Wednesday, December 31, 2014

YBSG 2014!

Oysa bir hevesle başlamıştım ben 2014'e. Benim senem olacak demiştim. Ellerin oldu! 

Fena da başlamamıştım. Ama işte Şubat'ta ilk çelmeyi taktı bana. Annemin çekapında böbrekte kitle tespit ettiler. Adını Marla koyduk. Marla Singer. 
Sonrasında da ameliyat. O dönem ameliyat tarihini Merkür'den uzak bir gün seçtik. Marla'yı "hayatımızdan sevgiyle çıkardık" eheh.
Ve ben sigaradan bin kat daha nefret ettim. 
Sadece sigara içtiği için ne sevgililer feda ettim, kanını döktüm, içtim peh! İyi ki yoklar artık hayatımda. 

Kendi yaşamım boyunca ilk defa refakatçi kaldım. Anneme bir şey olursa diye çok ağladım. 
Ben 4-5 yaşındayken anneler gününde trtde bir anne filmi vardı. Kız (sanırım Gülşah'tı o) annesini kaybetmişti. Kendimce gizli gizli çok ağlamıştım o filmde. Belki o zaman kaybederim diye bir evlat sahibi olmama kararı almıştım. Bilemiyorum. Lanet olsun Türk filmlerine adamım!!! İşte bunlar hep paraleller!

Yine dağıttım konuyu. 

Ben tekrar ağladım gizli gizli. Gecenin bir vakti odaya hemşire gelince tıpkı bir meerkat gibi dikildiğimi ve heyecanlandığımı bilirim.
Kaynak: Wiki
Tavşan uykusuna sahip olduğum için refakat görevi ilk gün benim oldu. Sonra başarılı performansımdan ötürü hastaneden çıkana kadar. Hiç böyle stres yaşamamışım. Neyse ki geçti o günler. O günlerde uzun zamandır görüşmediğim bir akrabamla tekrar görüşmeye başlarız diye umarken, kapılar yüzüme kapandı. Böylece bir sorun bitti, başka bir tanesi de biterken başladı. Herkesi sevmiyordum zaten de, insanları hayatımda tutmak için çaba göstermekten vazgeçtim.

Sonrasında bana Avropa yolları. Hem de toplamda 1 ay. Birinci sefer İlk bir Prag ziyareti. DUS ve ufak kent.
Sonra ev. Sonra tekrar Almanya. Bu sefer Amsterdam. Valla festival gibisin, katılmak istiyorum sana tekrar, tekrar, tekrar!

Ve Mayıs'ta kara haber. O zaman ben Almanya'daydım. Gece yarıları çok değer verdiğim akıl hocamla telefonda ağlaştık. "Sevgili Jardzy, sayı yükselecek diyorlar." "M bey, vardiyada bu kadar adam var, sayı 300'ü bulur. Şimdi şununla konuştum, şöyleymiş, böyleymiş" Böyle de bir kehanet işte, kehanetse tabi.

Neyse, bu konuyu benim kadar bilmeyin, ben bile kaldıramadım. Almanya'dan çerçöp olarak döndüm. Keyifle, zevkle aldığım kglarımı Almanya'ya bıraktım. Üstüne çok üşüdüm or'larda, çok.  

Sonrasında bana yollar Ege. Çok gezdim sanıyordum. Ama aslında çok değilmiş, baaak:
Ama nedir o leylekler?! 2005 Rock'n Coke zamanı İst'da üzerimizden bir leylek sürüsü geçmişti. Tıpkı bir Grange romanında olduğu gibi. 50+ gördüm leylek. Ama sıtkım sıyrılmıştı.

Ama yeterince sıyrılmamış, ilişki dediğimiz fedakarlık silsilesi ile Uzak Doğu'ya gittik.
Hong Kong ve Boracay.
Ah o alerjiler ve nem ve koku.

Aklımda iyi olarak bir tek zencefilli yeşil soğanlı yeşil midye kaldı. Bir de geriye ayak başparmağımın üzerine düşen ahşap DND levhasının bıraktığı siyahlık. Hala duruyor!!
Neyse ki, derim topladığı suları bıraktı. Alerjim de hafifledi, aşırı hale getiren ilacı bitirdikten sonra. Artık normal bir insanım. Tropik adaya yerleşebilirim. Tolgaaa!!
Kim yapabiliyor böyle bir başparmak?!

Bu sene çok çocuk öldü. Ne anneler gününü ne de 23 Nisan'ı kutlamadım bu yüzden. 

Bu sene çok insan öldü. Kazalar fırsattır bizim için dedim ama ben de inanmadım derken. Ülkemin insanı kollektif hafızasını yitireli seneler olmuş. Marşal yardımı ile verilen süt tozları mı bunu yaptı, Amerikan şerbeti kolalar mı bilemiyorum. 

Bu sene çok tanıdığım insan öldü. Biri Gökçe, diğeri annesi ve babası, diğeri Işıl K, sürekli ölüm haberleri aldık.

Çok üzüldük de, aslında sevinmeli miydik? Ben ne günah işledim de dünyanın bu halini, tüm bu kötü insanlarının yaptıklarını görüyorum, duyuyorum, yaşıyorum, maruz kalıyorum?

Hoffff. 
Değiştir, değiştir konuyu.

En son lisede kısalttığım saçlarımı bir şehirde bilmediğim bir kuaföre kestirdim. Güzel oldu. Sonra abarttım, altlarını kazdırdım. Tam bir orta yaş krizine eksiksiz girdim. 

Bu sene 16 kitap kesin okumuşum. Bir 10 tane de yarım bıraktım. Uygar Şirin'in bana ilk aşkımı hatırlatan Karışık Kaset'ini ayrı tutuyorum. Haruki Murakami'yi de.

5 ülke /şehir gezdim. 

Hayatımda ilk defa bir çiçek yedim: Nevruz çiçeği.

Bu şehirden, bu şehrin bana anlattıklarından, hatırlattıklarından, insanlarından, şehir ile özdeşleştirdiğim her şeyinden tekrar nefret ettim. 

Yine de bu sene iyi insanlar girdi hayatıma. Aralık ayında kanka bile yaptım! Barselona'dan bildiririz artık. 

Senenin bitişini çok güzel kutladım. Bugün de kutlayacağım. Hem de 14:00'ten itibaren içmeye başlayarak. 
Hakikaten bir de şu var; İzmir'den Doğu Anadolu'nun bir ilçesine gittim de, çevremdekilerin hepsi alkolik oldu, ben olmamıştım. Ank'ya geldim, içip duruyorum. Durduramıyorlar.

Sonra bende başka bir değişiklik daha oldu bu sene. Etrafımda sürekli gevşek insanlar var arkadaş!
Bir işi başlayıp da, devam ettiren kimse yok. Ben de asimile oldum. Ne verdiğim sözleri zamanında yerine getirdim ne de eskiden çok derin hissettiğim o vicdan azabını hissettim.
Plankinge başladık 3 kişi, bir tek ben devam ettirdim. Sonra baktım kafa tutcak biri yok, bıraktım. 

Bana arkamdan delikanlı derlerdi. Şimdi bilmiyorum. Belki de ayyaş diyorlardır. Ki her zaman sizin hissettiklerinizi ben hep 2 katı hissettim. 
Çünkü bu hayatımın anlamıymış. Doğum tarihimi toplayıp elde ettiğim sayı bunu gösteriyormuş.

