Friday, February 27, 2015

Küsse Süßer Als Wein






Bir insanın yazdıklarına, düşündüklerine, çektiği fotoğraflara aşık oldunuz mu siz hiç?
Ben oldum.
Çok acayip. Fitilli kadife ceketine kadar. Seni göreceğim güne kadar benim de sevdiğim, çektiğim bu ağaçlar burada kalsın. Bir zaman sana bunları okutmak dileğiyle.

Wednesday, February 25, 2015

Biz Lisedeyken...

Ya biraz gülsek mi artık?!
Nedir yani?!

İlk aşkımla daha yeni vedalaşmışken, aklımda hep ortaokul günlerim var. Aslında onu yazayım diyordum da, beklesin biraz daha. Zira ilişki kendi çapında bir Karışık Kaset. 4ncü 10u; 2018'i beklemeden, birbirimize sevgilerimizi ileterek vedalaştık. Bitti. Üzülmedim. 

Size eğlenceli ortaokul anılarımı anlatayım. Döver misiniz, söver misiniz artık?!

Ben sadece hazırlık sınıfı 250 kişi olan büyük bir okulda okudum ortaokulu. Sonra fakir kollejine geçtim. eheh Gülüyorum da, sevmeyince sevilmiyor işte.

Bizi nasıl bir araya getirdiler bilemiyorum ama ortaokulda biz ne piçtik. Hatta karikatürdeki gibi bir giriş yapıyım:
Sınıfın bedenen en zayıflarını askıya asalardı pantol braketlerinden. O kaçınılmazdı. 

Tavanda ayak izimiz çıksın diye birbirimizi tavana ellerimizle atıyorduk. Kızlar için bu tabi sorun oluyordu. Ben de evden iskoç araba ve diz battaniyesi götürdüm bir gün. Kızlar okulun uzun kollu süveterlerini dizlerinin üzerinden bağlayıp, hophopa katıldılar. Ama bizimkilere güven olmaz. Kaç kere kaç kişi attıktan sonra tutmadılar bildiğim için ben sadece 2-3 kere çıktım o battaniye üzerine. 
Bir defasında da, birisinin ayağı çarptı. Atatürk tablosunu kırmıştık. "Disipline yollucaz hepinizi" dediler. Aptal kızlar ağladılar. O kızlar hala değişmemişler, hala aptallar.
Ama kimse kimseyi satmadı! Bondajjj!

Otururken sıraya ayak, kalemtıraş vs koymalar, derste şişeye işeyip, o şişeyi elden ele değiştirmeler, daha da pislik hareketler, salı günlerine özel kudurmalar (zira o gün 8 ders yapıyorduk; son dersler resim ve din idi), koridorda bağdaş kurup, mendil açıp para toplamalar.. o dönemlerde hepimizde vardı okulda.

Bir de daha önce anlatmıştım. Zengin piçlerinin hastalığı olan hırsızlık bir moda gibi yayılmıştı bizde. Herkes h.sonu nereden ne çaldığını gösteriyordu. Bunun için hala çok üzgünüm o tokacı amca umarım beni affeder. Çok pişmanım.

Ben ekstra, yan sınıfta yukarıda gönderme yaptığım ilk aşkım okuduğu için <3, o güvensiz alüminum pencerelere tutunup, kendimi dışarı salıp, sınıfın içine Emre'ye bakıyordum. Şimdi kalk camı sil desen silmem işte. 

Öyle bir bakıyormuşum ki, bir cuma çıkışı törende Müdür benden söz etti; "Birkaç öğrenci böyle böyle sarkıyormuş. Pencerelerden sarkmayın. Çok tehlikeli" lafı banaydı! Kulaklarıma kadar kızardığımı hatırlıyorum. Edep bilirdim eskiden de. Sadece tehlike farkındalığı zamanla gelişiyor.

Ama en kötüsü; biz ekstra, sanırım 5nci kattan, aşağıya soda şişesi atıyorduk. Sınıfın tam altında kantin giriş-çıkışı vardı. Ben mi küçüktüm, o kantin mi kapalı otopark gibiydi hatırlamıyorum. Dolayısı ile orası hareketli bir alandı. Hedef de belirliyorduk.
Tıpkı bir Şovtivi gibi sınıfın yerini de kabaca işaretledim. 
O mesafeden hedef seçip, aşağı şişe atıp, patlayıp dağılınca gülmeyi ancak ruh hastaları yapabilir. Dolayısı ile evet, biz o....pu çocuğuyduk.
Tükürsek vakit yetişmiyordu, ondan eminim.
Bu işi kiminle yapıyordum, neden ruh hastası oldum, ne zaman düzeldim?!?! bilemiyorum.

