Thursday, June 30, 2016

Aaa ama yaaa

Biliyorum hepimiz bok gibiyiz,
Bugun itibari ile tum dinginligim, sukunetim, iyi niyetim yok oldu.
Nirvananin merdivenlerinden dustum. Amk.
Olaylari belki anlatirim ama bu icimi kemiriyor, anlatmam lazim. Yoksa kanser olucam shahahahah

Ogleden sonra acmaktan imtina ettigim bankanin cagrisina cevap verdim. Hazir bozulmusum, bir de onlara kayayim dedim,

- Jardzy Z. P. Ile mi gorusuyorum?
- evet. 
- guvenliginiz icin baba adi ve dogum gununuzu gun ay yil olarak alabilir miyim?
- al. Gun ay yil.
- Bakiyorum ve su gun ay ve yilda dogmussunuz.

Salak. 
Ne diyim? Ay bilmiyodummmm! 

Neyse, bir suru sey soyledi, baydim falan.
Sonra basladi sorulara.
Gun icinde sigara iciyor muymusum.
Elim sigara kokuyordu, hayir dedim. 
Ailede kanser teshisi oldu mu dedi, hayir dedim. 
Ameliyatin, teshisin var mi? Hayir, hayir, hayir.

Jardzy hanim, kanser soyle kanser boyle. Sizi kansere karsi bilmemkac milyon tele sigorta yapalim. Kanser tedavisi icin su kadar milyor para verelim. 

Kanseri bana anlatma bebeyim.

Sozunu kestim kizin.
- istemiyorum. Kanser olursam tedavi olmayacagim.
- ama neden olmuyorsunuz? Tedaviler sonuc veriyor bik bik
Yine sozunu kestim.
- bu benim kisisel kararim ve sizinle tartismicam.
- ama Jardzy hanim, kanser tedavi edilebiliyor. Yeni gelismelerle
Tabi sozunu kestim tekrar.

- bu kararimi bir banka gorevlisiyle tartismak istemiyorum.
Bu sefer kiz sozumu kesti. Laaan, tam agzimi aciyordum.
Iyi gunler dedi kapatti.

Yahu bu kan emiciler neden patlamiyor acaba garlarda, havalimanlarinda ve bize boyle hizmetler sunuyorlar? Bu kanser tedavisi sigortasi nedir ya?

Sigara iciyorum desem nolcakti?

Ben keriz miyim?

Bir öte gidin ya!

Nefes alalim. 

Ayrica gece sigara icince kanser olunmuyormus. Sorudan ben oyle anladim. Yayalim. 




Tuesday, June 28, 2016

Taraf Olmak

40 küsur gün önce, iş yerine giden ufak köprüye gelmeden çadır madır bir laflar duydum. Ama detayını sormamıştım.

Sonraki ikinci gün yolun sağında bir çadır vardı. Ertesi gün iki oldu bu çadır. İlki derme çatma görece büyükken, sonra çoğunlukla festivalci otçu gençlerin sahip olduğu minik çadırlarından eklendi.
Ertesi gün bir baret, sonra da pankartlaarrr!

Pankartta şöyle yazıyordu: "İşimizi İstiyoruz".

"Direne direne kazanacağız!!"
"İş yoksa yaşamda yok"  (dahi anlamındaki da'yı birleşik yazanlar onlar, ben değilim).

Sanırım en son da bir mezar kazdılar üzerine de baret, çizme, kazma falan.

Hatta grupyorum diye bir aptal müzik grubu fb'ta "yanınızdayız" tandanslı bir açıklamada bulunmuş. Medyaya da malzeme olmuş bu insanlar. Her gün direnişin kaçıncı günü olduğu yazıyordu bir pankartlarında. En son baktığımda 41di sanırım. 42 veya 43ü doldurmamış olabilirler. Zira bu sabah yoktular.

İşin aslı şu:

Bu direnişçi insanlar, bizim şirkette çalışmıyorlar, çalışmadılar da hiç. İşe girip, işten atılmış, haksızlığa uğramış, iş yeri yüzünden mağdur edilmiş birileri değiller.

