Thursday, March 31, 2016

Tükürük

İlkokuldaki Hayat Bilgisi dersinde insanların yere tükürdüğünü öğrendiğimden beri yere bakar, tükürük varsa, nefesimi tutar, hızlanırım. Buharlaşarak havaya karışan tükürükle başka insanın bakterisini solumayayım diye.
Yoo, hayır. Normal bir insanım ben. Bu da normal bir tepki.

Bu nerden çıktı? Ayh bu Çinliler her yere tükürüyorlar. Hatta ben henüz şahit olmadım ancak üst düzey şirket sahipileri, lüks lokantalarda bile tükürürlermiş. Benim gördüğüm, yemekhanede yere tükürüp, üzerine basılmasıydı.

Şimdiye kadar iVrenmeden okuduysanız, şimdi komik ile gerçek arasındaki kısma geçiyorum.

Sipiritüeller, sabah tükürüğünü yutmamamızı, metal kaşıkla dilimizi, yanaklarımızı sıyırmamızı ya da oil pulling yöntemi ile ağzımıza hindistan cevizi yağı, susam yağı vs alıp, 20 dakika, off evet ya, çalkalayarak, tuvalete tükürüp toksinlerden arınmamızı söylüyorlar.

Kaşık yerine dil temizleyicisi var evet ama üşendim almaya. Alışveriş kotamı benzine yatırmaktayım bu aralar. 
Sonra bir de fark ettim ki, ben yapıyordum bu hindistancevizi yağı şeyini. Neden bıraktığımı unuttum. Eminim çok çok seyahat etmektendir. 
Kil de almam lazım, aktara gidiyim bari.

Off yine saptım.

Diyorum ki, bu Çinlilerin şen şakrak olmasının nedeni belki budur. Sürekli tükürüyorlar?!

Ben de başlayabilirim yakında. Bir de yeşil çay ve sirke tüketimi ile ciltleri de çogzel. Şişman bir tane çinli var; o da Ekmek bey. Aşçı olan. Ama şişman denmez yani yemin ederim kemikleri iri sadece.

Şu hindistancevizli dönemlerde daha mı iyiydim ruhsal olarak düşünmeye başladım. Bir daha başlayacağım. İçimin karanlığı dışıma vurmaya başladı 
aserkhsaekrhasekrjhsekrhekrs

Şuraya da emaye bir tükürük hokkası koyuyorum.
Bilmeyen varsa, öVrensin.

Yutmayın, yutmayın. Tuhalete tükürün sabahları.

Monday, March 28, 2016

Su Almakti Amacim

Bugun henuz basima gelmemis olan mudurum, bir suru sorun arasinda, 'eee? Bugunun kelimesi ne?' Diye sordu.
Oma hergun bir Turkce kelime ogretmemi istemisti, sovanlari yaktigimdan beri.
Bugunun kelimesi 'boktan' dedim. Cumle icinde kullandim.
Boktan bir gun.
A shitty day.
Sonra da, dur yazcam ama belge taramam, bisiler yazmam lazim, dincem sanaaa!
Cevap; bu iyiydi.
Yazamadim tabi. Iyi geceler, sabah 4te kalkcam demis.
Ben de bisi demedim.