Ama yine özür dilerim. İyi ki, kimseyi kör, sakat bırakmadık. Çok da rahat bırakırdık. Buna da çok pişmanım.

Sonra zaten okul değiştirdim. O okul da lanetliymiş arkadaş. 2 kişi öldü. Ahahah
Biri beni terapiye alsın! 

Monday, February 23, 2015

Karşıki Dağdaki Yazar

Ouuv yeah!

Yere paralel bir hayat sürmekle ömür bitiyor. Başında "bizim işimiz değil" diye itiraz edip, organize ettiğim eğitim, artık onay noktasında ve 4 gün sonraya planlanmış durumdayken, "bu sizin işiniz değil, başka bölüm ilgilensin" diye reddedilince, dünyanın içinde olduğu karanlık, pis haline, küfrederek benim de katkım olmuş olabilir.

Hayata küstüm bir süre. Sonra da, "her şeyi ben yaptım, ben organize ettim, niye kendime ceza veriyorum?!" diyerekkkkk, geçen cuma-cts offroad eyitimine katıldım arkadaşlarım. 

4 çeker araçlara ayrı bir ilgim ve yakınlığım olmasına rağmen hep düzgün şirketlerde çalıştığım için böyle bir eğitime pek ihtiyacım olmamıştı. Ama artık ihtiyacım var, ahrehasher. fakyu.

Kullandığım (+150km) bir takım araçların listesi: (ehliyet 1997)

Mazda BT-50 eski ve yeni kasa (2003-2012)
Land Rover Defender (2004)
Opel Frontera <3 <3 <3  (Tüm işletme bu araca hastaydı ama o bizimdi!! bir süre)
Mitsubishi L200 eski ve yeni kasa
Amarok aynasını kırmıştım da, 1000TL sigortadan ödemiştik :)
Toyota Hilux (2012)
Jeep Patriot (2009) 
Ford Ranger (2013)
Dacia Duster (2012)  
Nissan Navara (2012)
Land Rover Freelander (2006)
Suzuki Grand Vitara (2009)

Şöyle aşağıdaki gibi bir yerden indim. Araçtan bakınca yokuşu göremediğim kadar dikti.
Yol da eriyen kar ile çamurluydu, böyle sakin değildi ama ağaçlar da vardı. Fotoğraf çekmek aklıma gelmedi nedense.
Bu arada, buradan inerken, frene basmıyoruz. Gaza basıyoruz! Kökleyerek!
Eh böyle kuul, çok şekiliz vs derken Tire'den haber geldi. Offroadda konvoyda 3 kişi ölmüş. Ne diyim. 

Alacağım araç ve risk belli benim. Artık her yere gidebiliriz, her yere!!!!! 
Tabi Ayaş'ı görmüş oldum içinden geçerek. Özetle fena değildi, hayatıma biraz hareket geldi ki, Ocak'taki tempodan sonra gerek varmış. Akşam pestil gibiydim, yorulmuşuz ama iyiydi be.

Wednesday, February 18, 2015

Yeni Yıl

19 Şubat Çin Takvimi'ne göre Yeni Yıl'ın başlangıcı.
Kim bilir ülkede nasıl bir kutlama olacak!

Bu bize ne getirir derseniz: Esra Koyuncu'nun Keçi Yılı hakkında yazdıkları.

Kötü haberler:
Kuru geçecekmiş. 
Trafik kazaları yoğun olabilirmiş.
Toprak felaketleri olabilirmiş.

İyi haberler:
Bahar ve yaz aylarında borsalar ve finans piyasaları çok canlı olacakmış.
Bu sene daha bir huzurlu, barışçıl olacakmış!!! 

Benim burcum ne, ben hangi hayvanım vs derseniz, linkte bilgiler, enerji yönleri haritası mevcut.

Beeeee.


Tuesday, February 17, 2015

Oyku | Leylak Hanim Icin

Madem ortada bir kafa tutma, meydan okuma vaaar, Sevgili Leylak Hanim'a ben de bi'kac paragraf hazirladim!