Bu insanlar, iş yerinin belki 20 km uzağında oturup, kendilerine iş yerinde işe girme hakkı gören kişiler.

Neye direniyorlar ben çözemedim. İş deneyimleri de yok ve bizim işler deneyimsiz adam kaldıran işler değil.

İş yerinde olması gerekenin 2 katı adam var zaten. Sizi alıp neremize koyalım? 

Ama grupyorum ne yapmış? Desteklemiş ve demiş ki "direne direne kazanacağız".

Neyi kazanacaksınız acaba? Neye direniyorsunuz ki? Size karşı gelen birileri yok. Çadır kurdular diye de müdahale eden yok.

Üstelik bu adamlar, sinsice iş yeri içine de girmişler bir kamyona atlayıp. Haneye tecavüz var aslında.

Yasal olarak, gösteri yapma süresi varmış ve onun sonu gelmiş ve jandarma tarafından götürülmüşler.

Yine şirket tarafından bir zorlama, şirketin polis zoru kullanması diye bir durum yok.

Bugün yeterince kötü bir gün, dolayısı ile ben google search yapamayacağım olayın nasıl aksettirildiğine dair.

Ancak, grupyoruma bir lafım var buradan.

Madem destekliyorlar, [sadece bu grup değil, diğer işin farkında olmayan destekçiler] lütfen bu arkadaşları işe alın, iş verin bunlara.

Gitar çalmayı, nota okumayı bilmiyor olabilirler. Belki bir iki tanesinin sesi güzeldir, kulağı vardır. Alın işe.
Siz iş verin. Madem her direnenin arkasında onu kolluyorsunuz.

Lütfen kime, nerede taraf olacağınızı bilin.

Bu medya, yalan medya.

Ben şimdi gidip, Sabancı önüne otursam, "işimi istiyoruz" dersem, gülmez misiniz?

Ben gülemedim. 
Gülemiyorum da. 
Haksızlıklar, adaletsizlik, alev, harman yeri...

Taraf olurken de, salak olmamak lazım.

Sevgiler,

JZP, Kuzey Ege, Türkiye


Sunday, June 26, 2016

Kirmizi Sacli Kadin | Orhan Pamuk


Aiiiyy cok begendim.

Bundan sonrasi S P O I L E R!

Okumamis olanlar ve merak etmeyenler okumasin lutfen.
Ege icin yaziyorum bunlari, genelde kitap yorumu yapmam :)
--------- spoiler ------------

Oncelikle yapilan isin su an benim parcasi oldugum ise benziyor olmasi kitabin kafasiyla ortusuyor olmasina bin puan veriyorum.

Oedipus kompleksi ile lisede tanismistim. Freud sonra Jung ve Lacan ile de universitede.
Dolayisi ile yuzeysel fikir sahibiyim.

Bu blogda 2002de geldigim bu yere donmus olmam, ayni isleri (kelimesi kelimesine bazi isleri aynen tekrardan yapiyorum, inanilmaz) ve efsanelerin bizim hikayelerimiz olmasi vs bana cok uzak degil.

Dolayisi ile romanin sonuna hic sasirmadim.

Bu konunun da bu sekilde islenmesine hayran kaldim. Belki baska yerlerde yapildi bu ama ben cok sevdim. Ayse'nin telefonu biraz amerikanvariydi ama gerekliydi.

Bir de su an hatirlamiyorum, deniz kenarinda sesli 'aaa!' dedigim bir an oldu.

Ayrica o silah gercekten patladi Chekov, valla patladi.

Semiyotik olarak da basariliydi.

Ben cok begendim. Kitabi bitirdikten sonra bir sure hayatimi dusunup, acaba su an kactigim sey benim kaderim mi diye dusundum. Cunku kaderimizi biz belirliyoruz. Aslinda kactigim sey icten ice istedigim icin mi olacakti?

Son 2 senelik bosvermisligime siginip, gozlemlemeye karar verdim. 