Boynum bukuk, kamburum cikik eve gidiyorum. Su alma gerektigini hatirladim. Eski is arkadasinin Izm-Canakkale yolu uzerindeki markete kirdim diLeksiyonu.
Aaa, gecen sefer karsilastigim guvenlik personelinden biri orda. Arabayi yola paravan yapmis, iciyor.
Nabers vs derken, 'icer misiniz Jardzy hanim?' Dedi.
Araba kullaniyom, ama hadi iceyim dedim. 
Sonra muhtar geldi, gecen gun kilinan sehit cenazesinden ve sehidin annesinin bugunku cenazesinden bahsediyor.
Sigara uzattilar. Aldim bir dal. Sonra baktik, baska guvenlik geldi. Gecen sefer beni botlarimdan tanimis, ama utanmis, odunluga saklanmis.
4 bira, 5 sigara. Hadi bir de paket aldim. Elimizde bira araba yaninda iciyoz.
Bank var. Oturalim? 
Yok. E bu isin yontemi buysa tamam. Hadi bir tane daha derken, yav tuvalet yok dedim. Aaaaaaaaaa! Jardzy hanim, gel ben seni gotureyim!
Icerde tuvalet, cekyat, tv her sey varmis.
Dondugumde banki arabanin yanina cekmisler.
Les bildiginiz.
4ncuyu icerken, hadi sirkete gidelim?
Gittik. Arac dogu plaka ya, korkututuz dedik.
Bizim adam devriyeye cikmis, sirketin de olaganustu bir bakim halil
Ayni ilcede olup gormedigim arkadasa denk geldik amk.
Yesilayci bilinen Jardzy elinde bira, arabami guvenlik kullaniyor. Arkada diger guvenlik.
Kahve icmeye iceri girdik.
Orada da sohbet.
Oysa sadece su alacaktim. Evde su bitmisti.
Arada cenazelere uzulduk, valinin helikopterle gelmesini giybet ettik. Anasina ayri uzulduk. Baska arkadasi cagirdik. Cenaze akrabasininmis. Adam perisan, evine gitti, biz de sirkete,
Sonra yolda cevirme vardir diye beni iki araba ilceye biraktilar.
Donuste cevirme var onlara ama koy onlarin. Merak etmeyin Jardzy hanim, uc yol var. Geliriz dediler.
Ben de eve geldim, donduler simdi.

Saldim, gitti amk.
Her yer keder. Zaten kalp kanseriyim. Bari bilinen bisiden oleyim dedim.
Nerden nereye?
Bir daha su almasam da, tel numarami verdim.
Artik benim de bir kose tekel bayim, arkasina saklanip icecegim bir tempram ve ayyas arkadaslarim var.
Ustelik bana asik olan evli adam mudur olmus.
Geliyorum desem, hemen ise alir ahahhaha

Amk.
Dunyanin haline bak, kendi halime bak.
Hayat bana ne anlatmak istiyorsun?
Bakip bakip cozemiyorum ki?
Beyin gelistirme uygulamasinda da rekorlar kirdim. Sarhosken, ki su an kendimi bilmekteyim, kafam daha iyi calisiyor.
Hayati cozunce olecegim, degil mi?
Eee?
Hadi!

Eyvah Misafir Geliyor 2

Hafta sonu beyni, bedeni pelteye dönen birinin evine misafir gelince, tabi kek yapar, çay koyar. Şahane olmuş valla. Bugün 6 dilim yedim iş yerinde. Kimseyle paylaşmadım. Oh yeah!

Neyse, akşam ezanı 19:35 falandı sanırım. Ben de çayı koyayım dedim. Çay içmeyen birisinin çay KOYMASI ne zor bilemezsiniz. Zeugma'nın boğuştuğu gibi Çaykur poşeti ile boğuştum ama çok okuyan mı, çok gezen mi? :D
Çayı dökmedim, poşetin ağzını kestim.

Saat 20:30u geçiyordu geldiler. Onlar gelene kadar, kaynaya kaynaya su bitti, su!! ahehuerher
Lafıma bakmayın. Bulgar göçmeni bir arkadaşım der ki; "misafir 10 kısmetle gelirmiş. Birini yer, 9unu bırakırmış".

Neyse, sükseli karşı komşumu evde bulamamışlardı. İki kapı arası 2 metre bile olmayınca biliyorsun kapı çaldı mı, açıldı mı, kapandı mı....

Kapım çalınınca, açtım. Karşımda Hacı Amca! Yav, gıybet yabcaz, hayırdır dedim. Benim bu aralar, aklımdan geçeni karşımdaki okuyor. Kafatasım şeffaflaştı vallayi. Nine dedi ki, "biz hanımlar oturcaz dedim, sen de hanımsın, gel dedim. Getirdim Hacı amcanı" dedi. İçeri bir misk amber kokusu yayıldı, buram buram.
Hacı Amca terliklerini bıraktı yere, giyindi geçti. Hacı Nine de, arkasından. Amca elini öptürmedi. Nine annem gibi, hemen uzatıverdi.
Karşı Komşum yok mu dedim. Gelicek dediler. Geldi. Kadına telefon etmişler xD

