Tuesday, September 12, 2017

Bitkilerim

Ben yine uzun bir yola gidiyorum.
Yol boyunca durmayi planlamiyorum, cunku giderken ve gelirken yakalamam gereken ozel durumlar var. Bir tanesi yegenimin yas gunu.
Eh gitmisken de bu sefer uzun kalmayi ongoruyorum bir aksilik olmazsa.
Her defasinda bitkilerim susuz kaliyor veya aklim onlarda kaliyordu.

Arastirdim artik. Yetmisti cunku ucundan bakicilik.

Sunu buldum, uyguladim ve olumlu sonuc aldim.
Bir kabin icine ipi sarkitip, ipi de saksiya denk getiriyorsunuz.

Ay icim rahat simdi.
Arabayi da yikattim. 1,5 sene falan olmustu. Bu konuda ayiplayabilirsiniz. Kabul ederim ama evime boyle yapmiyorum. Arabayi nadiren ve uzun sure kullandim. Bir de plaja falan gidince cabuk kirlendi bu sefer :)

Arabayi yikattim ve bir suru pet sise cikti. Kardayim. Hem saksilara su kabi, hem de temizlik.

Durgunluk var uzerimde.
Bir de icimde olumsuz hissiyatlar var.

Annem diyor ki, "iki kisiden dinledim, senin burcun Carsamba gunu hayirli haber aliyormus". 

Hmpff tamam da, hayirli haber vermeyen bensem, napiyim dedim kilisenin papazini :))
Hadi bakalim. Dedigim gibi bir sure yokum. Ege'de yine siddetli deprem olursa, bilin ki ben ordayim.

Sevgiler,
J.



Friday, September 8, 2017

Lezzet Patlamasi

Yemek icin yasayan biri degilim.

Eskiden bana yasaklanan bircok gidayi yemedigim olmustur. Vaz gecerim.
Ama farkli tatlara da hep acigimdir. O kadar Hong Kong, Boracay falan gittim de, bir akrep kizartmasi yiyemedim, uzulurum.

Surada eski bir yazim var. 

Ama biliyorum tiklayamayacaksiniz :(

Alttaki etiket yiginindan food pairing'e tihklayabilirsiniz. Sanirim site de kapali.

Simdi yeni kesfim, askim, sefam, lezzet patlamamdan soz edecegim.

Bana gore ilk ve buyuk bir adimken, "meh ben bunu senelerdir yapiyorum, suradaki su mekanda yemistim" diyebilirsiniz. Afferim simdiden.

Ben morlarin hastasiyim.

Mor marul (kirmizi da deniyor sanirim, pazarda "sundan" deyip, parmakla gosteriyorum ben)
Mor lahana ❤️
Reyhan ❤️
Asil olmak uzere, bazen sovan, roka, maydanoz, domates, hiyar ve ne varsa yaptigim salataya kara üzüm ekliyorum.

Dörde/yirmiye bolup en fazla 4 uzum tanesini, salatayi yiyorum.

Kendimden geciyorum yahu. Uzumu sade yemek bu kadar keyif vermiyor.

Biliyorum cilek, armut, elma da koyan var, ama baska tadlar varsa okuyorum ö_ö hadi.

Gecen hafta aldigim avokado lezzetsizdi. Manav"ci"nin dedigi gibi 1 ay beklemeyecegim gibi gorunuyor. Migros'a girip, "avokadoya bakip cikicam" yapiyorum.

Salataya az da tuz koyuyorum. Yag, limon yok bu arada. Ama ogle yemegi falansa elbette bol elma sirkesi. Off sabah sabah.

Operim,
J.

Thursday, September 7, 2017

Kahin Vanga | Renan Seckin

Pdf.

"Birbirinizi sevin".

Son zamanlarda okudugum, dusundugum ve inandigim seyleri bu kitapta da gordum.

Aksam 6-7 gibi buldum kitabi. 22:20de bitti.

"Birbirinizi sevin, iyi insanlar olun"

Iyi insanlar olmaliyiz.
Sevgiler,
J.

