Monday, November 28, 2016

Eşek

Ben bizim Çinliler köpek yemiyor diye durayım, bir skandala imza attılar.
Aşırı hayvan severlere rica ediyorum, bence okumayın ve çirkin şeyler yazmayın. 
Bayıldığım Çin Kültüründen bir örnek veriyorum zira burada.

Geçen hafta öğrendik ki, Çinliler eşek kesmiş dere kenarında. Sorun şu ki, eşeği parayla almamışlar. Eşek zaten ölüymüş.
Buradaki köyde bir manyak var. Bir türlü durduramıyorlar. Eşekleri öldürüyor.

Bizim Çinliler napmış?
O manyağın öldürdüğü 1 günlük ölü eşeği kesmiş, yemişler. 

Şok şok şok!!

Bir süre, Çinli yemekhanesinden yemek yenmeyecek. 

Burada laf söylenecek kişi, eşekleri zalimce öldüren o geri zekalı. Köylüler de bilip, bu adamı bir temiz dövmüyorlar ya, esas ona yanarım.

Her bir eşek öldüğünde içimiz acıyor ancak halkla ilişkiler nedeni ile şahsen yapabileceğimiz bir şey yok.

Eşeği öldürene değil de, yiyene kızıp şirkete saldırıyorlar. Siz de aynısını yapmayınız. 

Sabah sabah asfalyalarımız attı.

Thursday, November 24, 2016

4 ay

Dolunay vakti gördüğüm hd kalitesindeki rüyalarıma devam ediyorum.

Saatler geçti üzerinden ancak hatırladığım şu dün geceki rüyadan;
4 ay ömrüm kalmış :D
Detayları hala hatırlamıyorum.

Dolunay zamanında da 5 rakamı  "sipiritüellerin" "seninleyiz" demesiymiş diye okumuştum.

Tabiri de şöyleymiş; (kaynağı nedir bilinmez)

"Rüyada dört görmek, kişinin rahatlaması, isteklerinin olması, dualarının sonuçlanması için dört vakte ihtiyacı olduğunu gösterir. Genellikle zaman bildiren bir rüyadır ve içinde bulunulan koşullara dair dört vakit sonra olacak gelişmelere işaret eder. Kişinin sabırsızlık gösterdiği bir konuda dört zaman sonra isteğine kavuşacağını da müjdeleyen rüya, evlilik niyetinde olanların da dört vakit sonra bu muratlarına ereceklerini gösterir. Rüyada görülen diğer durum ve nesnelerle de ilişkilendirilerek yorumlanması çok daha doğru sonuçlar verecektir."

Hadi bakalım.

Bu arada, iş yerindeki köpeğe "otur" ve "bekle" komutlarını öğrettim. 

Dün, Çinlilerle fiziksel olarak çalıştım. Biri baktım elime ingiliz anahtarı verdi. Demir sıktım. İş tatmini denilen duyguyu tattım. ehrehrhe

Hala bir üretim bandında çalışırsam çok mutlu olacağım düşüncesindeyim. 

Boş beleş işler işte böyle. Başka da bir durumum, zararım yoktur.

Birisi bana "öfkeli birisine benziyorsunuz" demişti blogda.

İşte onu törpülemeye çalışıyorum bu aralar. Ancak burada işler öyle nezaketle yürümüyor. Belki 4 vadeye öfkemi bitiririm. hehrehre

Tuesday, November 22, 2016

Kargo

Gecen hafta, apartmanin giris kapisinda bir kargo notu gordum. Ne tuhaf dedim. Ayiplarim bir de. Cunku evde degilsek guvenlige biraktiriyoruz. Ayrica gozlerim de gormuyor ya, bakamadim kimeymis. Ayrica cok soguktu, kendimi iceri attim. Bana degildir diye dusundum.
4 gun sonra, ki gecen cumartesi oluyor, kagida baktim pazar donusu.
Aaaa ayol benim adimaymis o kagit.

