Monday, December 8, 2014

Sözlerinin nereye varacağını düşünmeden saygısızca konuşan, davranışlarına dikkat etmeyen

Patavatsızdır. Yani bendir.
Kelimenin etimolojik kökenini Göçebe Düşünceler'den bekliyorum.

Şimdi, özellikle geçen hafta içinde o kadar çok patavatsızlık ve sakarlık yaptım ki!! Son aylardaki zeka performansımdan endişeliyim.

Açık büfenin salata barında, zeytinyağı kasesinin içine kepçeyi lönk diye bırakınca, bir adamın senede belki 3 kere giydiği takım elbisenin üstü altını zeytinyağına buladım. Adam dalmaçyalı gibi oldu.
Filmlerde hani peçeteyi alırlar ve kişinin üstünü başını temizlerler ya, yapmadım ayol. Özür diledim 4 kere falan, "düşünemedim" dedim. Adam önce kızmıştı, sonra benim ölü köpek gözlerime baktı ve sakinleşti; "tamam önemli değil" dedi. Sonra ben adamdan uzak, yemeğimi yiyeyim derken, geldi yanımdaki masaya. Lokmaları ağzıma tıkıp, kayboldum.

Sonra, seneler önce bana yöneticilik yapmış adam geldi yanıma. Konuşuyoruz uzun zamandan sonra. Kendine güveni yüksek, kasım kasım dolaşan bu kişiye, "siz çok yaşlanmışsınız" dedim. Çaat! 
Ama hiç beklemediğim şekilde atak yapmadı. Hadi ya falan dedi. Saçları çok beyazlamış, gözlerinin altı çökük ama hala fit. Mihrap yerinde. 
Nazikçe bana bu laflarımı iade edebileceğini söyledi. Ben de omuz silktim. Ertesi gün konuşmayayım diye kaçtım kendisinden.

Taksiye bindim İst'da. Adam "s.a." dedi. Ben de "x cemevine" dedim. Sonra aklıma bu şehrin ne kadar güvensiz olduğu aklıma geldi. Dink!

Neyse bişi olmadı. 

Bir gece de lokantadayız. Çikiletalı dondurmanın üzerine tarçın istedim. Anladım ki, tarçın İst'da safran kadar değerliymiş. Döküyorum her kaşıkta tabi. Bir ara dökmeye ara verince, garson masadan tarçını kaçırdı!!!
Ben de geri istedim. 

Tabi ben yine su üstüne su içiyorum. Su bardağı da küçük kadehlerden. Tam su içicem, bardak boş. Elimi şişeye uzatıyorum, garson geliyor. "Ayh, bana daha büyük bardak getirir misiniz"

Gelen de bu; yanına rakı bardağı koyduk. rakı glass for scale!
Tiksindim su içmekten o kadehle. Arkadaşlarım "bu bir hakaret" diye gaza getirdiler ama bu sefer ağzımı kapattım. 

Tam bir İst hanfendisi gibi. mihmihmih

4 comments:

  1. Çok sevesim geldi seni :) aha benden bi tane daha dedim. Yöneticim olan bir balık kadınına "balıklar ne kadar alıklar" demiştim de kadın benimle üç ay konuşmamıştı =)

    ReplyDelete
    Replies
    1. hehehe sev lütfen.
      pardon mihmihmih

      benim de İKcı bir patronum vardı. "insanlar neden doğu anadoluya işe gelmiyorlar" dediğinde, "çünkü yalan söylüyorsunuz" dedim.
      o da bana 1 hafta takmıştı, konuşmamıştır :)
      hala bana "sen çok tuhafsın" der.
      ^_^

      Delete
  2. Ouuu, baya istikrarlı bi grafik çizmişsin bu hafta :) "Çok yaşlanmışsınız" ne yaaa, denir mi insanın yüzüne yüzüne öyle şeyler. Zeytinyağı olayının başıma geldiğini düşünmek bile istemiyorum, adama takım almaya kadar götürürdüm işi utancımdan. Sen bi kurşun döktür :P

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yönetici adam da gurursal olarak öyle şişkin biri ki, yakışıklı da piç. mihmihmih (artık tıpkı bir ist han'fendisi gibi gülmekteyim)
      Bana yaşattıklarına denk gelsin.

      Valla zaten sene sonu gelmiş, takım elbisenin kuru temizleyiciye verilme vaktidir yav. Hiç aklıma gelmedi, kuru temizleyici parası sıkıştırsaydım cebine. mihmihmih


      Delete