Wednesday, September 6, 2017

Kitap 2017 - 2

Son yazidan bu yana okuduklarim;
Fahrenheit 451
Alper Canigüz | Kan ve Gül
Hawley | Iyi Baba
Moliere | Cimri (online)
Sinoue | Taslarin Cagi (digerinde yanlis yazmisim, iki kitap bu. Once Yasemin Kokusu'nu okumustum)
M. ilmiye Cig | Gilgamis Destani pdf (tesekkurler MM)
Bir de onceden okudugum M. Newton | Too Many Lives Too Many Masters var. pdf

Sag gozum kan canagi.

Simdi gozumu nasil dinlendirecegimi bilemeyerek huzurunuzdan ayriliyorum. Bir hikayem var aslinda, pilim bitiyor. Dolunca yazarim. 

Tuesday, September 5, 2017

Beyaz Sirke

Ben olsam bu kadar aydinlanmadan falan skilirdim ehehe 

Simdi ev kadinligima donus yapiyorum ve isinize yarayabilecek bir ipucu veriyorum.

Hani ozellikle kis vakti camasirlari tam kurumadan toplariz, sonra o camasirlar igrenc kokar. Nemli pis bir koku. Yika yika cikmaz. Cope atarsin ama once bez yaparsin da kokudan yine icine sinmez yapilan temizlik.

Evet ben gecen gunlerde bu kokusuk camasirlarimi atarken, hepsini ayni anda atamadim, birkac tanesini makineye attim, bir deneyeyim dedim. 
Deterjan gozunun digerinden su akmaya baslarken de goz karari, belki yarim su bardagi veya daha fazla, beyaz sirkeyi de ekledim.

Iki hafta oldu handiyse. Dun o camasirlari topladigim yerden alip, uzerime gecirince baktim koku yok! Yok! Kokmuyor! 

Evi de beyaz sirke ile siliyorum. Suya birkac damla lavanta. Ay mis. Sirkenin bir de buyu bozucu oldugunu soylerler. Eskiler evin kapisini sirke ile silermis. Ezelden beri bayilirim sirkenin her turlusune. Hatta Dogu'dan tasinmadan once de sirke kurmustum, ay evde biraktim ben onuuuu. Arkamdan benim eve gecen sumukyiyen kim bilir ne kufretmistir o sineklere ahahaha 

Bu sene sirke yapmayi tekrar deneyebilirim. Cts pazarda elma bakinayim.
Sirke, sen guzel seysin! 
Ic bedenini temizlesin. Yuzune sur lekeleri yok etsin. 

Corek otu 1, sirke 2. <3 

Ya boyle iste. 
Yaldir yaldir kitap okuyorum. Sanki ac kalmisim gibi. Elimdeki de bitsin yine yazayim ne okudum deyü.

Benim hayat yine gumbur gumbur ama paylasamayacagim. 
Kalpleeerrrrd

Sunday, September 3, 2017

Kurban Etmek

Iyi bayramlar.

Bu sene ne karnabahar, ne de portakal kurban etmedim.

Bu sene kendimi kurban ettim. Otopsi yapar gibi, her organima ama oncelikle kalbim ve cigerime odaklandim.

Bu bayram, yedi olumcul gunahlarima bakiyorum.

Ilki kibir. Ah bir böbürlenme, kendini ayri ve ustun tutma, bir sahtekarlik. Kestim. 

Kendini ayri tutan, ayri birakiliyor. Iste aynalar, aynalar. 

Insan aglayinca basi agrir, degil mi? Agrimiyor. Ferahlatti aksine. 

Nedense kotu seyler hep baskalarinin basina gelir, cunku biz iyi insanlarizdir. Oyle degil iste. Hepimizde var o yedi olumcul gunah.

Basimizdakini elestiriyoruz. Biz de aynisiyiz. Ne goruyorsun o adamin adini duyunca?
Hirsiz mi? Is yerinden eve getirdigin tek bir kalem bile hirsizlik degil mi?
Trafikte sagdan veya emniyet seridinden gitmek? O kadar farkinda degiliz ki, farkina varmamiz icin en kotusu ile karsilasiyoruz. Kac kere hak yedin?

Ona oy verenleri hakir goruyoruz, elestiriyoruz. Kibir.

Ve diger gunahlar;

Ofke.
Acgozluluk
Kiskanclik
Oburluk
Sehvet
Tembellik.