Eve cikinca kargo sirketini aradim. 
Mesai saatleri disindalarmis, not birakabilirmisim.

Biraktim.

Pazartesi oglen aklima geldi. Sirketin kargo toplayicisini aradim. Ilgilencekmis. Aksam tekrar aradim. Sana kargo yarin gelcekmis dedi.
Ama ama...

Bugun yine aklima geldi, aradim. Beynim kuculdu, aklimda kalmiyor pek bir sey.

Menu karsiladi beni.
Kargonuzu adresten almak icin 1i
Kargo takibi icin 2yi
Musteri hizmetleri icin 3u tuslayiniz,

Tamam da zaten 3 kisilik bir dukkansiniz. Herkes ayri bir hata mi cevap veriyor sanki?

3u tusladim.

Kiza tam meramimi anlatiyorum. Adimi sordu. Oysa benim konusmaya ihtiyacim varmis. Is yerinde hep ayni sey. Artik en gencimizin balayinda yasadiklarini bile biliyoruz, iki kere dinledik. Ay anlatayim mii?

Antalya'da balayinda esine, "bu Ruslari yaratan Allah seni de yaratti, hale bak" deyince, balayinin geri kalanini havludan 'kaz' yaparak gecirmisler. Kendisinin izni var hikayenin paylasiminda.

Ay evet kargocu kiz adimi aldi. Kargoyu sizin adam teslim aldi bugun dedi.

Bebeyim bak dinlemedin, bastan aliyorum. Uzerinde tarih ve saat olmayan bir not var. Kargo no, gonderen vs hicbir bilgi yok. Ve ben bu kagidi cumartesi fark ettim. O kargo da bugun vardi size. Anlatabiliyor muyum?
Kiz, anladim. Bekleyin lutfen dedi. Yanindaki kadina sorular sordu.

Iadelere baktirdim. Gecen hafta gelen kargolara baktirdim. Yok.
Kiz da pek tatli geldi bana. Dedim ya konusmaya ihtiyacim varmis.
"Ya off peki, hayalet kargoymus. Hadi kolay gelsin" dedim. Kapattik.

Kim bana ne gonderdi acaba?

Iki kisiye adres vermistim. Ikisi de bugun kargo yolladin mi soruma cevap vermedi. Ya bak soz verdik, gondermedik diye utaniyor olabilirler mi?

Ikisi de degilse, napicam? Ya da gercekten hosuma gidecek bir seyse, veya Dogu'dan bana kek geldiyse ve kargocu da paketi artik acip yediyse, nabiyim? Afiyet olsun. [ekle: boynu bükük emoji]

Monday, November 21, 2016

100 para

Isyerinde uzerimde para bulunmaz.
Para harcayacak yer yoktur.
Bu aliskanlikla Ankara'da sorunlar yasadigim da vakidir.

Gecen hafta pazartesi, su aboneligi icin, uzerimde para vardi. Her gun malzeme getiren tirlardan birinin surucusu nakliye parasi istemis.
Ben de "nasil ya, daha once hic odemedik ki" dememe ragmen, ogle vakti, para bekleyen adami gorunce 100 teleyi verdim. Fatura da vardi. Diger hic kimsenin para vermedigini de soyleyeyim.

Ertesi gun anlasildi ki, hakikaten para verilmeyecekmis. Ben de parami istedim elbette.
Parayi verdigim depocu, sirketi ve surucuyu aradi. Surucu parayi bizim sofore verecekti. Aramislar birbirlerini, tum bu iletisim silsilesi sonunda, benim para ordan buraya, buradan oraya, en son Dikili'ye gitmis.
Eminim bir raki-baligi karsilamistir.

En sonunda, para bana geri geldi.

Simdi diyoruz ki, bu paranin namusu gitti. Ordan oraya dolasti. Bu paradan hayir gelmez. Bunu harcayalim.

Belki bazilarinizin aklina su kitap gelmistir; "bir ikea dolabında mahsur kalan hint fakiri'nin olağanüstü yolculuğu".

