Sunday, March 29, 2015

Ilk Bahar

Saatleri artik ayarlamiyoruz. Her sey elektronik zaten, kendiliginden ayarlaniyor. Ve bu vakitler hep kullanmadigimiz masa ve kol saatlerine yeni pil taktirma zamani oluyor. Varliklarindan yine haberdar oluyoruz.
Yani yarin saatcideyim ben!

21 Mart ile ilk bahar gelmisti zaten. Dun, bugun yagan yagmur ile meyve agaclarinin cicekleri agaclardan koptu.
Bu sene de meyve pahali ve az olacak.
Madem gelmis beklenen bahar, evi bu sefer kimyasalli temizledim. Klorak kokmayinca ev temiz gibi gelmiyor bana.
Sonra da, gecen seneki Cesme Ot Festivali'nden bana hediye gelen taze otlari kurutarak yaptigim smudge stick yani tutsuyu yaktim.
Yaparken bir sirasi falan var cadilik sitelerinde eheh ben icimden geldigi gibi yaptim.
Eve huzur, bereket gelsin diye.
Yarin da onemli bir gun. Umarim guzel bir gun olur. Amin bin.
Kalem de hediye gelince ufak ufak elektronik cizimlere basladim.
Cize cize geliyorum!
Bunlar henuz bi'si degil tabi ama bir mil bile bir adimla baslar diyen Herr Bilicen'in kulaklarini cinlatalim.
Sevgiler,
J.

Wednesday, March 25, 2015

Annenin adı ne lan?

Ortadoğu'da erkek çocukları annelerinin isimlerini söylemezmiş, anneler ilk oğullarının ismi ile tanınırlarmış. Çocuğun yoksa, derdin de yok. Mu?

En büyük olan Ahmet mesela, artık "Ahmet'in annesi" olarak biliniyorsun. Çünkü kavgada söylenirse annenin ismi, çok ayıpmış.
Sonra bir kampanya başlatılmış BM Kadınları tarafından. Annemin ismi diye heştegli. 

Yani; hakikaten kadının adı yok. Adı olmayanın cismi de olmaz = varlığı olmaz. İşte bunlar hep semiyotik.

Bu konuda bir yerlerde yine bağırıp, çağırdım ama sökemedim içimde büyüyen o öküzü. Kendi ahırıma, böğrüme ve kendi omuzuma geldim. Nasıl yaratıklarız biz yahu?!

Birisi çıksın anlatsın şu işin arkasını. Videoda gösterildiği gibiyse, bekleyin ortadoğu (bak sinirlendim yine küçük yazdım) biz de geliyoruz!

Erkeklerden o kadar nefret ettim ki şimdi, tuğçekazaz misali, erkek olmaya karar verdim.

Ameliyat oluyorum!

Monday, March 23, 2015

26

Hava durumu kar mar gosterdigi icin, geziyi bir gun sonraya ve trene erteledim.
Pazar da Eskisehir'e. Bugun buraya yapacagimiz seyahatten 2 saat calmak gibi kucuk hesaplar pesindeyim.
Eskisehir amaaan ayni Ankara. 
Kösebasindaki, direk diplerinde gunduz cop izleri, aksam coplerle izleri.
En cok duvar yazilarina bayildim.
Edepli olanlari koydum, hepsini zaten cekemedim. Gecenlerde cekenler olmus. Sanirim yayinlayacaklardir bir yerde.
Alttaki vegan, Kitapsiz Kedi'ye.


Hayvanseverlik ziyadesi ile yanlis anlasilmis. Aileden uzak vakit geciren cocuklar, eve goturemedikleri kopekleri sokaga birakmislar.
Her onune gelen de yedirmis.
Sokaklarda bildiginiz sisman ve dolayisi ile buyuk ihtimalle sagliksiz hayvanlar var.
Hareket edemiyorlar.
Tam donerken gordum yerini. Cok ayip.
Sokak sanatinin bence dorugu bu yaziymis.
Daha once gitmistim ve hosuma gitmisti ama bu da Kayseri vakasi gibi oldu. Ikinci de patladi.
Ayrica bu sehir neden bu kadar pis?
Taksi cagirma butonlari ile cinsellesme kartlari ayni Ankara!
Bu arada Eskisehir'deki matbaa sadece AdrianaLima'ya calismis.
Foto$en olmadigim icin bir kere daha sukrederek, kendimi yorganin icine gomecegim. Hava basik ve gri. Ege sana bosuna mi geldik?

Thursday, March 19, 2015

Bir biradan oteye 20 Mart yorumu

Siz hic pavyona gittiniz mi?

Ahahah ya anlatcam. Iki konu var yine +18lik. Cocuklari ekrandan uzaklastirin. Siz yakinlasin kehkeh. Kirptim tamam. Safransari'ya selaaam!