Bunlar Hiristiyanlarin dememek lazim. Cunku Yaradan tek.

Evet, benim bayramim da boyle geciyor. 
Sevgiler,
J.

Tuesday, August 29, 2017

1986

Bu sabah ilk ilkokulumun fb sayfasina girdim. Eski bina yok. Okul fotograflarinda cilveli bir kadinin profil fotografi var. Anlamadim. Belki okula yakin yerde yasiyordur dedim. Birkac fotograf sonra elinde takdir belgeli cocuklari gorunce.

Sonra alisverise ciktik kardesimle. Selway denilen Izmir girisi/cikisinda yer alan yer. Bir elbise denedim. Hos. 40 beden. Buyuk ama alayim dedim. Cunku o renk bir elbiseye ihtiyacim var ama buyuk iste. Kasaya gelince onumuzde iki adam vardi. Bir onumdeki birakti kasayi gitti. Ben de hala elbise buyuk mu, alsam mi diye dusunuyorum.
Ondeki adam geri geldi, arkamizda bu sefer.
Sira bana gelince etiketteki fiyattan farkli bir fiyati kasada gorunce biraktim elbiseyi ciktik. Kardesim yemin ediyor, fiyat daha dusuktu, kac kere baktim diye.
Ben zaten emin olmadigim icin, hic dusunmedim bile.

Kardesimin karni burnunda. Az daha dolasip, kopruden arabaya giderken, asansorle ciktik yukari. Ayni adam asansorde. Bakiyor. Indik. Koprude yavas yuruyoruz. Bizi gecti ama yavasladi. Bakiyor. 
"Affedersiniz. Size birsey sorcam. Siz Pekkan sirketinin kizlari misiniz?"
Nea!

Kardesimle ikimiz donduk. Evet dedim. "Sen Jardzy'sin" dedi. (Buyuk dusun agahsgsggs) "Zaten inkar etseydin sana bunlari gosterecektim" diyerek telefonu acti. Fbtan benim fotograflarimi gosterdi.

Eneeee!
Ay adam bizim hakkimizda bircok sey saydiktan sonra "ben seninle ayni ilkokulda okudum" dedi. Ya ben kac kere dedim, yazdim. Hatirlamiyorum. Eski erkek arkadaslarimi bile kardesim ve dostum biricigim anlatiyor. "Haa vardi evet oyle biri" diyorum.

"Senin adin ne peki?" dedim. Soyledi ama hic hatirlamadim. Hangi ilkokul dedim tabi, zira 3.5ncu sinifta degistirmistim. Ilk ilkokulmus. 
Ay kimleri anlatti kimleri. Beni ilk open cocugu. O da evlendigi gece olmustu, ailesi ile birlikte. 

Kahve icmek istedi. Kardesim hamile. Bir de bana flort tavsiyesi verdi. "Icecegin bir kahve ve gecirecegin 1 saat, sana sadece zaman ve para kaybettirebilir ama bir omur kazandirir" gibi bir sey dedi.

Hatirladiklarima selam ilettim. Vedalastik.

Ilk ilkokulumda hatirlamadigim bir adam! Sabah fotograflarina baktigim okuldan. Adam Izmir'den ayrilana kadarki hayatimi biliyor. 

Oyle bir sasirip, eve geldik. Hala uzerimde bir agirlik var.




Sunday, August 27, 2017

Uyanmak

Bir duruma bakmak ve gormek arasinda kocaman farklar vardir. Hepimiz bu lafi duyduk ve umarim ki yasadik.
Dun ben yine buyuk bir aydinlanma icine girdim.
Burnumun dibinde olanlari gordum. Cok sukur.

Kisa bir aciklama yapayim.

Hayatimizda bizi rahatsiz eden herkes bizi aynaliyor diyoruz ya. Bunu fark ettim yine. Bir vakittir hayatimdan baskasinin ozel hayatini bana anlattiklari icin ve benim hayatima cok yakin mudahale ettikleri icin birkac insani cikarmistim.

