Tuesday, April 25, 2017

Yeniay Nedir? Naapilir?

Dolunay, sureclerin bitisini temsil ederken, yeniay da sureclerin baslangiclarini temsil eder.
Yeniayda ekilen tohumlar, baslanan isler, projeler daha iyi ilerler diyorlar. Ben bisiler ektim gecen sefer tutmadi :)

Bircok kaynak okuyup geldim. Ozellikle bu yeniayda, 26 Nisan (duzelttim) mutlaka harekete gecmemiz lazim. Ataletimiz bize zarar verebilirmis.
Bu nedir, manevi anlamda insanlara beklenmedik iyilikler, guzellikler, yeni bir meditasyon, fiziksel anlamda yeni bir spor faaliyeti, maddi anlamda yeni yatirimlar falan iste. 

Saat 15:17 civarinda baslayan yeniay icin, mumkunse acik alanda rituelinizi yapmanizi tavsiye ediyorlar. Bu yakmali/suya atmali olan degil. 
Saklamali/gommeli olan.
Dolayisi ile acik alanda yazin yazabildiginiz kadar. Sonra saklayin veya gomun.

Illa o saatte yapmak zorunda degilsiniz. Sonrasinda da olur. Ama 24 saati gecirmemekte bence fayda var.

Cadilarin sitesinde bircok kadin dogada ciplak sekilde rituel yapacakmis. Siz yapin diye degil, bilin diye soyluyorum.

Oneriler sunlar;
Ritueli yapacaginiz alani ve kendinizi tercihan adacayi ile yaptiginiz tutsu cubuklari ile tutsuleyin (bkz:smudge stick)
Illa ki mum yakin (bu icimizdeki ruhu temsil edermis)
Yine suya atabilen atsin diye, suda kolay eriyebilecek ve kirmizi kursun kalemle (kirmizi sureci hizlandirir ve kursun kalem dogal kalem)
Yeniay saatine niyet ederek ve butunun hayri icin hayatiniza almak istediginiz tum yenilikleri yazin.
Yeni es, yeni sevgili, yeni ev, yeni araba, yeni is...
En sonuna da 3 kere tesekkur etmeyi unutmayin.

Ben bir kere yeni isletme muduru istemistim. 2 hafta sonra oldu vallaha :)

Bu seferki niyetlerim belli. Gerceklestiginde buradan ilan ederim. Uzerinde dusunmeme gerek yok.

Bir uyari yapayim; merkur retrosu bitmeden dis gorunusunuze mudahale etmeyin. Yani yeni bir meme, yeni bir dudak, yeni bir kas isteyin evet ama yaptirma isini sanirim 21 mayisa kadar yaptirmayin. Sonuclar istediginiz gibi olmayabilir.

Baska neler yapilabilir diye aratabilirsiniz. Benimki hap bilgiler.

Onemli olan bu yeniay ile Demeter'in uyandigini hissedebilmek, o enerjiyi almak ve yeni iyi seylere baslayabilmek.
Rituelde sahip olmak istediginiz seyleri ne kadar basarili sekilde hayal ederseniz o kadar yakin ve net olacaktir. O yuzden yazdiklarinizi uc kere okuyun bence.

Hadi adil bir ulke icin!

Bir de Hidirellez geliyor! Iciniz kiprasmiyor mu Allasen?

Sevgiler,
J.

Monday, April 24, 2017

Kilo Nedir, Nasil Verilir?


Bilge Jardzy cozumleriyle yine karsinizda sevgili hanimlar, beyefendiler!

Kendimi artik tamamen sizlere adiyorum ahshdhshshsh

Oncelikle, bir onceki yazida oldugu gibi kendinizi ve bedeninizi sevmeniz ve kabul etmeniz gerekiyor.
Ay gotum tepsi gibi dedim ben birkac kere. Tepsi gibi olmustu. O yuzden demeyelim boyle seyler. Yazik.

Ben kucukken, sanirim din kulturu ve ahlak bilgisi dersindeydik, ovretmen "bedenimiz bize emanet ona iyi bakmaliyiz" demisti. O vakitten beridir de bakarim kendisine. Ama bu saatlerce kosarim, mekik cekerim, orasini timarlarim, burasini yaglarim degil.
Tembellik benim gobek adim zira. 

Basliga donersek, kilo diye diye agladigimiz sey aslinda yagdir. Yagi kasa donusturmek, protein vs hic girmeyecegim. Her yerde yaziyor ama ben hala ogrenemedim. Yoksa yazardim :))

Derdimiz yaglarla oldugu icin, zaten artik hangi bolgemiz yagi once ve cok topluyor biliyoruzdur, degil mi aynasizlar?
(Aynaya bakip kendimizi sevelim diye boyle dedim, ki ben de pek bakmam)

O zaman napicaz? Yagdan kurtulacagiz!

Bedenimize tesekkur ederek, onu yaglardan arindiracagiz.

Ikinci kosul hareket. Meh ben de ayniyim. Ama basit hareketlerle bile degisim yakalayabilirsiniz. Kalkin bir fitforlife a yazilin demiyorum. 
Soyle ki; asansoru hayatinizdan cikartin. Elim kolum yuklu olmadikca ve sabahlari ayagimda ses cikaran pabuc olmadikca asansorden (diskolavetor)den uzak duruyorum ben. Son olaydan cok oncedir, Ank'da is yerinde bile merdiven severdim, 6nci katta calismama ragmen. Ah be ise yuruyerek gider gelirdim. En guzeli de buydu.

Konumuza donelim. Hareket edecegiz.
Aracimizi biraz daha uzaga park edecegiz, bakkala arabasiz gidecegiz, otobus, dolmustan bir - iki durak erken inecegiz (gun isiginda lutfen) gibi.

Ayrica Tanyeli bir ara tvde bulasik yikarken gobegimizi, kalcamizi sallamamizi onermisti. Bulasik yikamiyoruz artik ama dis fircalarken parmak uclarimda durup tabanlari yapistiriyorum ben mesela. Zaten elektrik supurgesi yetiyor Allasen!

Bu ve buna benzer hareketleri sevelim, sevdirelim. Gecen sene bu vakitler evde geri geri 50 adim atardim. O muydu bilmem ama cok ise yaradi.

Eh bu ufak tefek seylerin yani sira gunde yarim saat yurusek guzel bir sey olmaz mi? Ya da kosu bandi, evde uzerine kiyafet attigimiz ev bisikleti veya Japonkedi gibi bbg de yapabilirsiniz.
Youtube'dan benim favorim Fitness Blender ve her turlu beni darlamayan challangelar!

Hareket ettik, ciktiyi yakiyoruz ama girdiler?
Yani agzimizi torba gibi buzmeliyiz demek bu. Kutsal sandigimiz degerler hayatimizi boka surukluyor. Yani ekmek!
Ben kahvalti disinda ekmek yemem. 4,5 yasimdan beri boyleyim. Aliskanlik. Ama kahvaltida 1 somun yemisligim de vardir (bkz: doguda yasam).

Abur cuburlari hayatinizdan cikarinca siz de goreceksiniz ve gordunuz de, hemen bir degisiklik olacak. 
Belki narli, cilekli avokado salatasina hazir degiliz ancak bir yerden baslamak lazim. Ama o pizza cok kahpe, yemin ederim!

Bir de ac karnina tatli ve glisemik indeksi yuksek yiyecekleri yeyip, uzerine esas yemegi yemeyin!
Aksam 7den sonra yemek yememek yine bende 90 baslarindan aliskanlik. Gece 10da uyudugumu da hatirlatayim.

Ah o guzelim metabolizmim!

Ye ye, incecik kal gunleri arkada kaldi.
O zaman destek almak lazim, degil mi?
Yesil cay, biberiye cayi, cubuk tarcin hep guzel seyler. Tarcini duzenli kullanacaksak, 2 ayda bir ara verelim, karacigerimize zarari varmis.
Ben kakaolu dondurmaya bile tarcin dokerim. Dun bala da doktum. O zaman kafamda tarcinin tum kalorileri yok ettigi algisi olusuyor shahahaha cok salakca ama belki boyle yag yakiyorumdur. Hayat zaten inandigimiz seylerin butunu degil mi? Diktatore inanirsak, diktatore boyun egiyoruz?! Hayattan sikayet etmeyelim.

Yag yakalim, goge bakalim...

Greyfurt <3
Hastasiyim. Kisin yine okuzler gibi yemissem, arkasindan bir greyfurtu patlatirim. Ay gitti hepsi o hayvansal yaglarim ahahahahsgshs
Biberiye de cok acayip yag yakar. 

Yagi yag uzerinden yakalim!

