Thursday, October 29, 2015

Hadi

Vatan borcumu odeyecegim bu pazar fulfors!
Bugun saat 1de toplanti, 2de egitim var.
Oyumu da Komunist Partiye verecegim. Belki de ilk defa icim rahat donecegim sandigimdan. (Oo cogzel ikili anlamlandirma yaptim).
Sosyal medya oyunu kime verecegini aciklayip, arkadasliktan silinme talebi furyasindaymis. Silen silsin, dagin haberi yok!
Blogumda pek siyaset konusmam, sevmiyorum zira. Bu seferlik olsun. Gelsin kapimi holmatrolarla kessinler. Acitacak neremiz kaldi?

Bayramimiz kutlu olsun. 

Sunday, October 18, 2015

Ulubey Kanyonları

Arabaya bindiğimde bulamadım. Fotoğraf makinesinin hafıza kartı yok! "Amaaan yolda bir şey çekmem ki zaten, hep gördüğüm yerler "dedim. Evet, öyle bir bıkkınlık. Sadece bende yok, hepimizde var.

Uşak'a vardığımda, kanyona uğrasam mı diye düşünürken, levhayı gördüm. "Hmm en iyisi şehir merkezine gireyim de, oradan hafıza kartı alayım, şur'daki dönel kavşaktan döner, geridekinden de içeri girersem" diye düşünürken sağa saptım. Solda bir fotoğrafçı gördüm. Hala ilerliyorum, sonrasında dükkanlar bitti ve bittiği yerde yine kanyon levhası gördüm. U yapıp, fotoğrafçıya gittim. Kartı satan dükkan yoksa, satanı bilen fotoğrafçı vardır?!

Hakkaten de biliyormuş. Hemen 2 dükkan sonrasındaki telefoncuya götürdü beni. Ellerindeki 2 adet 4 gblık karttan birisini aldım. Dönüşte tekrar fotoğrafçıya teşekkür ettim. Çünkü böyle insanlar az ve kıymetlerini bilmek lazım. Amca yerinden kalkıp, bana o an fark etmediğim yeri göstererek "şuradan dön" dedi. 

Döndüm.
Karnım acıkmıştı ben değil, güneş tepedeydi. Fotoğraf için hiç uygun değildi. Yine de gittim.
 Güneş bari azıcık da olsa yatsın diye yemek yedim. Güzeldi.
Her yerde tartışma var, ben de ilk okuduğumda "hade len" demiştim.
Bu kanyonun dünya sıralaması hakkında çoğu kişi yazmış, etmiş.
Gerçek şu; bu kanyonlar silsilesi dünyanın EN UZUN ikinci kanyonuymuş.


Beslenmemi tamamladıktan, ona buna inat, nispet yapmak için fotoğraf yolladıktan sonra kalktım. Niye nispet, çünkü Kula'dan sonraki gezi noktası burasıydı.
İşte kafaya koyduğunu yapma, işte determinasyon!!!
Sonra da cam terasa çıktım.  
 Cam terasa cüzi bir para verdim. Yakınına geldiğimde birçok insanın ensesinden mandallanmış kedi gibi kaskatı kesildiğini görmüştüm. Cık cıkladım içimden.
Sonra bana verilen galoşları yeşil kısımda ayağıma peh peh diyerek geçirdim. İlk altı betonlu cam kısmı geçtim ve alttan boşluğu görebildiğim yere geldiğimde, eh benim de kaskatı olmam gerekiyordu.
Geçenlerde yayınlanan Çin'deki cam köprüde insanlar emekleyerek geçiyorlardı ya, o vakit anladım.
Korkunç. 
Çok ürkütücü!!!!
Ben de uçak sallanınca koltuğa tutunanlar gibi, çelik kirişlerin birleştiği yere basa basa yavaşça uca geldim.
Geldim de, sallanıyor koca teras.
Çocuğun biri ardına neft yağı yemiş at gibi bir oraya bir buraya koşuyor. Aşağıya da bakıyor eşek!
Herkes ince çığlıklar atıyor. Sallanıyor, sallanıyor!!
Anası laf etmiyor çocuğa. Ben de titreye titreye fotoğraf çektim. Tam döneceğim baktım neftli çocuk sakin sakin dolanıyor terasta.
"Noldduuu?" dedim. İnadına yapıyormuş, başladı yine koşmaya. 
Te'Allaaamm!
Koşma dedim ben artık ama korkar bir halde. Annesi artık müdahale etti. 
Neyse, indim oradan.
Gidince anlarsınız.