Dun ofiste oglenleri yemege cikmayi tercih ettigim, kotu gunlerde yakinlasmanin ornegi arkadasin is yerinde son gunuydu. Cikista bira pattes yapalim dedi, biz de gittik.

Sakarya'da bir mekan. Disarida herkes sigara iciyor. Ay les. Hic sevmiyorum ya! Buna dikkat.

Iceriye oturduk. Bir adam almis eline gitari, iki kiz da her sarki sonunda alkislara boguyor. Yenge herhalde dedim ben. Ses cok yuksek. Bir ara adam sarkida sustu izleyiciye soyletti. Allam kiz korosu! Ne zaman dolustunuz?!

Tuvaletten donerken, durdum ikiser ikiser kafa sayimi yaptim. 38 kiz 3 erkek vardi sahnenin yakinindaki masalarda.

Orada iken tel geldi. Ank'daki insanlarla gorusmememin nedeni varmis. Hadi suraya gel. Tamam dedim. 

Ikinci durak rakihane. Orada iyice dagitmisken, ark 'kalk gidiyoz' dedi. Sordum soylemedi. Bir pavyona girdik. Kriterimiz neydi bilmiyorum, hemen ciktik. Bir baskasina girdik.
Orada da ictim. Insanin genclikte yapmadigi seyleri bu yasta yapmasi cok yanlis yaaa!

Yani sadece icki olsa neyse de, kons aldik masaya. Ark sagolsun beni escinsseven olarak tanitmis masaya gelen adama. Yaaa! 

Kadin durup durup, 'ben daha once bir kadinla...' dedikce, arkadasima baktim. Bir ara kadinin elini tuttugumu ve arada sarildigimi hatirliyorum ama #nohomo. Bunu yazinca cinsellik olmuyor gencler. Sempati ve 'yanindayim dostum, kafasiydi.
Kadina surekli soru soruyorum. O da anlatiyor. Cok boyle aglamakli seyler degil. Tam kapitalist denebilir, calisanin is hukuku denebilir.
Bu mekan senden komisyon aliyo mu?
Garsonlar aliyor mu?
Siddet goruyon mu? Gibi sorular sorarken, kadin bana sorularimin kapsami disinda, yemin ederim, cok ayip seylerden bahsetti. 
Sonra ben, kadinin bana o an dondugunden haberdar olmami saglayan pazarlikla ilgili bir soru sormasiyla, uyandim. Eve geldim. 
Yolda ark'a 'kadin soyle soyleymis' dedim de, 'inandin mi?' dedi. Ya ben sana bile inandimdi.
Neden inanmasaydim bilemedim. Hala da inanmayi tercih ederim insanlara.

Dusumu aldim, yattim. Saclarimi kurutmadim. Kiyafetlerim ve cantam les gibi sigara kokuyordu. Hala kokuyorlar, balkonda olmalarina ragmen saatlerdir!

Sabah her zamanki saatimde zimba gibi kalktim ama yoga yaparken dunyanin yonu tersine dondugumu fark ettim. Midem de donuyordu! Oturdum koltukta, yagan kari seyrettim bir sure. Mail attim ise, yarim gun evde ac bilac yattim. Ogleden sonra anam anam, caremsin diyerek annemin yanina gittim. 2 kase corba ictim. Daha iyiyim simdi.

Simdi 20 martla ilgili soylenen, korkutucu seyleri dun okuyabildim. Benim yorumum anahtar kelimede sakli: Franz Ferdinand!

Meali:
Eskiden yaptiginiz aykiriliklar daha once size olumsuz yansimamis olabilir ama bu donemde katlanarak kotu sonuclar ile karsilasabilirsiniz.

Benim bir biraya cikip, kendimi pavyonda sey icinde bulmam gibi. 

Ya da arabada giderken rimel suren kadinlarin, bu defa bunu yaptiklarinda trafik kazasinda olebilmeleri gibi. Yani bu tip kadinlara ustelik bununla ovundukleri icin cok kotu laflar soylerdim de, 20 mart iste.

Veya, Ampulu degistirirken hic kapatmadiginiz salter nedeniyle elektrige kapilmaniz gibi.

O yuzden sakin olmak ve sonuclari dusunmek gerek diyorum.

Pavyonu belki sonra anlatirim. Bilemedim. Ama bildigim seyler; kadinlarin bu tur mekanlara asiri meraki. Tepecik Kerhanesi'ni gezmek isteyen bir grup kadinin ogrencisiydim ben. Ya da bizim 'ayy pavyona biz de gelmek isitiyiruuuuz, revüye biz de geleliiiim'lerimiz gibi.
Tipik bir sosyokulturel arastirma yapma bahanesi ardina siginip, o dunyaya ilgi duymak.
Ama var ya, pullu atletim ile oradakilerin hepsine 10 bastim, valla nazara da gelmisim ehehhe.