Oturdum dusundum, ben kendi hayatimda baska kimin dedikodusunu yapiyorum da, karsimda baskasini anlatanlara sinirleniyorum?
Cunku ASLA yapmiyorum boyle seyler!!
Ah be Jardzyciyim. Bu blogda yaptigin ne? En yakin ornek eski sirketteki Ispanyolca ogrenen cayci degil mi? Bu sayilir mi acaba? 

Ben burada sikayet etmeyi biraktim, etrafimda sikayet eden kisiler azaldi. Bir kisi kaldi, o da eskilerin dengesini sagliyor sanirim. Eskisi gibi de sadece bunu konusmak icin aramiyor.

Gerci bana baskasini anlatan da kalmadi hayatimda.

Benim bugun yapmak istedigim, bana bu sekilde ayna olan herkese tesekkur etmek ve ozur dilemek. 
Her birinizden ozur diliyorum. Bana gosterdikleriniz icin de tesekkur ediyorum.

Bir de, kadin olarak senelerce erkeklere yaptigim eziyet, simariklik, atar, gider, trip ve benzeri rahatsizliklardan oturu ozur diliyorum. Hazir kalbimin kapilari acilmisken. 

Bagrimdan yuk kalkti yeminleN.

Sevgiler,
J.

Friday, August 25, 2017

Kitap 2017

Bu sene epey okudum saniyordum.
Ne bileyim, gozluklerle artik icli disli olunca.
Bu sene okuduklarimin bir kismini en sevdigim bitkilerimden birinin yanina kule yaptim. E-kitap da okudugum icin az gorunuyor.

Kitaplarin cogunu Leylakdali'nin izinden seciyorum. Bu sene aldigim kitaplarin hepsini bitiremem sanirim. Bir kismini blogda yazmistim. Hadi yine yazayim, zaten  hepi topu 3mus ama sanki yazmadiklarim da var.

Iste o kitaplar; 

Grange | Lonato
Asli Erdogan | Kabuk Adam <3 
Platonov | Mutlu Moskova 
Eggers | Çember
Sinoué | Taslarin Izinde 
Hawkins | The Girl on The Train (filmi de iyiydi)
Sezgin Kaymaz | Lucky 
Kucuk Prens
Alper Canigüz | Cehennem Çiçegi
Esin Aker | Yaz Uyurken
Micheal Newton | Ikinci Yasamin Sirri pdf
Stefano E D'anna | Tanrilar Okulu pdf
Lee Carroll | Twelve Layers of DNA pdf
Walsch | Conversations with God online
Young | The Shack pdf (2/3unu okuyup sonra filme gectim)
Serhat Ahmet Tan | Allah'in Ipine Simsiki Sarilin

12 dk sonra edt: Borroughs | Elde Makas Kosmak

Ve elimde yapisip kalan kitaplar var. Yarim birakmayi dusunmuyorum. O yuzden yazmayacagim buraya.

Su an ingiliççe okumaya çalistigim kuran versiyonlarini birakip, Prof. Y. N. Ozturk'un surelerin inis sirasina gore mealini okuyorum. Bir de Incil var tabi. Onun gelisini yazmistim blogda. Ha bir de Mormon Kitabi var ama o Ank'da. O da yurtdisindan gelmisti.

Halim budur.


Thursday, August 24, 2017

Kızıl Avlu

Bergama'da sadece Akropol ve Asklepion yok tabi. Binsürü görülecek yer/şey var.

Bugün sabah seyrettiğim video ile Asklepion'daki şifa sistemleri hakkında şunu öğrendim. Hastalar, şu rahiplerin yukarıdan fısıldadıkları tünelden geçiyorlar ve tünel sonunda rahatlatıcı bir şeyler içiyorlarmış. Bunlarla ilgili de yazacağım, çünkü Galen!

Hastalar geceleri, uyku odalarında yılanlar ile birlikte uyuyorlarmış. Çünkü rüyalarında yılan tanrısı Asklepios'un onlarla konuşacağına ve teşhis koyacağına inanıyorlarmış. 
İşbu yılanlar Asklepios'u temsil edermiş ve eğer uyuyana sürtünürse de, iyileşeceğine inanırlarmış. 
Ertesi gün hastalar rüyalarını rahibe anlatırlarmış, onlar da tedaviyi yazarlamış. Sonra da oturup, iyileşmesini istedikleri organlarının kopyalarını kil ile yaparlar ve Asklepios'a sunarlarmış. Artık müzeye gidip, şu organları görmek lazım bence.

