Tuesday, May 5, 2015

BCN - son

 Bunlar da son olsun.  Gaudi'yi ayrıca yazacağım. Port Vell.
 İşte bö'le sanatsal enstelasyonlar. Deniz üzerinde adamlar falan. Her yer sanat.
 Bir aparmanın kapısından kafamısoktum da, böyle merdivenler falan. Bizim mimariye bakın bir de!!!

 Burada kesin yüz kedili yalnız bir teyze yaşıyor ya da bir kızcağız. Bu bitkilerin arasında da marihuanna yetiştiriyor olmalı.
 Küp küp, minicik.
Ay bana daral gelir öyle. Ev dediğin geniş, az eşyalı, bol ışıklı, önünde mümkünse ağaç dallarını görebileceğiniz ferah bir yer olmalı.
 Sokak sanatı :/
 Konservatuar. Burada 1 saat kadar oturduk sanırım. 
 Vee aktar.
Avrupa'da aktar bulma olasılığınız nedir?!
İşte, şanslıyım derken size kanıtlarımla geldim.
İlk geceden sonra, boğazım ağrımaya başlamıştı. Acayip bir acı. Arada yutkunamaz hale geldim.
Seyahat sigortam var tabi de, neredeler, iletişim, aman çok da önemli değil diye bişi yapmadık.
Ama tam ben aktar olsa derken, karşımıza bu çıktı.
İçeri girdik ki, tatlış bir teyze. İng bilmiyor tabi.
"Ölüyorum, boğazım şiş" dedim. anlamadı Türkçe. Elimle konuştum.
Bana ik itane damla gösterdi. Biri ekinezya. 15 Euro falan.
Diğerini anlamadım. Ama içime sinmedi.
"sen bana kaynatabileceğim bişiler ver" dedim elimle. 
Gitti dibinde az kalmış bir çuvalı kıvırdı kıvırdı. Hiç tanıdığım bişiye benzemiyor. Ama çam var, orası kesin.
O sırada iki kız geldi tabi, şans demiştik :D
Ama onlar da bilemediler ingilizcesini.
Sonra parasını sordum ettim, kızlar yardımcı oldu. Teyzecim de yazarak gösterdi. 50gr aldık. 2,2 euroya. 
Baktım yine teyzeme. Napıcam ben bunu dedim.
Ya işte, dil bir bariyer değil aslında.
Bana musluğu gösterdi ve bir eliyle de bardak yaptı. Sonra parmakları ile otun ölçünü gösterdi. Yine 2 dakika kaynat dedi.
Öpçektim.
İyi geldi ot. Ama çişim bir tuhaf koktu sonra, söyliyim. 
Bir de gümrükte başıma saçma sapan bişi olmadan getirdim ya, ne gam!
<3 aktarlar
 Gaudi'nin eserlerinden birinde ferforje bişiler. Burası Pakilerin sizi kazıklayabileceği, "kardes kardes" diye seslenebileceği, cebinizden alavere ile paranızı hırsızların çalabileceği sokak. 
Böyle bir karmaşa yaratıp, öyle yapıyorlarmış bu işleri. Dikkatli olun. Biz bişi kaybetmedik. Aerobüs dönüş bileti haricinde :(
 St. Jordi kandili simidi. Keh keh
 Soldakilerden biri Selim <3 Katedralin arkası burası.
 Şu yukarıda gördüğünüz şey, aslında bir tavan. Böyle ağaç işçiliği mi olur ya?! Naaptınız?
 St. Jordi.
 Inversiyon ahaheahah