Onun disinda bir sali gunu baslayan su aboneligi islemimi, baskasi tamamladi. Ben sadece imzaya geldim bugun. Saliyla alakali batil itikatlarimi yikmaya calismaya devam.

Bugun ek okarak her gun konusmamiza ragmen ihmal ettigim bir seyi yaptim; emeklilik suremi hesapladim.
(Burada bogrume bogrume vurmaktayim) daha hic vakit gecmemis ki böööggggghhhhrrraaaaaa
Daha Ankara'da yaptigim hesap 15 seneyi gosterirken, arkadas, 1 sene oldu diyelim o isi birakali. Neden hala 14 sene 8 ay ve 16 gun?
BES emekliligim bundan da gec.
Ayrica ise girisim de bir sali gunune denk geliyor!! Asla emekli olamicaaam!
Oy oy oyyyy

Bu bogre vurmanin da nlp, eft bir baglantisi varmis. Insiyaki yapilan bu davranis genelde, yas ve aci zamanlarinda yapilmakla birlikte, kisiyi rahatlatirmis.

EFT nedir diyenleri suraya alalim.
Ben yaptim cok az bir sure. Uc gun en fazla ama iyi gelmisti. Mehmehmeh

Bugun ilceye giderken, arabanin ici birden tezek koktu. Ulkenin bok koktuguna kanaat getirdim.
Ama sadece biz degil, tum dunya 2016dan tiksindi. Hatta 2016 senesini yokmus, bir Dovus Kulubu tadinda, "ilk kural dovus kulubunden asla bahsetmemektir" cumleleri ile hafizadan silmek istiyor. Keske.

Bundan kotusunu gormemek dilegi ile.

2017 Cin burcumu okudum. Averajjjj bir yil olacakmis ama o da bir sey!!








Thursday, November 17, 2016

Mantı

Ben dün yine Çinli yemekhanesindeydim.

Hayır, kasabın kedisi değilim. Yemekhanede bazı hijyen sıkıntıları var. Buradaki tek kadın da ben olunca, ben gidip bakıyorum elbette. 

Dün mantı yapıyorlardı. "Yer misin?" dediler.
"Yemez miyim!" dedim.

"Yarın 12'de gel" dedikleri için de bizim yemekhaneye burun kıvırdım. Zhu'ya benimle yemek yiyecek mi diye soruyorum. "Sen git, ye. Bekliyorlar" diyor. Hatta o kadar çok dedi ki, başka bir konu hakkında emailleşiyoruz. "konu, yemekten sonra belli olur" dediğimde bile, "sen git, bekliyorlar" dedi.

Tamam dedim bir bildiği olmalı.

Varmış da.

Yemekhane gıda hazırlama kısmında bekliyorum ben. Tabağı hazırlasınlar diye. Misafir kısmında kafalar var. Baktım Çinli büyük patronlar.

Aşçılardan biri tuttu beni, oraya götürdü. Cili de "gel gel" deyince, gittim. Ohh yeah!!

Patron gelince bizde kuzu kesilir ya, bunlar da sofrayı donatmışlar.

Uzun boylu ve yakışıklı olanın yanına sandalye verdiler bana. İngilizce de biliyor. Bayılırım çekik gözlü erkeklere. Çinli olmazsa Tatar olur yani. 
İlk aşkım da çekik gözlüdür. O kadar ki, gülünce gözleri görünmüyor diye, takma adı Kedi'dir <3

Baktım bana kaşık, çatal getirmişler. Çubuk istedim. Karşımda buradaki en yetkili adam var. Benden bahsediyorlar biliyorum. Çin'de kadınların yapmalarının yasak olduğu bir iş yapıyorum. Belli yani konu; ben.
Yakışıklı adama doğru eğilip, "benden mi bahsediyorlar?" diye sordum.
"Evet, senden bahsediyorlar."
"İyi mi bari?"
"İyi, iyi". 