İşte böyle bir yer. Sağda cam terası görebiliyor musunuz? Bir fikir versin.

Fotoğraflar ışık koşullarından ötürü şahane değil. O yüzden boyutunu küçülttüm. Makine ile henüz zaten kaynaşamadık. Bana bu makineyi neden salı günü verdiniz ki zaten :Ü

Bu ülkeyi, dünyayı sevmek için binlerce neden var. Yeter ki kötü insanları olmasın.

Thursday, October 15, 2015

Lanet

Su ilcede en sevdigim sey yukaridaki dokAnmatik lamba.
3 kademesi var. Ilk durtukte kisik 3ncu durtukte fulfors yaniyor. Ama aciz gozlerime derman olmuyor.

Onceki ilcede karar alip uygulayamadigim gomlek isine giristim burada. Parasi yok derler diyen oldu. Olsun. Daha neler diyorlar bunu da desinler. Ayip bisi yapmiyorum.
Ilk musterimin verdigi gomlek beyaz. Ama yakasi, yikanmis olmasina ragmen operet soyleyen ve perdeden memnun olmayan kadinlarin yaptigi gibi aaaaaaaaalamama sebep olacak kadar koyu renkti.
Bulasik deterjani alip citiledim. Hmmm cikti gibiydi ama. Tabi gomlegin bir hatiri varsa sayilir derecede islanmisti.
Buhari basarim kurur diye dusundum de, bu sefer siyah siyah leke birakti. Zaten kurumadigi icin kirisik gibi. Utu masasi sirilsiklam.
Diger gomlege gectim. Oh yea. Iste utu beaa dedim.
Bitti ikisi de. Bir baktim utusuzken daha iyiydiler, ahahahamq 
Sahibine once maviyi gosterdim. Hmm cogzel dedi. Yalan soyleme dedim. Cunku kiris kiris. Yok yok dedi. 
Beyaz gomlegi bekliyor. 
Bir sorun var dedim. Gozlerini belertti. Pesimden utu odasina geldi.
Ben islak temizleme yaptim ama fazla islanmis dedim. Olsun damlaya damlaya kurur dedi. Iyi de tekrar utulenmesi lazim dedim, bisii olmaz dedi.
Utancimdan senden para istemicem dedim. 
Bisi demedi. Para da vermedi. Cunku hakkaten bok gibi ve kiris kiristilar.
Sonra dedim ki ya mudur, lanetli olmam lazim. Benim gomleklerim hic boyle olmuyor. Elimi neye atsam siciyorum dedim. Guldu. Bu dedim 3 senedir boyle. Napicam yaah dedim. Bisi demedi.
Boylece bir girisimcilik maceram ilkinde patlamis oldu.
Ben diger fikirlerimi de deneyecegim. Ne demisler, acemi pehlivan bir seye doymuyordu, neydi yea üff. ama vaz gecmek yok.
Ogrenecegiz.
Daha mutlu hayatlar kurmayi ve bundan daha iyisine layik oldugumuzu kabul edecegiz.
Yarin kendi gomleklerimi utuleyip 'utu kalitesi' diyerek dolasayim.
Bugun olmadi, yarin olur.
Bir de kumbara ayarlayip, biriken para ile yine gezmeye devam etmeliyim.
Bugun seyahat listeme en az 4 mekan daha ekledim. Cok fena coook.