Bu sene belki de ben inanmayı bıraktım da böyle oldu. Bilemiyorum. 

Yeni yıldan tek umudum adalet. Ama isteklerim hep bana geç geldi. Kaç sene önce benzin ucuzlasın diye Hıdırellez dileğinde bulunmuştum ben? O vakitler D.Anadolu'daydım, bana gülmüşlerdi. 

Yeni yıl, yeni hayat kafasında olmadım hiç. Yapacaksam bir yıl başını hedef seçmedim kendime. 1 aydır üzerinde çalıştığım bir konu var mesela. Seneye Eylül'de de kendimi çizime vereceğim. Ama o vakitten önce başlayacağım alıştırmalarıma. 

Bugün 14:00'te beyaz şarabımla seneye merhaba diyeceğim. Mehmet Pişkin'in insanı rahatsız eden ama yine de huzur veren ifadesi ile "every time we say goodbye" diyeceğim. 

Bu sene sona eriyor diye kadehimi kaldıracağım. Yenisi geliyor diye değil. 

Çünkü benim senem Şubat'ta değişiyor.

Ve bu senenin özetinden sonra da, 2014 ybsg diyorum, hadi pls ltf tşk cnm.

Yeni seneden bir tane de, akıllı insanlar talep ediyorum. Yazdığım yazıyı, söylediğim lafı bir seferinde anlayabilen insanlar. Art niyetli insanları hayatımda istemiyorum.


Sevgiyle,

J, Ankara 
31 Aralık 2014

Tuesday, December 30, 2014

Başlangıç...

Hayatım boyunca, bir sihirli değnek bekledim. 
Her şeyi arkada bırakıp, bir başlangıç yapabilmemi sağlayacak bir sihirli değnek. 

Bu yaşımda artık gördüm ki gelmiyor o değnek. O değneğe sahip olabilecek, evini, yurdunu, su bardağını değiştirebilecek insanlar olabiliyormuş ama onların da ülke üstü bir ünvanı ve serveti oluyormuş.

Dolayısiyle, vazgeçtim bu sevdadan. Ama yine de bugün olanlardan sonra yine bir başlangıç ümidim var. 

İnsan 27 senedir beklediği şey ile ilgili ufak da olsa bir email alınca, sevinçten çıldırabiliyormuş. 

Buna da şükür. Daha fazlası olmayacaksa bile, bugün olanlara da şükür. Bu bile yeter yeminlen.

Monday, December 29, 2014

3

Bugün, gün içinde ayrı zamanlarda 3 kart geldi. Çok teşekkür ederim.
Varış sırasıyla, Yeliz, Mina ve Emel. Çok teşekkürler.
Bir de ergen bilekliğim var. Tüm siyah kurumsal kıyafetlerime inat, Bozcaada dilek ipimin yanında yerini aldı. Islanamıyor olması ile de biraz zor çıkartırım onu ben.
İyi oluyormuş böyle postalar almak.
Seneye daha az seyahat ve çok iletişim diyordum da, kötü haber geldi bile. Yine bana yollar, yollar, yollarrr!

Sunday, December 28, 2014

Mohawk veya Yankee

Cuma aksami sirketin yilbasi yemegi vardi. Bu sene eglendigim sanirim 3ncu gundu. 
Gidip gitmeme konusunda kararsiz kaldiktan sonra, neden gitmeyeyim dedim. Kaslarimi duzelttirdim. Ve kuaforume gittim. 
Sacimi istedigim modelin ciktisini alsam da unutup, kaybettigim icin yine telefona sigindim.
7 foto gosterdikten sonra artik kuaforumun ikna oldugundan emin oldum. Bu sefer bana aciklamada yardim edebilecek kimse de yoktu. Once trasimi oldum. Uzamisti kenarlarim.
Sonra da iskence basladi. Bana degil, kuaforume. Adini bile bilmedigim dissiz kuaforum. Minicik saclarimi kivirirken artik yoruldu ve dinlenmeye kacti.
Ben fon isisi ile yanan sac diplerim haricinde heyecan doluydum.
Model mohawk. Ama kuaforun buyugu, ki gecen sefer bu kisa kesimi Twiggy yaptirmisti ilk diyen, bu kesimin adinin Yankee oldugunu iddia etti. He dedim oyledir, ben de eve gitmek istiyorum. 1 saat surmustu cunku. (Bkz:yankee go home)

Yilbasina tavsiye ederim zira bu sene yine trendsetter yaptim.
Mekana girince de buyuk begeni aldim. Ohh yeh.
Gece kokteylle basladi. Kapilar acilinca yer kapmaya kostuk. Ya evet. Buna inanamiyorum ama sanki sincan metrosundayiz. Kapida birikip, o chic giyimli kizlarin neft yagi surulmus atlar gibi masalara saldirmalari cok komik. 
Biz de masa kaptik. Icmeye devam ettik. Kokteyl kadehimi de iceri getirdigim icin ve surekli de garsonu cagirdigim icin, iki kadehle icmeye basladim.
Arka masalardan birindeydik ve dolayisi ile mekanin dogu yakasina hakimdik. Konusma yapilirken kahkah kihkih masa altina girerek guldum, dalga gectim, yorum yaptim. Sonra adimi duydum!!!
Dersi kaynatan ama sozluye kaldirilan pich gibi, beni kursuye cagiran kisiye 'ne istiyorsun benden? Ne istiyorsun?' diye soru soruyor olsam da, kimse birsey diyemedi zira onlari da alikoyuyordum.
Kursuye gidene kadar beni secen kisi 'kizim senden baska kim konuscak tabi, cik konus' dedi. Konu da maalesef bu sene gerceklesen 319+ kisinin olumu. Kursuye gidene kadar kufretmeme kararimi bozup, agzima geleni soyledim kendisine. 

Cok kisa bir konusma yaptim. Bir yandan da gnl mdure bakiyorum cunku benim bu tur konularda unvan tanimaz oldugumu bildigi icin o da benim gozumun icine bakiyor. Bir kere holdingden yonetim kurulu uyesi gelmisti de beni sehir disina yollamisti. Ve gecede o kisinin bir alti da vardi. Holdingten 3-5 kisi geceye gelmislerdi.
Edebimi bozmadim ama. 

Konusma sonunda herkese iyi eglenceler dileyip, 'eller havaya' demistim ki, orkestra yerinde degildi. Baktim yoklar, ben ellerimi kaldirip masama donerken, yan masalar ellerini kollarini kaldirarak alkisladilar da rahatladim azcik. 
Masaya coktum ama arkadasi uzaktan tespit edip, parmagimi salladim. Cikista bekle dedim.
Sonra geyige devam. Ilk dansi yapan da biz olduk tabi. Sirkette ve Ank'da bir hedefim artik olmadigi icin ne kazinmis saclarim ne de kiyafetim hic umrumda degildi. Ilk dansi da ben yapabilirdim yine. 