Ve 1 saat sonra oyle olmadi iste. Detayi burda vermeye gerek yok ancak bence bu sekilde en dogrusu.

'Ay ben anlamadim, ne demek istedinci'lere bu blogu kendim icin yazdigimi hatirlatirim. Yorumu da Sevgili Ege'ye yazdim.

---------------spoiler------------------

Tavsiye ederim. Okuyunuz.

Monday, June 20, 2016

Never Let Me Go | Kazuo Ishiguro


Ne zaman okuduğumu hatırlamadığım bu kitabı baştan sona tekrar okudum.

Aslında satın alacaktım, bir google edivereyim derken, pdf formatında karşıma çıktı.
Diğer kitabı da pdf. Ona da başlarım yakında.
Tavsiye ederim.

Filmini de seyrettim sanki, hatırlayamadım.

Friday, June 17, 2016

Haftalık Rapor | 19

Dün tatlı bir telaş içinde, plansız, programsız son dakika telefonları ile kafa kağıdımı çıkardım.
Muhtar amca yerindeydi.
Bana göz tansiyonu hakkında detaylı bilgi vermeye başlayınca, beni kurtaran telefon geldi ve anlatamadı. Çıktım odasından.
Olsun, sesinden de anlaşıldığı gibi tatlı bir adammış.

Nüfus dairesinde, babamın evlatlık kardeşinin adını, küçük teyzemin kocasının adını sordu bana memur bey.
Hiç çalışmadığım yerler bunlar, zaten ceviz büyüklüğünde beynim kalmış.
Halamın adını hatırlamıyorum dedikten 2 dk sonra, aklıma geldi.
Adam "bakıyım doğru mu" dediğinde, dehşete düştüm 
asekrhkserhe
Haa eniştenin adını bilmem ama kalem kağıt ver, eşgalini çizeyim. Derken adı aklıma gelmesin mi şimdi!!!
Neyse yaaa.

Keşke din hanesini boş bıraktırmayı unutmasaydım, keşke!!!!

Ertesi sabah fark ettiğimde alnıma yapıştırdım tokadımı. Nasıl oldu da unuttum!! Sırf bu yüzden yeniden çıkartabilirim.

Neyse işte bizim ilçenin çöp arabası şoförü fedora takıyor. Fedora da şu.
Geçen hafta kumlu plaja giderken bir teyze el etti. Durdum. "beni yukarıya kadar bırakır mısın?" dedi. Tamam dedim ama yukarısı epey yukarıymış. Az daha gitsek Cunda'daydık aekrhek

Şaka ya, ama o teyze yakındaki butik Migros yerine neden teeee merkezdekine gelmiş anlamadım. Sormadım, bana ne. Ama elindeki torbada da iki parça şey vardı. Baktım valla.
İşte deniz kenarı insanı gevşek. Sokağa çıkar, nasıl dönerim diye düşünmez. Bayılıyorum :)

Başka ne oldu?
Sabahları 6da evin önünde yürüyüş yapan kadınların carcar çeneleri için pankart asmak istiyorum.
"Sessiz olun" diye. Çünkü o güzelim sessiz sabahta kuşlar cırp cırp iken bir tek o 3-4 kadının car car sesleri güzelliği delip geçiyor. Ayıp be.

Esas bombaya gelelim.
Birkaç gündür, aslında bir haftadır, çiçek taşıyorum. İlk olarak, iş yerine Zhu istedi diye kaktüs aldım. 3 adet. Biri benim, ikisi Zhu'nun. Birine müdürü el koydu :/

Fesleğen aldım. İki tane. Biri benim, biri Zhu'nun. MingMing el koydu. 2 tane daha getirdim Zhu'ya. Bugün baktım ikisi de gitmiş. Muhasebeci el koymuş. Adamcağızda bir kaktüs kalmış. 

Dün odasını paylaştığı Wang, "bana bişi getirmedin" dediği için, gidip ona kıpkırmızı bir çiçek aldım.
Çinliler kırmızıya tapıyorlar. Valla tapıyorlar!