Iyi insanlar olmaliyiz.
Kotuluk yaomaktan uzak durmaliyiz. Amin bin.
Sevgiler,
Ege'nin en pis havasi olan 3 yerinden biri, Turkiye
2015


Tuesday, October 13, 2015

Gitti Gideli

Oysa cok canim yandi. Cok uzuldum.
Bazen sigara icebilmeyi istiyorum, olume daha yakin olmayi. Olmuyor, icemiyorum. Sonra zaten aklima temelde sigara icip kendi bedenlerine saygi gostermediklerini dusundugum ve bu yuzden terk ettigim eski sevgililerim geliyor. Sevmistim oysa. Simdi arkalarindan aglasam ne fayda.
Bu planetlerin dizilisinden mi ne, artik biri soylesin.
Yuzumuz ne zaman gulecek?
Aku'yla savasimiz ne zaman sona erecek?
Benim Samurai Jack ne zaman gelecek?
Kalede hapis pirenses miyim? Ahahah
Saclarimi uzatiyorum tekrar, yemin ictim.
Hep bekledim, hep. Sihirli bir degnek ciksin ortaya. Her sey degissin. Dunyanin kac bin milyonluk omrunde denk geldigimiz doneme bak. O sihirli degnek sihirinden arinmis halde geldi, gotume girdi be hey!
4 ecnebi ile calisiyorum. Bana Turk gibi dusunup davranmadigim icin tesekkur ediyorlar.
Azinlik olmayi en iyi ben bilirim. (Ahahah dick-tator yaklasimi) 
Insanlar kotu. Kotu insanlara iyi olamiyorum. Olsam belki onlar da degisecek. Onlari yok saymak daha kolay geliyor. 
Bu, diyorum planetler ne zaman dogru dizilecek?
Bu yalnizligim dunya uzerinde hic mi bitmeyecek?
Nereye ait oldugumu ne zaman ogrenecegim?

Ne zaman geleceksin? 
Her yer kan ve gozyasi golu. Aglarken insan terliyor ya, blood, sweat and tears.
Butun gece Ibraam Tatlises dinleyip, aglayasim var. 
Ama o bile ne faydasi var diyor.

Ibrahim 'teselli etmenin ne faydasi var' dedi.

Yarin oturup 2015 muhasebesi yapicam. 


Kuladokya

Katakekaumene veya Yanık Ülke veya Yanık Yöre veya Yanık Miras.
Ege'ye gelirken işte bu yanardağın yanından geçiyordum hep. Bir gün bir arkadaş, "o volkan" dedi, birlikte gidiyorduk. Sonra internetten baktım ettim, bir de öğrendim ki, ülkenin ilk jeoparkı buradaymış! Oha!!
Belediyeyi aradım. Neresi giriş, nasıl yapılır, ne edilir diye sordum. 24 kişiden az olmaz dedi adam. Sonra kuyruğumu kıstım ben 24 kişi nerden bulcam?
Yine de o vakit rehber olarak iletişim kurabileceğimi söylediği kişinin numarasını almıştım. Sene 2013.
Son Ank yolculuğumu arabamda bir jeologla paylaşınca, "olm nasıl bilmezsin" dedim ve bayram dönüşü gidelim dedik.
Gittik. NİHAYET!!!
24 kişi olmadık ama önce 14tük. Sonra herkes caydı tabi. Şoför dahil 7 kişiydik ve çok güzel geçti!!
Yanımızda jeolog olunca rehber vermediler ama harita verdiler <3
İlk girişi biz Peri Bacaları'ndan yaptık. Diğer adı ile Kuladokya.
Ama hatırlarsanız, Afyon Seydiler daha güzeldi bu açıdan. Buranın da fotoğraflarını çekmiştim. Ek bilgi, Ferhat bazan gece 12de iyi geceler smsi atıyor. Ergenin hayalinde kaldım, biri beni kurtarsın!

Neyse, buradaki formasyonun adı seçici aşınma :)
 İşte o bacalar! 


 Dramatiş!
Tabi bu dramayı, "işte bunlar hep düdük" diye mahvetmiş, bildiğim tüm jeolojik terimleri sıralayıp, saçmalayıp gülmüş olabilirim. Ama yalnız değildim.
Bir de bunu İtalyanca yapıyoruz. Elimizi bir İtalyan gibi kapatıp, "bene risotto" diyoruz. Sonra da kahkaha atıyoruz.
Neşeye ihtiyacımız var.