Oykuleri bazan beni yarim biraktiklari icin sevmiyorum. Ancak Amerikan Edebiyati'nda kafamdan silemedigim birkac oyku bulunmaktadir. Ben edebiyatciyim herkes bilsin yaneaa!

Rahmetli arkadasimla birlikte birkac genc kiz olarak 'chicky power' tekrarladigimiz bir replik vardir mesela, Katherine Anne Porter'in oykusu 'The Jilting of Granny Weatherall'da gecer. Turkcesi yok, ben de ceviremem bu surede.
Faulkner'in Emily'si buraya.

Ama degisikli baska bir hikaye var. Onunla kafa tutuyorum. Birisi; Egemen Imre cevirmis sagolsun.
Tamami icin buraya.

27 Haziran sabahı gökyüzü bulutsuz ve güneşli, bir yaz gününün insanın içini ısıtan sıcaklığıyla dopdoluydu; çiçekler rengarenk açmış, otlarsa yemyeşildi. Köy halkı meydanda, postaneyle banka arasında, saat 10 civarında toplanmaya başlamıştı. Bazı kasabalarda o kadar çok insan vardı ki piyango iki gün sürüyordu ve daha 20 Haziran’da başlamışlardı. Ama aşağı yukarı üç yüz nüfuslu bu köyde, bütün piyango iki saatten az sürüyordu, öyle ki sabah 10’da başladıkları halde köy ahalisi öğlen yemeğinde evlerinde oluyorlardı.

Tabii ki önce çocuklar toplandı. Okullar daha yeni yaz tatiline girmişti ve özgürlük hissi çoğunda hala biraz eğreti duruyordu; bir süre sessiz sedasız bir araya geliyor, sonra patırtı gürültüyle oyunlarına dalıyorlardı. Ve hala sınıftan ve öğretmenden, kitaplardan ve yedikleri azarlardan konuşuyorlardı. Bobby Martin daha şimdiden ceplerini taşlarla doldurmuştu, diğer çocuklar da onu örnek alıp en yuvarlak ve pürüzsüz taşları toplamakta gecikmediler. Bobby ve Harry Jones ve Dickie Delacroix –köy halkının deyişiyle ‘Dellacroy’- sonunda topladıkları taşları meydanın bir köşesine bir tepecik yapıp diğer oğlanların saldırılarına karşı göz kulak olmaya başladılar. Kızlar bir kenarda durmuş kendi aralarında konuşuyor, yandan bakışlarla (omuzlarının üzerinden?) oğlanları izliyorlardı. Daha da küçüklerin kimisi toz toprağın içinde yuvarlanıp duruyordu kimisi de ağabey ve ablalarının ellerine sıkıca yapışmış haldeydi.

Oysa

Oysa yogurtlu sosun icimi ferahlatmasi gerekiyordu.
Olmadi.

Akvaryum, baliklar, okyanus...

Somon

Ben ortamdaki olumsuz her türlü duyguya doydum.

O nedenle, size pantone kataloğundan sevdiğim bir rengi bırakıyorum, bakıp rahatlamanız için. İdam çözüm değil. 

Hidrofil ortamlardan sıyrılmalıyız artık. Çünkü girdabı kendimiz yaratıyoruz. 

Friday, February 13, 2015

Taciz ve Korku

Gün geçmiyor ki, dünya üzerinde bir kadın, bir erkek veya daha fazlası tarafından taciz edilmesin. 
Tacizci kadın da var kabul ama erkeklerin bu hali nasıl tedavi edilecek?

Kendi meseleme geleyim. Şiştim artık anlatayım bitsin kafamda. 

Anlatmıştım, ilk yardım eğitimi aldık diye. Eğitmen sıradan bir adam bana göre. Eğitim boyunca biraz ön plana çıkmış olabilirim. O da normal yani, vücuttaki kemik sayısı kaç, rentek, heimlich vs en çok cevap veren bendim. O da olsun yani, eşeği bağlasan öğrenir. Senelerdir alıyorum bu eğitimi.

Onun dışında, aralarda, sigara içilirken, tvyi laptopa bağlama vs gibi durumlarda hiç karışmadım. Hiç. Adamla özel bir sohbet yapmadım. Sadece eğitim yeri için beni aradığında, adresi ve ilgili telefon numarasını isteği üzerine sms atmıştım. Daha tanışmamıştık.