Sabah toplantıda verdim. Bana Türkçe "kaç para?" diye sorunca, saldım suratımı. "Aaaa ama" deyince, arkadaş tercümana "söyle biz Türkiye'de gelen hediye için kaç para demeyiz, ayıp" dedi.

Gittim sabit fikirli olduğum için aynı sandalyeye oturdum.
Baktım Wang'ın suratına. Surat kıpkırmızı, gözler ıslak.

Kalktım yanına gittim. "Ağlıyor musun" dedim. Türkçe konuşabiliyor ama daha bu konuyu işlememiş.
Dalga geçti kendisi ile ama dibine girip o çekik gözlerine baktım.
Yaş var gözünde!!!!

Elini tuttum. "Wang, sen arkadaş. Zhu arkadaş, so yu (hepsi) arkadaş" dedim.

Hıçkırmak üzereydi. 

Şapşallaştım kaldım.

Tamam, okey okey dedi, yerime geçtim.

Sonra yüzü gözü düzeldi.

Toplantı sonunda, Zhu hep yanımda oturur, sordum "neden ağladı".
Zhu dedi ki "kıskançlıktan".
aerkahsekrhekre

ay anlamıyorum, kültürel farklılık işte :D

Zhu piçin teki hakkaten. O yüzden kendisine bayılıyorum.

Elinde kuru bir kaktüs kaldı kankamın. Bilemedim ne alsam, versem diye.

Sonunda bir bahçe yaptırdım iş yerine.

Gidip iki biberiyem var, onları ekicem. Domat, biber için geç kalmışız.
Hıyar dikicez artık bir de neyin kökü tohumu varsa atıcaz.

Biberiye bana yeter.

Durum budur.

Deniz, kum, güneş.
Alerjiyi yendim. 

Hayat bana daha da güzel. Size de olsun.

Sevgiler,

J.

Wednesday, June 15, 2016

Saman Ruloları




Ben böyle şeyler de yapardım bir ara değil mi?
Bu sabah saat 06:45 sularında...
Ama cep telefonu ile çektim :(

Sunday, June 12, 2016

Labirent | Kate Mosse

Plajimin arkadasi bitti.
Sadece haftasonlari okudum.
Tam artik ayh off cok uzatmissin derken, 608nci sayfadan tekrar 577ye dondu. 641den okumaya devam ettim.
Uzuldum mu, hayir.
Su Ankara dizisi var ya, Beni Affet; aylarca seyretmesen bile hoop ucundan yakalayabiliyorsun. 
Tavsiye edim mi, etmiyim mi bilemedim. Sabriniz varsa okuyun.
Bana pek bir sey ogretmedi. Her sey Misir'a baglaniyor ya bu aralar, hayrlisss.

Kitap kalin ama haaa. Sene ortasi icin iyi bir performans bence. 
Kemküm

Friday, June 10, 2016

Ve Muamma Cozulur

Jardzy de 'beynim findik degilmis, cevizmis' diye sevinir.

Aksam arkadaki aracin plakasini gorunce, biraz hizlanip eve varip park ettim.
Amacim arkadaki araci durdurmakti.

Icindeki kisi daha once blogda yazdigim, eski isyerimden F bey. Eski gunlerin nesesi. Ank'da kabadayilarla, mafyalarla gencligini gecirmis, muhabbeti baldan tatli, ogle tatillerinde birlikte puro tutturdugumuz F bey.

O park ederken ben epey yol katedip, yanina gittim.

Beni gordugune cok sevindigi belliydi. Delikanli adamdir. Suc bende. Geleli 5 ay oldu, haber vermedim. Ozur diledim. Aman Ellaaam, ayak ustu neler konustuk, neler!
Kayyim atanmis is yeri, gruplasmalar, kendini nasil izole ettigi, kiminle neden konusmadigi (ki benimle ayni sebepler - aklin yolu bir)... 