Sonra eller havaya basladi. Eh tabi sirket Ankarali olunca Ank'nin Baglari calana kadar tepindik. Gercekten tepindik.
Bir ara pistte elimdeki bos kadehi unvani en buyuk ve kadinlara duskunlugu ile bilinen kisi aldi. Ben basima gelebilecekleri bildigim ve yine de edebimi bozmadigim icin, 'ben gidiyim su iciyim' diye sivistim. Yoksa var ya sirkete genel mudur olabilirdim yani 2 ay sonra!
Velhasili cok eglendim o gece. Bir ara gnl md ile pistte karsilasinca, 'yanlis yaptigim bir sey var mi' diye sorma geregi duydum, cunku bazilarimizin varligi bile ona tehdit. 'Yoo devam et' dedi. O da sarhostu. Hepimiz sarhostuk.
Gecen sene gecenin konusu olan kizla fazla dalga gecmisim, bu sene de benim basima geldi. O da iyi kivirmisti. Ben de iyi toparlamisim. Oyle dediler.
Evet cumartesi gunu bir onceki gece yapmadigim patavatsizliklarla isten henuz atilmamis olmama ve bedenime aldigim zehri bol su ve uykuyla atabilmeme sukur.
Bugun de dustan cikip da hala tenimde kalmis olan dus jelime sukurler olsun. 
Az kaldi, cok az.

Not: Ank'nin Baglari'nin sozlerini hic okudunuz mu? Aslinda cok aci sozler. 
Ben 'buklum buklum yollari' kismini, 'suklum puklum kizlari' diye degistiriyorum. Nedenlerim var!!!

Friday, December 26, 2014

26 Aralık (5)

Aradaki yazılara başlık atmasam da, şükranlarımı aralara sıkıştırdım, fark etmemiş olabilirsiniz.

Dün buluştuğum arkadaşım, bana yılbaşı kırmızısı donundan almış. O kadar sevindim ki, o minik paket elimde, ağzım açık kaldım bir süre. Bir zamandır aile içi döndürüyorduk bu geleneği. Bu sene sırf bu nedenle iyi geçecek. Yani Allaşkına insan bir dona bu kadar sevinir mi? Sevindim işte. Bana Q7 alsanız bu kadar sevinmezdim.

Bugün de, hiç sevmediğim, sevemediğim ing bankası (diğer adıyla fakbenk) ile bağlarımı kopartıyorum. Kredi borcum bitti! Artık Ankara'yı da, ülkeyi de terk edebilirim! 

Tek başıma dünyayı mı dolaşsam? 

Çok içimden geldi aidiyet duygusu oluşturabileceğim bir mekan ve insan istiyorum. Amin bin.

Konu ile alakalı olarak da, şunu ekliyim. Hazırım.

https://www.youtube.com/watch?v=e0o6qMDgEbY







Thursday, December 25, 2014

Bana da Teyze demişlerdi

Sene 2001 falan.
Dolayısiyle yaş 25. 
O zamanlar İzmir'in denize hakim bir sokağında bulunan eski bir Rum evinde yaşıyorum.
"Herkes önce kendi kapısının önünü süpürsün!" anlayışını gerçek anlamda algılamış bir insanım. Ve kapının önünü süpürüyorum. Hiç de yüksünmem, utanmam bu işlerden.
Evin sokağa paralel olan her bir kısmını, komşuların tarafının uçlarından da süpürürdüm. Sokağı yıkardım falan ben. Bunun için özel sarı çizmelerim vardı. Hortumu da çekerdim sokağa kadar. Ah.

İşte yine böyle bir gün, sokağı süpürüyordum. Bahçeye top kaçtı. Sokakta oynanabilen bir yerde yaşadım ben, bakııın!

Çocuklar bana "teyze topumuzu alabilir miyiz?" dediler. Desinler de, yaş 25 diyorum ama bak. Daha popomuzda yağların birikmediği vakitler o vakitler. İçimde deli acılar, böğrümde koca bir delik, gözlerim yaşlı "alın" dedim boynum bükük. Sonrasında hep o bağrımda şu söz yankılandı:
Piçleeeerrr!!

Akşam üstü eve gelen adama söyledim bunu. Güldü. Böğrüm delik deşik.

O vakitler insanlar, şu sonsuz yaş tahmini oyunlarında beni hep yaşlı zannediyorlardı zaten. Bence tüm suç saçımı 80ler gibi kesen ÖDPli kuaförümde!
Burada ayrımcılıktan öte, kendisinin ayrıksılığı vurgulanmıştır.

Oya Aydoğan gibi kesmişti saçlarımı. 

Şimdi giriyim bakayım dedim kendisine; 
meğer hemşeriymişiz yav.
Bakın bu kendisi: http://www.haruncici.com/ 
Ben kendisini hiç sarıkla görmemiştim.
2 dakikada saçımı keser, benimle zorla sohbet etmezdi. O yüzden hep sevdiğim bir kuaför olmuştur.

İzmir'deki blogdaşlarıma tavsiye ederim kendisini. Sevgilisi ile saçını kestirmeye gelen bir müşterinizin selamı var deyin, o hatırlar!!

ahaha
Not: Ben asker çocuğuyum. Doğduğum yere ağzınızı berkitmeyin. Ülke benim memleket!

Not 2: Ben böyle bir yazıyı daha önce yazmıştım sanki?! 

Wednesday, December 24, 2014

Temel İlk Yardım - 3

Ders: Göze yabancı cisim girmesi / Batması

Aslında sıklıkla başımıza gelen bir durumdur göze yabancı cisim girmesi.

Öncelikle üst göz kapağında ise, su altında tutunuz gözlerinizi. Hala batma devam ediyorsa, aşağıdaki gibi kapağı kaldırıp, suya tutunuz.
Alt kapağı da, gerip temiz bir mendille gördüğünüz nesneyi alabilirsiniz.

Kesinlikle gözlerinizi oğuşturmayınız.

Daha ciddi boyutta bir cisim batmasında ise, (çivi, zımba teli vd) her iki gözü de kapatıp, hemen hastaneye.

Uzun mühlet gözlük takan insanların göz kırpma sayısı daha azdır. Ve hatta bu insanların gözlerinin önünde parmak şıklatma hareketi yaptığınızda gözlerini kapatmazlar. Tepki vermezler. 

Maalesef bu gözlükler bizi bu reflekslerden alıkoyuyor. O nedenle dışarıda da gözlük takarım ben. Ank bana hazır değil ama takıyorum.

Japonlar Yapıyor Ağbiii!

Araba ile eğitime giderken geçen gün, ısıtmalı koltuk tam kıvamına gelmişti ama direksiyondaki parmaklarıma soğuk gelmişti temas.
Yahu neden direksiyonlara da ısıtma koymuyorlar diye içlenmiştim. Çobanlar abalarına şükrederken!

Bugün sabah da, nereden aklıma geldiyse, Doğu Anadolu'daki yaşamımın konteyner içinde geçen süresinde, banyonun ve dolayısı ile tuvaletin ne kadar soğuk olduğunu düşündüm; ayrı bir ısıtıcı koyduğumuzu alanı ısıtmak için. 
Bir de evde yaşarken ofiste bana özel harici tuvaletim, sürekli suyun donması vs aklıma geldi.

Ahh, bugünlere şükür. Şu an kattaki tuvaletimiz benim istediğim hijyen seviyesinin altında ama daha kötülerini de görmüştüm. 

Sonra o içinden çıkılmaz soru: klozetin oturduğunuzda (ısıtıcı olmadan) ısınmış olması mı iyi, olmaması mı?
Biraz önce başka bir ofiste, bana yer verdiklerinde koltuk ısınmış olduğu için, bir ayağımı altıma alarak oturdum da, yer veren adam bozuldu, iyi mi?!
ehehhe

Ben soğuk ama daha yeni kloraklanmış silinmiş bir tuvaleti tercih ederim, her koşulda. 

