Thursday, January 22, 2015

Kahvenin piri kalbime girsin kalbimden ciksin fincana girsin

Bugun sabah kadin dedi ki, 'sana bugun fal bakicam'. 
'Eee, madem icinden gelmis, kirmiyim seni' dedim.
Saat 10:20 falan. 'E hadi icsene!' dedi. Sasirdim tabi. 
Peki dedim, kahveyi yaptim otomatik kahve makinasinda. Ictik.
Ben haril haril calisiyorum bu arada. Kalkti, kapiyi kapatti. Bir de huyu var. Oturuyor, kahveyi icmemis bile olabiliyorsun, defterine notlar aliyor. Fincana bakip, arada defterden okuyor :/

Daha fincani acmadan, 'yurt disi' dedi. 'Icinde M harfi olan biri ile gidiyorsunuz ama tatil icin'. O_o 
Yav biz o 'icinde M harfi olan biri' ile aylardir plan yapiyoruz. 
Detaylari gerceklesince anlaticam. Daha once varligini unuttugum birisinin hayatimda olumsuz ve major bir etkisi olacagini soylemisti. Sonra geldi o tipini sildigim. Kadinin fali cikti. 

Sonra Yunus'un kartindan bahsetti ama kamyon yoktu :))

Ve surekli, 'cok guzel bir fal' dedi. Ben yurtdisi planlarimizi ve tavuskuslu karti dusunmekten aklima gerisi girmemis. Ehe

Ama hepsini yazdim, koydum kenara. Fal defterim bile var. Ama takip etmiyorum ya. Unutuyorum. 

Daha once fal bakmisti biri bana ilcede. Onda da kollektif bir heyecan yapmistik. Simdi de yapalim. Tipki bir boga gibi solusak ta, bir nese bir sey olsun.
Biri kasedi takiversin. Nesemizi bulalim. 

Öfkenizi Anlıyorum

Gerçekten anlıyorum.

Çünkü bende de var o öfkeden. Ama çok politik olmak istemiyorum. Özel hayatta bunun kavgasını çok yapıyoruz, şiddeti ile yaşıyoruz. Benim blogum böyle bir yer olmamalı. 

Ve şu hayatın pisliklerine göz yummuyorum!

Size Şamanlar'dan bahsedeyim. Ortaokuldaki kallavi ingilizce ders kitabında bir hikaye okumuştuk. Orada tanıdım Şamanları. 

Sonra öğrendik ki, "Kızılderililer aslında Türkmüş" ve aslında Asya'nın tee tepelerinden Amerika'ya geçmişler. Biz kardeşiz vs. Malta'dakiler de aslında Foça'da artık bir tane bile göremeyeceğiniz ağaçlardan gemi yapıp, adaya göçen Türklermiş! 

Aradaki benzerlikleri anlatan onlarca tez, kitap mevcut.

Yine dağıldım, konuya dönersem. Şamanların çadırları yuvarlaktır, tıpkı bizim atalarımızın Yurt'ları gibi. 
Güneş, ay, dünya hep yuvarlaktır.

Yuvarlaktır ve döngüye inanırlar. Mevsimleri, güneşin doğuşunu, batışını gözlemlemişler ve hayatın döngü üzerine kurulu olduğuna karar vermişler.

Kötülüklerin şiddeti çoğaldıkça, o döngüde daha hızlı dönüyoruz! Devran dönüyor!

O kadar çok konu var ki öfkelenmek için:

ŞİDDETTEN ÖLEN KADINLAR İÇİN DİJİTAL ANIT
Bu da burada arta dursun.

Ne olursa olsun, dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey. O bir insan da, benim için benim.

Hadi, touch the screen! :) 
Öfke sadece size zarar verir. Hiçbir faydası yok!

Tuesday, January 20, 2015

Küçük Kara Balık | Samed Behrengi

Dün cocuk sevmeye gittiğimde okudum.
Kardeşim beni azcık kınadı. "Aaa okumadın mı?"
Okumamıştım. Çok da şahane değilmiş ki. Yazarın kafası karışıkmış.
Oturun oturduğunuz yerdeymiş, sonunda büyük balık sizi yermiş. 
Küçük balıklarla öleceğime, büyük balık tarafından yutulmak istiyorum!! Yollar, yollaaaarrr! 
ayh Merkür çöktü tepeme. 

