Friday, March 31, 2017

Bir tuhaf hastane

Dunku tuhaf muayeneden sonra bu sabah 8:30daki ultrasona gittim. Dun mamo icin hemen girip, cikmistim. Bu sefer oyle olmadi. 
Bekleme salonunda bekledim bir sure.
Sonra odaya girdim. Soyundum, uzandim bekliyorum.
Bekliyorum ve kimse gelmiyor.
Dun gece 11de oksuruk nobetine yakalandigim icin, erken de kalkinca cok yorgundum daha sabahtan.
Gozlerimi kapatinca uyuyabilecegimi fark ettim. Yine bekledim.
Nihayet iceri biri girdi ve isiklari kapatti. Benim uzandigim muayene masasi ile bilgisayar arasinda paravan var. Gorunmuyor.
Sonra bana seslendi, "nasilsiniz J hanim?"
Elbette gecen seferki neseli kadin!

"Iyiyim, siz nasilsiniiiz?"
Bilgisayari acti. Yutuba girdi. Adele sarkisi acti. Sonra "sever misiniz?" diye sordu. Aslinda Adele benim icin alelade bir kadin ama "evet" dedim. 
Aman Allam ne girtlak varmis kadinda, zenci girtlagiymis ama kadin zenci degilmis. Epey bir anlatti. Bilmiyormus gibi dinledim. 
Sonra birisini cagirdi yanina.
Ve nihayet yanima geldi. 
Buz gibi jeli surdu. Meger jellerin isiticisi varmis. "Aa isiticisi mi kapali?" diye sorunca anladim. 
Bir yandan kafasi ile muzige eslik ediyor, bir yandan bazen ingilizce soyluyor falan. Bana sorular soruyor. Cocuk var mi, evli miyim...
"Aman ne guzel gez dolas" dedi. Guluyorum ben de. Hastane olarak rahatlar. Ustelik Ank'dayiz. Ben Izmirlilere gevsek mi derdim?!
Iceri cagirdigi kizcagiz geldi. Mamo ceken kizlardanmis. Ekrandaki mamo hareketli imis, tekrar ceksinmis.
Detaya girmeyeyim. Hastanin adi Binnaz'mis. Cok zayifmis kiz zor cekmis mamoyu vs.
Benim doktor, "neydi o sarki, kimin karisiydi Binnaz?" dedi, kiza da "çalgici hocam" dedi. Kadin basladi calgisi karisi Binnaz sarki soyluyor.
Cildiriyorum, guldum.
Sonra bana dondu. "Ya siz de benim icin cok konusuyor, laklak ediyor, onun bunun arkasindan konusuyor diyeceksiniz" dedi, kahkaha atti.
"Benim arkamdan ne diyeceksiniz acaba?" diye sordum. O da guldu.
Ben de "cocuksuz, bekar, mutlu kadin dersiniz" deyince, "senden cok var, karistiririm" dedi yine guldu.

Ultrason devam ediyor bir yandan. Tipki dun oldugu gibi, o elinde tuttugu kismi birakti meme ustune, gece bir sms sesine nasil uyandigini anlatiyor. Ben benzer oldugu icin surekli guluyorum. Beni gevsek bulup, o da iyice gevsedi mi nedir. Cocugundan ve bu sabah nasil bir diyolog yasadiklarindan, dustan sonra dis fircalarken klozete oturmasindan falan bahsetti.

Ayh bitti sonunda. Adele'in sarkisi bitti. Sonra Amy Winehouse basladi. Bu sefer yine, "bu ayni kadin degil" diye baslayinca, "eymi vaynhaus" dedim.
"Hep sali gunu gelen hasta yuzunden bunlari dinliyorsunuz, kadinin telefon melodisi buydu" dedi.
Silindim eve gittim.

10:30da kardiyologa gittim bu sefer.
Bu sefer bu adam inanilmaz skiciydi. Monoton bir ses tonu. Ben bikkin girdim ama odaya bu sefer. Basima daha ne gelebilir diye dusunuyordum. Bisi olmadi. Kan, ekg ve efor istedi. Kan ve eforu reddettim. Daha sali gunu kan vermistim zaten. "Isterseniz faks cekerim, mesaj atarim sonuclari, kan vermicem" dedim. Eforu da istemiyorum dedim.

Ekgmi de cektirip doktora gosterince sorun olmadigini soyledi.

Eve gittim artik. Saat 12ye geliyordu. Acaip yorulmusum. Uyudum.

Aksamustu Sibel hnm aradi.
Memelerde sorun yok, kistler ayni boydaymis.

Domuz gibiyim. Bir tek oksuruk kaldi. Onu da Uzak Dogu merhemlerini gogsume surerek yumusatiyorum.

Artik Izmir'e gitmek istiyorum. Burada isim bitti.

