Wednesday, January 14, 2015

Düşes

Ben dün yine düştüm Ankara'da.
Bu Ankara'da üçüncü, ergenlik sonrası ve meslek hayatımda 4ncü düşüşüm. 
Diğer blogumdan baktım, 24 Ocak 2013'te düşmüşüm. 
Bu sefer odtü'de düştüm ama. 

Sabah pabucum kayıyor diye işe taksiyle gittim. Pabucumu değiştirdim!!
Beni oraya oraya bırakanlara da, "düşersem ararım" dedim. Belliydi yani. Her yer buz.
Foreshadowing mi dersiniz, "a içine doğmuş" mu dersiniz, şom ağızlı mı dersiniz. Düştüm.

Hem de arka arkaya 2 kez. 
Konferans salonuna giden yolda, estetik amaçlı yapılmış karolar kaygan tabi. Neden ama neden?! 
Ben bunu anlamıyorum. Karla kaplanan, ıslanan zeminlerdeki, "işlevden önce estetik kaygısı" nedir yani?! Bir estetiği de yok aslında. 
Başgan'ı eleştirirken, Başgan'a inat?!

İlgili kaygan alanda iki adım attım, üçüncüde ayağım kaydı. Sağ tarafıma düştüm. Neyse ki tam bir düşes gibi düşüyorum. Kalktım. Bir adım daha atayım dedim. Hoop bir daha. Yine sağ tarafıma düştüm.

Ayağa kalktım tekrar. Kımıldayamıyorum!!!!! Kımıldasam bir daha :/

Etrafıma bakındım. Bir halı ki, karla kaplanmış ve gri. Süper. Renginden belli olmuyor zaten. Oraya kadar ayağımı sürte sürte santim santim ilerledim ve yürüyecek bir zemin buldum kendime.

Pantolonunun sağ tarafı olduğu gibi karı emdi tabi. Bacağım sırılsıklam. Kaydımı yaptırdıktan sonra, içeri geçtim oturdum. Tam zamanında girmiştim zaten. Islak beklemek zorunda kalmadım. Attım sağ bacağımı solun üzerine, ki bacak bacak üstüne atmak çok zararlı beden için. Kurudu üstümde hasta etmeden.

Önce el bileğim acıdı birkaç saat. Sonra zaten gönüllerin hekimi geldi İst'dan. Ağrı kesici önerdi. Görünür bir kırık, çıkık yok neticede. Ama kalbim fena kırıldı. 

İlerleyen saatlerde, alt bacağımdan üst bacağıma, belime derken, üste doğru ilerleyen ağrımı, sabah sırtımda bularak uyandım. Hala da ağrıyor.

Sonra konferansta, akademiklerin bilgisizliği ile kanadım da kırıldı. 30'a 3 kişiydik. Belki de daha fazlalardı.
Tartışmayı uzatmadık. Ama içimiz acıdı. Zira bizim dediğimiz şeyi, bize saygı çerçevesi dışında itiraz edenler kendi ağızları ile kabul ettiler.

Üstüne toplantıda "bize yardım ederseniz seviniriz, görüşelim" dediler diye de sonuna kadar kaldık. Sonunda da yardım için iletişim bilgilerini alır-veririz diye bekledik. Ama ortada yoktular. Diğer konuştuklarımız yan çizdiler vs.

Buna Turan Dursun'un bir kitabında "taraf" dediklerini öğrenmiştim. Her iki kişi de teklifin aslında arkasının boş olduğunu biliyor ama yine de usulen "bize de bekleriz" gibi laflar ediliyor. 
Ama biz taraf olduğunu çıkışa kadar anlamamıştık. 

Odtü'ye inancım kırıldı. 
O da benim g*tümü kırmaya çalıştı ama kıramadı.