Iste size Cagla Sikel sirri. Yagli bolgemize gece yatmadan evvel biberiye ve portakal yagi surup, kendimizi strec filme sarip, yataga girip (ohomm fetislerden sonra bahsedebiliriz) sabah tercihan soguk suyla dus alin. Tum vucut degil de, bel alti yeter, hasta olursaniz mesuliyet kabul etmiyorum.
Bir haftada bakiim noluyor! 
Once-Sonra yapip, paylasanlarin ellerinden operiz. Bu aslinda selulit savasi yontemidir sma nihayetinde selululut de deri alti yagi degil midir? Yok olasicalar!

Soguk su demisken, dustan cikmadan evvel bacaklariniza, memelerinize soguk su tutmanizi tavsiye ederim. Ben yapiyom mu? Hayir ama tavsiye ederim. Bacaklara tuttugunuz soguk su kan dolasimini arttirir.
Ya da usenmezseniz Eda Taspinar tarzi ile bacaklarinizi at kili fircasi ile fircalayip, kan dolasimini arttirabilir, selulitlere veda edebilirsiniz. O da olu hucreleri dokuyor. Dus icinde yapin bence. Ben yapiyor muyum? Hayir.

Bol su icin demedim ama icin. Yag yakmaz ama gunde 10 kere tuhalete goturur. Hareket olur. Bol suyun yaglara bir etkisi olmadigi tartisilmakta yakin zamanda. Ama nedir, su hayattir, pinar degildir! (Benim damacana pinarmis yah!)

Bir de gec kalkmak cok poroblem. Gunum heba oluyor benim. Erken kalkan yol aliyor. Kalkar kalkmaz da bir gerinin kediler, kopekler gibi. Bunlar guzel seyler.

Simdi ben de kalkacagim. Hareket berekettir ey cemaati jarzdy! Sevelim sevilelim.





Bu hayata niye geldik?

Insan Olmanin Kurallari


1-Sana bir beden verilecek: Onu begenebilir veya begenmeyebilirsin ama tum omrun boyunca onunla olacaksin ve ona iyi bakmalisin.

2-Dersler Goreceksin: Dunya tam zamanli bir okuldur. Dersleri zor veya sacma bulabilirsin ama ruhunun bunlara ihtiyaci var.

3-Hata yoktur, sadece ogrenmen gerekenler vardir: Deneme yanilma yoluyla turlu deneyimlerden gececeksin. Basarisiz olmak da basarili olmak kadar bu yolculugun bir parcasidir.

4-Bir ders ogrenilene kadar tekrar eder: Alamadigin dersler degisik sekillerde hep karsina cikacak.

5-Ogrenmek hic bitmeyecek: Yasadigin muddetce dersler hep var; yaslansan da dersler hic sona ermez.

6-Buradan daha iyi bir 'orasi' yok: Dunyada nerede gidersen git, ic dunyani da beraberinde goturdugun icin derslerden kacamazsin.

7-Baskalari sana hep ayna tutacak: Baskalari sevdigin ve sevmedigin her seye ayna olacak; kendini onlara bakarak goreceksin.

8-Bu yasamdan ne ogrenecegin sana kalmis: Sana gerekli tum araclar verilecek; aci ve guzel deneyimlerden ne ogrenecegini sen belirleyeceksin.

9-Cevaplar icinde sakli olacak: Kendi icini dinleyip, icindeki bilgelikle baglantiya gecmen gerekecek.


Wednesday, April 19, 2017

Diskolavetör

Dün Çinligiller ile yemeğe gittik.

Deniz kenarındayız. Yedik, içtik eğlendik. En son peynirli bir börek geldi (ben balık yemedim). 
Yer yemez karnım gerilmeye başladı. Süt ürünleri beni şişiriyor ya. Ama öyle böyle değil. Sanki deniz yatağı şişiriyorlar. Davul gibi gerildim yeminlen.

Neyse, bitti yemek kalktık. Eve geldim. Asansöre bindim.

Bu eve ilk taşındığımda, benim salonun elektriğini asansör ile aynı kaynağa bağlamışlardı. Asansör de zırt pırt arıza yapıyordu. Elektriğim kesiliyordu. Dolayısı ile asansörün ne sıklıkla patladığını iyi biliyorum. Her bindiğimde de ya kalırsam şimdi diye düşünüyordum.

Asansör de tam bir ilçe asansörü. Hayatım ilçelerde geçtiği için, büyük şehirlerde her şey ne kadar minimalist ise ilçelerde her şeyin ne kadar renkli, parlak olduğunu yakinen gördüm. 

İşte bizim asansör, ki ben kendisine diskolavetör derim.
"Kadın napıyon yerde?" derseniz, anlatçam.

Eve geldim. Asansöre bindim.
Katımın numarasına bastım. Hepi topu 4 kat zaten, zemin 0. Karnım da gaz dolu ya. Asansörde osursam, kesin birisi arkamdan biner diye düşünüyorum. Ama davul gibiyim.
Aynada kendime bakıyorum. Fark ettim ki, asansör hareket etmiyor. Bir daha düğmeye bastım. Tık yok. 2ye bastım, 0a bastım. Her düğmeye bastım. Bir yandan da gazımı düşünüyorum.
Asansörde tık yok. Kapı açılmıyor.
Ayh ha ha ha bak gördüm mü ben?! 
O kadar düşünürsen olur tabi diye gülüyorum. Bir de başıma geldi ya artık, rahatladım. Kendi fotoğrafımı falan çekiyorum, sonra telefon edicem. Telefonları bulayım diye yere oturmuştum.

Yemeğe gittiğimiz iş arkadaşım alt komşum. Asansörü 2ye çağırsa belki hareket eder diye düşündüm.

Baktım iş telefonu çekmiyor. Şahsiyetli telefonuma da baktım. Onda da sinyal yok. Asansörün telefon düğmesine bastım. Tık yok.
Alarm düğmesine bastım. Hala ne içeride ne dışarıda hareket yok.

Genelse sabahları asansör bizim katta oluyor. Gece en geç gelen kişi bizim katta yani. Belki o gelir diye düşünüyorum. Gazım var. Şuraya kıvrılabilirim. Elimde de iş yerinde giydiğim polar var. Rahatım.
Ama neden kalayım ki asansörde!!

Kapıya vurdum. Gelen yok.
Daha sert vurdum. Bağırıyorum. Ya delircem artık. Tamam çok sakinim de, neden ya?!

Bağırıp bekliyorum. Bu ne duyarsızlık. Duvarlar kıldan ince. Asansör kapısının etrafında 3 daire var net şekilde duyabilecek.

İki elimle yumruklamaya başladım. Hala kimseden duyar yok. Duyarsız insanlar başladım bağırmaya. İmdaaat!
İmdaatt!
Alarm düğmesini de farklı bir şekilde basıyorum. Bozulduğunda kendisi ritmik ses veriyor. Basıyorum, bağırıyorum. Birkaç kere "imdaat imdaat yardım edin" deyince, bir kapı açıldı.
Ben kedi gibi "asansörde kaldım" dedim. Birisi de "nerdesiniz?" diye sordu sanırım. 
Bu kadar yumruklama, bağırma falan hala sakinim ama.

Neyse bir şekilde kapı açıldı.
Karşımda atletli şortlu ve endişeli, belli ki evden can hıraş çıkmış 3 adam! Sanırım sitenin ikinci tarafını inşa eden ekiptenler.
Bu arkadaşlar kapı açılınca kan revan bekliyorlardı sanki.

Ben kapı açılınca baktım bunlara, "teşekkürler ya" dedim, döndüm merdivene çıktım.
Adamlardaki hüsranı, bendeki gevşekliği görseydiniz beni döverdiniz.

Her şeyi denemişim, bişi olmamış elbette kıçımı yırtacaktım. Gazımı da tıpkı bir ilçe hamfendisi gibi tuhalette çıkardım.

Monday, April 17, 2017

Nisan 16

Sabah 9.30'da yakisikli pabuclarimi giydim, oyumu kullanmaya gittim.
Ilcemin yollari terk edilmis bir koy yolu gibi oldugu icin, suet pabuclarima yazik oldu.

Cumartesi pazara gittim. Evin ici yemyesil oldu.
Yuruyorum pazarda, bir adam bagirmaya basladi "Bana veeer! Bana veeer!"
Donup baksan, uzerine alinmis olacaksin. Adam ne diyor diye dusunsem icinden cikamayacagim. Neyse, pazar aksam ustune dogru yemek pisirdim. Cin usulu acili ispanak.

Aksamustu de is yerinden bir arkadasla ilceyi gezdik. 

Aman yareppi, ne guzel yermis burasi yahu!





Once bir yerde yemek yedik, sonra sira sira kahvelerin oldugu yere gittik.
Burasi kucuk yer. Arkadasim mekanin sahibini taniyormus. Cocuk saygida kusur etmiyor. Arada referandum sonuclarini aktariyor, her seferinde "bir isteginiz var mi?" diye soruyor.
"Falci getir" dedim.

Hizmet eden 4 farkli insandan kiz olani tabureyle geldi, oturdu.