Muhtesem bir hayati var bu adamin, aslinda izin verse de kitap yazsam. Ben bunu bir sorayim. Bir donemin Bickin Ank Gencligi. Adi bile hazir Ankara'nin Bickin Gucu! Oh yeahhh!

Esi evde degilmis, kizini gezdircekmis. Tam Kopeginden bahsederken, arkamdan bize dogru gelen kadini ve kopegi gosterdi.
'Benim kizin kocasi bu' dedi. Kadin gittikten sonra da anlatti.

Kopek gelinden gelmis, 'madem torun istiyorsun, kopegi al' demis, almis. Kopek artik ciftlesme donemine girince, veteriner israri ile yanimizdan gecen kopegin babasi ile tanismislar. F bey adami sevmemis. Bickin lafi bos degil. Adama da soylemis, 'seni sevmedim'. 
Sonra da boyle kalmamis. Vet kadin arayi yapmaya calismis, olmamis. Bakmis vet, kopek ciflesmek zorunda. Ciftlesmeyi o yonetmeyi teklif etmis, almis kizi F beyden 'ciflesmezse erken olecek' hastaligini one surmus, f bey dayananamis. Malum cocuklari erkek :))))

Ciftlesmisler, 5 bebek olmus. Kadin yolda gorunce babalik hakkini istemis. Yazilmamis kural budur. F bey size verecek kopegim yok dememis mi?!

Ustune de yagdirmis ahahahahaha
Vete de verdigi kopegi onlara verirsem dukkani basina yikacagini soylemis. Kadina da 'bir daha gelmeyin buraya, sizi atarim denize' demis. Demis de demis.

Benim sevdigim insanlar da benim gibi iste. Delikanli ol ciYerimi ye ahahahahhaa

O cift korkmus. Simdi yol degistiriyorlarmis karsilasinca. O esnada pencereden bakan kopek, iceri girmis, kesin F beye kizdi. Cunku gezme vaktinden caldim.

Suratimda bir siritma ile eve dondum. Madem dizim kacti, komsuluk yapiyim dedim. Ayrica yatirilmasi gereken bir aidatim var. Gulleri de yok ettiler?!

Haci Amcalara ciktim.
Ev kucuk kabe gibi. Maketlerle, resimlerle dolu. Tesbihler, dualar, cok sukur, bismila
O eve girip cikmis olmakla bile oruc tutmus sayilirim bence.

Oncelikle gunes enerjisinin calismadigini tekrar konustuk. Tasinacagimi da tekrar konustuk. Sasirdilar. 
Tasinacagim icin gunes enerjisini actirmayan muteahhitle ben konuscam. Dayak yersem beni hastaneye gotururler.

Ay daha onemlisi, Ali Cevik ismi zaten binada varmis. Adam, 'benim adimi zile yazma' demis. Ahahahha
Hakikaten yasamadiginiz hayati yasadigima ikna oluyorum, sansa bak ya!!!

Haci teyze surekli, sifonu calistirdigini soyledi. Ben de dedim. Tekrar soyledi, ben de dedim. Tekrar soyledi. 'Gel bak' dedi. Gerek yok, bende de ayni dedim. Noldu peki? Kalktik, banyoya gittik. Evin diger ibadet koselerini de gormus oldum boylece. Bisss... Cok mubareks.

Hazir gitmisken, śu sicak su vanasinin yerini sordum, baktim vallahi billahhhii elektrikli sifon calisiyor. Iki gozum onume aksin (ama neden ve niye). Elektrik faturasini da gordum elbette, bunlar iste hep delil, kanit. Sanirim hayatlarindaki insanlari ikna etmek zorunda kaliyorlar. Ben de cok ikna oldum. Veri maç. 

Aidatimi da odedim. Bu yasta oruc tutan haciciftinin iftar teklifini kibarca reddettim. Israrla onume getirdikleri meyveleri de yemeyi reddettigim icin, birer numune alip, eve geldim.

Sicak su vanami actim. Oh yeah! Su hemen isinmadi elbette ama isinacak! Benim sofbene bays. Kib opt. 