Hoş geldiniz, sen de hoş geldin vs. 
Hiç özel hayat sorusu yoktu. Ama onlar anlattılar, bakalım ne anlattılar.
Hacı kadın ile adam aslında öncden tanışmışlar. Kadın, rahmetli kocası ile adamın evinde kalmış oğlana kız bakmak için. O derece tanışmışlar. 15 sene önce de evlenmişler. Hacı Amca için "çok akıllıdır" dedi. Sonra anlattı. Hacı Amca'yı tokatlayan tokatlayana. Ay biz pek güldük bu duruma Karşı Komşum teyze ile. Sonra da destek çıktık tabi.
Ancak kendisi, diktatörsevdalısı olduğu için de teyzem, laf sokmaktan geri kalmadı. Hayatımız laf sokmakla geçiyor. Bana sokan varsa, anlamıyorum ben, girmiyor vallahi.

Neyse, Hacıgiller 92+, teyzem 75. 
Bana da hakikaten bir talebeymişim, gencecik biriymişim gibi davrandılar. "Yav popiler, bu sene 40a giriyorum, meaşallah" demedim. Niye diyim?

Hacı nine, İzmir'e ilk yerleştiklerinde evde üşüyen 3 yaşındaki benden iyi olmasın kızını üşütmemek için komşunun külünü istemiş. Komşu, komşunun külüne muhtaçmış. Komşuluk yokmuş artık hiç. Keşke olsaymış vs. İşte tam o anda annem olmalıydı. "Anneaa H'nin evine artık taşındım" diyende, annem "eee komşuluk var mı*" diye sormuştu. Ben de yeah nabcam ben komşuyu ya, işten eve, evden işe demiştim.

Evet, komşuluk varmış. Pazar gecesi 20:30dan sonra misafir ağırladığıma göre. Ay ben bir de bu yüzden evlenmiyordum ha. Ahahah

Ay, meyve getirenle evlencem. Sorun yokmuş meğer. 

Teyzemin de eşi vefat etmiş. Aslında İst'da yaşıyormuş ama bu sene kışın burda kalmayı tercih etmiş. Eh benim de son model mersedesli, gri saçlı, atraktif bir manitam olsa, ben de gitmezdim ;)

Konuşmanın çoğu, Hacı amcanın iyi niyeti ile defalarca tokatlanması ve her gün haberlere çıkan ilçemdeki sığınmacılar, onların yazlık evlere yerleşmeleri, balkondaki ahşap korkulukları bile parçalayıp yakmaları falan oldu.

Ben katı olmadım. Nabacaklardı? dedim, biz de atılabiliriz yurdumuzdan. reteeğsever amca zaten, "dünya sahip çıkmadı, biz çıktık" dedi. Teyze yumuşadı falan. 

Netçede, beni sempatik bulmuşlar. Keklerde performans yüksekti. Diğer peynirli ekmek de nineye tuzlu geldi ama yedirdim işte çok şükür.

Bir de işte küçük memleket olunca, onun bunun gıybetini yaptık. Ha o mu? H bey şimdi Ank'da, çalışmıyor, ayrıldı. F bey atılmadı. Kayyım gelince Zyi işten çıkardılar, yurt dışına çıkma yasağı var vs. Ayh ben bunlardan ötürü arkadaşlarımla görüşmüyorum, komşularla onları konuştum. Olur öyle.

Gece 22:00yi geçiyordu, kalktılar. Temmuzda taşıncam dedim. Üzüldüler biraz. Evi temizlerken ninenin gelmesi +10 takdir poyints sağladı. Evimi de temiz buldular. Kiramı sordular 2 kere :D

Falan filan. İyiydi yani. Saatler değişti ya, bir de nerede hareket orada bereket, gece yarısına doğru anca uyuyabildim. 
Oysa bir önceki gece 21:00de sızmışıdım. 

Oysa, atalet evimin direğiydi benim.