Peygamber fali olmus falimi, löpçük acti. Falci kiz soyledi, bakalim ne soyledi.
"Gozyasi, uc kisilik tartisma, bir sey satabilirsin/alabilirsin, buradan temelli gidebilirsin, ay cok goz var, cok laf var, cok skintili, ay basim agridi" ... Kizin eline agirligi alsin diye metal para tutusturduk.

Sonra eve gidip, tekrar dip kose temizlik yaptim. 
Yine mi mekan, is degistirecegim aceba?
Bu carsamba yonetim kurulu toplantisindan sonra belli olur...



Thursday, April 13, 2017

Yine

Yine bunaldigim zamanlardayim.
Oturup baksan sorun yok ama ben mutsuzum.
Bazan diyorum yanlis is yapiyorum. E tamam. Baska en is yapicam? Yok.
Bazan diyorum yanlis insanlar var hayatimda. E tamam. Cikart onlari, yenisi daha beter giriyor hayatina.
Aslinda hakikaten bakinca bir derdim yok. Ne is yerinde ne de ozel hayatimda, ne de ikili iliskilerimde.

Oldugum yerde pireleniyorum.

Rahat batiyor yemin ederim.

Oysa hava isiniyor. Deniz kenarinda kiralik bir ev bulsam, hafta ici bile gitsem kalsam. Ya da hepsine bos verip, sadece h.sonlari otelde kalsam (cok daha ucuz yemin ederim).

Yaz geldi handiyse. Hakkaten ya, cts sabah cik. Pzr aksamustu don. Alisverisini de yaparsin yoldan. Yoksa sene icinde 3 ay ev kiralamak nedir. Zaten gidis gelis 3 saat. Arabayi da satacam.

Bunu dusunucem ve kendime guzel oteller bulucam. Sakin plajli otel araniyor.


Monday, April 10, 2017

Dolunay Nedir, Naapılır?!

jardzyastroloji sayfama hoş geldiniiiz!

mehehrehreh

Belki de bu işleri yapmalıyım, ne işim var benim dağ başında yanaee!

Birçoğunuza özelden anlattığım, bazılarınıza link verdiğim, göz ardı edilemeyecek planet etkileri hakkında sığ bir yazı yazacağım. Sığ çünkü ben, sahip olduğum, internetten beleşe çıkarttırdığım yıldız haritamı bile okumuyorum. Hangi ev, hangi açı vs yok benim yazacaklarımda.

Benim anlatacaklarım genel ve sipiritüel bazda.

Şöyle ki, dolunay dolu olduğu için tamamlanmayı, sonlanmayı sembolize eder. 

Ay döngüsünde biten veya bitmesi gereken duygular, ilişkiler, işler, satılması gereken araçlar, evler vsdir.

Sipiritgillerin dediği şu; bu dönemde (ki dolunay saatlik bir olay olsa da bir süreç) kurtulmak istediğiniz, yol vermek istediğiniz şeylere TEŞEKKÜR edip, hayatımızdan çıkarmak için bir fırsat.

Örneğin; diyelim ben çok öfkeli bir insanım. Öfke ile kalkıyorum, zararla oturuyorum. Bunu da görüyorum. Bu durumdan da kurtulmak istiyorum.

O vakit dolunayda diyorum ki, "al bu duyguyu da götür ama bana öğrettiklerin için teşekkür ederim. yeminlen bu duygunun bana ne kazandırdığını ve ne kaybettirdiğini gördüm. artık öfkeye ihtiyacım yok". O zaman öfke duygusu ile yolumu rahatÇANA ayırabiliyorum. Bana dolunay bu zamanda yardımcı olabiliyor.

Dolayisi ile, "ay şu kişiden nefret ediyorum, o da gitsin, bu da gitsin, şu da gitsin oh bir nefes alayım" niyeti sonuç vermiyor.

Önemli olan artık hayatımızda istemediğimiz şeyleri (yuvarladım) bize öğrettiklerini aldıktan sonra, güle güle diyebilmek.

Ben misal, her dolunayda, yemin ederim her dolunayda! uzun boylu üç harflinin ismini kağıda yazıyorum. Bana öğrettiği şeylere teşekkür ederek. Ama tek başıma olmuyor bu işler. Varın birlikte yapalım. Gücümüze güç katalım diye de uzun uzun yazıyorum bugün.

Olayı anlattığımı düşünüyorum (genel olarak blog yazılarımı kendim de anlamadığım gerçeği ile asjkerhksehrkser).

Fiiliyata gelirsek;
- dolunayın günü var. ay takviminden bulabilirsiniz. ya da bazı siteler zaten önceden ikaz ediyor. merağınız varsa buluyorsunuz zaten.

- dolunayın saati var. o saati genelde google yazsanız bulursunuz. ben junoastroloji'den takip ediyorum. illa o saatte yapmak zorunda değilsiniz bu kağıt kürek işlerini. o saate niyet etmek yeterli. sonrasında olsa bile.

- dolunay sonlanmalı olan olduğu için, alevli / yakmalı olan bu. gömmeli / suya atmalı olan yeni ay. ona da değiniriz elbet.

- ihtiyacınız olan temel şeyler;
       * şapkanızı önünüze almanız
       * nelerden mutsuzsunuz, bir listesini yapmanız (bunu ritüel esnasında da 
          yapabilirsiniz ancak önceden listelemek unutmanızı engeller)
          çok mühim bir şey daha söyleyeyim; rahatsız olduğunuz duygular, 
          insanlar hep kendi aynanız. O yüzden rahatsızlıklarla yüzleşip, dersimizi  
          almadıktan sonra gitmiyorlar.
       * kolay yanan bir kağıt. (bir arkadaş* tuvalet kağıdı kullanıyor bu arada)
       * kırmızı kurşun kalem (kırmızı süreçleri hızlandırır)
       * kendi kendinize kalabileceğiniz bir ortam (düşünceleri toplayabilmek için)
       * isterseniz mum yakıp, sipiritik müzük de dinleyebilirsiniz.
       * kağıdı yakmak için çakmak/kiPrit, kase ve tercihAn maşa (eliniz 
          yanmasın)
       * yakma işlemi için duman/ısı algılayıcı cihazlardan uzak bir ortam

Sonraaaa;
dolunaydan sonra bir vakitte, dolunay saatine niyet ederek, "şuna karşı duyduğum öfkeyi hayatımdan çıkarıyorum (sevgiyle) çünkü dersimi aldım" falan edebi şeyler yazıyorsunuz.
isim olur (üç harfli biri), duygu olur, satmak istediğini araç, ev vs olur. 
en sonuna da "bütünün hayrı için, teşekkür ederim"

yazıp, isterseniz yakmadan önce bir okuyun, tekrar teşekkür edin x 3 kere.

Kağıdı yakın. Ama yaktığınız kağıdın küllerini sonra denize, dereye veya lavaboya (tuvalete değil) atın.
Ben iş yerinde tuvaletin lavabosunda yapıyorum. Kağıttan kalan sarı izleri de hemen temizliyorum. 
Bir ferahlanıyorum falan. O zaman biliyorum ki, bu sefer gidiyor her neyse.

Ne kadar hızlı yanarsa, o kadar çabuk olur. 

"Bir kere yazdım, gitti"nın gerçekleşmesi ilk zamanlar için fantastik. Ama neden olmasın?! Hemen olmazsa, dersimizi almamışızdır.

"Benim daha fazla bilgiye ihtiyacım var, yönlendirmeye ihtiyacım var" derseniz, bu işi parayla veya beleşe yapan insanlar var. Eventlerine isim yazdırabilirsiniz.
Google bu işte yine yardımcı olur. Araştırıp bulabilirsiniz. Cümle cümle bile yazılmış beleş açıklamalar da var.

Tabi, "altar yapın, tuzlu su kaseniz olsun, sandal ağacı tütsüsü yakın" diyenler de var. Ben her vakit, niyete ve gerçekten ders alınıp, alınmadığına önem veriyorum. Aksi halde gitmesini istediğiniz şeyler, gitmiyor.

Bu dolunay, 11 Nisan'da 09:07'de.
Gerisi size kalmış. 

Yeni ayı merak edenlere de döngü değişince, isterseniz tekrar yazarım. 

Hadi bütünün hayırı için, sevgiyle.

J.

Sunday, April 9, 2017

Hadi Ikile ve Haftalik Raports!

Insanin kendini taniyamamasi ne kadar korkunc bir sey deYil mi sevgili okuyanlar?

Cuma gecesi fark ettim.

Su vakte kadar calistigim hemen hemen tum isyerlerimde iki kere calismisim. 
Ah bak simdi fark ettim. Okullar da cift!

Ilkokulda 3,5ncu donem baska bir okula gecmistim.
Ortaokulda ayni okula devam etmedim, baska bir okula gectim.
Universitede iki bina degistirdim. Yuksek lisans tek simdilik.

Is yerimde de, ilkinde H.S. dedigimiz patron iflas edince, sirketi sofor satin almisti. Evet. Dolayisi ile ayni sirkette iki girisim var. 