Bir de alt kattaki evlerin bahceleri vardi azcik. Gulller sarkardi. Noldu peki? Oldurduler ve karo kaplandi o alan. Sordum; cam balkon yapilcakmis. Afferim! Ama Haci amca yaptiriyormus. Gunah diyemedim :(

Ama en guzel haberi sona sakladim.

Karsi komsu var ya diger apartmandaki; arac ayni, kopek de duruyor ama masa degisti demistim.  Tasindilardi hani demistim.
Soyle olmus; gercekten tasinmislar ev alip.

Ama burayi ozlemis ve geri gelmisler 
ahahahahha

Henuz cok aptallasmamisim!

Hakliymisim. Yanlis gormemisim. 

Daha da iyisi adam karisini, evi ve arabayi kumarda kaybetmemis. Gecen gunku sen kahkahalardan bir aci, keder soz konusu olmadigi belliydi.

Ben de tasinmak istemekle birlikte tatilimi burada gecirecegim icin, icin icin seviniyorum, yalan yok. Les kalabalik olacak, yol bana cok uzun ama iste. Deniz de deniz..
Kafam karismaya basladi ama su gurultu, pencereyi acik tutamamak, dibimdeki komsular, hafta basi hissedilen nem cok nem, yakindaki beach de sezonu acinca, pisman olmam sanki.
Kimi ikna etmeye calisiyorsam?!



Thursday, June 9, 2016

Rezzan ve Yine Ters Giden Devlet Kapısı İşleri

Müdür banka işini başta bana sarmak istedi ancak o sırada ofiste olmayınca yırtmıştım. Sanmıştım...
Bugün "bankaya gidelim, para gönderemiyorum" dedi. Ondan önce banka kartı, online bankacılık sorunlarını çözmüştük.
"Ayh hadi darlandım gidelim" dedim. Napıyım, geciken işlerin hesabını o versin.

Yolda güldük ettik, haritada adı bile olmayan ilçenin bankasına girdik. Önce bir "elektronik bankacılık sözleşmesi"nin ingilizcesini aradılar. 
"Kimse okumuyor türkçesini verin" dedim. Müdür beye de, "türkçesi olsa olmaz mı?" dedim.
Meh dedi. 
Uzun bir süre bekliyoruz. O sırada iş konuşuyoruz, dedikodu yapıyoruz. Bir kadın geldi bana doğru gülümseyerek. Ben de gülümsedim. Ne güzel lan, tebessüm eden insanlar var. 
"Jardzzzyyyy!" dedi. Eyvaaah dedim! Kadın tanıdık ama yok hatırlamıyorum.
"Aaaa! Merhabaaa"

Yalancının en büyüğüyüm yaaa!
Öyle samimiyet gösterince, sarıldık bir de. Çok tatlı ama kadın.
"Dünya küçük" dedim. 

İçimden de nasıl hatırlıcam bu kimdi şimdi diye çırpınıyorum. Adını diğer bankacıdan öğrendim. Rezzan (gerçek adı değil tabi).

Gülümsedi, çok konuşmadık. Dosyayı aradı diğer bankacının ekranından. Gitti, bişi demeden. Bozuldu galiba. Ama müdür sürekli bişiler soruyor, anlatıyor.
Diğer bankacı da gidince, müdüre "bu kadını hatırlamıyorum, bak demiştim boş kafalıyım ben, nerden hatırlıcam şimdi?" diyorum. Gülüyor ingiliz ingiliz.

Hemen kardeşime mail attım. Zaten günlük yazışma halindeydik. 
A hatırlıyorum! demez mi?
Zaten fındık kadar kalan beynimi yiycektim sinirden. Ben hatırlamıyorum.

Bir yandan ona soruyorum, bir yandan kara kara düşünüyorum. Buradaysa iş yerindendir. Kardeşim diyor, üniversiteden olsa gerek. Ünv'den 6 kişi hatırlıyorum sanırım. Soyadını öğren diyor. Yahu bizim müştericimiz aslında hastaymış. Onu ararım, sorarım ama ya evlendiyse...