Monday, January 19, 2015

İyi İnsan Olmak | Leyla'dan Sonra

Hepimiz ara ara bu dünyadan, dünyada ilk insandan itibaren biriken ve arada üzerimize akan pisliklerden, insanlardan şikayet ediyoruz.

Ancak, aradığımız iyi insan, kendimiz olursak şikayetler bitecektir! 


Ben diyorum ki, bir vakittir sayfasını layk ettiğim,
"hmm layk, çok iyi bişi" deyip, parmağımla yukarı ötelediğim bir sayfaya dün girdim, siz de girin. 

Sayfayı fb üzerinden kolayca bulabilirsiniz.
Bu da internetto sitesi: Leyla'dan Sonra

Belki haberiniz vardır çoktan. Belki de yardım edenlerden birisiniz. Ne güzel!
Ama yine de yayalım, çoğalalım. Fikrin sahibi 3 gencin kulaklarını sevgiyle çınlatalım! Akrabalarımıza gelin / damat yapsak diye hayallar kuralım!

İyi durumdalarsa, fotoğraflarını görebiliyoruz talepleri sorulan çocukların.


Bunun yanı sıra, çocukların hastanede iyi vakit geçirmeleri için, kalem, resim defteri, küçükler için yap-boz istiyorlar. İşte ben bu noktadayım. 


Şirket kırtasiyecisinden teklif aldım. Tıpkı bir "Esnaf ve Küçük Sanatkar" gibi, hesap yapıyorum. Gönlüm teklifte gelen her 3 markadan en az 12şer tane almak. Ancak yavaş yavaş alsam daha makbule olacak.

Çocuklar ölmesin, şeker de yiyebilsinler.

Öleceklerse de, mutlu ölsünler. Ölümden kaçış yok, biz öldürmediğimiz sürece.

Benim seçtiğim çocuk maalesef kritik durumdaymış. O yüzden apar topar kargo yaptık. Yoksa, İst'da bir arkadaşım teslim edecekti benim adıma. Yaa, iyi insanlar var!


Tedarikçi de, özen gösterdi. Haber ediyorlar beni her adımdan!

Özetle, eğer hastanelere yakınsanız siz götürün. Ama ağlamadan. Ben çok ağlarım. Ankara'da başlarsa, elbette giderim. Birlikte gideriz, değil mi?


"Notunuz var mı" diye sordular da, şunu yazdım.


Çünkü kanser, mutsuzluktan ve öfkeden besleniyor.


Birisinin uzakta da olsa, sizi sevdiğini bilmeniz hayatınızı değiştirmez mi?
Benimkini değiştiriyor!!! İyi ki varsın!

Ben de bu yazıyı okuduğunuz için sizi seviyorum!

Touch The Screen! 


Touch The Screen! 

Touch The Screen! 

ahahahah

yine sulandırdımmm :/
Çünkü ağlamıcaz, deva olucaz!!

Deklarasyon:
"Ya kızım biz senle fb'ta arkadaşız, hani bu sayfa listende yok" derseniz, benim 5 milyon, 2 tane hesabım var. Birisi arkadaşlarla iletişimi kesmemek ve fotolarımı layklattırmak!! için. up up up
Diğeri bazı sayfaları takip etmek ve ders çalışmak için. Ders dönemlerimde, o bildiğiniz sayfayı kapatıyorum. Gizli işler de çevirmiyorum. 20 falan arkadaşım var ve çoğunluğu nerd! Onları daha rahat takip ediyorum böylece. Off bi de hesap verdik, iyi mi!

Sunday, January 18, 2015

'Onun opusunde kendimi begendim'

Dun biz; Zip, kaytan biyiklari ve ben tiyatoraya gittik.
Zip ve biyiklari cogzel. Cok keyifli bir geceydi. Zip'in beynini yedim, yedim Pierre'lerle. Neyse.

