diye açınca saatin henüz 07:00 olduğunu gördüm ve sessizliğe uyandım. 

Dünya çok kalabalık ve çok gürültülü. 
Şu kız olmasa, dağlara dönecektim.

Wednesday, November 19, 2014

İnsaniyet Ölmüş Mü?

Ölmemiş.

Çünkü zaten yokmuş. İnsanlar varmış tabi de, bizim atfettiğimiz, beklediğimiz, özlediğimiz insanlık=insaniyet aslında hiç olmamış.

Özlediğimiz başka değerler, başka fiillermiş. Örneğin; arkadaşlıkmış. Yardımlaşmakmış, şefkatmiş, anlayışmış. Saygıymış. Varlığını en özlediğim şey bu aslında. 

"Yok Hemşire yanlış anlamışsın sen" derseniz, burnumu havaya diker, ı-ıh derim.

"İnsaniyet, insan olma hali beybisi" derseniz, "insan her zaman vahşiydi. Bizi hayvandan ayıran ne?" diye sorarım. "Diskavıri Çenıl seyredelim beraber" derim. "yutuptan akıllı karga videolarını seyredelim" derim.

İnsanlar ezelden beri birbirini öldürüyordu. Tarihe bakalım. Mitolojiye bakalım ki; mitoloji gerçek hayatın abartılı yansımasıdır. 

İnsanlar ezelden beri hayvanları öldürüyordu ve yiyordu. Tarihe bakalım, mağara resimlerine bakalım. 

İnsanlar ezelden beri birbirinin hayatını gözlüyordu. Tarihe bakalım, tiyatroya bakalım. 

İnsanlar ezelden beri birbirlerinin dedikodusunu yapıyordu. Tarihe bakalım, yine mitolojiye ve mitolojinin var olmasına bakalım.

İnsanlar ezelden beri birbirlerine yardım ediyorlardı. Temel korkuları aynı duruma düşmekti çünkü. 

İnsanlar ezelden beri hayvan besliyorlardı. Kaç hayvanı evcilleştirdi atalarımız?

Dolayısı ile biz bu kelimeyi toptan yanlış anlamışız ahali. 

Bildiğim tek şey var, insaniyetten bahsetmek için bizim de kabul ettiğimiz değerleri yansıtıyor olmamız gerekiyor. Kişi kendinden bilmeli işi. Ya da "ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" falan demişler ya eskiden.

Ha bu muhabbet nereden geldi. Sürekli "insanlık ölmüş Jardzycim" diyen iş arkadaşımdan. "Ölmedi" dedim ben de, çünkü "hiç yoktu". Hiç mi yoktu? Hiç yoktu.

Ben insan olmaktan yoruldum. Her sabah bunu düşünüyorum. Çünkü insanlık görmüyorum. Görerek öğreniyorum ben ve uygulayarak. 

Off. Amaan. Gidiyim saçımı kestireyim. Her gün öldürülen kadınları düşüneyim. Fok Yu'yu düşüneyim. Tuvalette düşünürken vaktin çok geçtiğini fark edeyim.

Dünya Tuvalet Günümüz de kutlu olsun. Tarihe bakalım:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tuvalet#mediaviewer/File:Ostia-Toilets.JPG

Tuvaletten çıkmadan sonra arkamıza bakalım. Falan filan.. 

Monday, November 17, 2014

Atanamayanlar | Başar Öztürk

Kurgusu ile Hakan Günday'ın AZ'ını hatırlattı.

Tüm bu teğetlerin varlığını bilmemiz mümkün değilken... 







-----------------Spoiler------------------------

Mehmet Pişkin

-----------------Spoiler------------------------

Thursday, November 13, 2014

Mim - Bu bir İlk!

Orta yaş bunalımımla birlikte kendimi kendime anlatma sürecimde, bana postalanan bir mimi kabul ettim. Bu konuda epey bir ayak diretmiştim. Daha önce reddettiklerimden özür diler, birikmiş yaşlarımla selam ederim.

Kitapsız Kedi'ye de deri ceketlerim ve çekmecemdeki köpek tasmamla ayrı selam ederim.

Blog açma hikayeniz nedir?
Ben hep yazınsal bir insan oldum. Ergenlik dönemimdeki PenPal'le birlikte aynı sınıftaki ortaokul arkadaşlarımızla mektuplaşmaya başladık. Lisede de keza. Açıp kapattığım 3-4 tane blog oldu. Kendimi yazarak anlatmayı sevmekle birlikte, günlüğümü internette tutuyorum. Görsel hafızam çok kuvvetli ama tarihleri, bazı süreçleri geçmişimi okuyunca fark edebildiğim oluyor.

Blog isminiz nereden geliyor, neden bu isim?
Çok fazla takma ismim var. Bu da yine birisinin bana taktığı ve benim kabullendiğim isimlerden bir tanesi. Şu an bir Rus bey de aynı isimde, arada onu ararlarken bana denk geliyorlar. 