Hmm sonra P. sirketine girdim evet ve orda tek! Kacirdigim bir sey yok sanirim. Iyi dusunmem lazim. Ya off, burda da sirket sahipleri degismisti, o yuzden iki girisim var sanirim. Yarin sgk dokumume bakicam!

Sonra Izmir Belediyesi. Burada iki bina degistirdim yine. Giris cikis hatirlamiyorum ama Universiade icin tekrar girdigime gore, bu da cift sayilabilir.

Sonra bu ilcedeki is. Sirket kapatilmisti 9 ayligina. Toplu isten cikarilmistik. Tekrar donmustum. 

Oradan kacip, Dogu'ya gittim. 2 sene eski isimi yapip bunalip istifa etmistim. 1,5 sene ay sonra geri donmustum. Bu blogu da ilk istifamdan sonraki 14uncu gunumde acip, geri sayima baslamistim. Ikinci gelisim yogun, keyifli, seyahatli ve bereketli olunca bloga vakit ayiramamistim. O vakitler yazsaydim, daha fazla gezi yazim olurdu.

Neyse, sonra Ank'ya dondum. Zira Dogu'ya gitmeden evvel evi Ank'ya tasimistim. Ank'da 2,5 seneden fazla calisip, ki uzun is seyahatleri oluyordu bir Ege, bir Dogu her hafta, Ege'deki is yerine transfer edildim. Calistim diyemeyecegim kadar az kaldim, Ank'ya dondum. Ama iki ise girisim var.

Su an Izmir'deyim tekrar, farkli bir ilcede calsiyorum ve burada simdilik iki ofisim oldu :)
Beklemedeyim.

Ama neden?
Bunu sorgulamaya devam edecegim elbette.

Simdi az bir haftalik rapor yazayim.

Dun bir arkadas telefon etti. Ot Festivali'ne gidelim diye. Ondan once E.D. Demisti, "gitcez gel" diye. Ilk arkadasla ortak arkadas da davet etmisti. 

Bunu kimsenin anlayacagini sanmiyorum ama Cesme benim gitmekten aci duydugum bir yer.
Lise askim Cesme mezarinda yatiyor. Kendisi = Cesme. Gidemiyorum. Rahatsiz oluyorum.
Evet, asamadim. Asamiyorum travmasini. 4 senemi verdim ben o adama. Kolay olmuyor.

Zaten, baska bir arkadas daha aradi. Evden kacmis :)
Cocugunu, uzakta calisan ama eve donmus esine birakmis. Once eve geldi. Ben de kendimi toparladim, yikadim. Sonra ilcede disari ciktik. 

"Keske lokma araci gorsek" demistim, gittigimiz mekana girmeden once. 
Bu ilcede lokma, bildigimiz Izmir lokmasi degil. Bizim pisi dedigimiz serbete batirilmamis lokma.

Disarda oturmustuk. Usuyup, eve donerken, lokma arabasi gorduk. Durduk. Ben ne kadar sira beklerim diye hesap yaparken, ki cok sira yoktu, bir kadin elinde iki kese kagidi bana dogru gelip, elime tutusturdu lokmalari.
Tesekkur edip, araca dondum.

Evde bir guzel yedik. 

Uzun zamandir konusmamisim. Arkadasim psikolog :) 
Kafasini sisirdim ama sikayet etmedi hic. Saate baktigimizda aksam sekize geliyordu. Gitti. Belki kalacakti, sormadim. Gece is yerine gitmeyi planliyordum. Ama gitmedim. Kalsaydi keske.

Iki gundur baharda hangi ayda hangi gunler gunese cikilmaz diye aradim bulamadim. Hani gunesin gecmeyen leke biraktigi ozel gunler var ya. Hatirlayan yazsin. Kendi yazdigim yaziyi da bulamadim :(

Boyle de gecti zaman. Eskileri yeni kesfetmenin keyfinde ve saskinligindayim. Ananemin diktigi yun yorgani kaldirdim. Geceleri soguk oluyor ama sansimi deneyecegim bu gece.

Handiyse bahar geldi. 

Dolayisiyle HidirEllez de yakin. Yarin dolunay var bir de. 

Gecen sene HidirEllez'de pasaportu acip da yurtdisina gitmeyen oldu mu yahu?

Bu sene yapacaklar pasport cikartir mi lutfen?

Ay olabilir mi oyle bir sey, lutfen olsun cunku?!!

:)
<3

Sevgiler,
J.

Monday, April 3, 2017

Ulaşım Araçları

Dün döndüm ama yani havada karada ne varsa tüm ulaşım araçlarını kullandım sayılır.

Bana İzmirlilik bulaşmış. Ank'da kardeşim karşıladı beni ama dönüşe bir şey ayarlamamıştım. Cumartesi sabah araç bulayım diye giriştim.
Annem "sen önceden ayarlardın, neden yapmadın bu sefer?" diye sorunca aydım. Ay ben yine İzmirli olmuşum!
Gtüm gevşemiş!!!

Neyse, uçanat ile gelmiştim. Dönüş için bakınca, SecureDrive ile kampanyaları olduğunu gördüm. 5 teşebbüsten sonra, meramımı siteye girdim ama araçlar dolu. Bana seçenek olarak 156tlye araç öneriyor. LAAAN Git diye kapattım siteyi.

SecureDrive'ın kendi sitesine baktım. 69tl idi sanırım. Onlar da çok erken alıyorlar. 11:05te uçak, sabah 8de alıyor!!!

Havaş yine kalkmış. BelkoAir ı-ıh binmem. 80dk gösteriyor kendi sitelerinde. Sabahın köründe Ank'yı dolaşma niyetim yok.

Benim anlaşmalı taksicim vardı. Numarasını kaybetmişim. Bir arkadaştan istedim, numara yanlış çıktı.

Bir şekilde başka bir shuttle buldum.
Akşam sms atıcaz aracı dedi adam kapattı.
Saat 21:20 ses yok, uykum var. Aradım. "Daha yeni bitti görev dağılımı" dedi adam anlayışlı bir şekilde.
Sabah 09:30da alınacağıma dair de sms geldi. Lacivert VW Jetta ile alınacakmışım. Şaşırdım. Genelde reno olur yani.
Yattım. Erkenden kalktım. Valizin üzerine oturarak kapatabildim. 

09:25te çıktım, bekliyorum. Tel çaldı. Araç bozulmuş, 10 dakikaya gelirmiş. 
Beni bir stres aldı, ki çoğunlukla kalenderimdir ama içimde bişi var. Kalbim stres yaptı, beynim değil. Çok mantıklıyım. Sorun yok, olursa yeni bilet alırım, nolcak diyorum. 09:47de geldi araç. Hızlı bir şekilde beni uçağa yetiştirdi.

Uçağa bindim. Valizi yukarı tıkmaya çalışıyorum. Küçük valiz ama ağır :)
Bir adam da gözünü dikmiş bakıyor. Bari yardım et diyecektim ki, Ank'daki şirketten biri. Çok da yakın değiliz kendisi ile. İşten ayrılmış, İzm'de işe başlamış.
Arka koltuktaymış bir de. Yanıma geçti. Yardırıyoruz şirket, sektör hakkında. 
Uçakta lak lak konuştuk, ki hiç sevmem. Bir ara bulmaca aldım elime. Şirketteki adam bildiğini söylüyor. Ben de itlikten inkiliççe olanı çözmeye başladım :D
Onda da "resimdeki sanatçı"yı biliyormuş ama ismi yanlış yazdık sorun değil. Soldaki elindeki gazete ekini verdi :) Bunu da çözebilirsiniz diye. Onu da çözerken, solumdaki adam bana sektör hakkında soru sormaz mı? Onla da lak lak.
Nasıl geçti anlamadım. Kitap da okuyamadım, sorun yok. İndik, arkadaş İZBAN'a birlikte binelim dedi. "Yolum uzun" dedim kaçtım.

Trene de bindim.
Karşıma bir adam oturdu. Elinde bir kutu var minik. Baktım kutu üzerinde kuş fotoğrafları var. Demek ki içinde kuş var! Adamla konuşmak istedim. Ama emin olamadım. Kuş ne kuşu falan soracaktım.
Aradan 15 dakika geçti. Yanımdaki kalkınca, genç bir çocuk oturdu ve doğrudan sordu "içinde hangi kuş var abi?" :D

Muhabbet kuşuymuş. Yeni almış ama eve gidince ayağının kırık olduğunu fark etmiş. Değiştirmeye gidiyormuş tekrar.
Bir önceki kuşu çok güzelmiş. Yer sofrasında yerlermiş. Kuş görünce sofranın kurulduğunu, gelir onlarla yemek yermiş, vermezlerse istermiş.
Yanımdaki genç güvercinciymiş ama geçenlerde Caku almış 1.000 tlye. (Caku papağanmış bu arada).
Neler konuşuyormuş.
Bayıldım sohbete ama karışmadım. Amca kuşu göstermek için kutuyu açınca ben de kafamı uzattım. Beyaz mavi küçük bir kuştu. Özellikle küçük almış, büyükler pek evcil olmuyorlarmış.
Kendim konuşsam bu kadar bilgi sahibi olmazdım.
Amca bir de evde hayvan beslemenin keyfinden bahsedince, tekrar düşündüm. 
Ama şu da var. Mutfakta kurt besliyorum. Kurtlar kelebek oluyor, kelebekler kurt. Fasit bir daire.
Nasıl kurtulcam? Tüm yiyeceklere baktım, ağızlarını kapattım. Üreme merkezlerini bilemiyorum!
İMDAT!