Yok.

Sonra evrakla iç odaya girmem gerekiyordu. Rezzan'a gittim. O elimdeki kağıda bakarken ben de kartvizit falan aradım. Yok. O an aklıma geldi telefon ekranına bakmak. Kurumsal şirket işte. Soyadından hatırladım!!!

Senelerce önce çalıştığım şirketten çok yakın olduğum ama sonra görüşmeyi kestiğim bir adamın eşi!!
Aman Allahım kaç kere benim ilçede balık yedik, rakı içtik, birlikte deve güreşlerine, cenazelere gittik. Oğlan hala beni sorarmış, daha 3 yaşındaydı. Şimdi ergen olmuş!
Eyvah, eyvah!!!

Bir daha sarıldım, bu sefer gerçekti. 

Sevdiğim bir kadın. Kocası yüzünden zaten hayran olmam gerekir, sabır taşı.

Tel numaramı da verdim. Bayramlaşmaya gidicem.

Ha bu arada, gelmişken şu peşine düştüğümüz atm kartı ile para çekelim dedik. Müdürün kartına bir baktım, ay bildiğin uçak iç tasarımı gibi. Üzerinde temassız özellik var, çip var, her şey var.
Benimki fakir kartı!!!
"VIP kartı vermişler müdür" diyorum.
"Çok bekledim bunun için" diyor. Evet bekledin, bekledik.

Atmye gittik. Ben yanında dikeliyorum. O ekranı soruyor. Banka Ziraat olunca atm ilçeye sesli yayın yapıyor mübarek, ses o kadar yüksek ki, "benim çiftçim sağır, benim çiftçim okuma yazma bilmez", tercüme ediyorum.
Yok olmadı, kartı tükürdü.

İçeri gittik. Bankacı kontrol etti. "Sorun yok, diğer atmde deneyin".
Ona da gittik. O da benim çiftçime göre ayarlanmış ses çok yüksek. Olmadı, bu da kartı tükürdü. Ben denedim, cebimde para yok malum. Sorun yok.

İçeri tekrar girdik. Bari dedim ayıp olmasın parayı bankodan çekelim. Aldım müşteri numarasını müdürden, sıra alıcam. Kağıt bitti.

asehrasıherıhaseırheı

Çok güldüm çünkü yalnız değilim demek!! 
Ya da benim yüzümden işi ters gidiyor :/

Hala nüfus kağıdım yok!

Sonra numarayı ekrandan okuduk. Bekliyoruz.
Güvenlik kağıt koyarken tüm sistem gitti. Ben anırdım. Benim çiftçim bakıyor mal mal. İnsan gibi de giyinmiyorum ben iş yerinde. Tuhaf bir çiftiz. Çiftçi, pavyoncu bir ilçede çok tuhafız.

Sonra bankacı bizi arka odaya aldı tekrar. Kart değişti, şifre değişti, atmye gittik, para çektik. Bitti. Ama o VIP kart gitti, benim Doğu Anadolu'da aldığım karttan daha şık ama nihayetinde köylü kartı aldı müdür. Temassız özellik, çip, mip, isim gitti. 

Şimdi rahatım. Müdüre "borç vereyim deme" dönemim, bankaya gidelim teklifleri bitti ve Rezzan kim biliyor durumdayım.

Eh hayat hadi başka soru yolla!?

Ek: adam ingilizce olan elektronik bankacılık sözleşmesini okudu mu sizce?HAYIR!

Monday, June 6, 2016

Tuhaf tuhaf şeyler

Sabah Çanakkale otoyolu üzerinde İzmir istikametinde taşınabilir plaj sandalyesinde oturmuş bir otostopçu gördüm. Dergi karıştırıyordu.