Tuesday, March 17, 2015

Ziyadesi ile Aptalız

Birçok şeye senelerce sustuk. Belki de direnmek, ses çıkarmak o zamanlar çok sosyalist, komünÜst ve tabi ki adı kadar kötü bir şeydi. Ailelerimiz de istemedi, onlar da korktular. Bunun sosyal analizini yapacak değilim.

Ancak, artık her duruma baş kaldırmak istiyoruz. Bazen yanlış topa girip, kendi kalemize golü atıyoruz.


Örnek vereyim. Bir zamanlar Küçük Prens kitabı yasaklandı diye ayağa kalktık. (burada birinci çoğul şahıs olarak konuşacağım, çünkü ben de ak kaşık değilim çoğu durumda ama ak da değilim!)

Allam o zamanlar fb da bu kadar aktif değildi ama bir isyanlar, profil fotolarını Küçük Prens yapanlar vs.

Galeyana gelmiştik yine. İşte zaten bu nedenle güzel yönetiliyoruz ülke olarak.

Şimdiii! şu hayran belki de aşık olduğum adam yazdı geçen gün. Ya dedim bu muydu o olayların sebebi!
Meğer yasaklayan Türk Eğitim-Sen, Atatürk'e diktatör dendiği için yasaklamış kitabı. Biz "sekülerciler" de, sebebini bilmeden isyan etmişiz "bu kitabın ne zararı var", "ay ben bu kitapla büyüdüm", "çocukluğumu elimden alamazsınızzz" diye.

Yani bu durumu da elin Macarından öğrendiğim için acayip utanıyorum.

Ama buna benzer o kadar durum var ki, "protestanlar"ın peşinde koştuğu. 

Bilgi sahibi olmadan söz sahibiyiz çoğu zaman. Hele bir Mayıs gelsin, bakalım neler olacak! 

Ruh Çıkarttırmak İçeren Fantastik Gerçeklik

Bu yazı +18lik.
Rahatsız olacaksanız okumayın ama ben eğlenceli yazarım diyorum. Başıma bir şey geldi geçen sene. Onu anlatıcam. Olayla barışıkım artık, anlatabilirim.
Bana ne kulp takarsınız, umrumda da değil :)

Çok sevdiğim bir arkadaşım var. Daha önce de kendisinden bahsetmiştim. 

Geçen sene İst'a gittiğim bir hafta sonu, yeni ay mıydı, dolunay mıydı, böyle sİpirütüelli bir gündü, arkadaşımın eşi ile Ezgi'ye gittik, meditasyon yapıcaz. 

Perdeler çekildi, mum yakıldı, yutubundan sipirütüelli müzik açıldı falan. Ayaklar yere basıldı, gözler kapatıldı. Ben de yukarıdan kendime bakıp gülüyorum. Astral çıkmadım yav. Dışarıdan baksam ne komikim lan falan diyorum. Keh keh, ama kapattım gözlerimi.

O ne derse yapıyorum. Ay bir esneme geldi gençler aaaa. Ağzım yırtılıyor, ağzım ile birlikte tek gözümden yaş geliyor. Öyledir benim. Nezle isem de tek gözümden yaş gelir, bir hipopotam gibi esnerken de. İlk meditasyondan sonra sordum, "pampiş neden böyle deniz aygırı gibi esniyorum?" "Bu şifalanmaktır Jciğim" dedi. "Kimi geğirir, kimi osurur." 
Yani edebli olanı seçtiğim için kendimle gurur duydum ama etrafımdakiler eminim sinir olmuşlardır. Biri benim yanımda böyle esnese çarpardım ağzına ağzına.

Neyse, seans seans ardından, esne esne. Böyle geniş beyaz merdivenlerden iniyoruz, köklerimizle dünyanın köküne dokAnıyoruz vs. Ben yine ay şifalanıyorum, esniyorum ehe diyordum.

Medlerin birinde, E dedi ki, "Jciğim, annen senden önce düşük yapmış mı?" Gözlerim kapalı cevap verdim, "kürtaj var". Ay anne affedersin bunu buraya yazdığım için. Bunu da, geçen sene başındaki ameliyat öncesi hemşire sorduğunda öğrenmiştim. 

E bana birkaç bir şey daha dedikten sonra, "Jciğim, senden önce bir bebek olmuş... Ancak bu ruh senin bedenine yerleşmiş. Seni çok seviyor. Çok iyi anlaşmışsınız. Ama artık senin bedeninden ayrılması gerekiyor. Gitmesine izin veriyor musun?"