Friday, March 31, 2017

Bir tuhaf hastane

Dunku tuhaf muayeneden sonra bu sabah 8:30daki ultrasona gittim. Dun mamo icin hemen girip, cikmistim. Bu sefer oyle olmadi. 
Bekleme salonunda bekledim bir sure.
Sonra odaya girdim. Soyundum, uzandim bekliyorum.
Bekliyorum ve kimse gelmiyor.
Dun gece 11de oksuruk nobetine yakalandigim icin, erken de kalkinca cok yorgundum daha sabahtan.
Gozlerimi kapatinca uyuyabilecegimi fark ettim. Yine bekledim.
Nihayet iceri biri girdi ve isiklari kapatti. Benim uzandigim muayene masasi ile bilgisayar arasinda paravan var. Gorunmuyor.
Sonra bana seslendi, "nasilsiniz J hanim?"
Elbette gecen seferki neseli kadin!

"Iyiyim, siz nasilsiniiiz?"
Bilgisayari acti. Yutuba girdi. Adele sarkisi acti. Sonra "sever misiniz?" diye sordu. Aslinda Adele benim icin alelade bir kadin ama "evet" dedim. 
Aman Allam ne girtlak varmis kadinda, zenci girtlagiymis ama kadin zenci degilmis. Epey bir anlatti. Bilmiyormus gibi dinledim. 
Sonra birisini cagirdi yanina.
Ve nihayet yanima geldi. 
Buz gibi jeli surdu. Meger jellerin isiticisi varmis. "Aa isiticisi mi kapali?" diye sorunca anladim. 
Bir yandan kafasi ile muzige eslik ediyor, bir yandan bazen ingilizce soyluyor falan. Bana sorular soruyor. Cocuk var mi, evli miyim...
"Aman ne guzel gez dolas" dedi. Guluyorum ben de. Hastane olarak rahatlar. Ustelik Ank'dayiz. Ben Izmirlilere gevsek mi derdim?!
Iceri cagirdigi kizcagiz geldi. Mamo ceken kizlardanmis. Ekrandaki mamo hareketli imis, tekrar ceksinmis.
Detaya girmeyeyim. Hastanin adi Binnaz'mis. Cok zayifmis kiz zor cekmis mamoyu vs.
Benim doktor, "neydi o sarki, kimin karisiydi Binnaz?" dedi, kiza da "çalgici hocam" dedi. Kadin basladi calgisi karisi Binnaz sarki soyluyor.
Cildiriyorum, guldum.
Sonra bana dondu. "Ya siz de benim icin cok konusuyor, laklak ediyor, onun bunun arkasindan konusuyor diyeceksiniz" dedi, kahkaha atti.
"Benim arkamdan ne diyeceksiniz acaba?" diye sordum. O da guldu.
Ben de "cocuksuz, bekar, mutlu kadin dersiniz" deyince, "senden cok var, karistiririm" dedi yine guldu.

Ultrason devam ediyor bir yandan. Tipki dun oldugu gibi, o elinde tuttugu kismi birakti meme ustune, gece bir sms sesine nasil uyandigini anlatiyor. Ben benzer oldugu icin surekli guluyorum. Beni gevsek bulup, o da iyice gevsedi mi nedir. Cocugundan ve bu sabah nasil bir diyolog yasadiklarindan, dustan sonra dis fircalarken klozete oturmasindan falan bahsetti.

Ayh bitti sonunda. Adele'in sarkisi bitti. Sonra Amy Winehouse basladi. Bu sefer yine, "bu ayni kadin degil" diye baslayinca, "eymi vaynhaus" dedim.
"Hep sali gunu gelen hasta yuzunden bunlari dinliyorsunuz, kadinin telefon melodisi buydu" dedi.
Silindim eve gittim.

10:30da kardiyologa gittim bu sefer.
Bu sefer bu adam inanilmaz skiciydi. Monoton bir ses tonu. Ben bikkin girdim ama odaya bu sefer. Basima daha ne gelebilir diye dusunuyordum. Bisi olmadi. Kan, ekg ve efor istedi. Kan ve eforu reddettim. Daha sali gunu kan vermistim zaten. "Isterseniz faks cekerim, mesaj atarim sonuclari, kan vermicem" dedim. Eforu da istemiyorum dedim.

Ekgmi de cektirip doktora gosterince sorun olmadigini soyledi.

Eve gittim artik. Saat 12ye geliyordu. Acaip yorulmusum. Uyudum.

Aksamustu Sibel hnm aradi.
Memelerde sorun yok, kistler ayni boydaymis.

Domuz gibiyim. Bir tek oksuruk kaldi. Onu da Uzak Dogu merhemlerini gogsume surerek yumusatiyorum.

Artik Izmir'e gitmek istiyorum. Burada isim bitti.

Thursday, March 30, 2017

Güzellik Sirlarim

Ankara'dayim.
Kardesim beni hava limanindan alip eve biraktiginda saat 15:30 civariydi. 17'de kadin dogum randevum vardi.
Bir yandan bana ozel yapilmis yemekleri yer, bir yandan annemi dinlerken telefon caldi.
Doktorum Sibel randevuya erken gelebilir miyim diye soruyor.
Hastane evin carprazinda. Hatta yazin ayagima terlik, elime dürülmüs para ile bakkala gider gibi smear'e gidiyorum.
"Hemen geleyim, 5 dakikaya oradayim" dedim. Tamam dedi.
Kalktim bir tuvalete girdim, oyalandim aslinda. Beni gorunce sasirdi. "Ne cabuk" dedi. Ben 5 dakika deyince hakikaten 5 dakika suruyor ama, hesapliyorum ciddi ciddi.

6 ay once mamografi cektirdigimi hatirlattim, mamografi icin randevularimi aldigimi vs.
Ve bugun sordum. Neden ultrason ve mamo istiyorsunuz?
Amacim ikisi birden neden diye ogrenmek. 
Belli ki ters bir sey var ama ne sormusum, ne de endise etmistim. Sagdaki kist buyukmus sanirim.
Gelmisken tabi muayene de olaydim.

Gectim meshur masaya. Elbette bacaklarim kismen acikta. Hemsire "cok kg vermissiniz" dedi. "Aslinda benim normal kilom bu" dedim. "Bir tek Dogu'da cok kg almistim (+5 ama etkisi yuksek) o da hareketsizliktendi". 
Sonra solumda duran hemsire bacaklarima ellemeye basladi. Ama kotu niyet yok. "Keske biz de boyle zayif olsak" dedi. Doktor da probe bir yandan icimde, metabolizma yavaslamasi vs konusuyoruz. Probe icimde ama bak!
Selulit konusu acildi.
"Biberiye cayi icin, bir haftada gozle gorunur etkisi var, soz veriyorum" dedim. Kadin yine durdu, soruyor nasil falan. Probe hala icimde! En nefret ettigim muayene turu. Icsel ultrason!
Neyse, biberiye demistik. Soyliyim, kaynamis suya, iki cimdik biberiye atiyorsunuz. Gunde iki fincandan fazlasi zarar.
Bir de yesil cay + tarcin.
Hemsire bu sefer bacaklarimi selulit var mi diye sikmaya basladi. Portakal kabugu goruntusu ariyor. "Ay sizde yok" falan.
Neyse bitti muayene. Ayaktayim. Ama dedim "cok sk kg slip vermekten catlaklarim var. Icleri de yag dolu" bu arada, hep beraber kalcama bakiyoruz. Ben elliyorum, catlaklari gosteriyorum. Yasim 40 hatirlatayim.
Belime sardigim ortuyu kenara attim. Yani icimi disimi gordunuz zaten. Ne sakliycam artik?
Sonra ben giyinip, iceri gecince doktorla bu yasa kadar spor yapmadigim ama hareket icin yurudugum vs konustuk.
"Ha bir de yoga yapiyorum ama oyle ohmmlu falan degil. 5 Tibet Ritueli" dedim.

Doktorum bugun durgun ve mutsuzdu. Sorunlu hastasi varmis. "Hemsireye tum bunlari hatirlat" dedi. Beni de ucret ve mamo icin girise kadar gecirdi. Sonra da aldi cantayi gidiyor. Soldaki asansorlere dogru seyretmisti ki, vaz gecip merdivenden cikti :)

2008den beri bu kadina acarim (ahahaha) ama ilk defa bu kadar sohbet ettik. Her daim makyajli halde olan kadinin bugun saci benim gibiydi.