Neticede insan evladı ne zaman mutlu olur? Ne koşullarda?! 

Tuesday, December 23, 2014

Fotoğrafçı: Tito Mouraz

Ay ben aşık oldum. Benden gençlere tövbeğ etmiştim ama bu farklı yah.
Ah ben neden ofislerdeyim?
Neden topuklu ayakkap, deri etek içindeyim?
Nerde kaybettim tomboyluğumu? Üzerinde ismim kazılı siyah Gerber çakım nerde? Nerede bıraktım maglite fenerimi?

Nasıl mutsuzum, nasıl. 
Nasıl leş beş bir mutsuzluk omuzlarıma çöktü. Mutluluğumdan beslenmek isteyen, aç kalır.

En beğendiğim seri: Open Space Office oldu. Tito, I love you?

Nerde Benjamin? Nerde fotoğraf tutkusu? Ben şehirlere dayanamıyorum. Çok üzüldüm, bedbaht oldum. 
50 faktörü kremlerimi sürüp, uzun kollu uv filtreli gömleklerim, uzun konçlu çekme botlarımla dışarıda olmalıyım.

Out Doors | At Home

Seneye dileğim bu olacak.

Şu alttaki de benim çektiğim fotoğraf.
"Tito, this I photo"
ehehe "very fine I speaks English!"
Burası Yozgat. Yemin ederim. Kimse inanmaz. Yozgat'tan böyle şeyler beklemiyoruz millet olarak ama öyle işte.

Tito, let's make a pledge and do outdoors photo hunting together sometime soon? soon pls...

ühühühü

Temel İlk Yardım - 2

Ders: Yanık

Yanıklar üçe ayrılıyor:

1nci derece: deride kızarıklık bırakanlar (su, güneş yanığı gibi)
2nci derece: deride bül denilen su toplamasına sebep olan yanıklar (kızgın yağ :/)
3ncü derece: tam yanık artık o. fena olan. elektrik, kimyasal, alev vs

Bunları önlemek için evlatlarımızı, kendimizi bu tür kızgın yağlar, sıcak fırınlar vsden uzak tutmak en iyisi.

İşte benim gibi güneşten kaçınız. Tropik adadaki bacaklarımı hatırlarsanız, birinci derecedir. Üzerleri toplu iğne başı gibi su toplamış olsa da. O da ekvator çizgisine yakın olmaktandı. Fakin tropik topik adalar.

Güneş yanıklarında, cilde nemlendirici sürüp, bol su içmekte fayda var. Bu tür yanıklar, ısı stresi ile birlikte, sinirlilik hali falan da yapar. Aman.

Eskiden ishal olduğumuzda tevelerde yayınlanan formülü hatırlarsanız, ondan içirin kişiye.
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 litre su
Ama oldu ki, üzerine/üzerimize çay döküldü; hemen suya tutuyoruz 15 dakika. Çeşmeden akan suya. 
Buz gibi olmasın. 15 dakika çok uzun gelebilir. Bu durumda uygunsa, bir kaba su doldurup içinde de tutabilirsiniz.

2nci derece ise, buzlukta her zaman buz bulundurun. Buzu peçeteye, ince beze sarıp tene doğrudan temas ettirmeyerek hastaneye gidin.

Büller asla patlatılmaz. Patlatan sadece sağlık görevlisi olmalıdır. Büllü müllü ise, temiz bez ile örtüp, yaraya yapıştırmadan hastaneye!!

Yanık üniteleri iyidir. 

Bal ile yanık tedavisi üzerine islami kesim bilim adamları çalışmaktadır. Çok da iyi netice aldıkları vakidir. Ben seyrettim tvde ve önce/sonra fotoğraflarını gördüm. 

Lavanta yağı, kantaron yağı da önerirler. Ama bir deneyimim yok.

Ben artık biliyorsunuz ki, çay sevmem. Bu konuda kesinlikle Türk veya Biritanyalı değilim! Değilim!

Kardeşim 2 yaşında falandı. Yerde oynuyorduk. Ben de babama sanırım, çay koymuştum, bardağı da yere bıraktım elbette. Kardeşim geldi çay tabağına bastı ve sıcak çay ayağının üzerine döküldü.

Sonrası üzüntü, Behçet Uz hastanesi yolları, asansörü, gidip, gelmeler. Neyse ki, ne yaptılarsa iz kalmadı, iyileşti. Belki de çay sevmememin bir nedenidir bu. Anlatırken bile içim şişti, öküze özenen kurbağa gibi şiştim ama özenmekten değil. Off

Hala gözümün önünde o hali ile ayağı. Senden nefret ediyorum çay, nefret, nefrettt! ühüh
Lütfen bana çay vermeyin :((((((((

Ben Doğu Anadolu'da iken yine bir gün bir köy evindeydik. Eğer bir işletmenin inşaat sürecinde çalışmaya başlarsanız, şirketin CEOsundan her bir köylünün evine gidecek kadar geniş bir yelpazede insanlarla çalışabiliyorsunuz. İşim farklı olmasına rağmen, halkla ilişki için gitmiştim. Yanımdaki arkadaş, ki perş kendisi ile buluşacağım, ilişkileri kuruyor, ben de yanında peynir, bal ne varsa misafirlik kontenjanından verilen her bir ikramı mideme indiriyorum. Ne kilo almışım hee. Bir de her bir işe burnumu sokturmuşlar vallahi.

Ortada da bir bebek var yine. Bebeğin ayağına, tıpkı sevgili prenses kardeşimde olduğu gibi, çay dökülmesin mi?

Hoop, mutfağa koştuk. Ayağını suyun altında tuttuk. Ben müdahale ettim. Sonra da hastaneye götürdü babası bebeği.
Veee, ne iz kaldı ne yara!! 

Göğsüm kabardı kendimce. Ama bak hala kurbağa gibi şişim. Amaç farklı olsa da.

Şiş
İyi amaçlar için kötü hikayeler anlatmak... ve üç nokta hüzünleri

Monday, December 22, 2014

Temel İlk Yardım - 1

Eveet, sevgili okurlar.

Çoğunluğunuzun çoluk çocuk sahibi olduğunu bilerek, bir yazı yazmaya karar verdim. Belki seri bile yaparız. Ancak disiplinsizliğimden, blogun tamamını okuyanlar bilir, serilerin sonunu getiremiyorum. Bu da benim sarışınlığım. Ama bazı insanlar çok daha sarışın.

Ciddi konuşmak gerekirse, çocuk sahibi her bireyin bence ilk yardım eğitimi alması gerekir. Temel müdahaleler ilkokuldan itibaren öğretilmelidir.

Şimdi konuya döneceğiz ve burna / kulağa yabancı cisim girmesinden konuşacağız.

Çok basit, evladınız veya evlatlarınız burnuna yabancı cisim soktuysa, sokmadığı taraftan bastırarak sümkürtünüz. Olmadıysa, kendiniz almaya çalışmadan acil servise götürünüz.

Kulak için de, hiç zormalayın, hemen acile!!

Burna sokulabilecek/kaçabilecekler listesinde;

  • şeker,
  • düğme,
  • bozuk para,
  • gıda,
  • böcek,
  • oyuncak parçaları 

ve benzeri her türlü nesne var.

Ancak, şu aşağıdakini ben de yeni duydum. Kaç senelik ilk yardımcıyım, böyle burun görmedim.