Sunday, March 27, 2016

Eyvah Misafir Geliyor 1

Hatirlayanlar varsa, bunun bir yemek tarifleri kitabi oldugunu bilirler. Bir de ne vardi? Bereketli Olsun.
Bayilirdim o kitaba.
Neyse, cumartesi tum gun malak gibi yattim. Sabah elektrikler kesikti. Benim duzenim bozulmaya gelmez. Toparlayamam.
Bu pazar da, yine gevsek gtumu yaymisim. Tam supurcem ortaligi, elektrik kesildi. Amaan kalkiyim bi siler yiyim dedim. Guney yarimkuredeki mudur mail atip duruyor. Ona laf yetistircem diye sovanlari yaktim. Ama yilmafim, tekrar yaptim ve guzel bir yemek oldu.
Yemek uzeri gebeślesmeyim dedim, supurgeyi calistirdim, klorakli silme kisminda kapi caldi.
Ust kattaki Haci Anne mi Nine mi? Nine. Annem kadar cocugu varmis ya.
Gelcez, musait misin? Dedi,
Oh yeah, gelin tabi dedim. Temizlik yapiyorum.
Tamam karsi komsuya da soyliyim dedi. Anammm, bu muteassip mumin kadin yaninda benim karsi komsum ne anlatabilir ki?!
Haci kadina, ne zaman gelirsiniz dedim. Aksam namazindan sonra dedi.
Haa hazirlanirim o vakte dedim,
Saclarimi siksam yag akcak kadar dussuzum.
Hadi sen ort kapini dedi. Karsi komsunun ziline davrandi.
Once aksam namazi saatine baktim internetten.
Ohh daha varmis, napsam diye dusunmeye basladim,
Bir yandan nevresim degistiriyorum.
Fincan kek yapiyim dedim.
Cok uzun is. Ne geregi var alengirli islere? Fincani tencereye mi koysam, evde nutellas yok vs.
Kolay kek tarifi diye googledadim.
Benim en yakin arkadasim google.

Iki tarif buldum. Listeli olani actim. Karar vermede kriterim bu.
Sekeri az koyayim dedim, yasli simdi bunlar. 3 su bardagi yerine 3 yarim su bardagi sekeri koyup, mikser olmayan evde Arnold Sivardzeneger gibi kol yaparken, tarifte sekerin miktarinin 2 cay bardagi oldugunu gorunceeeee, yogurdu cogalttim, yogurt da suzme yogurt amk.
Batti balik yan gider, tarcin attim, bir de zerdecal.
Hamuruna da parmak attim. Guzel olmus yeahh.
Uzerine limon siksam b,k gibi olur mu ki diye dusunuyorum, iki borcam yaptim.
Ben kendim yogurtla yerim artik da.
Onlara boyle servis mecbur.

Sekerin kontrolden cikmasinin nedeni ozel hayatimla ilgili gelecek sorulardi temelde. Ya yalan soyliyim, hem heyecan olur diye dusunuyordum.
Mesela kocam oldu diyim. Aaaaaa yaziiiikk, neden oldu, nasil oldu dediklerinde maden kazasi mi desem, trafik kazasi ki diye dusunuyordum.
Sonra annem geldiginde catir cutur anlatir, en iyisi hic bisi demiyim dedim. Sonra da ya burasi kucuk yer. Nufusta tanidiklari vardir, off diyordum ki, sekeri kacirmisim.
Ustelik nufus cuzdanimi en son bu ilcedeki nufus idaresinde degistirmistim.
Ya iste amaaan, hep ayni seyleri bastan yasiyorum ya. Ona sinir oluyorum.
Temmuz gibi tasinmayi planliyorum, gelmek isteyenler buna gore davransin. Ayrica tuvaletin kapisi sismis, kapaninca acilmasi zor, ehehehe

Ona gore.

 Simdi buzdolabindaki ekmegi kurban eti gibi kesip, uzerine savak tulumu, domtes rendesi firina atmistim.
Cikarip, dusa gireyim.
O sirada da yalan dusunecegim. Evi de isitayim ki ayip olmasin.
Ikinci yariyi da sonra yazarim. Firinda yemegim var.