Yukarıdaki yatay bazalt sütunları. En güzeli Karadeniz'de. Daha da kötüsü ben bunun altında çalıştım da ortam müsait olmadığı için fotoğraf çekememiştim Giresun'da. Hala üzülürüm.
 Jeoparkta önemli yerlere gidişi böyle ayırıyorlar. Görünce girin :)
 O halatlı yolun sonu bu Bazalt sütünlarına çıkıyor.
 Ben kendimi burada ölçek yaptım.
 Taşta açan çiçek. 
 Sütunların genişliğine dair lekeli bir fotoğraf.
 Lavların yan kesiti.
 Jeotermal kaynak. Ben orada burada fotoğraf çekerken, verdiğim plastik bardaktan herkes suyun tadına bakmıştı. Al dediler. Aldım. Öyk. Ilık su!
Belki de biraz önce geçtiğimiz kaplıcalardan geliyordu, bilemedik. Birisinin krili bedeninin suyunu içmiş olabiliriz.
Ayrıca Kula Maden Suları fabrikası da bu 300km2lik alan içinde.


 Böyle de güçlü bir kahramanım ben.
İçi bu lavların boş olduğu için hafif ve üzerinde yürürken takır tukur ses çıkarıyorlar. 
 Bu köprü şöyle özel, bir ayağı lavların tarafında, diğeri sedimenter bildiğimiz toprak diyim.
 Burada da lavların üzerinde düşmemeye çalışırken. Özellikle sarı giydim, siyah lavların üzerinde kontrast yapmak için. Harika birkaç fotoğrafım var ama onları buraya koyacak değilim <3
 Sonra jeoparktan çıkıp Kula'ya girdik. Yanlış girmişiz. Aracımız da büyük. Servis kiralamıştık. Şoför amca süperdi. Amca aracı geri götürecekken ben indim, fotoğraf çekiyorum. Arkadan biri yanaşıp "bizi de çek" dedi. Ya üff çakıcam şimdi ağzına diycektim ki :D yukarıdakilerle karşılaştım. Plaka İzmir olunca, sorular sorular. Telefonunu verdi. "Benim aracımı da kiralayın ben Iğdır'a gittim bununla" dedi. Tamam dedim. Email adresi vermediler ama akşam sms atıpi isteyeceğim.
 Buradan kurtulup esas hedefe kitlendik. Yanardağ!
İki tane büyük var, diğerleri küçük.
 Aşağıdaki büyüklerin küçüğü. Küçük Divlit.
 Şu taşların üzerine tüneyip, peynir, ton balığı, ekmek yedik. Muhteşem bir yemekti! Birer somun Akhisar ekmeği yedik. Ayağım kadar!!
 Bu da, volkanit kraterlerinden biri. Püskürmüş de püskürmüş.
 Şimdi aynı fotoğrafın sağında krater konisine inmek isteyen İtalyan kankamı göreceksiniz. Size fikir versin. İşte bu da köpürmüş de köpürmüş. bunun akıttıkları da aşağıda.
 İşte lav denizi!! <3 Google Earth'ten bakınca simsiyah görüyorsunuz. Sanki evlerin arasından akmış gitmiş gibi. Ama tabi lavlardan kalan boşluklara gecekonduları dikmişler. Acayip etkileniyor insan. 
Bazıları, akıllı olanlar lavların üzerine dikmiş binayı.
Ve azim ettik de Küçük Divlit'in krater ağzına çıktık. Pabucumun rengini ve boyutunu görüyorsunuz.
Muhteşemdi!!
Çok güzel bir gezi oldu. 

Oraya çıktık da, inmesi zor oldu, kaya kaya. Ama neyse ki iri arkadaşlarım var. 

Daha fazlası için:
Atlas Dergisi
WikiPedi
Unesco

Monday, October 12, 2015

Birkac donum zeytinlik alip, zeytin isine mi girsek?

Arayan soranlara tesekkur ederim. Ben orada degildim ama ablam oradaydi. Iyiyiz.
Ama ben yine bu toplumsal buhrandan siyrilmak istiyorum.