Bakliyat. 

Bir arkadaş anlattı. Küçükken burnuna fasülye mi nohut mu bir şey sokmuş. Unutmuş onu orada. Bu nasıl bir psikolojidir Sevgili C!
Çocukların bunu yapmasının açıklaması var mıdır?

Pamuğa sarması gereken fasülyeyi, burnuna sokmuş! 
Unutmuş ve bir gün burnundan bir filiz çıktığını fark ettiklerinde, hastaneye götürmüşler kendisini. 
asedasşkdşfaskdşfksaf

Ben de burnumdaki damar paketlerini yaktırdıktan sonra, tamponlarımın yeşil ipi sarkıyordu, söylüyorlardı ve çok utanıyordum. O yüzden gülüyorum.

Ayh, neyse bakliyat kök salmış!!

Biz anlatan kişiye gülerken ve bir yandan da acımasız yorumlar yapıp, kahkaha şiddetimizi artırır iken, bir diğer arkadaş da "benim de evladım ağaç parçası sokmuştu" demez mi?

Çocuğun alnında bir göçük olduğunu fark etmişler. Tabi öncesinde bir ateşlenme olmuş. Sonra bunun bir ağaç parçası olduğunu ve dokuya tutunduğunu ve büyümeye başladığını fark etmişler!

Oh may gad! 

Ben de dün akşam bir baktım, bedenimiz hangi amaçlar için kültür bahçesi yapabilir diye. Bir adamın ciğerinde köknar büyümüş. 
Köknar!!

Güncelleme: köknarı buraya aldım.
Bu da haber kaynağı: tık

Kestane, gürgen, palamut ¯²
Altı yaprak, üstü bulut ¯²
¯²

şarkısını mırıldanarak, dağa çıkarım döne döne


Sunday, December 21, 2014

şeb i yelda

Sana soz yine baharlar gelecek ve isik sonmeyecek!
Cunku bu gece seb-i yelda. 
Gunesin (bkz: mitra) dunyaya tekrar dondugu, korkunc uzun gecelerin yavas yavas azalmaya basladigi gece. 21 Mart'ta da bahari kutlayacagiz!
En fazla 2 hafta daha uykusuz geceler ve sonra yeni bir hayat!
Sadece bunun icin bir yazi yazmak gerekir aslinda. Ama bugunun sukur vesilesi budur.

Eh kizim naptin bu vakte kadar derseniz, yine yogun vakitler gecmis.
Ank'nin les mekanlarini gezdim. 1,5 lt bira icerek, kendi rekorumu egale (ne demekse) ettim. Ben pek ickici biri degilimdir. Ileride alkolik olacaksam, bunlari not almam gerekiyor.

Ank piyasasini gozumun ucuyla gordum. Kokoreccide anormal kokoreci isteyen bendim. Hic bir zaman 'Hoff Ank'da deniz yok' demedim ama boyle kizdirirlarsa diyebilirim.

Arabayi yikattim. Ama yarim yamalak. Ve fark ettim ki, kardesimin bana hediye ettigi ve kullanmaya kiyamadigim anahtarligimi, kullanmadigim kullukten calmislar. Elbette esya kaybedip ardindan buldugum coktur ama bundan eminim. Zira aynali gozlugumu de kaybetmistim ama pazartesi bana geri geliyor. Yine de bu anahtarlik, yok gelmeyecek. Muayenede aldilar eminim.

Neyse, anahtarlik gidince arabam da korumasiz mi kaldi noldu. Tam sabunlanmistik ki, su kesildi! Biz de arac icindeydik. Tam dalga gecmistim sabunlu beklerken. Genc, kesilmis detarjan kabi ile uzerimize su dokmeye baslayinca, susuz kaldigim Izmir gunlerinde ocakta su isitip, ele ne gecerse uzerime dokup, yalap sap yikandigim gunler geldi aklima. Baskentte bu durumu arabayla yasadik. Gorunen yerlerde mevcut olan 7nci sinif otel odasi perdesi desenim artik sadece tavanda duruyor olmali. 

Kimseden ses cikmadi kartlar konusunda ama Ist'da arkadasimin 4 yasindaki kizi aradi ve tesekkur etti. Ist'a gittiyse diger yerlere de ulasmistir, degil mi?
Guncelleme: 2 oldu! 

Bana gecen zamanlarda 'ay sana da kart yolladim ama yolda kayboldu galiba' diyene de yolladim. Mesnevi Cilt 1 terkim ama merhamet gostermeliyim. Cunku bu hayatima gelis nedenim buymus.

Bunu ogrenince ne kadar koseli, sert cizgili biri oldugumu tekrar gozden gecirdim. Ay ben bildiginiz kotu kizim. Soyle ki, kankam kalkip bana tek bir yalan soylese, tek bir yamuk yapsa, bana gore olumsuz bir sey dese, kesip atarim. Atardim. Simdi biraz daha gevsemis durumdayim.

Sukurlere devam edersek, kapida beni karsilayinca ayaklari ile sabirsizlik yapan bir cocuk yaptigi icin kardesim ve kocasina tesekkur ederim. 

Bir de nihayet guzel bir Ank gununde uzamis haliyle de olsa saclarimin fotosunu cektirdim. Size de kafami gostereyim.

Ve gecen surede, hesapladim 5nci ilk yardim egitimimi aldim.
Bu egitimi almami saglayan bir iste ve gorevde calismak cok sukran. Kurtarmaciydik ama hic can kurtarmadim, hep olulerle oldu isim ama belki yaptigim is ile kurtarmisimdir. Bunu asla bilemeyecegiz.
Heimlich ve Rentek'e de sukran very much.

Bu egitimi 5nci kez aliyorum ama en kotusu bu kenttekiydi. Zira sinava yonelik, yani ilk yardimci karti almaya yonelik bir egitim oldu. Benimki yineleme oldugu icin sorun yasamis degilim ancak boyle de olmasin ya. Katilimcilari bebek yapacak kisilerden sectim cunku ben. 

Off neyse, ben simdi disariya cikicam. Operim, mick.


Wednesday, December 17, 2014

Güzel günler göreceğiz çocuklar güneşli günler

Tüm bu ahval ve şerait içinde size güzel bir haber vereyim. Ufak ama mutlu eder umarım.

Şimdi döndüm pttden ve 12 adet zarf bıraktım kendilerine.

Hadi bakalım, motorları maviliklere sürmek dileğiyle.

Benim de bu sene çok gezmekten midir artık, kaldıramadığım popomu kaldırabilmiş olmama şükredelim. Yine de eksik kaldı bazı zarflar. Onu da bu yılı Atlas gibi sırtımda taşımama verin.
Fotonun sahibi

Ne kötü bir insan oldum ben bu sene yahu! Bazı sözlerimi tutamadım, bazılarını çok geç tuttum.

Mahcubum. 

Mesnevi ilk cilt terkim ama bana yapılanları da göz ardı ettim bazen. Level atladım.

Bunun muhasebesini daha sonra yapacağım. Son ayına teşekkür edip, darbesini böğrümde yumuşatıp çakıcam 2014'e.

Bir gitsen... ah bir gitsen...

Size, Massive Attack - Mezzanine fulalbüm hediye ediyorum.
Teardrop da bana gelsin, damla damla.


Tuesday, December 16, 2014

Yuzum duser dokulur bAgzi sAli gunleri

Bugunun sukur vesilesi diger gunler sukredecek durumlAr bulAbilmek olsun.