Ama mevcut kumpanyam çalıştığı için, ancak iş çıkışı Kızıl Avlu'ya gittik. Gittik ama kapı kilitli. Biz de çitten atladık. Ama ziyaretin sonunda gördük ki, bizim batıda üzerinden atladığımız çit, doğuda açık! O yüzden suç işlemiş olmuyoruz! Ayrıca hırsızlık yapmadıktan sonra bunun suç olmaması lazım. <3

Bina bir süredir tadilatta. Eski hali ile şimdiki arasında gözle görülür ve mutlu edici bir fark var. Çok zengin olup, şunların hepsini yaptırsam negzel olurdu!

Kızıl Avlu hakkında çok detay yok maalesef. Mısır hakkında araştırma yapmam lazım. 

Fotoğraflar arasına serpiştireyim yine.

Kızıl Avlu denilen bu bina aslında, bir tapınak binası imiş. Mermer ile kaplı ve etrafı da kemerler ile çevriliymiş. Bir kısım kemerler hala duruyor.

Mısır tanrıları Serapis, İsis ve Harpocrates için vaktin imparatoru Hadrian tarafından M.Ö. 2nci yyda yaptırılmış. 

Bu binanın altından nehir geçiyor. İki kocaman tünel ile. Oradan gelen su ile de kutsal banyolar yapılıyormuş.

Şu an yapılan tamirin iskeleleri. 
 Ortada görünen beyaz şey, Tanrıça Sehkmet'in heykeli.

Sehkmet kimdir?

Sehkmet'in manası "güç ve kudret"miş. Dolayısı ile kendisi Güçlü Olan veya Güçlü Kadın olarak da adlandırılıyormuş.
Kendisi Aslan Kafalı Kadın olarak çizilmiş, inşa edilmiş (heykel olarak).

Ra birgün insanlar onu dinlemiyor ve adil davranmıyorlar diye çok kızmış. (Oooo buralara da bekleriz Ra'cım)
Kızını dünyaya yollamış, o da Sehkmet olmuş. Yakmış, yıkmış. Tarlalar insan kanı ile dolmuş. Ra olanları görünce, aslında şiddet yanlısı olmadığı için Sehkmet'i durdurmak istemiş ve azcık da pişman olmuş. Ama Sehkmet durmamış!!! :D
Bu sefer Ra, Sehkmet'in yollarına 7.000 bardak bira ve nar suyu dökmüş. Sehkmet de kan rengindeki bu birayı, kan diye içerek sarhoş olmuş. 
Sızmış ve 3 gün boyunca uyumuş. Uyandığında kan içmek istememiş ve insanlık böylece kurtulmuş.
 Ah Sehkmet!

Aşağıdaki heykel karma bir yapıda. Bir kısmı orijinal bir kısmı feyk. Ama azami! 8m yüksekliğinde.
Heykelin önünde havuzlar var, yukarıda bahsettiğim banyoların yapıldığı. Nil Nehri'ni andırsın diyeymiş.
 Bu da yaptıran vakfın reklamı ve bilgileri.
Tünellerin bir kısmı açığa çıkmış. Çok güvenlik için böyle kapatmışlar. Buradan Selinos veya Selinus nehrinin aktığı söyleniyor. 
Ayrıca Bergama'nın altı tünellerle dolu. Bazıları bir traktör geçecek kadar geniş ve girmek yasak. Kaleye çıktığı söyleniyor tünellerin.
Fantastik!
Bu tünellerden rahipler geçerek, heykellerin içine mi giriyorlarmış, bir fantastiklik var yine orada, ve tanrıların ağzından halka sesleniyorlarmış!
Binanın kenarının içinde baca gibi bir yapı gördük ama siyahlık (ateş alameti) yok. Duvarlarda düzenli oyuklar var. Sanırım rahipler oradan da inip çıkıyorlardı.