Tüm ülkeye inancım kırıldı. İçinde birebir bulunduğum ortamlardaki kanuni ve insani yetersizliklerin farkındaydım. Ama dün bu yetersizliklerin diğer konularda ciddi boyutlarda, adil uygulama gerektiren hallerde yasaların üzerinde adalet dışı mevcut olduğunu görünce, yaşıma şükrettim. Çünkü bu pislik içinde kalma sürem diğerlerine göre daha az. Tabi sülalenin laneti var üzerimde, babaannemin, büyükbabamın annelerini gördüm :/

2016 isyan senesi diyorlar ama yok tükendim ben. 

Cehalet, bilgisizlik hakikaten mutlulukmuş.

8 comments:

  1. Geçmiş olsun, dünde yunus düştü, evi yeni silmiştim, yeni botlarıyla koşabildiği ni gösterirken sırt üstü betona çakıldı, çok korktum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay size de geçmiş olsun.

      Var mı bir durum? Morluk vs?

      Delete
  2. Geçmiş olsun ya, ben de çok düşenlerdenim. Üstelik ben düşes gibi falan düşemiyorum, bayağı hizmetçi modunda güm oturuyorum :) Geçen sene Ankara'da yağmurlu bir gün Yüksel caddesinin o hafif meyilli sonunda elimde şemsiye ile önce bir metre kayıp sonra sırtüstü uzanmıştım. Sadece kot pantolon giydiğini görebildiğim bir adamcağız elimden tutup kaldırdı. Ağzımın içinden bir teşekkür edip tırıs tırıs bir uzaklaşışım var görecektin. Cümle estetik amaçlı yer döşemelerine ifrit oluyorum, onları döşeyenleri itip düşürmek istiyorum. Zira hilafsız hemen hepsinde düştüm mahalledekilerin :) Burada hala yağıyor, yivrenççççç :P

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ayy Leylak Hanım ya, sizi düşes bilmezdim :)
      Böyle insanlar var neyse ki.
      Dün akşam taksi şoförü koluma girdi buzda kaydığımı görünce. Diğer şoförle de el freni kalkık vaziyette indik Refik Belendir'den.

      Ben düşünce utanmıyorum çünkü yanlış yaptığım bir şey yok.
      Başgan'a o kadar mail attım ki, sitesinden "iletişim"i kaldırdı :))

      Sürekli itiraz etmemiz lazım. İzmir'de Alo Hemşerim o kadar iyi işliyordu ki. Ank'daki "düşmeseydin"e getirdi. Ayh çok biriktirmişim :)

      Antalya'yı tvde izliyorum. Teyzem orada ama nedense aklıma önce siz geliyorsunuz :)

      Delete
  3. Yok bi şeyi , vakitsiz yer silmelerim bir gün başıma iş açacak. Ankarada çok dik bir yokuşun altında evimiz vardı, kar yağıp, okullar tatil olunca üç kardeş pencereye geçer yokuş aşağı düşenleri izlerdik. Ayağı kayıp düşenler bir daha kalkamaz yokuştan aşağı doğru yolun sonuna kadar sırt üstü, yüzüstü kayarlardı. Şimdi yazarken utanıyorum ama ne çok gülerdik, sote yatardık, düşen olunca birbirimizi çağırır gülmemizi paylaşırdık...

    ReplyDelete
    Replies
    1. O yaslarda normal bence gulmek.
      Ben kucukken de gulmezdim. Ama 5nci kattan asagiya sise atardik, kirilsin diye insanlarin yanina. O yasta yaptiklarimizin bir affi olmali :) yoksa cehennem benim memleketim. :)))

      Delete
  4. düşes gibi düşmek kavramını literatürüme alıyorum :) gerçi ben de düşünce yere kıç üstü doink diye oturanlardanım, düşeslikle baroneslikle alakam yok. ama estetik düşeni görürsem kullanıcam, sevdim!

    sayın düşesim, ülkeye inansanız da inanmasanız da yuvarlanıp gidecek. bence siz ada hayallerine odaklanın. o kısım daha heyecanlı, daha umutlu :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Duses; draw me like one of your french girls'un kisaltilmisi ehehe

      Delete