Çin Çin

Herkesin enerjisi düşük bari ben komik bir şeyler yazayım dedim. Epey düşünmem gerekti. Bunu yazmak güldürdü beni mesela.

Geçen gün yemek yapayım dedim. Tencere kullanmıyorum tabi tavada yapıyorum. Alev büyük gelmiş, tavadaki yağ alev aldı. Tıpkı bir Fransız şef gibi, tavayı ocaktan aldım. Çok sakin bir şekilde. Sönünce yerine koydum, pişirmeye devam ettim.

Ergenken evde patates pişireyim diye yağı fazla kızdırmıştım. Alev alınca üzerine su döktüm tabi. ahahah
Her yer alev ve simsiyah oldu. O desenli cam bastırılmış alçıpan nasıl tutuşmadı bilmiyorum. O zamandan beri kızartmadan, düdüklüden korkarım. Bakın, yemek yapmayı sevmememin temelinde bu varmuş güya :P

Sonra, bu Çinliler. Sürekli fotoğrafımı çekiyorlar. Dedim ya, bunların bir sosyal medyası varsa, şu an bir selebritiyim. Ünlüyüm yani.

Geçen hafta bir toplantıda yine hepsi çekti. İstedim neyimi çekiyorlar bir bakayım, değil mi? Bir tanesi getirdi verdi fotoğrafları. Zaten benim dosyalarımı anlamayacak, çalamayacak diye ben dışar'dayken, bilgisayarıma yükle dedim. Yüklemiş. Sonradan baktım, o kadar fotoğrafımın arasına kendi selfisini de koymuş. Güldüm tabi. 1983 doğumlu ve bir erkek çocuğu sahibi bu beyefendiye gülmeyim de napıyım?!
Sonra herkese anlattım. Bir amacı varsa, geri adım atsın diye. İ*nelik bende de var. Konu bu olunca. 

Bir de artık yakaladığım Çinliye iş yaptırıyorum. Seslenirken "Çin, Çin" diyorum. Dönüp bakıyorlar. Yanlış bir durum varsa, "hey hey hey hey hey" diyorum. Bakıp, kaçmadıysa, tekrarlıyor gülüyorlar. 

Saçma sapan hayatımda, kaygıyı gidermek için neler yapılır programlarına denk geliyorum.
Evde 50 adım geri geri yürümeliymişiz. Bugün 107 adım attım geri geri. Aaa bak dur, dün scootera bindim. Yolların bir kısmı arnavut olduğu için, kaldırımda sürüyorum. Herkes deniz kenarından yürüdüğü için boş bir kaldırım var.

Bir oraya, bir buraya. Bir sağ ayak, bir sol ayak. 

Haftanın en iyi olayı buydu. Evet, mutlu olmak için bir sebebim varmış.

Hadi dünya gülsün, herkes kaysın. 
kehkeh
Blogları okuyamadığım gibi, annemi bile aramıyorum aslında. Ama toparlamalıyız. 
Hadi!
Kamoooooooon!

Friday, March 25, 2016

Nasılız?

Hala b*k gibiyiz değil mi?
Olmayan varsa, benimle konuşsun :)
Moralmanım düşük. Beni yükseltsin.

Wednesday, March 16, 2016

Cehennemdeyiz

Makro ve mikro boyutta cehennemdeyiz. İçimiz, dışımız ateş.

Artık iyi düşünüp, iyi davranacak halde deYilim. Tükendim. 
Bence de batsın, batması gereken ne varsa.
Taaa dibine, dibine kadar gömülsün.

Thursday, March 10, 2016

Kuaföre Gidiyoruz

Şahsiyetimin saçlarımla başı dertte.

Tanıyan bilir, saçımı taramam ben. Nadiren tararım. Saçlarım kafamda ayrı bir teokrası ile yönetiliyorlar. Ben de sadece seyrediyorum.

Ay takvimine göre saç kestirme işini her ne kadar ilkokul - ortaokul vaktinde gazeteden keşfetmiş olsam da, bizim zamanımızda internet yoktu oğul ve ayrılık sonrası deprAsyonumla saç kazıtma işini yine bu takvime göre yapmış olsam da, şimdi Aslan Burcuna göre saç kesimi yapıyorum. kozmikbakım.blogspot.com. 