TAm dA bu sAbAh 'ne cok cocuk oldu bu sene' demisken icimden...


Monday, December 15, 2014

15 Aralik (15)

Yazarken aklima geldi.
Bugun annemle babamin evlilik yildonumu. Cogu sevgilimin yas gununu, arkadaslarimin olum tarihlerini hatirlamam, bu kalmis bir kosede.

Bugun arabali gitme-gelme gunumdu. Radyoda dinledigim ilk sarkinin sevdigim bir sarki olmasi, harikaydi.
Simdi o berkittiginiz agizlarinizi duzeltin. Zira sarki Milli Vanilli 'blame it on the rain'. Bu sarkinin karsima cikma olasiligi nedir ki? Ama haftada en az 2 kere dinlerim.

Keske sarkidan fal tutsaymisim, ehehe

Bugunun esas sukur vesilesi, arac kullanmayi bilmeyen bir ulkenin en kotu arac kullanan gruhu icinde arac kullanmak zorunda kalmadan ise gidip geliyor olmamdir.

Ayrica, sinyalsiz onume lap diye cikan 06 ffa bilmemne plakali adami korna yerine selektor ile ikaz ettim. Kenara cekip bana bakti ve pesime takildi.
Bildiginiz taciz edildim.

CBnin terbiyesiz soforleri bile boyle yapmamislardi, zira serit degistirirken onlerinde buluvermislerdi beni.

Her hali ile trafik berbat. Su kentte kaldigim kisa bir sure boyunca trafige az maruz kalmamin serefine, bu gece bir kadeh beyaz sarap!



Sunday, December 14, 2014

13 ve 14 Aralik (17 -16)

Cuma aksamustu ogrendim ki, aracin muayene vakti gelmis. Oysa ben daha bir senem var zannediyordum.
Randevuzu aldim internetten.
Cts gunu de, Ank'da tanidigim herkesle yol tarifi icin telefonda konusarak gecti. Ulus uzerinden gidecektim ki, protestonun yolu kapattiracagini dusunmedigim icin geri dondum.
Neticede, sinir harbi ile ulastim hedefe.

Ancak, numara almak, sogukta beklerken, zorla iceri sokulmak, kaputun altinda kalmis yapraklari temizlerken ikaz edilmek her bir adim bir deja vu idi. 

Yukaridaki de, aylardir yikanmayan aracimin kaputundaki yaprak izleri. 

Ilgili kisi tipki amcam samimiyetinde, 'Jardzy, arabanin hic kusuru yok, hadi' deyince, kagida bakmadim. Actim koltuk isitmami, donmus durumdaki ardimi cozmek uzere yola ciktim.

Acisiz degil de az acili gecen bir muayeneye daha tesekkur ederiz. Bir daha yasamamak icin evlencem, karar verdim. 4ncu muayeneyi cekemicem.

Bugun kagida bakarken de, kisa huzmelerde yon sapmasi yuzunden hafif kusur vermis, bir de aracimi yuk araci yazmis. Adamlarin yetkinlik sorunu oldugunu fark ettigimden, egzosu yaptirmadim. 

Gun icinde oyle kartlar yaptim ki, icim rahatladi. Ancak iki gun sehir disi gibi bir yerde olacagim icin pttye henuz gidemiyorum!

Biraz daha bekletecegim. 

Bu guzel h.sonuna da sukran. Aradigim arkadas niteliklerine 'Ank'da arac kullanabilen ve yollari bilen' ekliyorum.

Friday, December 12, 2014

Ama arkadaşlar çok iyidir!

Çok heyecanlandım ve sevindim, hemen yazayım dedim. Bu hissiyat kolay geçmez ama ah çok güzel ya.

Biraz önce şahsiyetli telefonum çaldı. Kayıtlı olmayan bir numara, ki pek numara kayıtlı değil makinada. Hem iki hafızası var, kendisi karıştırıyor numaraları hem de sadece banka görüşmelerimde kullanıyorum. Bir de alışveriş merkezindeki dükkanlar sms atıyorlar falan sağolsunlar. Ah evsahibimi unutmayayım.

Kenarda duruyor öyle. Arada şarj ediyorum. Off ne konuşasım varmış. Kardeşimin evliliği ile aynı yaşta. ehe

Açtım telefonu, karşımda biri ingilizce konuşuyor. "Beni hatırladın mı?" deyince tak!

Ben yine seneler evvel Dkl'de yaşarken, iş yerindeki dedikodular vs yüzünden, erkek arkadaşımla da ayrılmıştım o zamanlar, yemeklere hep benden yaşça büyük arkadaşlarımla giderdim. Yazmıştım bunu önceden. Ama yine bulamadım. Eski yazdıklarımı bulursam zaten fena olacak. 

Sürekli tavuk yerdik yemekhanede. Yemekten sonra da, benim h.sonu şehre inip, Amerikan Pasajı'ndan satın aldığım purolardan içerdik. Diş etlerim çekildi böyle böyle. Bu benden büyük saygıdeğer arkadaşlarım bana gençlikte yaptıklarını anlatırlardı. Günlerim o kadar eğlenceli geçerdi ki. Altıma işemeden iyi kurtarmışım.

Bir tanesi Ankara'lı zaten. Kendi döneminin en hızlılarından. Erkeklerin zihnini onlar sayesinde okuyabiliyorum. İkisine de şükürler olsun.

İşte, arayan Ankara'lı büyüğümmüş. Ay ağlayacağım. Öyle sevindim ki! Doğu Anadolu'ya gitmeden önce kaybetmiştim numarasını. Dünya küçük. Ortaokul arkadaşımdan almış numaramı. 

Ya, ben bu konularda hayırsızımdır. Çok eleştirdi beni kendisi zamanında. Haklı. Ama arkadaşlar iyidir, hem de çok iyidir.

Tam da arkadaş bulayım diye internetlere ilan vermeyi düşünürken...

Cidden bunaldım yahu. Birlikte tiyatroya gidebileceğim, Ank'da vakit geçirebileceğim bir arkadaşa ihtiyacım var. Benimle longboard öğrensin. Arabasına atsın, gezdirsin (odtü harici bir yere lütfen!!). Hem ben Ank'da yol bilmem, hem araba kullanmaktan bıktım hem de arabamı satıcam!

Bu akşam bir aday ile buluşacağım. Bu akşam güzel geçerse, artık benim de bir arkadaşım olacak. Daha önce tanıştığım biri bu, endişe etmeyiniz.

Bir tanesi ile de sözlükten tanıştım. Arkadaşlık protokolü imzalamak üzereydik. Avukat çünkü kendisi. Ancak, sürekli içmeye gidelim teklifi ile olmadı o iş. Protokolde gönül işleri, ten teması yasak diye maddeler vardı. Büyümüş gözlerinizi küçülteyim. Yanlış anlamayın hemen.

Bana sigara içmeyen, eser miktarda alkol alan biri lazım. Keyfim yerindeyse, çok eğleniriz, yeminlen.

Bu da bir ilan olsun. Koluma girmek isteyen (mecazi anlamda) size uzattığım avuçlarıma mum diksin!!  Hem ben gezmeyi pek severim?! 
Tercihen erkek olsun. Çok kız arkadaşım olmadı benim. Sabırlı olamayabilirim kaprislerine. 
Saygıdeğer F.E. ne iyi ettiniz de aradınız. En derin sevgilerimle, J.