Eğitim bitti. Sonra sınavlar kısmı var tabi. Bir de evrak teslimi. Arkadaş, biz hep şehir dışında çalışınca bunlarla uğraşmadık. 
Eğitim düzenleme işi BENİM OLMAMASINA RAĞMEN, bilen olmadığı için de bana kaldığı için (öyle aptal, bilgisiz, kötü niyetli ve işine vakıf olmayan bir adamla çalışıyorum ki, böğrümdeki öküz büyüyor bak) adamla ben muhatap olmak zorunda kaldım. Ama adam eğitmen. Bu işi üstlenen kendi şirketlerinde P hanım olmasına rağmen, ben "eğitmen gelip alacakmış fotoğrafları ve nüfus kağıdını" dediğimde o salak da şaşırmıştı. P hanım hakikaten samimiyetsiz tokalaşmanız dışında aptal olduğunuzu düşünüyorumç

Netice, adam görevi dışı bu işlerle ilgileniyor, ben de. Benimki mecburiyetten. Onunki gönüllü.

"Ofise gelicem" dedi. Salak eğitim aldığımız yere gitmiş. Sonraki gün ofise geldi. Sohbet ettik. Üsuldendir. 
Nerede oturuyorsunuz diye sordu. Yakın dedim. Yürünecek mesafede. Konu yürümeye geldi.
"Spor yaptığınız belli. Vücudunuz çok düzgün" dedi. Sustum ama gözümü de devirdim yani.
Fotoğrafları İK'dan alacak tabi. Üst kata çıkartıyorum onu merdivenlerden. Ayağımda kurumsal az topuklu pabuçlar var. Eminim götüme de bakıyor. Bana dedi ki, "bu topuklularla yürümüyorsunuz umarım." sana ne ya?
Bir daha sordu. "Hayır, elbette" dedim.

İK'dan fotoları alıcak.
"J hanım en iyi öğrencim" dedi. 

Sonra sınav zamanı geldi. Benim başka sınavım var diye bir sonrakine girdim. Bu durumda tek başıma girecektim ama neyse ki, bir önceki sınavdan kalanlar da gelince tek kalmadım.

Yolu bilmiyorum, kış lastiği yok. Adam "ben sizi götürürüm J hanım" dedi telefonda. Çünkü sınav saatlerini de bana bildiriyor. Aman dedim nolcak. 
"Ben sizi Ank'nın herhangi bir noktasından alıırım, hiç sorun değil J hanım. Erken gidip kahvaltı yaparız" dedi sonra. Noluyo lan dedim ben de. "Ben kahvaltı yapmadan evden çıkmam" dedim. Sonra bişiler demeye devam etti. Asansördeydim, sesi kesildi. Suratına kapattım. Hemen aradı. Kırmızıya bastım. Sms attı. Kahvaltı işi olmayınca "15dk sonrasına alırım sizi" dedi.

Neyse, mecbur kaldım, yol bilmiyorum hala ve ciddiye de almadım. 

Aldı beni o sabah. Almaya gelince sms attı, ki yoldaydım. Cevap vermedim. Bindim araca. Off sıcak. "Aman sıcak, pencereyi açalım" dedim.
"kokuyor mu araba" dedi, telaşlandı. Yolda da "sizin işler kesat galiba, bu kadar ilgi vs" dedim. Geveledi. Dandik firma isimleri saydı falan. "Ama biz şirketinizi sevdik, çalışmak istiyoruz. Sizi de çok sevdik" dedi. Te allam. Ben bişi demedim tabi. Neyini sevicem olm daha!
Ülkenin halinden dem vuruyoruz. 
"Bize lider lazım" dedi. Buna da sinir oluyorum. "Biz olalım" dedim. Sonra yaşa geldi konu. "Aynı yaştayız" dedi imalı.

Erken gidince sınav yerine, kantine gittik. Çay içecekmişiz. Ben içmem dedim. AAY NEFRET EDİYORUM ÇAYDAN. gerçekten.

"Başka bişi için, kahve?" amk. "Yeşil çay içerim" dedim. Girdik. Oraya gelen diğer sağlıkçılarla tanıştırdı beni. Bir iltifatlar bir iltifatlar. "En iyi öğrencim" mi kalmadı, neyse burada pek kişisel yavşaklık olmadı ama kendimi sevgilisi gibi hissettim. Rahatsız oldum yine. 

Sonra dışarı çıktık. Arabadan mankenleri aldı. Ben de bakınıyorum kızlar nerede diye. Geldiler. Oh yanaştım onlara. 