Bu sabah, adını telaffuzda emin olamadığım ve aramızda mesafe olsun diye Arkadaş diye seslendiğim Çinli kankam,  bugün bize bişiler anlatmaya çalıştı.
(ki E.'de 3 adet selfiemiz var. o her seferinde birbirlerine benzediklerini söylüyor ama tek adamla 3 ayrı foto yolladım serhskerhkerhekr)

Ben de telefonumu yanıma almamıştım. Kafayı kaldırıyor, arkaya atıyor, saç kesimi diyor, Ejderha diyor. Yok. Çince - İngilizce sözlükle tıraş kelimesini görünce, aramızdan biri "bazıları saçlarını tıraş etmiş, ondan bahsediyor herhalde" dedi.
Etrafa bir baktım, hee baret altından sıfıra vurulmuş kafalar var.
Ve sonra google'a baktım.

Çin ay takviminin ikinci ayının ikinci günü, yeni yıla muhteşem bir giriş yapmak için saç kestirilirmiş.
Longtaitou Festivali veya Eryueer Festivali, Çince "ejderha kafasını kaldırır" demekmiş. 
Kaldırınca da bol yağmur yağarmış ve zararlı böcekleri yok edermiş.

Ben de bir Ejderha ve şansa ihtiyaç sahibi olduğum ve kolayca pirelendiğim için bu akşam saçımı kestiricem açık berber bulursam. Bulamazsam kendim kesicem. Kazımıcam bu sefer. 

Bu yaz plajlarda, saçlarım gtüme kadar gelmiş hali ile sudan çıkmak, omzum üzerinden önüme toplayıp, sularını sıkarak asehrkasherer

Bi gidiyim ben valla, canım çok sıkkın.

Hadi siz de kuaföre gidin.

Monday, March 7, 2016

Karşı Komşu

Ay dedikoduya gel!

Karşı komşum, 65+ yaşında, beyaz saçlı, bakımlı biraz etli bir kadın. Çok haMfendi.
Bir cumartesi günü kapımı çalıp "tanışamadık, kahveye gel" demişti hala gitmedim.

Şimdi bu teyze arada evde kalıyor. aekrhskerhe oh dedikoduya bak. Arada kalmıyor. hmmm
Bazen de yaşlı amca ayakkabısı oluyor kapının önünde.

Geçen gün, evden çıktığını duyduğum amcayı gördüm arabasına binerken. Valla kasıtla pencereye çıkmadım. Denize bakıyordum yine.

Gür beyaz saçları geri taranmış, gri depresyon hırkalı uzaktan pek havalı görüKen amca, eski model yayvan ve Unesco ilçesi plakalı Mersedesine bindi gitti. Giderken el salladı yan pencereye. Benim ablak kafamı da görmüştür koltuk üzerinden.

Yine geçen cumartesi, dışardan hunharca bir korna sesi geliyor. Araç değil.0 Limandan kalkan gemiler 3 kere selam verir, gider. E bu 3 değil ve bitmiyor?!

Kulaklığı çıkardım baktım tabi.

Bir tekne, kıyıya yakın sürat yapıyor. Arkada gri depresyon hırkalı eli gözünde bir adam, bizim binaya bakıyor.
MeYer komşumun manitaymış. El salladı kornayla birlikte. Teyze pencereyi açıp, karşılık verdi. Bir şeyler de söyledi de duymadım.

Çok hoş ya. Maşallah dedim içimden.

Ben önce kardeşi falandır diyordum da, iyi böyle, iyi. Kimse yalnız yaşamasın bu hayatta.

Çok hoş valla. Maşallah.

Thursday, March 3, 2016

Mim

Bu benim ilk mimim olsa gerek!
Eşeklik ettim, bugünlerde böyleyim ben. Çok özür dilerim.
İyilik, iyi niyet diyorum ama göz ardı ettim.

Beni Küçük Joe mimlemiş. Başım gözüm üstüne, iki iş arası yanıtlayınca, atladım.