Hangi mevsimi seversiniz, bu mevsim size neyi çağrıştırıyor?
Sonbahar ve ilk bahar. Ne sıcağı seviyorum, ne de soğuğu. 

Kırmızı ruj mu eyeliner mı?
Eyeliner ama senede 2 kere falan. Kırmızı ruj sürünce ospu gibi oluyorum. 2 aydır da eyeliner makyajı nasıl yaparım diye deneme kararı almış ama uygulamamış durumdayım. Gözlerim büyük gerek var mı onu da bilemiyorum.

Blog yazmak sana ne kazandırdı?
Kendimi ve birkaç iyi insan.

Kitap okumak mı, bir şeyler yazmak mı?
Kitap okumak.

Şiir mi, roman mı, hikaye mi?
Roman. Şiir pek sevmemekle birlikte, hikayelere karşı öfkeliyim :) 
A Rose For Emily belki de tek sevdiğim hikaye. Düşünmem lazım.

En çok etkilendiğin film?
A Bronx Tale. "My name is Calogero but you can call me C". Aklıma ilk bu film geldi. Bu kadar etkilendiğimi ben de bilmiyordum. Bir de U Turn var. Farinelli de var bak. 

Hangi tür kitap, film?
Buna kopi peyst yapıcam. "Vampirli mampirli ve fantastik tür dışında kalanlar. "

Öğrenci olmak mı, iş hayatı mı?
Öfff. Neden kendi kendimize toprakla yetinmiyoruz? Zengin bir adamla evlenip, koca parası yemek.

Kitap okumak mı, film izlemek mi?
İkisi de. İkisinin sonunda uykuya dalıp, kendi sonumu yazma huyum var. İkisi de mutluluk.

Klasik giyinmek mi, spor giyinmek mi?
Tomboy ve pijama. 

Küçükken bize etek giydiremezdi annem, direnirdik. Üniversiteden beri botlarımla yaşıyorum. Şu an çok kurumsal bir şirkette deri! eteğimin altına Harli Deyvıdsın botlarımla iş görüyorum. Ama çok şık da etek / elbiselerim var. Sokakta "eşortman" giymek konusunda takıntılarım var.

Almaktan asla vazgeçemeyeceğin şey?
Defter, kalem, toka.

En sevdiğiniz yemek nedir?
Kereviz. 

En sevdiğin dizi?
Seinfeld. 

Özel bir yeteneğin olsa, ne olmasını isterdin?
İyiyim böyle ben. Zaten multi-skilled olmanın sorunlarını yaşıyorum. 

Sonradan aklıma geldi. Karakalem çizmek çok isterim. Defterlerim, kalemlerim var. Arada çiziyorum, o da toplantılarda oluyor.

Hasta olmanın en kötü yanı?
Nefes alamamak.

Alınacaklar listen var mı? İlk beşi nedir?
Gelecek sene için böyle bir liste yapmayı planlıyorum. Hazır kürsüm varken yazayım.
  • Su altı kamerası
  • Klasik kurumsal giyinebilmek için şık hafif topuklu bir bot
  • Yeni bir tel hattı ve beyaz bir tel makinası
  • Ofiste giymek üzere siyah olmayan kıyafetler
  • Ev
Sevgili CSevgili Ayşe ve Sevgili Yeliz'e kilitliyorum. 



Sevgiler,
J.

Wednesday, November 12, 2014

Haftalık Rapor | 13

Batı'dayken gittim bir akciğer, bir de sinüs grafisi çektirdim. Ciğer temiz. Deviasyonum filmde net görünüyor.
KBBci iş yeri hekimi kendisi ile tanıştığımdan beri, 2 senedir, burnumu kırmak istiyor. Aksi halde geniz akıntım yaş ilerledikçe kötüleşecekmiş ve kronik faranşitK sahibi olacakmışım. Benim burnumla ilgili takıntılarım var. Ağzımdan nefes almam hiç. Geceleri de sağ delik açılsın diye sağ yanağımı gerdirerek yatarım. Nasıl bir şeyse artık, sabahları yanağımda dikey bir çizgi oluyor bir senedir. 
Tamponsuz da yaparmış ameliyatı ama tamponlu en iyisiymiş. Biliyorum o tampon olayını ben. Soktukça sokuyor beynime kadar. Ucundan da yeşil ipi sarkıyor falan. Bildiğiniz tampon işte. İpin sarkıyor diyorlar, utanıyorum.
Çıkarırken daha fena. Bir bakıyorsun ayağım kadar uzun bir şey. Korkuyorum işte. Alerji mevsiminde burun ameliyatı olmazmış. Şubatta yaptırırım diye planlıyorum.