Gittigimiz oyun, Kadinlar, Asklar, Sarkilar.
Mekana girdik, bangir bangir Bergen caliyordu. Tavan, taban, duvarlar simsiyah. Zip, 'dark side'a gectik' dedi. Gecmisiz hakikaten.
Biraz tedirgin olduk, zaten ne ile karsilasacagimizi bilmiyorduk. 
Ama cok etkileyici bir performans ve oyunla karsilastim. Aklima Eylul Cansin ve safransari'nin yazilari geldi hep.
Ahmet Melih Yilmaz cok basarili idi. Ancak seyirci kitlesi olarak cok banaldik. Zaten oyun esnasinda bizi kovdu. 'Cikin, gidin' dedi.
Hakliydi.
Hakliydi ama ben trajediyi sindirmeden, Ahmet'in gozyaslarinin ardindan sarkiya gecemedim. Bana ayip olacakmis gibi geldi. Travmalarimi derinden yasamayi tercih ederim. Sarkilari da bilmiyorduk, pek elittik. Bir daha bu yollari ayni sebeple yurur muyum dedim misal. 'Ayni hevesle'ymis. Ogrendim.
Oyun kismen interaktif. Oturup, seyredip gelmeyin bizim gibi :)))

En iyi performanslarindan birini Izmir'de 250 kisilik bir oyunda yasadigini anlatti. Ah rahat olur Izmir insanlari.
Ben birkac, yok tamam, 5-10 gozyasi dokmus olabilirim. Yasima verin ehehe

Neticede, mutlaka gidin. Homofobikseniz de gidin. Facebook sayfasindan takip edin.

Basmane'deki oteller kismina gittiniz mi hic? Ben gitmistim. Oraya da gidin. Fotografladilar gecenlerde. Onlari da bulayim, koyayim burlara.

Ankara'da gecirdigim en guzel gecelerden biriydi. Kwakla da tanistim. Gec oldu ama guzel oldu.
Ay lutfen gidin. Ben tekrar gitmeyi istiyorum. Belki drama olaylarina da girerim. Belli olmaz.

Thursday, January 15, 2015

Kayip Seyler Ulkesinde | Ege Erim


2015in ilk kitabi, bir cocuk kitabi.
Varligindan haberdar olduktan sonra ilk 11 sayfasini internetten okudum ve yarim saat sonra kitapcidaydim.

Bu kitap, aylardir yatagimda benimle uyuyan kitaplarimdan neden eskisi gibi keyif almadigimin yaniti. Ben kucukken, pencereden iceri dolan Izmir'in bahar gunesine denk gelecek sekilde annem, ablam ve ben ayri koltuklarda kitap okurduk. Yuzukoyun yatip da, kitabi yere koyup okudugum o vakitler, cocuklugumun en guzel anlaridir.

Kitapciya girdigimde bir kitap kapaginin cizimini gordugumde, aniden o anlar geldi aklima. Annemle kitap almaya gittigimiz zamanlar, alip eve dondugumuzde koltuklara yayilmalar. Tipki bir kokunun birisini hatirlatmasi gibi.

Kitaba gelirsek, bekledigimden cok daha fazla bilgi iceriyor ve sonu hic aklima gelmeyecek kadar guzel. Kitap cok guzel. Literaturunde 8-11 yas icin gorunuyor ama 38in son demlerinde, ben cok keyif aldim.
Ogretici de. Bu yasta ders aldim.

Iyi ki haberdar olmusum kitaptan.
Yazarina bir de buradan tesekkur etmek istiyorum. 
Cizimler de harika.

Umarim bir gun yazar, elimdeki kitabi imzalar. 

Sevgiler,
J.

Wednesday, January 14, 2015

Düşes

Ben dün yine düştüm Ankara'da.
Bu Ankara'da üçüncü, ergenlik sonrası ve meslek hayatımda 4ncü düşüşüm. 
Diğer blogumdan baktım, 24 Ocak 2013'te düşmüşüm. 
Bu sefer odtü'de düştüm ama. 

Sabah pabucum kayıyor diye işe taksiyle gittim. Pabucumu değiştirdim!!
Beni oraya oraya bırakanlara da, "düşersem ararım" dedim. Belliydi yani. Her yer buz.
Foreshadowing mi dersiniz, "a içine doğmuş" mu dersiniz, şom ağızlı mı dersiniz. Düştüm.

Hem de arka arkaya 2 kez. 
Konferans salonuna giden yolda, estetik amaçlı yapılmış karolar kaygan tabi. Neden ama neden?! 
Ben bunu anlamıyorum. Karla kaplanan, ıslanan zeminlerdeki, "işlevden önce estetik kaygısı" nedir yani?! Bir estetiği de yok aslında. 
Başgan'ı eleştirirken, Başgan'a inat?!