NEAAAA!?!?!?!??!

"İzin veriyorum" dedim. O an çok sakindim ama. 
Sonra geldi yanıma oturdu. Sanki bir ebe gibi bana telkinler, şöyle yap, nefes al-verler. Aaaaa!

Böyle birden bunların detayını vermiyim ama ayrıldığını, tutunduğu yerden çekilmesini hissettim. Böyle bir şeyler çekildi, bir topa dönüştü, yukarı doğru çıkmaya başladı ki, E "şimdi o çıkacak" dedi.

Ben de hissettim ya, bekliyorum ağzımdan çıksın gitsin. Top gibi oldu ve hoop göbeemden çıktı. Çıkarken de, arabayı vurdurursunuz ya, öyle tekledim, haykırarak ağlamaya başladım falan. Sonra E, "tamam Jciğim, çıktı" dedi.

ö_Ö

Sonra yine kordonlarımızı kestik, bi'şeyler bi'şeyler. Hayatımda bir değişiklik olmadı. O, sihirli bir değnek değildi. O vakte kadar şizofren değildim, hayır. Sonra araştırdım bunu da, bir benzerini bulamadım. Ama diğer sipirütüelli arkadaşlarıma sordum, "doğrudur Jciğim" dediler. 

Thursday, March 12, 2015

asadsfsadfsd

Ben telefonda konuşmaktan hiç hoşlanmam ama isteyerek bir yaş günü kutlaması yaptım biraz önce. 
Laflarken ortak bir tanıdık için de, "oo çok becerikliymiş. ben yapamam öyle şeyler" dedim. 
- "senin de başka becerilerin var. biz sana eşek gibi kız diyoruz" dedi hattın diğer ucundaki, ki hat yok artık.
sonra ben;
- teşekkür ederim yaaa.
dedim.
aniden öpüldüm, selamlar iletildi ve telefon kapandı. 
ahahha
ben tekrar arayana kadar aranmıcam sanırım. ai 

Wednesday, March 11, 2015

Didaktik Çarşamba - Güvenli Sürüş 3

Yine bir Didaktik Çarşamba'da, Güvenli Sürüş ile karşınızdayım Sevgili Okur, Sürer, Yolculuk Eder, huevır.

Tüm görselleri kendim çizdim (salı günü ofiste ve postaya verdim dünden)
O yüzden Excel Bitch! diyorum. 
Bence güzel oldular. Takdir Belgemi imzalayıp, tarayıp, yollayın pls. Sinyalleri bile çaktım!

Tali yoldan ana yola çıkmak:
Konu akan trafik; özellikle de "Yol Ver" işaretinin bulunduğu ana caddelere, Ank'da iğrenç kapıları olan Konya/Eskişehir/Samsun/İstanbul yolu gibi yerlere yan sokaklardan/caddelerden kısaca tali yollardan trafiğe karışmak.

  •  Diyelim ki, tali yoldan ana yola çıkmak isteyen, yol ver levhasının oradaki beyaz arabasınız. B noktasında mal mal bakıp, arkadaki trafiği aksatmakla birlikte kendinizi tehlikeye atmamanız için, size A noktasında trafiğe bakmaya başlamanızı ve aracınızı sadece yavaşlatarak trafiğe karışmanızı öneriyoruz. Biz kimiz? Trafikte güvenli sürüş isteyenler Club! Sinyal vermiş olmanız çok da etkilemiyor ama tebrikler.
  • Diyelim ki, tali yoldan ana yola çıkmak isteyen turuncu arabasınız! Size bana gelen takdirleri kopyalayıp x2 gönderiyorum. Çünkü trafiğe o noktadan karışmaya başlıyor ve sinyallerinizi unutmuyorsunuz! Şükran.
  • Diyelim ki, ana yolda sağ şeritte seyreden beyaz araçsınız. Sola seğirtip, trafiği, "karışan" araçlara açıyorsunuz!! Oh yeah, x3 takdir geliyor! Artı 3 sevap points! Ah bir de sinyal veriyorsunuz ya.. Çok tatlış.
  • Diyelim ki, ana yolda sol şeritte basıp giden ve önceki aracı yakın takip eden yeşil renkli hıyarsınız, size de -20 sevap points ve 5 faktırname veriyoruz. Kendi canınızı, yolcuların canını tehlikeye attınız, bir de öndeki araç, karşı şeritteki araçlar ve yan şeritteki araçlar eksikti! O yüzden -20 sevap points! fakyu. Çok yanlış dostum. Rengini de yeşil yapmam tesadüfmüş.
  • Diyelim ki, mavi araçsınız ve sürekli sol şeritten seyrediyorsunuz. Hıyarın alasısınız. Eminim pencereyi açıp, çöpünüzü de dışarı atıyorsunuzdur. Üstelik herkese, her şeye de korna çalıyorsunuzdur. Tamam! Kesin Angaralısınız. Size -30 sevap points ve 10 faktırname veriyoruz. Bizzat kendim imzalıycam, suratınıza tükürücem. Sol seridi sadece sollama için kullanınız lütfen. Uzun süre işgal etmeyiniz.
Trafikteki takip mesafesini de aşağıya çızdım. Kendim yine.