Gecen gun Ank'dan gelen eski sirketten arkadasim da, "ya J biraz kendine bak. Is cikisi sacina bir fon cektir, yanaklarina botoks yaptir" falan dedikten sonra zaten buraya alisverise de gelmistim. Ama su var. Isten 7de cikmis oluyorum. 9da uyuyorum. Fon ne amcla cektircem? Is yerinde zaten o kadar erkek ve baret..
Ama doktorumun sacini gorunce de, kendime bir kalkisma planliyordum.

Eve donup, eskilerimi degil, giymedigim kiyafetlerimi degerli bir arkadasim icin ayiklarken gecen senelerde alip kenara koyup unuttugum kiyafetlerimle yuzyuze geldim.
Annem de "al ben bunlari giymiyorum" diye iki de tisort verince eski kurumsal sirket kiyafetlerime donmus oldum.

Ha bu arada, mamoyu tek meme icin cektirdim. Yarin ultrason var. Bir de kardiyolog. Benim eski prof hastaneden ayrilmis. O yuzden yeni bir kalpci sectik gecen gun. Yanimdaki cocuk "neden onemli ki birisini secin iste" dedi. Cocuk Izmirli tabi. 
"Oyle deme B. Ben ona kalbimi vericemmmm" diye bagirmistim.
Yarin da ekg falan.
Ilk gun boyle gecti. Yegenime keceden Elsa yaptim aksam. Izmir'in ilcesinden herhangi bir sey de alamadigim icin evdeki ivir zivirlarimdan bir kismini ona hediye ettim. Zaten 3 yasindaki cocuk bana ait her seyi merak ediyor ve begeniyor. Seneler once alip, yine kullanmadigim pembe renkte cuzdanlar, ici bos mucevher kutusu, aynali toka vs "sana Izmir'den getirdim" diye kandirarak cekmeceleri bosalttim. Win-Win!
O sevindi, ben de sevindim.

Sabah erkenden hastaneye gidecegim icin de artik gidiyorum.
Sonuclari yarin alirmisiz. Bence sorun yok. Oyle de rahadim panpisler. Memelerde asayis berkemal bence.
Sevgiler,
J, Ankara 30 Mart 2017


Saturday, March 25, 2017

Ilk Bahar

Mmmmm...
Leziz.
Ege'de bahari yasiyoruz. Cogumuzu hasta etti ama olsun, gevsemeye basladik. Tum kis hibernasyon yapmamisiz gibi. 

Bugun 1 saate yakin yurudum. Hem de yesil bir alanda. Sabah pencereyi actigimda gordugum beyazliklari once "çiy" zannettim. Sonra "ne alakasi var yah, geceleri petekleri kapatiyorum, mumkun degil" diye dusundum.

Gozlerim acilinca da, fark etik;  o beyazliklar papatyaymis a dostlar. Pek sevindim. Iste o papatyalarin yanindan ama kokularinin icinden yurudum. Bir tosbaga karsidan karsiya gecsin diye nobet tuttum. Horozlara yan baktim. Kim bilir, saldiriverirler. Kurumus bir kurbaganin uzerinden gectim. Sanirim ayni kertenkeleyi iki kere korkuttum. Motorsiklete binmis iki adamdan kactim. Beni gorunce bagiran deli amcadan korktum. Kirik tugla ve cam parcalari uzerinden gectim. Briket kamyonundan uzaga yurudum. Kocasi ve ogluyla piknigi patika yaninda yapan kadinin catik kaslarina maruz kaldim. 

1 saat kadar da bikinilenip guneslendim. Suratim yine lekelerle doldu. Bir gun icinde. Etkili yontem bilen varsa avcuma mum diksin. 

Simdi evin onunde ucurtma ucuran neseli grubun ucurtmalarini seyredip, cocuk sesini bastiran baba seslerini dinliyorum.
4 gunlugune Ankara'ya gitmek, tum bunlari birakip cok zor geliyor ama malum memeler. 6 ay oldu. 

Bu hafta iki gun ise gitmemis olsam da, hala dinlenebilmis gibi degilim. Cok guzel seyler oluyor ve daha iyi seyler olacak. Mucizeler gerceklesiyor!

Sevgili ilk bahar, sona kalinca da guzelsin. Iste bugun Dikili'deki evi ozledim.

Wednesday, March 22, 2017

Satıcıdan Meşaz


"aslında dürüst olmak gerekirse dünkü hareketiniz benim çok hoşuma gitti, çok ilkeli ve doğru bir duruş sergilediniz.
benim hatamı anlamama sebep oldunuz.
teşekkür ediyorum size"

Ve satıcı beyefendi bugün iadeyi alınca benimle tekrar iletişime geçti ve demek ki bazen dürüstlük, doğruluk, boşvermemezlik işe yarıyormuş.

Dünyayı böyle böyle kurtaracağız.

Yeminlen umutla doldum.

Oyuncağım da yarın elimde heheh
İkinci oyuncağın da en pahalısından yolluyor;
"kesinlikle memnun kalacağınız bir * yollayacağım, teşekkür edeceğinize eminim * kullandıktan sonra."

Oooo oyuncakta da garanti!

Ne güzel yav!
Şükür!

Meşazını aldım seksşopcu kardeşim, peki ya okur kardeşim sen de var mısın?


Tuesday, March 21, 2017

Mart 21

Mari bu sene ekinoksun 20 Martta pldugunu soyledi ancak ben tum gun yatak dosek yatmaktan bir sey yapamamistim.

Bugun kendimi daha iyi hissedince evi temizledim, guzel bir dus aldim ve odemeli kargomu almak icin kargo subesine gittim.

Aldim ve eve geldim. Ay ne guzel ev tertemiz, ben iyiyim, kargo da erken geldi derken, kutuyu actim ne goreyim?!
Elbette yanlis urun.
Aldigim sey de ayiptir soylemesi cinsel oyuncak. Bu onemli yoksa niye soyleyeyim. Neyse saticiya sms, whatsapp falan saldirdim. Manitaya da haber vermistim, aldim diye ama yanlis oldugunu da soyledim sonra.

Saticidan ses cikmadi, telefon actim. Kontrol edicem dedi kapatti. Sonra mesaj atti.
"Bizim salak eleman" yanlis urun koymus falan. Aaaaa kafam atti!

Manitanin maili geldi. "Hangi salak yapiyor bu isi!?" Diye o da ordan cirlamis. Ikisi de adama salak diyor!

Bir de su var, benim mudurumle surekli kavga halindeyiz. Ben ona kotu konusuyorum o da bana. Dedi ki, "bazan ahlaki olarak cok yuksek yerde durdugun icin insanlar bu sirkette seni sevmiyor".

Vaysss ahlakliyim ve sirketin kayiplarini onluyorum ve beni sevmiyorlar. Ay gotum demistim.

Simdi bagliyorum tamam.

Ikinci kez kargocuya gidip urunleri iade ettim. Hem de hastaligim tam gecmemisken.
Bir tanesi yanlisti ama ikisini birden geri yolladim.

Adama da kargo bilgisini verdim. 

Adam mesaj atti, "sizi musteri olarak kazanamadik". Ben hemen anlattim. Insanlar yanlis yapar ve siz kendi calisaninizi bana kotulediniz vs. ama yemin ederim cok didaktik ve guzel yazdim.
Adam benden ozur diledi. 
Bu tur yanlislarda kargo ucretini iki kere odediklerini, urunun gec teslim edildigini vs soyledi. Ayrica ilgili kisinin yuzune soylememis, cok kizdigi icin sesli dusunmus ama gonlunu alicam dedi :)

Yani sapik olabilirim ama bir ahlak anlayisim var. Sonunda ne oldu, ben yarin kullanacagim urunu alamamis oldum. Bir de iade sureci vs.

Ve yine ahlakli oldugum icin bir satici artik beni sevmiyor uhuhuhuhu

Ahahahah
Hic pisman degilim.

Haksizliga, saygisizliga hayir :))

Sunday, March 19, 2017

Özlememisim

Uzun zamandir hasta olmamis ve bu durumla kasim kasim kasilarak dolaniyordum.
Son 1 aydir ozellikle cevremde surekli burnunu ceken, hunharca sumkuren insanlar varken, meh diye burun cevirip, "gunese cikmadiginiz icin hep bunlar" diye de cemkirmistim. Cunku benim hala bikini izlerim duruyordu. Hala duruyor silik silik. 

Tum bu mikrop alisverislerine karsin; (bana mikrobunu paslayana iade etmistim), dun malum Izmir havasi, sirtimdan bicaklandim.

Elbette yurtkici kargo evde olmadigimi bile bile, kargomu eve getirip, "cok zahmet ettik ama evde bulamadik" notunu kapiya yapistirip gitmisti. Hem de dorduncu kata bile cikmislar. Oysa kapida guvenlike birakmalarini 30 kere soylemis, 30 kere de biraktirmis olmama ragmen.