İlgili kaygan alanda iki adım attım, üçüncüde ayağım kaydı. Sağ tarafıma düştüm. Neyse ki tam bir düşes gibi düşüyorum. Kalktım. Bir adım daha atayım dedim. Hoop bir daha. Yine sağ tarafıma düştüm.

Ayağa kalktım tekrar. Kımıldayamıyorum!!!!! Kımıldasam bir daha :/

Etrafıma bakındım. Bir halı ki, karla kaplanmış ve gri. Süper. Renginden belli olmuyor zaten. Oraya kadar ayağımı sürte sürte santim santim ilerledim ve yürüyecek bir zemin buldum kendime.

Pantolonunun sağ tarafı olduğu gibi karı emdi tabi. Bacağım sırılsıklam. Kaydımı yaptırdıktan sonra, içeri geçtim oturdum. Tam zamanında girmiştim zaten. Islak beklemek zorunda kalmadım. Attım sağ bacağımı solun üzerine, ki bacak bacak üstüne atmak çok zararlı beden için. Kurudu üstümde hasta etmeden.

Önce el bileğim acıdı birkaç saat. Sonra zaten gönüllerin hekimi geldi İst'dan. Ağrı kesici önerdi. Görünür bir kırık, çıkık yok neticede. Ama kalbim fena kırıldı. 

İlerleyen saatlerde, alt bacağımdan üst bacağıma, belime derken, üste doğru ilerleyen ağrımı, sabah sırtımda bularak uyandım. Hala da ağrıyor.

Sonra konferansta, akademiklerin bilgisizliği ile kanadım da kırıldı. 30'a 3 kişiydik. Belki de daha fazlalardı.
Tartışmayı uzatmadık. Ama içimiz acıdı. Zira bizim dediğimiz şeyi, bize saygı çerçevesi dışında itiraz edenler kendi ağızları ile kabul ettiler.

Üstüne toplantıda "bize yardım ederseniz seviniriz, görüşelim" dediler diye de sonuna kadar kaldık. Sonunda da yardım için iletişim bilgilerini alır-veririz diye bekledik. Ama ortada yoktular. Diğer konuştuklarımız yan çizdiler vs.

Buna Turan Dursun'un bir kitabında "taraf" dediklerini öğrenmiştim. Her iki kişi de teklifin aslında arkasının boş olduğunu biliyor ama yine de usulen "bize de bekleriz" gibi laflar ediliyor. 
Ama biz taraf olduğunu çıkışa kadar anlamamıştık. 

Odtü'ye inancım kırıldı. 
O da benim g*tümü kırmaya çalıştı ama kıramadı.

Tüm ülkeye inancım kırıldı. İçinde birebir bulunduğum ortamlardaki kanuni ve insani yetersizliklerin farkındaydım. Ama dün bu yetersizliklerin diğer konularda ciddi boyutlarda, adil uygulama gerektiren hallerde yasaların üzerinde adalet dışı mevcut olduğunu görünce, yaşıma şükrettim. Çünkü bu pislik içinde kalma sürem diğerlerine göre daha az. Tabi sülalenin laneti var üzerimde, babaannemin, büyükbabamın annelerini gördüm :/

2016 isyan senesi diyorlar ama yok tükendim ben. 

Cehalet, bilgisizlik hakikaten mutlulukmuş.

Tuesday, January 13, 2015

Rüyamda...

Gökhan Demirhisar ile aşk yaşıyordum. Acaip bir tutku.

Allah rahmet eylesin.

:s
Rahmet istemiş mi derler?

Monday, January 12, 2015

Tarcin

Tarcini uzerime dokseniz dunyanin en guzel, en seksi kizi olurum.
Ortaokulda 'most charming' secilmistim, onu listede saymiyorum ohohom.
Bu tarcin denen kabuk, yesil cayin icinde, kartdor waffleli dondurmanin, kakaolu dondurmanin, sutlacin, her seyin uzerinde pek guzel oluyor.
Bir ara is yerinde suyun icine kabuk atip, iciyorlardi. Metabolizmayi hizlandiriyormus. Biri unuttu tarcini ve benden aldigi ekinezyadir, sudur budur kavanozun icinde. Kavanoz kendisi ile konusuyordu artik, amipten homosapiense gecmisti.
Ben suyun icine tas atiyorum. Valla. Neyse.