Geçen hafta o kadar aktif geçti ki, kendime şaşırdım. Yeni insanlarla tanıştım. Bana "oo00oo ne kadar enerjiksiniz" dediler. Şaşırma kısmı burası. Ben tembelliğimden Lankaran şehrine yerleşmeye karar verdim oysa ki. 

Cumartesi günü dışarı çıktım. Alkol alarım, metro ile dönerim diye plan yaptım. Metro 22:30'da kapanıyormuş?!?!? Nerede yaşıyoruz biz yahu?! 

Geçen gün fotoğraf ve etiket temizliği yapayım dedim FB'ta. Sadece Çağatay beyin beğendiği bir fotoğrafı silemedim.

Dün de dışarı çıktım ve 1 litre fıçı bira içtim. Kendi rekorumu kırdım. Ben ki, içki içmeyi pek sevmem, genelde "designated driver", Türkçesi ile arabayı kullanan alkolsüz ben olurum. 

Saçlarımı kestirmiştim, bu hafta da kısmen 2 numaraya vurduracağım. O kısma da jiletle şekil mi attırsam? ahaha apaçi olurum o zaman. Harley Davidsonlarla olabildiğim kadar kurumsalken, saçlar ve şeklimle ile uzun süre konuşulurum artık. 
Oysa kafamda bir gecko şekli hoş olmaz mıydı yav?

Gözlerimle sorunum çok fena hale geldi. Beraber yemek yedikten sonra kazandığım milleri kontrol edeyim derken, görebileyim diye fişi kendimden uzaklaştırdım. Yanımdaki ona uzatıyorum zannetti. 1 hafta dalga geçtik halimle.

Ben de kendime büyüteç kolye almaya karar verdim.

Bunlar hep orta yaş bunalımı gibi, değil mi?
Deri ceketim de var.

Monday, November 10, 2014

Sahip Çıkmak

Sahiplendiğimizde bile kontrolü kaybediyorsak sorun yine bizdedir.

09:05te ofisteki haralaya rağmen ayağa fırladığımda, özellikle yüzümü pencereye döndüm. Ofistekilere bakmadım, sokağı merak ettim.

İzmir Caddesi'nde o an caddede bulunan 10 kişiden tek bir amca ayakta duruyordu. Bir de penceredeki bir kadın. 

Oturan, yürüyen insanların o gürültüyü duymaması mümkün değildi. Ben yalıtımı iyi olan pencereden bile duydum ve açtım krona sesleri daha iyi duyulsun diye.

Biz sahip çıkmadık ki, kaybedelim. İzindeydik; hem de herkesten en uzakta bir yaz tatilindeki gibi. İzini takip etmedik.

Çarşaf çarşaf siyah ilanlar bastıran holdingimizin bu şirketinde bile düzenlenen bir etkinlik olmadı. Saçma sapan şeylerde toplandığımız 7nci kata bizi yine tıksaydınız, saygı duruşunu birlikte yapsaydık? 

GM ofis dışında diye mi yapmadık? O zaman lidersiz hiçbir şey yapamıyoruz demektir. 


Sunday, November 2, 2014

Ohho ohho

Ay bu oksuruk.
Sag cigerim doluymus. Sesim de hala kotu geliyormus. Oyle gorunuyormus ki, zaturreye cevirebilirmis. Daha da otesi tuberkulozmus. Aman Jardzy hanim, ihmal etmeyimmis.
Bunlari soyleyenlerden kacmaya calistikca ustume geldiler. Cigerin dolu diyen doktor, gerisi is arkadasi buyukler.
Oksuruk devam ediyor ama doktorun verdigi ilaclardan sadece antibiyotigi kullanmistim.
Oksuruk icin de artik bal ve zencefil kullaniyorum. Aninda kesiyor. Mukusolduren de aliyorum tekrar geceleri. Aslinda iyiyim ve iyi gorunuyormusum. 

Yukarida sanatsal yakin cekimini gordugunuz, bal kavanozunda kalmis iki parmak bal uzerine atilmis taze zencefil goruntusu. Karanlik bir ortamda bekliyor bu.
Internetlerde buzdolabi da yaziyor. Boyle sulanmis halinden bir kasik icince, tak diye kesiyor. Mucize gibi.
Bu tarifin farklilari da var. Asagida bulacaksiniz. Turuncgiller disinda taze sebze kullanirsaniz, ki nane ornek, curuyup bozabiliyormus surubu.
O nedenle naneyi 1 hafta sonra cikarin kavanozdan demis Monica yenge.

Oksuruk Bukuculer! Birlesin! 
Oksuruk kralligini yikmaliyiz.

Ya bir de boyle hasta olunca evde kalsak, ise gitmesek, artik her is yerinin is yeri hekimi bulundurma zorunlulugu var. 2 gun rapor alsak. Oksururken, aksirirken mendil kullansak, sIklikla ellerimizi yikasak. 

Ozetle bulastirmasak, dunya cok daha guzel olacak. 
Ve dunyayi guzellik kurtaracak...