Bizim Çinli diyor; "Bu da bizden. Boynundakileri göster". 
Çattt, Doğu'dayken Çin kültürüne merak salmıştım ya. Kolyelerimi gösterdim. Ejderhayım ben dedim. Anlattım biraz bildiklerimi.

Çinliler yeniay ve dolunayda ritüel yapıyorlar. Ölülerine sundukları meyveler, sonra çalışanlara dağıtıyorlar. Mutlaka bir adet bana ayırıyorlar. Bazen ben de onlarla gidip dua ediyorum ellerimi açıp. Dua dediğin enerji neticede.

Bir kere bir tanesi "napıyorsun?" dedi. "Dua ediyorum Allah'a" diye yukarıyı gösterdim. 
Yaz vaktiydi.
"Sizin Allah çok sıcak" demişti.

Yemeğe dönelim.
İki "Çinli olmayan"ız diğer 5 kişi arasında. "Bana Çin mantısı çok güzeldir" diyor adam. Ö_Ö

"Mantı için geldim zaten" dedim. 
Ama masada mantı yok. Hepsi şapur şupur yemek yiyorlar. Ben bizim Çinlilerle rahatım artık. O yüzden çubukları çarpmayacağımı biliyorum en azından. Ama bunlar büyük adamlar. Belki beni götürürler Çin'e :(

Bilemedim. Bekleyip, gözlemleme kararı aldım. 

Neyse ki yanımda Cili vardı. Ona kaş göz yapıyorum. O tamam derse yapıyorum. Bana yemek koyuyor, masada en uzakta olduğu için bana gelen yemeği onunla paylaşıyorum falan. Böyle bir kardeşlik, böyle bir kankalık.

İlk buluşmada yenmeyecek şey nedir? Spagetti değil mi? Hepimiz erişte yiyoruz uzun olanlardan. Hem de suyu süzülmemiş kalın spagetti olarak düşünün ve çubukla yiyoruz.
Onlar hüp hüp diye içlerine çekiyorlar erişteleri. Ben edebimle yiyorum ama bütün o sular, yavaş yememe rağmen, kaşıma gözüme geldi. Yemin ederim kimse görmemiştir diye de silemedim yüzümü. 

Sonra ortaya, içi maydanoz yaprağı ve sıvı dolu iki kase ve mantı geldi. Daha önce görmemiştim sosu. Bekledim, gözlemledim. 
Baktım öteki "Çinli olmayan" aldı mantıyı, içine batırdı. Hmm tamam dedim. Ama çubuk kullanımında onlar kadar yetkin değilim elbette. Ağzımda gümüş kaşıkla doğmuşum akserhkasejhre

Ben de bakıyım tadına diye mantıyı soktum içine sosun, ama çıkaramadım. 


Baktım yine bunlar bana bakmıyor, takılıyorlar kendi aralarında. Çubuğu sapladım da çıkardım kasenin içinden. Bir daha da sokmadım sosa. Zaten sirkeliymiş.

Cili ve patron tabağımı dolduruyorlar sürekli. Bildiğim bir şey var, o da reddedilmeyi sevmiyorlar bu yiyecek, içecek konusunda. E yedikçe yedim.

Artık beynime kan gitmiyor o derece. Sofradan da kalkamıyorum. Belki ayıptır diye. Bir yandan midem şiş, ağırlık bastı, tansiyon düştü, hareket edemiyorum. 
Yine şansıma kalktılar ben de yuvarlana yuvarlana merdivenlerden indim. Hala yukarıdaki gibiyim. 

Kafayı koysam uyurum masa falan dinlemem ama bu aralar işler çok yoğun. 
Ben sahalara döneyim.

Saturday, November 12, 2016

Ruya

Hayrolsun.
Bundan sonrasi dun gece gordugum ruyayi iceriyor. Bir numarasi yok. Burasi gunlugum oldugu icin yazdim, kenara koydum. Yani okumaya degmeyebilir.