 Şu aşağıda gördüğünüz şey size ne düşündürtüyor?
Bana bir kuşu düşündürttü. Kızıl Avlu (Red Basilica) tarihinde kuşla ilgili bir şey yok. Sadece bu değil, birçok mermer üzerinde de benzer bir işçilik gördüm. Sabah da araştırdım. Kanatlı ne var Mısır mitolojisinde diye.
Horus çıktı karşıma.

Bu da araştırması.


Bergama'da Akropol'ü gördüğün sürece güvendesin! Zaten her yerden görürsün.


 Hepsi bir arada! 

Bu yapının iki tarafında yuvarlak, kubbeli binalar var (rotunda). Bunlardan bir tanesi eskiden sinagog olarak da kullanılmış olan bir cami şu anda. Ancak o da tadilatta. Bir diğeri de kapalı. Bir ara konser vermişler. Sanırım iki sene önce. Biz giremedik elbette.

Bina daha sonra kiliseye çevrilmiş ve İncil'de yer alan Yedi Kilise'den biriymiş!
Bu sefer haritayı alta koydum. Kaynak: Wikipedia ama kullanım beleşşş!

Bu da eski hallerinden birkaç foto içeriyor:
http://www.thebyzantinelegacy.com/red-basilica 

Keşke daha çok bilsek! 

"Ay J, gelelim beni gezdir" derseniz, çok geç kaldınız. Ben ayrılıyorum buradan belki kısmi belki net bir şekilde. <3

Gitmeden ne kadar yeri/şeyi çekersem o kadar kar!

Monday, August 21, 2017

Pergamon

Dışarı çıktığım saatler genelde akşam üstü ya da öğleden önce ve kısa süreler. Uzun olanları akşam saatleri oluyor.
Bunları neden anlattım? Çünkü ben dışarıdaki sıcaklıktan haberdar değilmişim. Ay valla kalbim sıkıştı sıcaktan. 

Dün 4ten önce Bergama'yı fotoğraflayayım diye çıktım. Buyrun bakalım nasıl fotoğraflamışım.

Önce Asklepion'a gittik. Asklepion, Sağlık Tanrısı Asklepios için yapılmış bir şifahane (hastahane kelimesini sözlükten çıkarıp, bununla değiştirmeliyiz) veya spa merkezi.
Çünkü uygulanan tedaviler, açlık-susuzluk kürleri, çamur banyoları, rüya tabirleri, bitkisel kürler, banyolar falan.
Ancak girişinde "Buraya ölüm giremez" yazdığı rivayet ediliyor. Hamileler ve ölümcül hastalığı olanlar giremiyormuş.
Arabayı park ettiğimizde gördüğüm şuydu: Akropol. 
Bir de şahane bir harita buldum.
Aşağıdaki yol, Akropol ile Asklepion'u birbirine bağlarmış. Via Tecta adındaki 807mlik kutsal yol. Yolun bitiminde üstteki haritada kütüphane olarak görülen yer var.
Kaynaklarda farklı yorumlar var. Bir tanesi diyor ki, Viran Kapı'dan hastalar içeri alınırmış (Hasta Kabul :) )
Eğer öyle ise, yılanlı sütun neden Asklepion'un içinde. Sütuna daha gelmedik, gelince anlayacaksınız.
Asklepion'da birçok hayvan var. Kuş, kertenkele (en az 30cm) ve su kaplumbağaları en sık gördüklerimden. Aşağıda da, kuşu görebildiğinizi umuyorum.
Kalpli sütun. Bunun benzeri Agai'de de vardı. Nedense sadece tabanı var bu sütunların. 
Ve meşhur Yılanlı Sütun.
Kendisi aynı zamanda tıbbın sembolü olan yılan(lar)ın kaynağıdır.
Hikayesi şu; 
Hasta bir adam Asklepion'a geliyor. Kapıdaki yazıyı görüyor. İçeri alınmayacağını ve tedavi de olamayacağını düşünüyor. O esnada, kaseden süt içen ve zehirlerini bu süte bırakan iki yılan görüyor. Sütü içerek ölmeyi beklerken iyileşiyor.
Aşağıdaki taklit sütun, orijinali müzedeymiş. Çok sıcaktı diye biz birahaneye gittik. Müze başka zamana kaldı. msehrksjherkajer
Yukarıda demek istediğim buydu. Eğer hasta kabul Viran Kapı'dan yapılıyorsa, bu adam sütunun olduğu iç kesime kadar nasıl geldi. Bu tür ağızdan ağıza hikayeler olmasa aslında tarih hiç de keyifli olmazdı, değil mi?
 Aşağıdaki fotoğrafta Asklepion'un ortası var. Haritada göreceğiniz üzere banyolar, kutsal su bu alanda. Aşağıdaki fotoğrafta görsel olarak ortada, gerçek hayatta sütunların bittiği yerde amfi-tiyatro var. Aşağılarda var bir sürü fotoğrafı.
Şimdi, bu alanda banyolar falan var ya, onlar etrafı çitli vs diye çekmedim. iki banyoyu da su kaplumbağaları basmış. Rahatsız ettik hayvanları yaklaşınca. Haritada bu banyoların üzerinin kapalı ve bir bina içinde olduklarını görebilirsiniz. 
Bu bana çok üzgün göründü, ondan çektim. Yüzünü dökme büyük sütun kafası. Kaldır çeneni yukarı
ahskerhksjere
 Amfitiyatronun önündeki üç sutün.
 Bu da diğer taraftan.
 Kutsal Su!
Ben içtim. Yanımdaki içmedi. Neymiş, içinden ne akıyor bilmiyormuş. 
Ben de dedim ki; "ben şifalanacağıma inanarak içtim. o yüzden iyi gelecek. sen korktuğun için içmedin" o da sözümü kesip "ölücem ben J, ühühühü" dedi.
:D
İçindeki lavabo orijinal mi merak ediyorum. Bugün okuduğum bir kaynak bu suyun radyoaktif olduğunu iddia etmiş. 
 Vee uyku odalarına gidiş veya Telesphorus Mabedi'ne giden yeraltı tüneli. Alttaki fotoğrafta üstteki açıklıkları görebiliyorsunuz. Bir altındakinde de o açıklıklardan tünele gelen ışıkları.
Bu üstteki açıklıklardan rahipler hastalara "iyileşeceksin" diye fısıldarmış.
ahdfsajkhrjkherke
Ondan sonra "kişisel gelişim kitaplarından nefret ediyorummm" dersiniz. Adam daha M.Ö.4ncü yy veya M.S. 2nci yy'da bunu yapıyormuş.