50km/saatten hızlı gittiğinizde, aracın kontrolünü kaybedebilirsiniz. Kendisine "kırılma noktası" diyorlar. Üstüne çıkınca kırılıyormuş.

Ayrıca; 
30 km/saat ile gidiyorsanız, fren mesafeniz 4-6m
50 km/saat ile gidiyorsanız, fren mesafeniz 10-12 m
80-90 km/saat ile gidiyorsanız, sizi Allaha havale ediyoruz. 


Sollamak:

Bu konu benim ömrümü yedi canımı da yiyecek. Yolcu olduğum aracın sürücüsü araç sollarken, kalçamı kaldırıp, değmemeye çalıştığım vakidir.

Öncelikle;

  • virajlarda,
  • yoldaki yol çizgilerinin kesintisiz olduğu yerlerde kesinlikle sollama yapmayınız. Bir de tabi önünüzü göremiyorsanız.


Hadi diyelim önce öndeki, hemen arkasından arkadaki trafiği kontrol ettiniz, uygun. Sinyali de çaktınız! Bu arada trafik polisinin bile göz ardı ettiği kural; sinyal varsa, hayatta geçmemek lazım. Aldı önceliği ilk sinyali veren. Bur'da uygulamadınız, gelişmiş ülkelerde uygulayın.

Her şey uygun. Solladınız, hızınızı da arttırdınız. Artık aracın önüne, yani sağ şeride geçeceksiniz!
İşte bu noktada, daha sol şeritte iken, solladığınız aracın dikiz aynasının yarısını kaplamasına dikkat ediniz, öyle sağ şeride geçiniz. Aksi halde, aracın önüne kırmış olursunuz.

Solladığınız araçta bir acemi vardır, trafik canavarı vardır, size bir köşeden çarpar, döner durursunuz Mevlevi gibi. Benim var böyle iki kere dönmüşlüğüm. Hiç hoş değil.

Bir de, trafik lambasıdır, sol şeritte dönen araçların arkasında kalmadır gibi durumlarda trafiğe geri dönebilmek için, öndeki araçla aranızda mesafe bırakın. Bu da, öndeki aracın tekerini yere değerken görebileceğiz mesafedir. Aksi halde, geriye takıp çıkmaya çalışırsınız, kimse de size yol vermez. Buradaki sınırlar ön camın sınırlarıdır. Yukarıdaki dikiz aynasının.
Trafikte asla geriye takılmaz! 
Siz suçlu olursunuz. Suçluuuu! Suçluuu!
Bu plakayı da özenle seçtim. Bu sabah Atatürk Blv'dan Emniyet'in bulunduğu yolda seyreden kadın sürücü yaya geçidinde yayaya yol vermedi, üstüne kararsız kaldı. Onu da çirkin gri aracını da buradan kınıyorum. Gri trafikte en kötü renktir.
Sıcak iklimde beyaz, soğuk iklimde siyah öneririm.

Yayaya Yol Verin lütfen! 
Araçtan inince siz de yaya oluyorsunuz. Trafikte saygı gösterin birbirinize.

Ek bilgi. Bazı yollarda, çizgiler sarıdır. Bu o yolların sise maruz kaldığını ifade eder. Siste görünsün diye sarıdırlar. 

Sis varsa, yoğun yağmur varsa trafikten uzağa çekip beklemek en iyisidir, güvenlisidir.

Bu kadar bilgi yeter sanırım.

Sevgiler, 
trafikte küs uyumayın, ay pardon. Bu benim lafım değil.

Trafikte saygı gösterin ve uyumayın.

Monday, March 9, 2015

Kopeklere Veda

Biraz once kardesimden dönüyordum yuruyerek.
Iki cadde arasinda bulunan merdivenin son basamagindan indim ki, sagdan sari kìrçilli bir kopek havlayarak uzerime dogru kosmaya basladi.
Ben kopeklerle konusan ve cogunlukla anlasan bir insanim.
Hemen durup, 'dur' diye bagirdim. Durdu. Hemen kopek duasi okudum; Babaannemin ogrettigi.