Yan apartmanda, cam balkon kapısını açınca gördüğüm alt kat komşu geçen hafta eşyaları topladı. Balkondaki mermer masa gitti. Yerine tik masa ve yeni insanlar geldi. Ama araç aynı araç. Acaba diyorum adam kumarda karısını, evi ve arabayı mı kaybetti. Araç aynı??!?! Evdeki kadın da farklı. Adam da yok, köpeği de... 

Bu sabah Zhu (Cu okunur) bana dedi ki, "Çin'de kadınların elini karınlarına götürmesi ayıptır".
"Neden yahu, noluyor?" dedim.
Aklıma yemekhaneye her gittiğimde ve karnım her acıktığında elimi karnıma götürmüş olmam geldi.
Eyvahh!!

Çok sık yaptığım bir hareket. Bir erkeğe yapılmaması gereken bir hareket.

Güzel bir şey var, Cu'ya ne zaman "Cuuu.." diye seslensem, "yemek" diyor Türkçe. "Karnın acıktı biliyorum". 
Aylardır adama neler ima etmişim meğer.

Bir de üstelik aylarca bana Çin örf ve adetlerini anlatın, yanlış bir şey yapmayım diye talep etmişken...

salak salak işler..

Sunday, June 5, 2016

Murat

Arkadasin odasindayiz. Iceri cayci Murat geldi, ikram yapiyor. 
Arkadas dedi ki, 'J hanim, gecen gun iceri girdim, Murat ispanyolca calisiyordu. Bir kitabi var. Acmis onu, teker teker deftere geciriyor. Hayran kaldim'
Ouuvv vaauuvv ben hayran ve saskin. Vejeteryan insaat iscisi yaninda, ispanyolca ogrenmeye calisan Izmir koylusu. Bu isyeri tum hepsinden fantastik.

Arkadas 'hadi bize ispanyolca bir seyler soyle' dedi.
Mehemehehe
Ben guldum tabi.

Cocuk ispanyolca yasin kac dedi.
Arkadas, ne dedin diye sorunca ben cevap verdim. Yarim biraktigim ispanyolca askim..
Neyse, cocuga eger bir sey istersen, kitap, sozluk sana aliriz diye gazi verdik. Ispanyolcayi sevdigi icin calisiyormus. 

Sonra ben bitkili cay almaya gittim baska bir gun. Cocuk kitabi acmis calisiyor. Nasilsin dedim, cevap verdi. Grasyas falan.
Kelime soruyorum, cok biliyormusum gibi.
'L'ombelico del mondo ne demek?' diye sordum. 
Bilemedi.

Cevabi verdim: 
Dünyanin Göbek Deligiiiii!!!

Ahahaha

Friday, June 3, 2016

Yaşayan Ölülük

Evet. Bu ölüm muhabbeti bitmeyecek.

Dün gece yangın kokusu ile uyandım. Uykum kaçıyor diye uzun zaman önce gece uyanmalarıma (istiasnasız her gece) saate bakma yasağı koymuştum. 

Saate bakmadım ama kalktım. Koku ner'den geliyor diye. Banyodan geliyordu. Havalandırmadan.

Acaba eski tip şofben mi var bizim Hacıgillerde diye düşündüm. Sonra salona gittim. 6 adım sonra sokağı görebiliyorum zaten. Ev değil kümes.

Yok bişi.

Alt katta akşam üstü tadilat vardı. Çapak dediğin iki saat sonra yangın çıkartır. "Evi yaktılar bak gördün mü, giysileri toplayım mı, kaçarken alayım. Bir daha kıyafet almak zorunda kalmıyım. Eşyalar zaten benim değil" diye plan yaptım.

Yemin ederim yaptım.

Ama sonra "ya boşver, ne dünya malı ya. Yangında ölmek en tatlı ölümlerden" diye düşünüp, yattım.

Sabah deniz üstü kapalıydı, güneşi de Midilli adasını da göremedim.

Orman yandı herhalde bir yerlerde.

Ve ben tembellik için yeni bir anlam buldum. Daha önce söylenmemiş olamaz. Yaşayan ölüye tembel diyebiliriz.

niahekrjheahrserh