 Amfitiyatoruyu çekmişim. Aşağıda. 

 Tiyatoraya giden sütunlu yol.
 Dönüşte yine bu ağaca geldik. Muhteşem değil mi?
 Via Tecta'dan Akropol görüntüsü. 
 Ve şimdi Akropol'deyiz. Yukarı kent. Korunaklı olduğu için buraya yapılmış. Bergama Krallığı oldukça büyük bir krallık. Efes ve Agai buraya bağlıymış. Yine ağaç ile açalım yazıyı.
Bu çam kökü, Zeus Tapınağı'nın önünde. Tapınak herkesin bildiği üzere Berlin'de ama temeli bizde. 

 Bu da tapınağın ortasındaki çam ağacı.
 Buradan yürüyerek en dik amfitiyatrolardan biri olan tiyatroya indik. En uzun burada kaldık. Çünkü tümülüslere bakıyorduk. Benim evimi de aradık tabi. 
 Ve amfitiyatro. Buraya ineceğimi hiç düşünemiştim. Zaten Zeus Tapınağı yanında gidince, ortasına geliyormuşsunuz. O yüzden gözünüzde büyümesin.
 Aşağıdakinden onlarca var. Her seferinde çekmişim.
 Ve tiyatoranın yandan görüntüsü.




Burası hakkında okunacak ve anlatılacak çok şey var.
Aşağıda kaynakları üzerinde olan görsellere bir bakın. Anlarsınız ne demek istediğimi.


http://www.elsentoine.com/turksewestkust2012/bijzonderheden/pergamontekening1886.gif 

Sıcak demiştim değil mi?

Önce Akropol'deki çaycılara gidip, soğuk bir soda - limon içtik. Sonra elbette birahaneye. Ancak içkiyle arama kara kedi girdi. 

Şikayet etmiyorum. Duyan da her akşam bir tek atıyorum sanacak!
Viva Pergamon!
ve Zeus.