Biz o gun Bergama'ya gittik.
Altimizdaki tipi sikimsonik, kendisi biyonik Duster ile o daracik sokaklardan gecebildik. Sanirim bir duster bir de esek girebiliyor oralara. Hic bir yeri de cizdirmadik.
Az gittik, uz gittik bir kopruye geldik. Kopruye arac gecisi yok. Bakalim, ustune cikalim derken, kopru basindaki evden bir amca cikti. Az once el salladigimiz bozuk Turkcesi ile uvey babamin merhaba dedigi kadinlar da geldi. Motoru kapatip, sohbete basladik.
Oncelikle zeytin su an yapildigi gibi surekli sulanmazmis istifa-edip-egede-zeytin-isine-girelimciler. Ilk uc ay sulanirmis, sonra birakilirmis. Ve bu yuzden de zeytinlerde hastalik baslamis. Bu sene zeytinlerin yaginin fiyati fahis, tebrikler.
Sonra bize nar vermis, ben o sirada koprunun diger ucundaydim. Turbeye gidip dua ettim :)))
Konus, konus, amca anlatiyor. Iki cocugu varmis biri polis biri hemsireymis.
Otur dinlen diyorlarmis ama o calisiyormus. Marangozmus eskiden. Simdi babadan kalma bahcede calisiyormus. Sebze satiyormus, hormonsuz; organik demedigi icin opcektim. Kendi yasitlari emekliler heep amelyat olmuslar. O bir bu sene cok calismis, cok terlemis. Motora binip terli terli yol yaptigi icin usutmus. Bobrekleri agriyormus.
Biz nerden geliyormusuz. 
Bu sohbetin sonunda bana tanidik gelen adam 5 sene birlikte yakinen calistigim hemsirenin babasi cikti.
Dunya cok kucuk. O yuzden uzun uzuuun anlattim.
Ha bu arada o iki kadin bana turbeyi tarif ettiler. Sonra arkamdan gelmisler, icine girdik beraber. Bir tanesi kafayi optu. Hani o esarp baglanan kisim. Digeri ortuleri cirpti.
Bana da dua et dediler. Allah kabul etsin, dunya barisi istedim tipki bir kainat guzeli adayi gibi...
Oysa para istemis biri bol bol. Para istemek dogru degil bence bereket istemeli.

Hala nasil calisir diye kurcalayamadigim ve ad bile koyamadigim yeni makinamla birkac foto cektim. Sabirsiz adamlar bunlar. O yuzden durdurup foto cektiremiyorum. Nazimi cekiyorlar ama ayip. Halbuse size uzerinde eyfel kulesi olan demir fabrika kapisi, kanatlari olan bir orca balina ve daha bir suru kitsch unsur fotografi gosterebilirdim.
Beni cok heyecanlandiran, senelerdir hayalini kurdugum geziyi dun yaptik. Onu da fotograf ayiklamasini yapip post eylerim.

Da kopru.
Yukarisi Akropol.
Bereket Ya Rabbi
Bu da kediseverlerdenprimtoplama fotografi.
Instagramda en beYendigim fotolarin hep yol olmasi. Sevgili C.'ye ben de bu noktada selllektor cakiyorum.
Bu Guduk Minare. Sehir icindeki eserleri kirletici olmadan cekmek cok zor.

Bu da turbedeki mezar. 






Thursday, October 8, 2015

Postahane


Bu sene noterleri ben kalkindirdim. Bu kacinci oldu!?

Ofkemi sevgiyle kabul edip, yolluyorum. Boyle mi yapcaktim?

Ilceye indik, notere. Cok kalabalikmis diye de yakindaki eskiden koy olan mucavir sahadaki peteteye gittik. Arada 17 dk yol var.
Meger kargo kabul etmiyormus. Uzerinde fotosen olmayan kelle fotografim olan kiymetli evraki alip, ilceye donduk.

Benim kellemi red eden kisi aslinda o koyun (eski sinifiyla koy) postacisiymis. Kapimiza gelen, selam veren, herkesin baktigi, merak ettigi.
Sonra bir dukkan acmis petete kendisine. Oturtmus. Dukkan buyukmus eskiden. Simdi yariya bolmusler. Tostcu dukkani. Zaten arabayi durdurdugunda sofor, ha? Ne? Geldik mi? demistim.

Bizim sirket yardim dagitacagi vakit (sosyal sorumlulugumuzun bilincindeyiz ama kendi calisanimiza zarar vermeyi onlemeyiz) kolilerin dolu oldugu arabaya atarlarmis onu, sunun evi surda, bunun evi burda diye gezerlermis.