Sonra yazılı sınava gireceğiz. "Ben sizi dışarıda bekliyor olacağım" dedi. Git.
Soyadımı yanlış yazmış. Kadın düzeltsin diye kafa kağıdımı gösteriyorum. "Benim en iyi öğrencim" diyor kadına. O esnada silgi arıyorum üzerimde. Hemen çıkartıp parmak kadar silgi veriyor. "Of onunla silemem ben" diyorum artık. Bunaldım.

Kızlarla konuştuk o yokken. Anlattım biraz. Onlar da dalga geçtiler: "zamanla seversin, biz sınavı geçene kadar idare et" diye. Çıkışta da bir program yapmış sanırım adam. Kızlarla anlaştım. "Ben sizinle döneceğimi söyleyeceğim" diye.

Neyse, yine beni ön plana almalar vs. Pratiği de olduk. O ön sıradaydı. Biz arkada. Hepimizinki bitince, kızlar "biz gidiyoruz" diye seslendiler, el salladılar. Ben de "teşekkürler" dedim.
Durdu bir, parmağını kaldırdı. "1 dakika" dedi. Suratında öyle bir ifade var ki adamın, dünyası yıkılmış.

Kaçtık, ben taksiyle döndüm eve. Ama taksiyi beklerken önümden geçer mi diye korktum.

Sonra da, pzt sınav sonuçları açıklanacaktı, ben de yoldaydım. Whatsapp'tan mesaj "J hanım sınavı geçtiniz".
Ya, önceki ekibin sonuçlarını vermeyen adam bana özel mesaj atıyor.
Teşekkürler dedim blokladım.

Sonra da o geceydi sanırım. Bir kabus gördüm.

Adam peşimde. Kolumu tutuyor, ağlıyor falan. Terlemişim uyandım ve çok korktum. 

Ağlayan adamlardan uzak durmak lazım. 
Sonraki gün kendime gelemedim. O kadar etkisinde kaldım. Hala da korkuyorum.

Sonra zaten şirket olarak yamuk oldukları için onlarla çalışmama kararı aldık. Eksik belgeleri gelip almasın diye kızlar kargo ile yolladılar. Ama "ben gelir alırım" demiş. İtiraz etmişler, "kargo daha kolay, zahmet etmeyin" diye.
Uzun süre de, gelir diye çok korktum.

Çalışmama kararını P hanıma ben ilettim Ege'deyken. Hemen arkasından bu aradı. Yine kırmızıyı çektim. 
Telefonunu da blokladım. Güzelmiş bu androidler. 
Ofise dönünce bir baktım ofis telefonuma; 12 cevapsız arama. 6sı falan ona ait. Ard arda aramış. Sabah ramış, akşam tekrar aramış 2 hafta boyunca.

Ama hala korkuyorum. Kartları getirmek isteyecektir.

Benzer korkuyu, Doğu Anadolu'da iş için bir ecnebi ile sahayı dolaşırken, arkamızda bizi bir gün arabayla her gittiğimiz yerde takip eden bir adam yaşatmıştı. Bu iki olayda da kendimi çok çaresiz hissetmiştim.

Sonra sokakta, evlerinde bıçaklanan kadınları düşündüm. Çok kötü çok. İş çıkışlarımda da korktuğum oluyor. Ama oraya varmaz diye düşünüyorum.
Çok zavallısınız. Zavallı olduğunuz için de, ısrara ve şiddete baş vuruyorsunuz.

Wednesday, February 11, 2015

Monday, February 9, 2015

Bugün Sünnet Yarın Deniz

Alaka kurmanız için, bir gecede kıvırcık oldum desem?
Gece topuz, sabah afro?!
Öyle böyle değil.

Dün, pazar sıkıntısı ile, yüzüme yoğurt sürmüşüm, oje sürüp evlenme kararı almışım ama ojeyi sürmemişim. Saçlarıma da yağ sürmedim bu sefer. Ama başka bişi yaptım.

Uzun zamandır aklımdaydı. Saçlarım çok az dalgalı. Hadi çok olsun diye, gece aşağıdaki gibi yaptım saçlarımı, ama örmeden. Kendi ekseni etrafında çevirip, tokaladım.
Yapmadan önce de, elbette bukleleri ortaya çıkartan bir saç ürünü sürdümdü.
Kıvırcıklar nasıl fönle kuduruyorlarsa, ben de saçlarım belirgin dalgalı istiyorum elbet. 