Pazara gidip en sevdigim ama annemle kucuk kardesimin alerjik oldugu sebze olan baklayi aldiktan sonra, ayagimi suruye suruye kargo subesine gitmistim. Her yer kutu. Hatta cam vitrin boyunca kutulardan duvar ormusler. Sanirim sogugu, sicagi bu sekilde onluyorlar. O yuzden ozellikle buyuk teslimatlari yapmiyorlar. Tek kelime konusmadan biri kangal kopek ebatinda olan kutularimi aldim. Hava sicak. Attim ceketi, kapsonluyu yan koltuga. Cami da indirdim. Indirmez olaymisim.

Evin onunde de torbalar cok olunca, ikinci kez asagi indigimde sirtima batar battigini hissettim. En son da, kutsal kas-biyik aldirma gunu icin kuafore gittigimde son mikrop alisverisimi tamamlamis olabilirim. Bu kadinlar kesinlikle maske takmali. Bu kadar yakin temas manitalarimizla yapmiyoruz ayol.

Aksam ustu usumeye basladim, az da burnum akiyordu. Bogazim da aciyordu. Limonlu tuzlu gargara yaptim. Is yeri hekimi kizsa da, 2 adet 300luk coraspin aldim, yattim. Gece bogaz acisi ile uyandigimda, banyoya biraktigim limon ve tuzla tekrar gargara yaptim. Sabah erkenden uyanip, yine ayni.

Limonlu su icip, kahvalti sonrasi kiwi bombasi, tekrar coraspin ama tek bu sefer.
Ve 1 litrelik ihlamur ve bilumum bitki cayi yapip ictim.
Bir yanimda karton rulosunun ici dolmus tuvalet kagidi bir yanimda ihlamur cayi var.
Basim zonkluyor, burnum kirmizi ve onu da genzime kadar hissediyorum.

Ne guzel unutmustum hasta olmayi. Yarina kadar iyilesmeyi umut ediyorum.

Ankara da karli ve soguk olunca erteledikce erteliyorum. Hic gidesim yok. Ama memelerim de aciyor. Gitmek zorundayim.

Mizmizlanmami tamamlayarak dinlenmeye cekiliyorum. 

Sunday, March 12, 2017

Sevdigim Renk: Yesil

Ic camasirindan, terlik pabucuna, 5 pantol, 1 etek, atletine kadar YESIL!

Cokgzel, evet. Ancak batil itikatlarim beni bu yesil hazinemden geri tutuyor. Neymis, Horoz Yili'nda Ejderhalar yesilden, cyan renginden uzak durmaliymis.

Hadi gocukla yelek kislik, onumuzdekil aylarda sorun yok. Kis vakti de diger secenekleri kullanirim. 1 pantolon da kislik. Ya tum 4 pantolonum ve etegim? Donlarim? 
Yeni aldigim yesil pabuclarim!

Ahahaha 
1 sene naftalinle yasatacagim onlari.

Demek ki neymis, bilmemek en iyisiymis.

Thursday, March 9, 2017

Bir Kamyon Dolusu Sevgi | Ayse ve Yunus'a

Daha once alamadigim icin utandigim ve icinde bir cocugun cebindeki tum parasini kermesteki yiyeceklerden vazgecerek yaptigi fedakarlik altinda ezildigim kargodan cikan sahane seyler.
Cumle bile kuramadim. Tum hayatim, bosuna pesinde kostugum maddi seyler gozumun onune geldi.

Tam bir koskocaman kamyon dolusu sevgi.

Sevgili Ayse ve Yunus. Iyi ki varsiniz.

Cekmeceden evvel boynuma doladim. Bir insana vereceginiz en degerli sey sevgi bence. Ve ben o kamyonun altinda ( iyi anlamda) ezildim.

Keske yakinda olsaydik.

Uzakta olsak da bir aileyiz bence.

Yunus'a mektubumu en kisa zamanda yazip, postalayacagim.

Sevgiler,
J.


Monday, March 6, 2017

Yeni Mekanlar

Artık güneşlenme vakti gelmiştir Ege kıyılarına.

Dün bir arkadaşımla eskiden beri aklımda olan bir ilçeye gittik. Bir zamandır oralardayım zaten. Dikili gibi leş kalabalık değil. Araç trafiği daha az, insan da az. Kumu ve güneşi aynı ama denizi farklı. Olsun. Belediye iskeleleri mahvetmiş. O da düzelir, plastiklerinden koyarlar.
Yanımızdaki çocuğu güneşte çarpttırdıktan sonra soda, su ve biralarımızı tüketip dağıldık. Çocuğun o güzelim beyaz cildi, arasına kırmızı don kaçmış beyazlar gibi pespembeydi. Umarım hasta olmamıştır.

Önce denize bir baktık, sonra taş attık, sonra kuma oturduk. En son botları çıkarmış, bacaklarımı güneşlendiriyordum.

Hoş geldin bahar. Gerçi evde de güneşlenmiştim geçenlerde ama vakti gelmiştir.
Bu da güdük çıkmış bir ben. 
Benjamin sokağa ancak böyle çıktı. Ege çok tembellik, yeminlen. Planlarımı gerçekleştiremedim.
Bir de kot eteğim vardı elbette, herkesin bir kot eteği olduğuna göre.
(Zuhal Olcay - Memnun Oldum şarkısına gönderme yaptım)

Buzluklara buz kasetleri, su ve biralar konsun, plajda piknik vaktidir.

Friday, March 3, 2017

Üst Üste

Mart ayını sevmiyorum.

Umarım güzel bi' şiler olur da fikrim ve zikrim değişir.

Dün misal; iki katlı idari binadayım. Üst kattaki Çinlilere ait ofis alanında, kameradan takip etmem gereken bir durum var. Alt katta da dışarıda hidrant patlak. Artık üzerine yazı asıp, hayrat yapacakken ve dibindeki su yosun bile bağlamış, alg üretmeye başlarken, tamire geldi firma. iribaşları göremedik.

Benim bu iki işi de takip etmem lazım. Ama olmuyor işte.

Yerin dibinden bir şey çıkartmaları lazım. Ama acil. Tercümanı aradım. Anladı beni!!! Bakın çok enteresan, Çinlilerin tercümanları genelde Uygur, Kırgız Türkü oluyorlar. Dolayısı ile Türkçe zaten ana dilleri olmadığı için 3 dil konuşuyor bu adamlar. Saygılar. Ama Türkçemizi de muhteşem konuşamıyorlar. 

Tercüman ilgili kişiyi arayana kadar, bu işten mesul Çinli adamı görmem mi!! Güzellik uykusundan kalkmış (çok enteresan öğlen uyuyorlar), elmasını kemirerek geliyordu. Gel deyince elmayı tükürdü attı. 
Ne istediğimi anlattım. "Tamam" dedi. İçim rahat, gidiyorum yanımda işin diğer sahibi çocuk var. 

"Hemen yapman gerekiyor" dedim. Kafayı çok vakur ve bilgece öne eğdi. "sen karışma artık, halletçem". O önde gidiyor, biz arkada. Odasına gitti. Ben bekliyorum üzerini giyinecek.

İçime bir şüphe düştü. Peşinden gittim. O odaya girene kadar yakaladım. Elini falan yıkamış olabilir. Bakın bu da çok enteresan Çinlilerin tuvalet/banyolarında sabun, şampuan, tuhalet kağıdı yoktur. Kişiye zimmetlenir bu tür tüketim malzemeleri. Yani elini yıkasa bile eminim o tuvaletten mevcuttan fazla bakteriyi üzerine bindirmiştir. Velhasılıayatıyıapresr

Odaya girdiğimde, sandalyeye oturuyordu. 

Neeaaaaa!!
Noldu pampa dedim hemen. Yanındaki adamı gösterdi. "O gitçek". 
"Hee tamam, hadi çabuk". Adam baktı yüzüme. Sürekli gülümser ve şaşkın bir ifadesi var bu Çinlinin. Bakın çok enteresan Çinliler aslında birbirine çok benzemiyor. Belki iki kardeş benzer o da çok normal. 

Adam gitti. Yanımdakine "tamam artık gitti. Şimdi bakarız" dedim.  10 dakika geçti. Bu vakitte ben Cu'dur, müdürüdür konuşuyorum, gülüyorum, dalga geçiyorum. Sürekli bir şeyler ikram ettikleri için besleniyorum, yanımdaki çocuğu da besliyorum falan.

O 10 dakikanın sonunda gülümser şaşkın adam giyinmiş, alet çantasını omzuna asmış, geldi!
"Yahu senin burada ne işin var?!?!?"
"Neyi çıkartacam, neyi takacam?!" Anlattık. 

Gitti. Ve ilk görevi tamamladı. Ekrana kilitlendik.