Sonra cantami sirtimdan elime aldim. Geri geri giderken kopek duruyordu, tam arkami dondum, fiti fiti gidiyordum ki, sagdan baska kara bir kopek havlayarak geldi yine. Cantami kendimi koruyacak sekilde savurmaya hazir tutuyordum ki, bagirinca kactiklarini fark etmis olmakla birlikte, ikiye karsi bir. Olmazdi.

Imdaaat diye bagirdim. Yardim edin! Sesim caddede cinladi.
Bu durumda arkada kalan ucuncu kopek de surpriz yapar mi diye dusunurken, benim aleme haykirmam ile durdular. Temas yok, temas yok.

Asagida bir kadin ve cocugu vardi. Korkup uzaklasmislar.
Gitmeyin dedim oradan. Ileride baska merdivenler var, orayi tavsiye ettim. Yuruyerek eve dondum.

Ha tabi evi aradim. Duydunuz mu diye. Oh mis. 'Yoooo, hayir' dediler.

Zaten kimse de pencereye cikmamisti.

Šu 3 köpek hayat felsefemin icine tükürdü yani. Pislendi yalniz yašam prensibim. 

Yine de bacaklarimi titretecek kadar korkmamisim. Ama ofkeliyim. Sokaktaki basibos hayvanlara, onlari sokaga birakanlara, bu yazi uzerine, uzerime uzerime geleceklere.

Valla cok ustume gelirseniz yayinlamam yazilarinizi.
Bastan uyarayim. Kedileri zaten sevmem, korkarim. Ustune de kopekler. Ben gitmek istiyorum bu dunyadaaaaan!

Kucukken de Nato'nun o zaman devasa gelen ic yollarinda sekerek havuza giderken dobermanlar etrafimi sarmisti. Topuklarim popoma degerek geri kacmistim. Girise geri gidip, su icirmislerdi.

Bitti, bitti. Hayvanlara iliskim bitti. Artik ben daha hayvanim!!!
Inanclarim da yikildi.

Hayallar hayallarr - Konteyner Ev

Bahar geldi değil mi?

Böyle kalbimiz arada hızlanıyor, harika müzik dinliyoruz daha da iyi hisssediyoruz falan.
Kötü haberlerle bile omuzlarımız düşmüyor. Benim düşmüyor açıkcası. 2 haber / gün. Gayet iyiyim.

Ben bu dünyaya niye geldim!!?!?

Pazar günü tevede eco-habitat olarak adlandırılan doğaya uyumlu ve doğa içinde yer alan evleri, otelleri tanıtan bir program seyrettim.

Ben zaten 2002-2010 arası hem konteyneri ofis hem de yaşam alanı bilmiş biri olarak, çok da uzak değilim.
Hatta deniz aşırı yük konteynerleri de dahil. 

O yüzden tekrar içinde yaşamak fikri tuhaf gelmiyor. 

Hatta bu konteynerlerin geri dönüştürülmesi, taşınabilir olması, çatılarında ayrıca bahçe yapılabilmesi muhteşem bir fikir! İzolasyon şartı ile tabi.

Türkiye'de yapan firma var ama onlar geri dönüştürmekten ziyade yapıyorlarmış gibi görünüyor. Henüz bakıcıyım, iletişime geçmedim. Ayrıca bu konteynerlerin kirası bile fahişti bir vakit. Eko ev yapıcam diye ekonomiden vazgeçmemek lazım. Hazır konteyner binalar da çok çirkin.

Ama hayal bu ya, şunları beğendim.
En meşhuru bu: Redondo Beach Residence 
Bunların kaynaklarını bilemiyorum. Ferah ferah.
Ama imkansız diye bir şey yok!




Sunday, March 8, 2015

Kafamda Bir Tuhaflik | Orhan Pamuk


Bitirene kadar zorlayip, bitirdikten sonra yarim kaldi hissi uyandirdi. Biraktigi da kafamda bir tuhaflik.

Thursday, March 5, 2015

Dünyanın Bir Ucundan Hediye

Ben Mormonlar ile önce Barış Manço sonra da üniversitedeki derslerimde tanıştım.
Sonra da NieNie'yi buldum bir şekilde. Solda blogu mevcut.
Harika bir hayat dersi kadın kendi başına.

Sonra da, bir vakit, ben de bir okuyayım diye talep etmiştim kendi inancının kitabını.

Benim talepten sonra da post yazdı, demek yalnız değilmişim:
http://nieniedialogues.blogspot.com.tr/2015/02/the-book-of-mormon-project.html

Burada da paketleme sürecindeler:
Bugün geldi kitap.


En kısa zamanda okumaya başlamak istiyorum. Dileyen talep edebilir. 40 dilde mevcutmuş. Ama hangi diller var bilemiyorum.