E sabah kalktım. Saçlarım tabi intekt. Hiç bozulmamış. Tuvalette otururken, tıpkı düğünden sonra, saçını açan yeni gelinler gibi avuçlarımı tokalarla / firketelerle doldurarak, aynaya bakmadan çözdüm saçlarımı.
Çünkü düğüm gibilerdi. Parmaklarımla taradım vs.

Ağzımda da kokonat yağı. Aynaya bakmamla, ohahahaha. Yüzümün yarısı kadar, kafamda var.
Püskürtmedim ama için için kahkaha attım. 

Günümüzün her insanı gibi gidip fotoğrafımı çektim. Belli olsun diye de, filtre yaptım. Çok gürültülü bir foto olmuş. 
Yogadan sonra da, adımdan kelli, saçlarım itaat etmiyorlar bana, kendi cumhuriyetleri var, ıslatıp, fön makinası ile tarayınca güzel oldu. 
Saçlarım şekil, çekil önümden ÇEKİLLL!

Ofiste, gününçorbası'nın saçlarını okuduktan sonra da, bunu yazmalıyım dedim. 
Kendi saçımın sabahki halinin Sideshow Bob'a benzediğine kanaat getirdim. O da aşağıda.
Bir gecede Afro oldum. O zaman kıvırcık saçlıların dertlerine empati yaptım. Zormuş yah. 

Friday, February 6, 2015

Kıspıs: Cenır Ailesi ve Burus veya Biricit

Ayh.
Ben Ankara'dayım. Back To Black.

Geçen hafta, elimdeki işleri bırakıp saatlerce (yok o kadar uzun sürmedi) Burus Cenır'ın cinsiyet değişimi ile ilgili dedikoduları okudum.
Çünkü adam benden güzel oldu şu an. Baksanıza!
Kendall 18'ine basmadan evvel vardı bir tuhaflık zaten.

Gündemimdekiler: Kayserili Kıris (Kris Jenner) ne demiş, Kim Ka'nın açıklamaları, inkar etmeler, "intervention"lar, (artık) Biricit'in annesinin açıklamaları.

Ha "sana ne" demek yok, Kim'in ardı ile tüm yaşamları detayları ile bize paket paket sunulduğu için, halk olarak ben de söz sahibiyim elbette. 
O kadar ki, bıraksan her sene doğuracak tavşancıl kızımız Kortni'nin LordDisik ile ne zaman cinsi münasebete girip, ne zaman hangi çocuğa hamile kaldığını bile biliyoruz. 3ncü çocuğa hamile olduktan sonra takibimi ve konuya hakimiyetimi yitirmiştim. 
O şerefsiz Omar'ın takım transferi olasılığında Türk düşmanı olduklarını da pek güzel gördük.

Esas konuya gelelim.
Burus Cenır, 65 yaşında. Doğduğum sene olimpiyat madalyası kazanmış bu bey, 3ncü evliliğini sineğin yağını satıp para kazanan ve dolayısi ile benim Kayserili Kıris dediğim kadınla yapmış. Tarihler için gugıla bakabilirsiniz, ben bakamıcam. 

Şu an için Burus'un 2si Kayserili K'ten olma, toplamda 6 evladı var, bildiğimiz.

Kıris ile olan ilişkisinde, Alpha Male tandanslı Kıris yüzünden çok pasif kaldığı, Kıris'in adamcağızın her şeyine müdahil olduğu, kızları gerek tek gerek, ikili çıplaklıkları ile pazarladıkça, eziklenip "benim oğlanları da zengin et, onlara da menecerlik yap" taleplerini dizilerinde seyrettim hep. Kim'in kalçası benim bazı Doğu Anadolu hafta sonlarımın ana teması olmuştur. Yaşasın E!

Bu arada Kıris'in soyadı artık Jenner olmasına rağmen, orada burada Kardaşyan soyadı ile randevu aldığı, kayıt açtırdığı, bu soyad ile daha fazla para kazanacağını bildiğini de biliyoruz. Ah seni Kayserili ah. (Kayserililer alınmasın. Çok az tanıdığım var. Genel kültür bilgisi ile hareket ediyorum).