Ben ilk Mavi Ajanda'yı mimlemek istiyorum! 
Sonra kıbırcık Mari'yi,
Sonraa Kalem Nasırı'nı,
Sonraaa ya biri vardı, beni de mimleyin diyen, unuttuysam, yukarıdakilerden değilsen, lütfen mimi üzerine alır mısın?
Ege'nin Laciverti nerdesin bebeq?

İsteyen herkes alsın!!


1- Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan söz ediyor musunuz?

Yoo dostum. Buraya aklımdan geçenleri yazıyorum. Birkaç eski arkadaşıma söylemiştim ama kimse gelip okumadı. Bence bilmesinler. İnternet aramalarına da kapalıyım üstelik. Emre bulmasın diye :)

2 - Neden blog yazıyorsunuz?

Seviyorum. Yazınsal biriyim. Konuşurken sıkılıyorum, tükeniyorum. Yazarken de konuşur gibi yazıyorum. Konuştuğum kişi de kendim, o yüzden beni anlamak zor oluyor biraz. Ahaha kendime semiyotikim.
Günlük tutmak, kendimle konuşmak, kişisel tarihimi kaydetmek için. Çünkü köstebek beyinliyim. Geçmişe bakmadığım için tekrar eden hatalarım, paternlerim var. Belirli sürelerle buraları okumam lazım.

3 - İlk yazınız ile son yazınız arasında ne gibi farklar var?

Hmm. Bu ilk blogum değil. Sanal deryada kaybolmuş birkaç blogum vardır sanırım. 
İlk yazılarım komikliydi sanki. Şimdi daha evrensel, iyiliksel, çakrasal, yogasal bişi oldum. Sıkıcı bile olabilirim.

4 - Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?

Farklı insanlar.
Bendeki yazınsallık kardeşimde de var. Normalde, özellikle de o evlenmeden ve iş hayatında bu kadar sorumluluk sahibi değilken, günde yazıştığımız mail sayısı 60-70e ulaşır. Arada hala yaparız. 
Şimdi blog bana kankalar verdi. İyi insanlar. Bazıları ile Whatsapp'tan, telefondan falan da görüşüyoruz.
Yüz yüze görüşmeye çabaladığım İzmirli bloggerlar, takipçiler de var. Ahu <3
Ayrıca, kişisel olarak da kendimi okumama yardımcı oluyor blog yazmak.

5 - Yakın arkadaşlarınıza blog yazmayı önerir misiniz?

Önermem zaten yazmak isteyen yazıyordur hali hazırda :)
Herkes keyfine baksın.

6 - Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?

Hiç. 
Özellikle de blogda birisinin kullandığı bir kelimeyi, tanımlamayı, göstergeyi refere etmeden kullananları da sevmiyorum. Özgünlük nerde?

Bana benim yazdıklarımla, keşiflerimle geleceksen, seni neden okuyayım?
Ayrıca tuhaf biri olduğumu söyleyenler oldu. Hayatım da tuhaf bazen. 

7 - Diğer blog sahipleri ile iyi iletişim kuruyor musunuz?

Bence hayır. Zaten blog okumakta yakın zamanda sekteye uğradım. Şu deniz ben bitirdi. Mal mal bakmaktan, hiç bişi okumuyorum. Çünkü hakikaten mal mal bakmaya ihtiyacım var.
Onun dışında adresim sıkıntılı. Doğu Anadolu'da posta sıkıntılıydı. Geç geliyordu. Ank'da evde olmuyordum pek. Burada da adresim var ama gel gör ki ev boş gündüz. Ama bana illa bişi göndermek isterseniz iş adresimi veririm erhehrhe
Ama o da ilçede olduğu için şirketten bir adam günde iki kere kargo toplamaya gidiyor vs.
Bunun haricinde, birkaç kişiyi instadan, whatsapptan darlıyorum. İletişim benim alanım değil sanki. Üzerinde çalışmam lazım.

8 - Rahatsız olduğunuz konular var mı?

Yakınımdakilerin, özellikle iş yerimdekilerin beni bulması. Bu yüzden kıyafet yayınlamıyorum artık.
Ayrıca ben epey açıldım. Birçok mahremimi anlatıyorum burada.
Bir de işte kötü niyetli insanlar.
Ötesinde damarlarıma kadar rahatım. Ege'de büyüdüm, eskisi kadar olmasa da ben de gevşek gtlüyümdür.