Thursday, December 11, 2014

Atanmak

Farkli bir evsahibine sahibim. Ust katta yasiyor olmalari ayri bir farklilik. Daha once yakinmisimdir, kendisi emekli muzik ogretmeni olmakla birlikte 24 saatlik gun icinde kafasindaki besteyi taktak kafama vurarak gurultu yapmayi seviyor. Gurultu oldugunu bilmiyor tabi.
Gecen sene ozellikle cok sinirleniyor idim.
Telefonlar, mektuplar...
Neyse ki yazliklari var ve surekli birlikte degiliz. Bu apartman hayatlari da boyle biliyorsunuz. Iciceyiz. Kim kiminle konussa duyuluyor. Hele bir de banyodan!!

Iste bu cift bu sene de gitti yazliga. Her bayramda bana sms atar ev sahibim. Bu sefer de ben attim. Cunku celp gelmis. Posta kutusu uzerindeki etiketten bahsettim.

Smsten sonra telefon geldi. Celbi yazliga gondermem istendi. Sansima Ank'daydim yolladim.

Oyle bir iletisime basladik. Ben kendilerinden ozur diledim. Ilk sene bu kent ve insanlari, is yerindeki huzursuzluk vs, huysuzlugumun dorugundaydim.

Sonrasinda cok kiymetli bir insan oldum. Cok iyi bir insan oldum. Gunluk hayatimda iyi olmaya calisiyorum elbet. 

Ama smsler 'saygideger hanfendi jardzy hanim'lar, her sene yapilan yazlik davetini tekrarlamalar.
Biz geliyoruz diye haber vermeler. Cagatay beyin ruhu saad olsun, ikramlar.

Cok guzel masallah.

Ama en son, apartmandaki oy yuzdesi yuksekmis kendisinin, apartman toplantilarinda kendisi yerine vekaleten beni atayacakmis!

Ohh yeah! 
Apartman bahcesine otopark yapilmasi konusu var. Ben istedigim karari onun adina verebilirmisim.

Park cok sorun oluyor ancak bahcedeki 4 agac ve iki bahce kapisini saran gulleri dusununce arabayi satmaya karar verdim. 

Ret oyu kullanacagim.

Bir de bir ara su atamayi islatalim!
Kendime koydugum hedefler farkli yerlerden geliyor, ona yaniyorum.
Sirket adina plaket aldim mesela, sponsorluk plaketi! Cunku sirketin temsilcileri pavyona mi ne gitmislerdi. 

Bir hedefimi yerine getirdim de, odulumu alamadim. Onun yerine boyle seyler falan. Bunlar da guzel. Olsun.

11 Aralik (19)

5 aydir netlestiremedigim, sonuc alamadigim bir durumda sondan bir onceki adimi atmis olmaya sukurler olsun.

Bu vesile ile hayatima girmis ve hayatimdan cikmis kisilere de sukurler olsun.

Yilbasi urunlerini hazirlamak icin biraz calisabilmis olmama da sukurler olsun.

Bu sene ne cok soz verdim de gerceklestirmedim. Kotu insanlarla bu kotu davranislar ciksin hayatimizdan. Sukurler olsun.

Wednesday, December 10, 2014

Kurabiye Falı

Öğle yemeğinde dışarı çıkmadık ve yemek ayağımıza geldi, şans kurabiyesi ile birlikte.

2014 b0k gibi bir seneydi benim için. Çok b0k yeminlen. Aklımda kalan güzel hiçbir şey yok. Düşünsem çıkartabilirim ama!

Biterken güzelleşmeye başladı 2014 ama yine de artçı sarsıntıları yaşamaktayım.
İstanbul'da çektiğim Melek Kartı ve arkadaşımın bana çektiği kartlar da yukarıdaki gibiydi. 

Saçını kestirmiş, birazını kazıtmış bir kadın olarak, artık yeniliklere bu şeklimle hazırım. Geçen hafta başlayan yeni süreç hepimiz için güzel olsun!

Bring it On!
Karıncayiyenimize şükürler olsun! 

Tuesday, December 9, 2014

9 Aralik (21)

Aylardir karsimda sacma sapan konusan birisine karsi, sakinligimi koruyabildigim icin sukurler olsun.
Icimden hep suratina laptopu carpmak gelirdi halbuse.

Bana yine hediye gonderen kisilere sukurler olsun. Iyi ki varsiniz.

Kartlasmaya hazirim. Yarin yapmaya baslayacagim!

8 Aralık (22)

Dün gelen kart ve hediyelere, bunları yollayanlara şükürler olsun.
Elim kolum dolu iken beni eve bırakmayı teklif eden arkadaşa şükürler olsun.

Saçımı şöyle kazıyalım mı? diye sorduğumda, idrak etme sürecini kolay yaşamak için beni oturtan ve sonrasında istediğim kesimi yapan kuaförüme şükürler olsun.

Berber lanetini yendim. Son iki seferdir saçlar beklediğimden iyi çıkıyor. Şükürler olsun! 
Ben kuaförde iken saç boyatan iki kadının da bana arka çıkması müthişti. Berberi onlar ikna etti denilebilir. 

Twiggy, kafanın tek taraflı kazınmış hali ile ilk ortaya çıkan kişiymiş. Kuaförümün yaşı ancak bu kadar geriyi bilecek büyüklükte. 
Twiggy'i de çektiği acılar ile bir kez daha hatırlıyor ve sevgilerimizi yolluyoruz.



Monday, December 8, 2014

Sözlerinin nereye varacağını düşünmeden saygısızca konuşan, davranışlarına dikkat etmeyen

Patavatsızdır. Yani bendir.
Kelimenin etimolojik kökenini Göçebe Düşünceler'den bekliyorum.

Şimdi, özellikle geçen hafta içinde o kadar çok patavatsızlık ve sakarlık yaptım ki!! Son aylardaki zeka performansımdan endişeliyim.

Açık büfenin salata barında, zeytinyağı kasesinin içine kepçeyi lönk diye bırakınca, bir adamın senede belki 3 kere giydiği takım elbisenin üstü altını zeytinyağına buladım. Adam dalmaçyalı gibi oldu.
Filmlerde hani peçeteyi alırlar ve kişinin üstünü başını temizlerler ya, yapmadım ayol. Özür diledim 4 kere falan, "düşünemedim" dedim. Adam önce kızmıştı, sonra benim ölü köpek gözlerime baktı ve sakinleşti; "tamam önemli değil" dedi. Sonra ben adamdan uzak, yemeğimi yiyeyim derken, geldi yanımdaki masaya. Lokmaları ağzıma tıkıp, kayboldum.

Sonra, seneler önce bana yöneticilik yapmış adam geldi yanıma. Konuşuyoruz uzun zamandan sonra. Kendine güveni yüksek, kasım kasım dolaşan bu kişiye, "siz çok yaşlanmışsınız" dedim. Çaat! 
Ama hiç beklemediğim şekilde atak yapmadı. Hadi ya falan dedi. Saçları çok beyazlamış, gözlerinin altı çökük ama hala fit. Mihrap yerinde. 
Nazikçe bana bu laflarımı iade edebileceğini söyledi. Ben de omuz silktim. Ertesi gün konuşmayayım diye kaçtım kendisinden.