Ama ben tarcini soyle de yapiyorum;
Bu, bir kase yogurt.
Ben pek sevmem sadeli yogurdu. Neyse ki suzme.
Bu hafta her aksam yogurt yeme karari aldim.
Yenilebilir hale gelmesini de tarcin sagliyor.
J kalp tarcin.
 Yoksa yenir yani yok benim icin.
Kucukken cok mu yedim, nedir kardes? Boyle boyle yas gectikten sonra huy degistirmeler, nith nith nith.
Sade yogurt yemek benim icin cok zor.
Eminim anlayamazsiniz, eminim semsert kemikleriniz vardir :(( 
Sizin adiniza sevindim, ne guzel. 

İltifat Alınca Hoşuma Gidiyor

Kimin gitmez ki?!

Ama kimden geldiği de önemli. Bu konuda ayrımcıyız hepimiz.

Ama şuna bir bakkııınnnn:


Ben gitmeyeceğim de kim gidecek!!

Bu arkadaşlarla epeydir info üzerinden mesajlaşıyordum. 
Kazaklarımı da aldım ve etiketi dışarıda bir şekilde kapitalist iş yerimde dolandım. Kimilerine okuttum falan. Didaktik bir insanım zira. Uzun yazamıcam; 
kazaklar çogzel.

Friday, January 9, 2015

Beynim Çekti Çünkü Berem Yok!

Ya, şikayetim yok soğuktan. Yeminlen.

Dün öyle bir dereceydi ki benim için, ideal. 
Gittikçe kutup insanı oluyorum. Senelerdir kış uykusuna yatayım isterken, ayılaşma kısmı gerçekleşiyor, soğuğa dayanıyorum.
Hatta, kıyafetlerimin üst üste gelmeyip, tenimin bir parmak ucu kadar bir bölgesi açık kalsa, boğazım acırdı eskiden.
Şimdi olmuyor!! 

Ayı mı oluyom, domuz mu bilemicem ama bir değişim var.

Bir tek iki sabahtır işe gelirken alnım soğuyor. 
Dolayısı ile beynim büzülüyor. 
Beynim çekiyor. 
Küçülüyor. 
ahaha
İşte sabahları işe gelmeden evvel beynim böyle küçük ve sevimli hale geliyor.

Çünkü berem yok. Aslında var ama sevmiyorum pek. Ve kürküme uymuyorlar! ehehe Dolayısı ile berem yok, tamam mı?

(Sahte kürk ama bak Kitapsız Kedi

Sabah atkısını alnına sararak yürüyen ve püsküllerinden önünü görmeyen bendim. Çünkü söyledim ya, beynim çekmişti.

Ha bir de haber aldım Betül'den ;)
Karşıyaka'da süs havuzu donmuş gençler. Dünyanın sonu geldi, sonu! 

yiahaha
çok şükür!

Thursday, January 8, 2015

Böğrümde Bir Karayolları Graderi ile Bir Dekan Oturuyor

Hep Vali'yi suçladınız da Karayolları'na hesap soran olmadı?!

Dünden önce yine eve gelmiş, üstümü çıkarmış kalorifer peteğinin dibinde oturuyordum. Üstümü giyinmem lazım ama üşendim, haberleri seyrediyorum.
O mavi tişörtlü fotoğrafını gördüm, ki haberden haberdar idim. İlker'i görmemiştim.
A! Başladım ağlamaya. 
O zamandan beri aklımda bu çocuk. Allah rahmet eylesin. Akşam aklıma geliyor, haberlerde cenazesi çıkıyor. Sabah kahvaltıda aklımdan geçiyor, yine haberlerde. Kocabeyoğlu Pasajı sabah ben her geçtiğimde boş iken, bugün yine aklımda İlker, iki kadın çıktı önüme. İlker'den bahsediyorlar.
Böğrümde Karayolları'na ait en büyük iş makinası olan bir grader geldi oturdu işte o günden beri. Sevdiğim erkekleri bu kadar düşünmedim ben. Yemin ederim. 
Bunu açıklayacak sİpiritüeller varsa, özelden mesaj atsın! DM pls. 

Bir de bu çocuk, Alibey Adası'ndaki Çocuk Esirgeme Yurdunda kalan Fatih'i hatırlatıyor bana. Kitaplarını gün boyu, çalmasınlar diye bir poşetle yanında taşıyan çocuk.
Hoofff.