Tuesday, March 1, 2016

Yurtsuzluk

"Biz Dünyaya Sığamadık" belgeselini izlediniz mi?
İki kere seyrettim. Başka kanal yok amk. Kumandayı aramak yerine aynı şeyleri seyrediyorum bazen.

Acı çekmeye ben de sizin gibi bayılıyorum aslında.
Bu sabah çektim bu fotoğrafı. Arkada bankamatikler var ama reklam olmasın diye böyle çirkin bir açı oldu.

Neticede sebebi bankalar, para ve dünyanın sahipleri değil mi bu çöpe atılan can kurtaran yeleklerinin?
Kurtardı mı acaba hakikaten?
Burası aynı zamanda Sahil Güvenlik'in önü.

heyhey!!

Neyse, eğlenceli bişi olsun. Zaten bugün vinç kancası tak çıkar, cisibi bıçağı iktir, kaktır, it gibi çalıştım.

Ben hayatımda dönem dönem elit yerlerde çalıştım. Şıkır şıkır etek giyip, gidilecek yerlere.

İşte o dönemlerden birinde, Karataş'tan Konak İskelesi'ne yürürdüm. Vapurla Karşıyaka. İskeleden de daracık merdivenleri olan eski bir aparmanın üst dairesine çıkardım.
Part taym bir işti.

Bütün gün, arada gördüğümüz patronun "zeytin ırgalama makinesi", "tekstil", "inşaat" gibi sektör ve Avrupa ülkesi direktifleri doğrultusunda, bize verdiği isimler için davetiye alırdık.

Yazışmaları şöyle yapıyordum.
"Merhaba Bayan/Bay Simit Von Drake,

Biz ŞU* şirkette şu işi yapıyoruz. Ürünlerinizle ilgileniyoruz. Gelip görebilir miyiz?"

Çoğundan, tabi başımın üzerine diye cevap alıp, teknik sorularda da gerek sözlükten arkadaşlara sorarak, aerkshrkerer gerek internetten cevapları yapıştırıyordum.

Sonra davet faksı geliyordu, hoop yeni bir ülke, sektör ve isimler.

Bir gün pasaportları gördük davet aldığımız kişilere ait olan.

İş kısmında dönerci yazıyordu.

Ve işte benim emeklerimle yurtdışına kaçırdığımız dönerciler, Almanya'da bana ağız berkitip, "ıspanağğğk" diye aşağılayan dönercilere karıştı. Aferim. Kıymet, minnet bilmeyin.
Avrupa'daki dönerler ayrıca iYrenç. İskender dede görse, ağlar.

Ben de işte hayatımın bir döneminde, part taym da olsa insan kaçakçılığında rol oynadım.
*Kaşesini vurduğumuz firmanın hala Karşıyaka'da inşaat yaptığını gördüm en son gittiğimde. Oysa genelde Göztepe, Narlıdere güzergahındaydı binaları.

Ya bir gün biz de ülkemizden atılırsak?
Hiç düşündünüz mü?

Toplumsal bir bilinç uyandırmaya çalışmıyorum. Herkes bildiğini, istediğini yaşasın.

Sağ elimdeki hayat çizgim 60 falan gösteriyor en iyi ihtimal. Bazı geceler, ölmek üzere iken uyanıyorum. Uyku apnem var. Boğazım sırılsıklam terlemiş oluyorum, nefesi toplayıp sakinleşene kadar bir litre daha ter kaybediyorum. Falan işte. Nabacan?

Telefonum pazar günü sipor yaparken 65inci kere yüz üstü düştü ve bu sefer ekranı paramparça oldu.
Yarın ekran değişene kadar idare etse bari. Çoğu whatsapp şeylerini, küçük yazılı görselleri göremiyorum.
Onun dışında iyilik sağlık. Çok şükür.
Dünkü maç yüzünden arabayı Bademli Köyü'ne park edecektim. Bağrış çığrış. Kendime böyle bir heLecan, tutku bulmam lazım.