Taksiye bindim İst'da. Adam "s.a." dedi. Ben de "x cemevine" dedim. Sonra aklıma bu şehrin ne kadar güvensiz olduğu aklıma geldi. Dink!

Neyse bişi olmadı. 

Bir gece de lokantadayız. Çikiletalı dondurmanın üzerine tarçın istedim. Anladım ki, tarçın İst'da safran kadar değerliymiş. Döküyorum her kaşıkta tabi. Bir ara dökmeye ara verince, garson masadan tarçını kaçırdı!!!
Ben de geri istedim. 

Tabi ben yine su üstüne su içiyorum. Su bardağı da küçük kadehlerden. Tam su içicem, bardak boş. Elimi şişeye uzatıyorum, garson geliyor. "Ayh, bana daha büyük bardak getirir misiniz"

Gelen de bu; yanına rakı bardağı koyduk. rakı glass for scale!
Tiksindim su içmekten o kadehle. Arkadaşlarım "bu bir hakaret" diye gaza getirdiler ama bu sefer ağzımı kapattım. 

Tam bir İst hanfendisi gibi. mihmihmih

Sunday, December 7, 2014

Uzaktan Ask | Amin Maalouf

Hava limani bekleme salonu kitabi.
Toplumsal beklentileri cok guzel anlatmis. Iki cumle ile.



6 ve 7 Aralik (24 23)

O kadar cok sey oldu ki, oncelikle Ezgi ile tanismis olmama ve birbirimizin hayatinda kaldigimiz icin sukurler olsun. 

Pazar gunu icin de eve donmus olmak.

Fantastik seyler oldu da anlatsam mi bilemedim.

Friday, December 5, 2014

5 Aralik (25)

Sadece bugunun cuma olmasi bile bir sukur sebebi.

Anlayamazsiniz

Kediseverler, gelin beni dovun isterseniz ama ben sadece anlayis istiyorum.

Bugun konferans salonunda sarjim bitti diye, prizimolan en arka koltuklardan birinde oturuyorum.
Miyav.
Acaba kafayi mi yedim diye dusundum. Dinliyorum. Yine miyav. Yine. Yine. Baktim kimseden tepki yok.
'Bu ses telefon sesi ki, yoksa kedi mi var?'
Insanlar arkaya donup, bana bakip gulduler.

Kedi miyavladi.

Kedisever kadinlar, 'ay yazik' dediler ama kediye zarar veren yoktu. Kadinlarin bu acinasi hallerine erkekler icgudusel olarak harekete gectiler. Koltugun arkasinda kedi bulundu. Kocaman bir kedi. Uzakta.

Ben o dusunceyle kaskati kesildim. Tuylerim diken diken oldu.

Korktum.

Cunku ben kediden korkarim.

O ifademi goren insanlar once bir gulduler. Baktilar saka degil. Korkuyorum evet!!!1 

Kedi o kadar ilgiye firlamis yerinden. Bir onceki siranin onunden gecerken insanlar koltuktan korkarak kalktiklari icin bir meksika dalgasi olusturdular. Ben de onlara guldum.

Gun gelir devran doner. Sonra kedi benden uzak ama benim koltuk siramin altinda birkac miyavladi. Sesi kesildi. Gitti belki de.

Ben de kulaklarimin bu kadar hassas olmasindan oturu, oradaki meslek grubuna ait olmamakla suclanip, ustune takdir edildim. 'Nasil duydunuz, ne kulak varmis'

Kediden korkuyorum ama esas su dengesiz, anlayissiz insanlardan korkmam lazim.

Neyse, siz bari anlayis gosterin. Bir kadina fare neyse kedi de bana o. Bilincaltima inmek isterseniz, gosterdiginiz deri koltuga uzanir, hipnotize olurum. Sorun degil. 

Ay ne cok sey olmus bugun. Derleyip toparlayip yazayim.

Ha sukur vesilesi: Ist'a her geldigimde burada deprem olacak ve olcegim diye dusunurum. Bu sukru ancak donunce tamamlarim.
Mick

Thursday, December 4, 2014

One Hundred Years of Solitude | Gabriel Garcia Marquez

Ilk okudugumda sene 1996 belki. Yok o 96da unvdeydim. 92.
Bugun son sayfayi okudugumda, kitaba sarildim. Gokyuzune baktim. Sol gozumde (ki o cok aglaktir) biriken damla gozume geri girdi, dusmedim.
Bizim soyad edinilmis bir soyad. Kendi ailemi ve kendimi dusundum.
Ahh domuz kuyrugum yok ama diye sukrettim.
GGM iyi ki varmissin. Iyi ki senden once dogmamisim.

4 Aralik (26)


Off bugun icin cok iyi ve kotu seyler var. 
Bilemedim.
Ama tek basina su Halic'e ve essiz ulkemize sukurler olsun. 
Su kenarinda yasamasam da, su kenarina gelmis olmama sukurler olsun.
Eski hoslandiklarimi, eskiden daha iyi sekilde karsilamis olmaya da sukurler olsun. Naber yapraam? 

Sevmeye ve sevilmeye sukurler olsun.

Somon baligina ve onu en iyi sekilde hazirlayip sunanlara sukurler olsun.
Senenin (umarim) son seyahatinin boyle bir yer olmasina da sukurler olsun.
'Ben seni gelir alirim' diyen guzel insanlara sukurler olsun.

Ama yalanci, haysiyetsiz insanlar ve onlari sevenler hayatimizdan ciksin. Cikanlar da bir daha girmesin. Cts dolunay temizligi var. Buna da sukurler olsun.
Ve GGM sana ve yazdiklarina sukurler olsun.

Sevgiyle,
J,
Istanbul 
4 Aralik 2014

Ozelikle bu sene cok sayida olen madencilere rahmet. Bugun madenciler gunuydu. 


Wednesday, December 3, 2014

3 Aralık (27)

Şükürler olsun ki, böyle bir insan değilim. 

Böyleleri olmasa, kendimizin ne olduğunu bilemeyeceğiz. Çünkü herkesi kendimiz gibi zannetme huyumuz var doğamız gereği. 

İşbu kişiler bizim için en alt seviyedir, her zaman bulunduğumuz seviyenin üzerine çıkmamız için çaba sarf etmemize neden oldukları için böylelerine de şükür.

Ancak yine de sayılarının az olması ve azalması dileğiyle, Yareppim Amin Bin.


Tuesday, December 2, 2014

2 Aralık (28)

Bugün bundan daha iyisi olmaz sanırım. Ne de olsa "güzel şeyler olsun diye yeterince bekledik".

Biraz önce ofiste gülme krizine girdik. Böylesi ardıl, uzun süreli ve hunharca gülmemişim uzun zamandır. Gözümden yaş geldi, ağzımı toparlayamadım gülerken.

Üstüne bir de kardeşim kuştan sonra bir de kedi almış. Siyah kedi. Adını Justin koymuş. (çünkü biz JT severiz kalp kalp kalp)
Ben de adını "Kanye veya 50 cent koysaydın" dedim. Irkçılık yapmamam konusunda uyardı. 
Böyle güldürenlere şükürler olsun. Bir de bu muhabbetleri beleş döndürmemizi sağlayan whatsapp'a ve hala bedava olan WinRar'a şükürler olsun.
Her türlü geyiğine hastayım İbonun. Senin de geyiklerine ve Nankör Kedi albümüne teşekkürler. Şahsına 0.

Bugün bereketliymiş. Bedelliye de şükürler olsun.