Şimdddi, böyle rengi kaçmış sararmış bir pirinç heykel parçası, kapı bişi gördüğünüz mü, bilin ki, insanlar elledikçe böyle oluyor.
Batıl itikatlı biri olarak, hemen elimi kodum, dilek diledim elbette! 
Dünya barışı. Sabit.
 Sokaktaki şeyler.
 Bir sonraki gün St. Jordi günü. Hazırlık.
 Bak, bak. Balkonların altına bak. Amk.
 Gülleci amcalar, parkta gülle savuruyor. Bilmiyorum detayını ama filmlerde falan görmüştük di mi?
 Zafer Takı. Ah gel bir de Ank kapılarına bak :((((
 Yine Gaudi'nin bir evini arıyordum. Adını unuttum şimdi.
 Şu ejderhaları bir rahat bıraksanız a!
 Bu satılık bir şato. Caddeye hakim.
 Ezcane :/
Abi nedir bu estetik, bu renkler falan.
 Bu da, evin önünden geçip de görmediğim için, ertesi gün tekrar gittiğimde bulduğum Gaudi'nin ziyarete kapalı başka bir tasarımı. 
 23 Nisan! Kurlu olsun!
Dünya Kitap Günü ayrıca. Bir de Barselona'da sevgililer günü gibi bişi.
Her yer kitap ve gül satıcıları ile dolu. Kek yapan, satanı da vardı elbet.
Bekledim biri gelir, kitap olur, gül olur verir diye.
Dahası oldu, sahilde bir adam öptü beni dodaklarımdan. 
Tek başımaydım o gün, Qankam hasta olduğu için.
Bana kimse inanmaz diye öpen adamla selfi çektirdim ahahahah
Kart sapık.
 Yine mi ejderha.
 İşte Barceloneta! Buradan kum getirdim Saçaklı!
Arkadaki de balık. Pul pul görünüyor, parlıyor. Ama değilmiş. Yakından baktık.
 Parktaki insanlar. 
Ve işte o gün en leziz paella ve sangriayı, pilaj yolu üzerinde rastgele girdiğim bir yerde yedim.
kaldığımız süre boyunca da, babam orada olmadığı için, ne çıktıysa yedim.
karfurdan aldığım limonlar da ek olarak balıkçıda işe yaradı.
Akdeniz kenarında yaşamak bir ayrıcalık yav.
 Ertesi gün de, Mountjicic'e çıktık. Yahudi Dağı anlamına geliyor.
 Bayılıyorum konteynerlere, vinçlere <3
 Sonra hazır dağda iken, Joan Miro sergisini gezdik.
İşte o vakit anladım kendisini.
Ama realist çizimleri daha iyimiş. Sürreelleri anlamak için o vakitte olan bitenden haberdar olmak gerekiyor.


 Gaudi'nin ilhamları.Bizde böyle ağaç kökü var mı?
 Sonra El Pablo'ya gittik. Burası İspanya'nın dönemlerinin bir araya getirildiği bir müze. İçeride ayrica sanat galerisi, kerane tatlıcısı, tasarımcısı, kafecisi falan var.
 Unuttum söylemeyi, tüm şehir ilk 2 gün portakal çiçeği kokuyor idi. Bayılırım. İzm'de bahçede vardı. Miss
 Yansırım.
 Hah içerde manastır olsun, kilise olsun, tüm günlük faaliyet şeyleri mevcut.
 Ben Dali - Picasso olan bir sergiye girdim burada. Seramikler vs. Şu an daha iyi anlıyorum kendilerini.
Sanatla doldum, taştım.
 Bu da bir sokak yine El Pablo'da. Şu direklerin üstleri hep aşağıdaki gibi farklı heykelciklerle dolu.
 Bu, benim. Sıla'anım kolyemi gönderende.
 Akşam da flemenkoya gittik. Soldan ikinci abimizi, yenge nasıl mum ettiyse, neresini kesmekle tehdit ettiyse artık tavana tavana bakarak şarkı söyledi.
Sanırım yenge de, bu yeşillidi.
Allam o ne gırtlak, o ne canhıraş bağırmak, o ne dans, o ne müzik, o ne tepişme. Yenge sürekli titrediği için, ben de Benjamin'in ayarını yapamadım, çok iyi bir foto çıkmadı ortaya.
Ama o meymenetsiz, memnuniyetsiz surat bende de var. Özümde flemenkocuyum.
 Burada da ne yazıyor biri söylesin.
Bence ölümcül kazalar olabilir, bu çizgiyi geçme diyor. Gördük de, oldu valla.
Off şu katedraller.

 Bu önemli!
Yukarıda gördüğünüz kilisede, bir düğün vardı!
Oh yeah!
Oturduk, izlemeye başladık. 
Sonra bir fark ettik ki, damat arada sandalyeden kalkamıyor, yenge koluna giriyor kaldırırken, otururken.
Ay gelsin gıybet. Kesin kadın Filipinli ve bakıcısı. O yüzden evleniyorlar.
Ya belki bakıcı çok iyi bir insandır, adam parayı ona böyle bırakmak istemiştir.
Ay kadın kaç yaşında acaba?
Adam kesin 80+
A bir görsek, derken. 1 saati geçkin törene katıldık.
Papazımızın da gözümüze gözümüze soktuğu şeyleri de söyliyim.
Kendine şarap döktü kasesine. İçti bi güzel.
Sonra tören süresinde, kaseyi bezle sildi, parlattı :/
Allam otur, kalk bitmedi tören zaten. Damat arada bıraktı, hiç kalkmadı sandalyeden.
Neyse, sonunda yürüdüler. Yengemiz çok genç değilmiş. Benden büyüktür ama. Damat 80+! Bildik.
Sonra başlarından gül döktüler. Pirinç dökseler biraz ayıp olurdu bence.
keh keh
Ben de zaten o gün çok bitkindim. İlaç almama rağmen fellik fellik dolaştım Barselona'da. Oturmak ve gıybet iyi geldi.
Bu da benim en çok sevdiğim yaz bitkisi. Çok güzel kokar. En çok Seferihisar, Gümüldür tarafında bulunurdu ben çocukkene.