Eğer aranızda, bu kitabı okuyunca din değiştireceğimi düşünen varsa, ben Tuğçe Kazaz değilim diyorum.

Sevgiler,
Dünyayı önce kendimizi severek değiştirebiliyoruz. 

Wednesday, March 4, 2015

Didaktik Çarşamba - Güvenli Sürüş 2


  • Direksiyon nasıl tutulur?
  • Nasıl çevrilir?

Direksiyon malum, "kafa nereye biz oraya" misali, nereye dönDerirseniz, aracı oraya götürür. O nedenle de, ani frenlerde aracı istediğiniz yere yönlendirip, durdurmak da aslında kolaydır ve sürüş eğitimlerinde gösterilmez. Ankara'da sürüş eğitimi yok zaten, lafım özellikle sizlere. #½&%!*?\ 

Öncelikle, direksiyon şöyle tutulur:

Parmaklar simidin içine sokulmaz! Panik fren hariç.
Zaten yine yeni araçlarda, elin anatomisine uygun kıvrımlar, boşluklar vardır. 
J <3 anatomi!

Direksiyon da, aynen şu şekilde çevrilir:
https://www.youtube.com/watch?v=X4ufwn_PcEU

Alışmak zor gelebilir ama inanın en doğrusu bu.

Diyelim, sokak arasında ilerliyorsunuz. Hızınız 50 (çok yanlış). Önünüze çocuk fırladı.

Direksiyondan ellerinizi hiç oynatmadan ama parmaklarınızı simidin içine sokarak, o an hangi yön uygunsa çevirin. 
Kollarınız üstüste gelene kadar çevirdiğinizde, tam tersi yönde çevirmeye başladığınızda, araç doğru şekilde durmuş olacaktır. Burnu ileriye bakar halde. Bu, size direksiyon hakimiyeti verir.

Tabi aynı esnada, debriyaj ve freni köklüyor olmanız lazım. Öyle ki, pedalların üstüne çıkıp, koltukta arkaya doğru dikelmeniz gerekiyor. 
Şöyle: (ama siz yola bakın lütfen, bu salak çizim gereği pedala bakıyor)
Image:http://autoraiders.com/2010/06/how-do-you-react-when-the-car-brakes-fail/

Burada otomatik aracın freni var, ama manuelde, ikisine aynı anda basmak şart. Debriyaja önce basarsanız, fren mesafesi uzar :(

Bir de kendinize bir sorun bakalım.
Caddede karşıdan karşıya geçen biri önünüze çıktığında, ileri mi gider, geri mi çekilir?
Peki ya köpek?

Bunlara da dikkat etmek gerek. Ben bu sorudan 10 puan, 10 puan, 10 puan alarak birinci olmuştum Manço'da aehhe

Ama Alah korusun (muççkkkk tak tak tak) başıma gelirse, uygulayabilme dileğiyle.

Didaktik Çarşamba - Güvenli Sürüş 1

İlk yardım serisinin yanı sıra bir de güvenli sürüş hakkında ahkam keseyim dedim. 

Sabitle!
Öncelikle, araç içinde serbest insan ve nesne bulundurmamanız gerekiyor. Zira bir çarpışma halinde (siz çarpmasanız bile size çarpabilirler unutmayın) araç içindeki o serbest insan ve nesneler size çarpıp kazanın neticesini değiştirebilir.


  • Neyi sabitleyeceğiz?

- İnsanları 

Kendimizi öncelikle. Motoru çalıştırdıktan sonra kemerimizi takıyoruz. Araçta bir yangın başlarsa motorun çalışması ile, hemen çıkabilelim diye. "Akıllı adam kendini bağlar mı?" sorusuna, EVET diyoruz.

Bebekler ve çocuklar için oto koltuğu şartı güzel. Ama uygulayabiliyor muyuz? Kazalarda sabitlenmemiş bebek ve çocukları bulmak için 25 metre mesafeye bakarlar. 

Yetişkinler de, araçtan dışarı fırlamasalar bile, ki fırlayabiliyorlar, sizi arkadan / yandan sıkıştırabilir ve siz kemerinizi takıyor olsanız bile size ciddi zarar verebilirler. Kemer takmak her zaman kurtarıyor mu? Nıth. Çarpışmaya bağlı. Beden çarpınca bir de iç organlar beden içinde çarpışıyorlar.

Emniyet kemerleri herkes tarafından takılana kadar hareket etmeyin. Kuralı sürücü koyar! Takmayanları araçtan atma yetkinizin de olması lazım. 

Bir de, araçtaki kemer sayısına göre insan alın araca. "Ya biz 7 kişi doluştuk ehe he, plaja gitçez 5 dakikalık mesafeye" sakat işler. 