Noterde bir adam vardi. O da kaza sonrasi pert olmus arabalari satin alir, duzeltir kazali halde satarmis. Degisik. Benimkini verelim dedik, istemedi. Virajda tepetaklak gelmis bir arac varsa yollamamizi istedi. 

Iki aracimiz vardi aslinda. Ama nedense normal hizda virajda devriliveriyorlar. A! Bak sen, arac kendi kendine devrildi, diyorlar. Kendileri gibi olan patronlari da a bak gordun mu, ozur dileriz, bizim hatamiz deyip altina yeni araba veriyorlar. Cunku sosyal sorumlulugumuz var. Yanlis arac kullanip, ciddi zarar veren calisanimizi, koydeki fukaralari besliyoruz, iki paket makarna, bir kutu salca ile ama kendi calisanimizi ogle yemegine gondermiyoruz. Beslensin fakirler.

Postaciya 'sen senelerce gezdin, simdi otur, dinlen' mi dediler? O adama oturmak ister misin diye soran oldu mu?

Bizim sirket dedigim, genel. Kendi sahip oldugumuz, kayinpederin dukkani, adini cok duydugumuz mafya otobus firmasi yolcu katili, koca holdingin en buyuk cirolu sirketi veya devlet kamu ve kurulusu olabilir. Herkes ustune alinsin. Sanki farklisi var.
Ya dur bak, belki noterler farklidir. 


Sunday, October 4, 2015

Hayat uzerine

Son 2 yilda ne boktan bir hayatim olmus :)
Kimi bloglari ihmal etmisim, kendi derdime dusmusum.

Bugun sanki ilk defaymis gibi bir pazar gunu gecirdim.
Cok gec kalktim. Egeli olmaya donuyorum artik. Sabah 11 de kahvalti yapiyorlar. Dunku 2 kapi eglenceden sonra sabah erken uyanmis olsam da kalkmak istemedim.
Aslinda plajda piknik yapma fikri vardi aklimda.
Ama hava sicak, sahiller yine ciplaklarla doludur. Kimse de hadi gidelim demeyince arka bahcede cimlerde yattik.
Belki de 10 sene olmustur, uzun zaman sonra giydigim kalin askili bir atlet ve kot pantolla guneslendim. Kollarim renk degistirdi. Henuz kasinti yok. 50 spf bu marka iyiymis. Biterse yine bundan alicam.
Gunesin verdigi rehavetle odama cikip bir guzel uyuyunca, artik kalkip ders calismam lazim.
Once bir seyler kemireyim.
Fal baktirdim.
Hayatimda yeni baslayan sey, is ve iliski olabilirmis, cok iyi bitecekmis. Gelecegim temizmis. Bir hasta iyilesiyormus. 2 hediye geliyormus. Adres mi bekliyorsunuz? :D
Bir misafir geliyormus, onu sahile goturuyormusum, yagmur yagiyormus. Aaaa dedim ne sira disi. Burada baska bisi yapmiyoruz ki misafir gelince.
Bir de biri beni cok ozluyormus, surunuyormus ozlemimle. 
Surunme, kalk gel. Yagmurda sahilde bira icelim ehehe
Boylece fotograf da cekemedim yine.
Duz yaziya kaldiniz.
Ben simdi ders calismayi otelemek icin burc falan okurum. Once gidiyim nefsimi, karnimi doyurayim.
Sevgiler,
J

Thursday, October 1, 2015

Patavat 2

Daha onceki ayiplarimi yazmistim.
Gecenlerde seneledir cocugu olmayan bir ciftin cocugu olacagini ogrendim. Adama 'Allah hayirli olumler..' Sustum. Duzelttim, 'hayirli omurler'. Haysiyetsizin teki olmasina ragmen gulumsedi, sustu.

Bugun meger ayagi kirilmis genc kizi cok uzaktaki revire yuruyerek gonderdim. Bosluguma geldi valla. Sonra agrisi artinca hastaneye ben goturdum, ilgilendim cunku utandim. 

Bisi daha vardi cok cok ayip, ama insanin kendini sevmesi, savunmasi mekanizmasi iyi isliyor.