Neticede, son zamanlarda iki Jenner kız da, 18'i doldurunca, gelsin botokslar, gitsin ameliyatlar. En küçük çirkin ördek yavrusu bile koca gözlü anime kızlarına dönüştü. Silikonları doldurttu. Ortamda sürekli konuşulan bu "oramı da doldurayım, buramı da büyüteyim" konuşmaları sonrasında, benim fikrim, Burus sanırım kıskandı biraz.

"Ahh yeter ayol!" dedi. 

E biliyorsunuz, neticede kadın yoğun bir ortamda menstrüasyon da senkronize olur. Adam hormon yağmuru altında değişmeye karar verdi. Sandım ama annesi dedi ki, "benim evladım hep 'özel' bir çocuktu". 

Sonra Kıris baktı para gelecek, inkarları bir yana bırakıp, "ah evet kadın kıyafetleri giymeyi severdi" dedi. Bundan önce Kim, "Burus'un tam destek yanındayım. Kendisi hazır olunca konuşacak" dedi diye, ailecek üstüne gittiler. Bu arada Kim'in ağzı çok gevşek. Arkadaşlık yapacakları uyarayım. 

Kıris'ten Kayserililik öğrendi mi yoksa bu da mı Kıris'in işi bilemiyorum, adam geçirdiği "dönüşüm"ü belgesel haline getirtiyor.
Adem elması traşlandı. Tırnaklar benimkinden bakımlı. Ajda'ya bir rakip oldu şimdi. Sütyenini de gördük. Bacaklar kıllardan arınmış. Geçen sene bir kırmızı oje sürmüş. Bir özendim, ki ojenin devasa bir işlevi var; sürmeyen evde kalıyormuş. 

Bana dert olan esas ne biliyor musunuz?
Şu "Kadınlar, Aşklar, Şarkılar" oyunu, Eylül Cansın bir yana, bu adam bir yana. 

Ha bir de Bülent'in rahatlığı ile Devran'ın rahatlığı bir yana (ama onların öncesi de kolay değildir eminim).

Bu belgeseli benimle seyretmek isteyen olursa, gelsin. Mısır da benden, pringles da. Kardaşyanlara neler söylicek, ben bir de o kısmındayım. 
Bunların da dedikodusunu kraliçeler, mahalle karıları gibi yaparım, kimse bir laf diyemez. 


Tuesday, February 3, 2015

Çandarlı







İşte uzuuun bir iş gezisinin molası.
Ne fırtınaydı ama değil mi? 
Size bir sırrımı daha açıkladım. Burası benim gözde mekanım. Çok sık gitmedim tüketmemek için. 
Çok durdum sobaya kozalak toplamak için yolunda!! ahaha 
Evet, 2003te sobalı bir evde oturdum ben. Rüzgarda yakamayıp, başında soğuktan sinire kesmiş oturup ağlarken!! 

Ancak açık deniz olduğu için çoğunlukla rüzgarlıdır. Nemi Dikili'den fazladır ama pek güzeldir. 

Sunday, February 1, 2015

Az Bi' Bak

Ocak bitti, oleys. Parti vermeliyim de, partiden ote bir hayat olmadi zaten gecen ay.
Her cts bir sey yaptim ve yoruldum. Iki cts sinavlarla gecti. 5nci ilk yardimci sinavimi gectim. 
Ay bu tempoyu yasim kaldirmiyor cocuklar. 
Ahaha

2015 icin 'en son ne zaman hayatinin bir ilkini yaptin' yapicaktim. Kafamda vardi.

Dun kurutulmus kanguru eti yedim. Tum kuru etlerle ayni tatdaydi.
Daha once yemedigimden emin degilim. Bir de Eskisehir'in petifurunden yedim. 

Interaktif bir oyuna gittim. 

Bu ayi, 3 iventle kapatiyorum. Subatta kos kos yasayabilirim. Sorun olmasin, anlasalim.
Uzun yaziyi gorselli yapacagim.
Simdilik cebimin telefonundan cektigim su goruntu ile veda ediyor ve eksi'de bile hakkinda tek entari girilmis, kendime sakladigim muzisyeni dinleyerek sevdigim bloglari okumaya donuyorum. Benim gibi eli, gonlu acik biri de, bundan sakiniyor olsun. Napalim! Music is ma boifriend!
P.s. Ay dur, kanguru etini mangalda yedim ben ya. Hem de Dogu Anadolu'dayken! Avusturalya'da da kurusunu aldimdi sanki. Yedim. Dolayisi ile 2. Himpppfffhhh