Eski evin onunden yururken su an etrafinda olan ferforje korkuluklarin olmadigini, hicbir yesillik kalmadigini, panjurlarin bile olmadigini, evin cok eskidigini ve hatta alt kattaki pencereden, iceriye cekilmis ip uzerinde camasirlari gordum. Fulfors fakirlik.

Yurumeye devam ederken, kopegimin adini seslendim. Kahverengi bir kopek geldi. Ama benim kopegim Akbas ve dolayisi ile bembeyaz bir kopek olmali su an. Annesi olarak kendisini aglayarak terk ettigimde 4 aylikti. Geldi ve kendisini severken arkada diger eski kopegim boxeri gordum. O da geldi. Evin karsisinda bir bos arsa vardi. O arsaya ciktim. Evlerin arkasinda kalan kisimlara baktim. Arsayi alip, ev yaptiracakmisim. Deniz manzarasini hesap ettim. Eski ev bu sene basindaki ev degil, Izmir'deki rum evi.
Yukaridan asagi inerken yol kenarindaki bir agactan bir genc kiz meyve topluyordu. Meyve soyle, sarimsak gibi dusunun ama her bir disin icinde tohum var. Kiz bana da verdi, ben susamvari tohumlari yerken agzimda o kadar buyudulerki, doydugumu dusundum. Sonra ben bir tane toplayayim dedim. Benimkinde kurtcuklar vardi, en buyugu yer dustu. Kurtcuklari da yedim ve digerinden daha lezzetliydi. Kiza sen de ye dedim, hayir dedi. 
Bu surecte Er ile mesajlasiyoruz. Bulusacakmisiz ama onda arac yokmus, gelip almaliymisim. Bir an yanimda sanirim annem beliriyor, ya da ablam. Karsiyakaya gidecegimizi soyluyor. Ruyalarimda Karsiyaka'da su an olmayan bir yeri goruyorum hep. Ya var ya da bir gun gittigimde gorecegim. 
Neyse, Er'a oraya geldigimde onu alabilecegimi soyluyorum ve Karsiyaka'ya gitmek icin ufak bir tekneye biniyoruz To ile. Evin hemen ilerisinden geciyoruz, ev denizin kenarinda su an ruyada. Orada sacini kazitmis ve ustu ciplak zayiflamis Fe'i gorduk. Yerde egilmis bir seylerle ugrasiyordu. Bizi gormesini istemedim. Su cok guzeldi. Cok az ilerleyince bir sahile geldik. Teknelerin arasinda bosluk bulup, girdik.
Kalabalik bir sahildi. Etrafa bakarken teknenin ucundaki havlu suya dustu. Ben de kiyafetlerim ile denize atladim. Hayaller; boyu gecen su, gercekler; diz alti ahahah
Havlu suyun dibine batmisti, aldim cikardim.
Sonra bahceli eve girdik. Burc'nun ananesinin eviymis. Altlarina yapraklari tutsun diye file gerilmis pembe gullerden kokladim. Gul receli varsa alirim dedim. Gercek hayatta cok severim gul recelini. Neyse, kozde misirlarin uzerine kum atiyorlardi ve kirmizi guller. Balkon gullerim gibiydiler. Benimkinden daha buyukler ve onlarin dallarindan benimkinin boyunu gosterdim.
Sonra bir ara kopegim ortaya cikti. Bu sefer kendi rengindeydi. Tekrar sevdim kendisini.
Bu kadar HD bir ruyada bari gelecegimi gorseydim yeaa.
Sekersiz bir aya daha girdim. Ama ilk yedigim gul receli olabilir. Cikip alayim bugun.


Friday, November 11, 2016

Tezkere

Bugün tezkeremi aldım.
Ne diyo' yine bu salak diyenler için açıklayayım. Salak sensin öncelikle.

Bugün bir iş için Çinlilerin yemekhanesine gittim. Aslında amaç tüm gün koltuğa yapışmış ardıma kan gitmesiydi. Çünkü uzun bir merdiven var oraya.

İçeri girdiğimde patates soyuyorlardı. aserkaehrke

Bir tanesini kaldırdım. Oturdum. Başladım patates soymaya.