Aslında iyiyim ben. 
Sadece sınav şitresine girdim yine.
Dijital ortamlardan biraz uzak kalayım. 
Umarım finaller ertelenmez, çünkü bu ay 2 sınav, 2 eğitim, 2 doktor planım var. Ama hepsi birbiri ile çakıştığı için, şimdilik öncelik sırasında terk ettim hepsini.

Ha böğrüm mü geniş? Hayır, graderin üzerinde oturuyor dekan, külliyesine gidiyor.


Monday, January 5, 2015

Evden gelir bir kız kaya kaya

Ya evet, kaymak istiyorum ama kaykayla ya!

Gece çok soğuktu. Merkezi sistem yetmedi, üşümeyi midemdeki canavar olarak nitelendirdim gece.

Sabah da, perdeyi açınca ağaçların karla kaplı olduğunu gördüm tabi.
Nihayet beklenen kar geldi Ank'ya.

İşe giderken, yürüdüğüm için, kaya kaya geldim bu sabah. Baktım kayıyorum, eve dönüp pabucumu değiştirmedim. Ellerimde iki çanta, ağır. Taksiye de binmedim. İnadına yürüdüm. Bazen oluyor böyle inatlaşmak.

Neyse ki çok şükür, düşmeden geldim. Ama kar pek güzel. Her ne kadar şu an pencereden gelen güneş gözümü alsa da. 

Bunu saymıyoruz Doğa Anne. Daha çok kar, daha çok!

Sunday, January 4, 2015

Rüyamda Güya

Bir Mormon ailenin evine kahvaltıya davet edilmişim.
Tekken, çok olduk birden kapıda. Sonra ben diğerlerini bırakıp, mutfağın ortasında ada (mutfak adası) zannettiğim yerde kendime tabure ve tabak buldum. Zira onların çocukları sadece 10 kişiydi. Sonra baktım ki tüm kasaba gelmiş biz Türkleri görmek için. 

Tıpkı bir Amerikan filminde gibiydik. Ofkors! Mormonlar, Amerika'da yaşıyorlar. Mormonlar kim derseniz, sol listedeki NieNie Mormon bir aileye mensup ve kadının harikulade bir öyküsü var.

Rüyamda yiyecekler. Her yer tabak doluydu. Hepsi tatlıydı. Tuzlu bulan biri içindeki hamam böceğini görüp, tuzluyu bıraktı. Evin oğlanlarından biri kıymalı çöreği aldı, bahçeye götürdü.

Ben tuzlu yemeden tatlı yemeyen biri olarak, zaten tatlıyı yemiştim. Ve çok yedim. Hepsi pastaydı. Midem bulanmadı böcekten.

Sabah aç uyandım. Karnım benimle konuşuyordu.

Ben her gece birkaç rüya görürüm ve sabah hepsini hatırlarım ama son bir haftadır, rüyalarım değişik. Paralel evrende gibiyim. 
Biraz önce bir Fransız filmi seyrettim. Üzgünüm Sevgili Ceren! Vakti gelmişti. 

Friday, January 2, 2015

Sevgili Günlük

Sadece seyahatlerim için tuttuğum günlüklerimden, bu sene için de tutmaya karar verdim. \m/ 2015 \m/
Bu sene Susan Miller beni pek seviyor, bakalım ben ona inanabilecek miyim?

Defter Kitapsiz Kedi'nin hediyesi. Zaten aklımdaydı, teşvik etmiş oldu beni. O ilk sayfasına yazı yazmamış olmasaydı, ben defter kuleme eklerdim o şahane kırmızı defteri. Tozunu alırdım gözüme takıldıkça. Tekrar teşekkür ederim.

Bu da ilk sayfam. 
ahahah
Elbette böyle doldurmayacağım. İlk gün diye biraz şımardım.
Tarihi atarken şaşırmadım bakın. Çünküüü çok bekledim 2014 gitsin diye. 

Siz de benim gibi geldiği için sevinçten öldüğünüz yılbaşı donunu giymeyi unutanlardan mısınız? 

Hadi iyi seneler, hayırlı başarılar, iyi kandiller mübarekler.

Sevgiyle, şifayla!
Hah ha


Şunu da ekleyeyim.
günlüğümde sayfalarda tarih yok, ki güzel bişi bu. Ben de şöyle bir çözümle gideceğim.
Size de öneririm: http://onthewayagain.blogspot.com.tr/2014/12/2015-mutlu-seneler.html