Bu gezi yazısı da burada biter. Gaudi için özel bişiler yazmak isterim. Daha geyiği döner bu gezinin ama bu sefer böyle olsun. 

15 comments:

  1. süper gezmişsin be yau!! ispanya'ya yıllardır gidicem, ayaklarım geri gidiyor. yemek, mimari, insanlar filan muhtemelen şahane ama o ispanyolca yok mu, başımı ağrıtıyor bacım yaa.. benim için fazla gürültülü ve abeci bi dil. sanki sürekli birbirlerine saydırıyorlarmış gibi bi his uyandırıyor. bu da bende böyle bir arıza işte. ama teşvik edici post'larının ışığında artık planlıycam ben de bi sefer. bu defa kararlıyım .

    ReplyDelete
    Replies
    1. :)
      çok konuşmuyorlar. belki de en sessiz Akdeniz ülkesiydi benim gördüğüm.
      adamlar o kadar gevşek ki, kafelerin sokak sandalyelerinde kaykılarak cava içiyorlar.
      hiç gürültü yoktu bak.
      gidilmesi gerekir ama euro paritesi ile bir daha düşün bence.
      1 sümükbezi paketine 1 avro verince ahehaheeh
      pegasusun ucuz uçuşlarını kollayıp eylül'de falan?

      Delete
    2. hehee susmuş kalmışlar herhalde kriz mriz :)) benim açımdan hayırlı bi haber!
      evet, pegasus'u kovalamak lazım bilet için. zaten yaz sıcağında gitmem, en iyi ihtimalle ekim. haberleşiriz o vakit ;)

      Delete
    3. Aradigin her bilgi bende bebek!

      Delete
  2. Her yeri gezmişsin nerdeyse:-) Nerdeyse diyorum çünkü: 1; hani Barcelona stadı hani :-) 2; Erotik müzesi vardı, çok eğlenceliydi :-)

    Güzel fotoğraflar:-)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Azeee <3
      Neredeyse zira evet
      1- stada gidip hacı olamadım.
      2- erotik müzeyi önermediler. ama marilyn monroe'yu gördük. onu biliyor musun?
      la rambla üzerinde bir binanın balkondan eteklerini savuruyor, kıkırdıyo sarı peruklu bir genç :))
      3- tibidado'ya gitmedim.
      Teşekkürler, hayatımız seyahat olsun!!!
      Ya yorumlar yapıyorum, festivallerden haber veriyorum, yorumlarım çıkmıyor bloglarda. tatile gitmicem. iptal ettim. plan nedir?! :D

      Delete
    2. Nerede çıkmıyor yorumların, nerede çıkmıyor?!
      Hangi festival? Gidelim:-)
      Şimdi ben bu hafta sonu doluyum. Pazar günü ALES sınavına gireceğim. Ondan sonra her hafta sonu gidebiliriz bir yerlere.. Maalesef şimdilik ciddi bir plan yok. Ama aklımda, Amasra ve Kapadokya var... Sokratesi'ide dürteriz, uyar o:-))

      Delete
    3. Takip ettiğim blogların yarısında var ama yok :))
      Ay başarılar!!!
      Kapadokya'ya çok gittim ben de Amasra süper olur!

      Delete
    4. Amasra'ya gidelim o zaman yaaa:-)) Mayıs sonuna planlayalım, biz yaz tatiline girip şehri terketmeden:-(

      Delete
    5. Gidelim.
      30-31 mayıs sınavlarım :)

      Delete
    6. 30 Mayıs öncesi mi sonrası mı diyorsun yani? 23-24 Mayıs uyabilir bana. Sokrates'e de uyar sanırım.

      Delete
    7. Vatzaptan yazicam. Basarilar yarin icin :))

      Delete
    8. Tımam:) Çok teşekkür ederim...

      Delete
  3. ayyy büyük hayranıyım şu ispanya postlarının jardzy!

    ayrıca o memeli kadına da çok aşık oldum. içe göçüklü olan. (sanattan anlamadığı gibi gördüğünü de tarif edemiyordu)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ayyy daha iyilerini yapim ozman :))
      O memeli kadin ben ilucam, oyle yayicam falan :))

      Sanati hissiyat olarak almaliydi. Duygularini tairf edemede de, doyasiya yasamaliydi.

      Kehkehekeh

      Delete