O esnalarda hidrantçı geldi. 3 adamlar bunlar. Hidrant etrafında Şaman töreni yapar gibi elleri bellerinde, hidranta bakıyorlar veya tapıyorlar. İşlerini yapmalarını engelleyen bir durum var. 
Açtım pencereyi bakıyorum. Arada bağırıyorum tıpkı Cennet Mahallesi'ndeki gibi. (Tövbe yalan, seyretmedim ama fotoğraflardan öyleymiş gibi geldi. Bakın çok enteresan kimliklere yapıştırdığımız davranışlar var. Bunlar, bunlaaarrr işte hep ön yargı).

Balayında havludan kaz yapan genç hemen yardımcı oldu. Hidrantın dibine beton dökmüş bir takım sıfatları haiz bir takım insanlar önceden. Gelen adamlar da, "karpuzu ile birlikte çıkaracağız" dedikleri için, beton içindeki karpuzu çıkarmak için kırıcı ve iş gücü lazım oldu.
Karpuz dediğimiz şöyle bir şey, ah yaz gelse keşke.
Elektrikçiler orta boy bir matkap vermişler. Herkes mühendis amanakoyim. Kimse bu tip işleri yapmaz. Ben yapardım da, takip etmem gereken bir durum var. Neyse, Cu'dan adam istedim.
Bu yazacaklarım Türkçe karşılıkları "ya öff ama bizim adamların kafa sorunlu. kızıyorlar. size çok iş yapıyorlar" yeaaaa 

"Yaaa Çampa," (Çinli kanka demek ahsuerher şimdi uydurdum) dedim, "ben senden en son ne zaman adam istedim? ve ne sıklıkla istedim?". 

Hakikaten ben ne zaman ucuz iş gücü istesem Cu kendisi yaptı tüm işleri. Sahada "bak bunun kaldırılması lazım" dememle kendisi yapar. Çinli kankam, gözümün suyu, burnumun direği, kulağımın kılı her neyse.

Cu da, "ya temam yeaa sen istemiyorsun ama Kocagt istiyor" dedi. "Cucum" dedim, "özür dilerim o Kocagt adına. Ama bak biliyorsun, benim adamım yok bişiyim yok, ekrana bakmasam kendim yapıcam".

Hak verdi ve adam çağırdı bana.

Matkap tamam, adamlar tamam, tırnakla duvar kazımak gibi bir işe başladılar. Mırmır ses geliyor, biz ekrana bakıyoruz.

Adam çıkartması gerekeni çıkardı getirdi o esnada. Mis!! İş bitti mi? Hayır.
Yanımdaki adamla ekrana bakarken hatayı fark ettik. "Bunu tak, onu çıkar" dedik.
Cu kızdı. Zaten çok tatlış kızgın biri. Buradaki amirlerin hepsi öyle. Hepsinin de takma adı var. "Kırmızı Angry Bird, Siyah Angry Bird, Sarı Angry Bird"
Fotoğraf koysam, "tam oturmuş" dersiniz.

Tamam ikna ettim. Adam tekrar gitti. Ben de pencereden aşağı bakıyorum. İş mırmır gitmiyor. Beni en sevmeyen adamı aradım. "tamam müdürüm bende var büyük hilti, gönderiyorum" dedi. Bakın çok enteresan, böyle sizi sevmeyip arkanızdan konuşan ve bu konuşmaların size gelmeyeceğine inanıp da, siz geldiğini söylediğinizde yan çizen insanlar bizim iş yerimizde mevcut. Cemiyetlerde arkadaşlarına "J bana bağlı çalışıyor" diyen tekniker, siz telefon edince "müdürüm" der. Olur öyle.

Bir ara benim havludankazcı yok olmuş. Araç yerinde. Aradım. "Aleti buldum, alabilir misin?" "Tamam J hanım, ben alırım" dedi. 

Dedi ama bakıyorum bakıyorum pikap yerinde. Ben de tüm bu kargaşada başka işte görevli yamağımı görmemle, onu aradım. Dedim "matkap şunda, sen ne zaman gitçen, bana şunu getirtir misin?"
"Tamam J hanım" dedi. Ofise geçti. Ofis öte yanda bizim. 

Pikap yerinde hala. Bir yandan ekranı takip ediyoruz. Bizimki çıktı geldi. Diğer yere taktırcağımız şeyi verdik bu sefer. Bunu tak. Ortalık yine bir karıştı. Bakın çok enteresan, Çinliler eğer bilmedikleri bir konuysa kabul etmezler, iyi ise bile itiraz ederler, eğer bir şey az arıza yaptıysa, çok yapana kadar değiştirmezler falan.

Ben yine carladım, ağladım. Tamam adam gitti. Bu sefer aaaa baktım pencereden yine, kazcı büyük boy matkapı getirmiş. Yamağı aradım. Gerek kalmadı dedim. Kapattık.

Bu esnada ne oldu?! Bu Şamanistikler matkaptan vaz geçmiş, betone gömük karpuzu bırakmışlar, flanştan ayırıyorlar. Ya arkadaşlaaarr!!
Ayıp değil mi? Daha 10 dakika önce gördüm, sordum. "Büyüğünü buldum getirteyim mi?" diye ve bana evet dediniz!!!

O yukarıdan gördüğüm popo çatlağınıza buzlar girsin.

Neyse bir şekilde bütün işler halloldu sayılır. Olmuş gibi görünme aşamasındaydı en azından. Ekrandaki takip işi bitti. Konuşuyoruz. Kafayı yine çıkardım, iş bitmiş ya, bizim ne kadar adam varsa hidrantın başında. Tek bir kişi cıvataları sıkıyor. Herkes yakmış sigara adamı izliyor. Çektim fotoğraf.

"Kaldırım mühendisleri yarım saat önce neredeydiniz?"
Birkaçı kaçtı, birkaçı el salladı, birkaçı laf attı.

Aşağı indim. Oh tamam dedim.
Ofise geçtim. Yamak gittiği toplantıdan dönmüş. O iş de olmamış yani. Ben de gece yarısı işe gelicem, çıktı aldım 10 sayfa. Yazıcı diğer binada en son odada. Ben bu binada en son odadayım. 

Yamağa dedim ki, çıktıları getirir misin?
"Tamam J hanım" dedi gitti. 
10 dakika sonra, belli ki birilerine takılıp sigara içmiş vs.

"Ya J hanım o hidrant yamuk, Micheal Jackson gibi duruyor". 

Gülümser şaşkın Çinli gibi baktım suratına.

"Ya bak zaten gün boyunca iki işi gtümle yönettim, lütfen dalga geçme". Hayır dedi (ben de hayırcıyım, hayırseverim). Kamu spotu.

Güldü, çıktıları bıraktı masaya.

O zaman bir kahkaha atmışım sinirden. Bir yandan da bağırıyorum, bu nasıl iştir?!?! Neden hiçbiri yolunda gitmiyor. Napıcam ben!?! Neden böyle!!?!? Şu şirketteki bir seneyi boşalttım çocuğun üzerine.

Çünkü A4 yerine battal boy A3 çıkmış yazıcıdan. Her seferinde A4 basan şey, birden A3 basmaya karar vermiş. 10 sayfa. O kadar ağaz, oksijen, emek vs. Tüh ya.

Yamak, "ya tamam, sayfa sayısı da çok, ben kenarlarını keseyim" dedi. Yahu resmi evrak olucak o. Olmaz dedim. Kalktım hidranta baktım. Moonwalk gibi olmamış neyse ki ama yamuk.

Sonra ben oturdum yerime. Yamak yeni çıktıyı almaya gitti. Hayatımı sorguladım. 
Sonra da deniz kenarında Çinlilerle içmeye gittim.

O kısmı ayrı anlatçam.

O gün geçti ama hidranta su gelmiyor.
Asit hala teslim edilmedi. 
Gece 2de yatağa girince, bugün zor geçti. 

Ama nedir, akşama saat 8 olmadan koltukta gt devirmek var. En güzeli de, bu bir senenin mükafatını aldım, tam da en ihtiyacım olan anda.

Ya bir de batıl itikat demiştik ya. Feng Shui ve Çinli kısmı kırmızıyı sever. Bereketli bir renktir. Çinli kamp alanındaki çamaşır iplerinde, tel çitlerde ateş kırmızısı erkek tumanına (don) çok denk gelmişimdir.

Ben de para getirir diye cüzdanımı kırmızı aldım. Üstelik deri cüzdana soyadımı yazdırdım. 
Sonra bir okudum ki, kırmızı ateşi temsil edip, paraları yakarmış. Tam da yaşadığım şey.

Hemmen okuyanda attım cüzdanı bir kenara. Birisine de hediye edemem, soyadım nadir. 

Neymiş işte, üst üste gelirmiş. Olsun, geçti bitti.

Kimsenin başına gelmesin.

Böyle aniden bitti ama iş var.

Cüzdanları siyah alın ay balam. Bereket getirsin.