Ölümlü kazaların çoğu kısa mesafelerde ve kemer kullanmamaktan kaynaklanıyor. Bahanesi yok. "Şurdan şuraya mesafe" demeyiniz, trafik kazaları istatistiklerinden ders çıkartınız.

- Eşyaları
Çantanızdan, çocuğun oyuncaklarına ve hatta ön konsol - yan koltukta duran tek bir kaleme kadar. Kemeri takılı olduğu halde kalem göğsüne saplandığı için ölen insanlar mevcut. Bagaj güzeldir <3 <3 <3

- Hayvanları
Onlara da zarar geleceğini unutmayın. Benim boxer köpeğim hiç oturmazdı, sürekli dolanırdı araçta. Ön patilerini kafama koyardı. Mümkünse bagajı hayvan alanına çevirin diye önerebilirim.
Diğeri de, prensesleri gibi kurulurdu arka koltuğa.
Üzgünüm ama kediler falan da taşıma hapishanelerinin içinde güvende oluyorlar.

  • Nasıl sabitleceğiz?

Emniyet kemerini çekip takıyoruz ancak kemerin alt kısmının bel kemiklerinizin üzerine gelmesi gerekiyor. Aksi halde iç organlarınıza zarar verebilirsiniz. Bir de yeni araçlarda var bu; kemerin üst kısmını da aşağıdaki şekilde olduğu gibi ayarlamayı ihmal etmeyin.

Güvenli sürüşler dilerim!


16:00 itibari ile ek yapayım.

Uzun takılar, kravatlar emniyet kemerinin üzerine çıkartılır!!!!
Image:http://www.styleforum.net/t/304965/luxire-custom-clothing-official-affiliate-thread/14715 

Cepte kalem taşımak güvenli değildir, size batabilir!!
Ceketinizi çıkartmanız, hareket kabiliyetinizi artırır. Montla da s.., affedersiniz, montla araç sürmeyiniz. Bence.

Tuesday, March 3, 2015

Deniz Anası

Size Deniz Anası taklidi yapıyım mı?

- Deniiiizzz, eve gel!

Böyle böyle geçecek bu mart!

Size Avusturalya'da deniz altında çekilmiş ve benim çektiğim enfes (ehehe) fotoğrafları sunuyorum. İçimiz açılsın.

Geçen sene 1 terrabeyti hafızayı yakınca, Doğu Anadolu fotoğraflarımın, gezilerimin, anılarımın çoğu yok oldu. Ancak dün delirmiş şekilde pasportumu ararken neler buldum neler!
Eski sevgiliden (ölen - lise) mektuplar, fotoğraflar, haberler ve bir hafıza çıbığı içinde...

Şimdi denizlere dönmeliyim, ıssız denize, semaya...













Aşağıdakiler de benim ilk denemelerim. Suda çekim çok zor.







Monday, March 2, 2015

İnsanın Piçi

Belki farkındasınız ama uzun zamandır ölümü düşünüyorum. Hayatımın anlamı üzerinde bu kadar kafa yormamıştım. Her zaman iyi biri olmam gerektiğine inandım.
Öfkeli bir insanım ama insanlara zarar vermem. Verdiklerim de kasıtlı değildir. 

Her yeni ölümle birlikte, ben artık üzülmüyorum. Çünkü bu halleri görmek de bir çeşit ceza diye düşünüyorum.

Ölen kurtuluyor sanki. 

Baksanıza! Çelik "mayalı poğaça" bedeni ile soyunmuş! Ekşi'de biri böyle yazmış, pek güldüm. Blogum +18 olmadığı için fotoğrafı koyamıyorum.

Artık bu gezegende yaşamak bana çok zor! 

İnsanın piçine kaldık ve biz ne kadar piçiz diye sorguluyorum.

Hayatıma artık yoğun bir şekilde giren Qanqam'ın bu haftaki seçkisinin ilk şarkısı ile size umut vermek isterim. 

Demek buraya yazdığım dilekler artık gerçekleşiyor. Benim de bir kız arkadaşım var artık! <3 <3 <3 

https://www.youtube.com/watch?v=OfJRX-8SXOs 

Hadi bugün yeni bir gün. Geri kalan hayatımızın ilk günü! Güzel geçsin. Mart'a rağmen! Çünkü bunun ardı gerçekten bahar!

Kammooooonnnn!





Sunday, March 1, 2015

Beni mart bitince uyandirin

Ne bok bir ay. Dur daha bugun ilk gun.
Mizmiz bloggerlara dahil olup, bir sure kendimi sosyallesmeye verecegim. O_ó

Guvenpark'taki okuma eylemi icin alip, yarim biraktigim 'Demirciler Carsisi Cinayeti'ni bitireyim mi bu ay? 
Yapar miyim?