Bacaklarını bile tıraş etmemiş ve evde patatesi 2 senede bir, o da bıçakla soyan bir insan için bence kayıtlara girmesi gerekir. Günlüğümde yerini alsın. Siz her gün patates soyuyorsanız, o da sizin hayatınız. Saygılar.

E tabi bu patates acemisi tırnaklarını da kaptıracaktı.

Bu Çinlilerin hepsi üzerinde tırnak makası taşıyor. Zhu mesela bazen tırnağımı kırık gördüğümde ben bir şey demeden, elini tıpkı silahına uzanan bir kovboy gibi beline atıp, makasını uzatıyor bana çok vakur bir ifade ile.

O poker suratına bayılıyorum adamın.

Birlikte patates soyan insanların birlik ruhu ancak bir isyanda vardır bence. 

Kendi aralarında Çince konuştular konuştular. Ben de kafamı kaldırmadan dinliyorum. Çünkü dil önce kulaktan öğrenilir. Neyse bir an çıkış yapıp, Çince en iyi bildiğim cümlelerden biri olan "anlamadım" dedim. Çok komikli bir insanım.

Tırnak uçlarımla birlikte, son aşamada parmağımın ucunu da kaptırdım. Çünkü yerine oturduğum hızlı adam karşıma oturdu. Bir an kendimi öküze özenen bir kurbağa misali, kendisi ile yarıştırırken buldum. kehkeh

Kan çıkınca da bıraktım artık.

Yine ekmek ve bunların meşhur Lao Gan Ma sosu ile karnımı doyurdum, geldim. İstanbul'da satılıyor bu arada bu sos. 
Bu da şekli:
Sevgiler,
J



Tuesday, November 8, 2016

Yavrusunu Döven Anne

Sevgili Ayşe'nin son yazısında okuyunca pazar günü şahit olduğum bir olayı yazmak istedim.

Burda deniz yok, tümülüs var. Salak salak camdan bakıyorum. Normalde insanların çok az geçtiği patikadan bir kadının iki elinden iki kızı tutuyor, yürüyorlar. Sağdaki elinde torba vardı. Küçük kız elini bıraktı kadının. Koştu biraz. Tekrar annesinin elini tuttu, tutmasıyla düşmesi bir oldu.

Kadın önce torbayı attı bir kenara. Sonra da küçük kıza bir tokat patlattı. Aynı eliyle de üzerindeki tozu silkeledi.
Noluyor diye bakarken, birden kızın saçından tokayı çekip, kızın saçını toplamaya başladı. Küçük kız, başı önde, annesi saçını çekiştiriyor (burada bir sorun yoktu), karşısındaki büyük kızı ittirdi. 
Büyük kız da, küçük kızı.
Sonra saç toplandı, tokalandı. Büyük kız bıraktı annenin elini, koştu. Küçük de arkasından.
Bu sefer büyükle küçük itiştiler.
Sonra anne bir bağırdı ikisine. İkisi de annenin elini tutup yürümeye başladılar.

Ben afalladım.
Düşene bir de sen neden vuruyorsun ki?

Sonra, "bak şu abla kızıyor sana yemeğini ye" diyen bir kadına kızmıştım Ankara'da.
"Benim için sorun yok, istemezsen yeme" demiştim.
Kadın da başladı, "bu çocuk yemiyor" bikbikibkibik
Ağzına tükürdüğümün kadını.

Çocuk isterse yer, rahat bırakın. Bu iki kadını nasıl düzelticez millet olarak bilmiyorum neticede o da annesinden gördüğünü yapıyor.

Sonra kendi çocukluğum düşünüp, meditasyon yapıyorum.
Pazar günü yutuptan yönlendirmeli meditasyon dinlerken, internet kesilmiş. Ben de uyuya kalmışım.

Sağaltımım yarım kaldı aehrjere
Her sabah yapmaya çalışıyorum.

Dünyayı bu annelerden temizlememiz lazım.

Sevgiler

J.