Thursday, March 30, 2017

Güzellik Sirlarim

Ankara'dayim.
Kardesim beni hava limanindan alip eve biraktiginda saat 15:30 civariydi. 17'de kadin dogum randevum vardi.
Bir yandan bana ozel yapilmis yemekleri yer, bir yandan annemi dinlerken telefon caldi.
Doktorum Sibel randevuya erken gelebilir miyim diye soruyor.
Hastane evin carprazinda. Hatta yazin ayagima terlik, elime dürülmüs para ile bakkala gider gibi smear'e gidiyorum.
"Hemen geleyim, 5 dakikaya oradayim" dedim. Tamam dedi.
Kalktim bir tuvalete girdim, oyalandim aslinda. Beni gorunce sasirdi. "Ne cabuk" dedi. Ben 5 dakika deyince hakikaten 5 dakika suruyor ama, hesapliyorum ciddi ciddi.

6 ay once mamografi cektirdigimi hatirlattim, mamografi icin randevularimi aldigimi vs.
Ve bugun sordum. Neden ultrason ve mamo istiyorsunuz?
Amacim ikisi birden neden diye ogrenmek. 
Belli ki ters bir sey var ama ne sormusum, ne de endise etmistim. Sagdaki kist buyukmus sanirim.
Gelmisken tabi muayene de olaydim.

Gectim meshur masaya. Elbette bacaklarim kismen acikta. Hemsire "cok kg vermissiniz" dedi. "Aslinda benim normal kilom bu" dedim. "Bir tek Dogu'da cok kg almistim (+5 ama etkisi yuksek) o da hareketsizliktendi". 
Sonra solumda duran hemsire bacaklarima ellemeye basladi. Ama kotu niyet yok. "Keske biz de boyle zayif olsak" dedi. Doktor da probe bir yandan icimde, metabolizma yavaslamasi vs konusuyoruz. Probe icimde ama bak!
Selulit konusu acildi.
"Biberiye cayi icin, bir haftada gozle gorunur etkisi var, soz veriyorum" dedim. Kadin yine durdu, soruyor nasil falan. Probe hala icimde! En nefret ettigim muayene turu. Icsel ultrason!
Neyse, biberiye demistik. Soyliyim, kaynamis suya, iki cimdik biberiye atiyorsunuz. Gunde iki fincandan fazlasi zarar.
Bir de yesil cay + tarcin.
Hemsire bu sefer bacaklarimi selulit var mi diye sikmaya basladi. Portakal kabugu goruntusu ariyor. "Ay sizde yok" falan.
Neyse bitti muayene. Ayaktayim. Ama dedim "cok sk kg slip vermekten catlaklarim var. Icleri de yag dolu" bu arada, hep beraber kalcama bakiyoruz. Ben elliyorum, catlaklari gosteriyorum. Yasim 40 hatirlatayim.
Belime sardigim ortuyu kenara attim. Yani icimi disimi gordunuz zaten. Ne sakliycam artik?
Sonra ben giyinip, iceri gecince doktorla bu yasa kadar spor yapmadigim ama hareket icin yurudugum vs konustuk.
"Ha bir de yoga yapiyorum ama oyle ohmmlu falan degil. 5 Tibet Ritueli" dedim.

Doktorum bugun durgun ve mutsuzdu. Sorunlu hastasi varmis. "Hemsireye tum bunlari hatirlat" dedi. Beni de ucret ve mamo icin girise kadar gecirdi. Sonra da aldi cantayi gidiyor. Soldaki asansorlere dogru seyretmisti ki, vaz gecip merdivenden cikti :)

2008den beri bu kadina acarim (ahahaha) ama ilk defa bu kadar sohbet ettik. Her daim makyajli halde olan kadinin bugun saci benim gibiydi.

Gecen gun Ank'dan gelen eski sirketten arkadasim da, "ya J biraz kendine bak. Is cikisi sacina bir fon cektir, yanaklarina botoks yaptir" falan dedikten sonra zaten buraya alisverise de gelmistim. Ama su var. Isten 7de cikmis oluyorum. 9da uyuyorum. Fon ne amcla cektircem? Is yerinde zaten o kadar erkek ve baret..
Ama doktorumun sacini gorunce de, kendime bir kalkisma planliyordum.

Eve donup, eskilerimi degil, giymedigim kiyafetlerimi degerli bir arkadasim icin ayiklarken gecen senelerde alip kenara koyup unuttugum kiyafetlerimle yuzyuze geldim.
Annem de "al ben bunlari giymiyorum" diye iki de tisort verince eski kurumsal sirket kiyafetlerime donmus oldum.

Ha bu arada, mamoyu tek meme icin cektirdim. Yarin ultrason var. Bir de kardiyolog. Benim eski prof hastaneden ayrilmis. O yuzden yeni bir kalpci sectik gecen gun. Yanimdaki cocuk "neden onemli ki birisini secin iste" dedi. Cocuk Izmirli tabi. 
"Oyle deme B. Ben ona kalbimi vericemmmm" diye bagirmistim.
Yarin da ekg falan.
Ilk gun boyle gecti. Yegenime keceden Elsa yaptim aksam. Izmir'in ilcesinden herhangi bir sey de alamadigim icin evdeki ivir zivirlarimdan bir kismini ona hediye ettim. Zaten 3 yasindaki cocuk bana ait her seyi merak ediyor ve begeniyor. Seneler once alip, yine kullanmadigim pembe renkte cuzdanlar, ici bos mucevher kutusu, aynali toka vs "sana Izmir'den getirdim" diye kandirarak cekmeceleri bosalttim. Win-Win!
O sevindi, ben de sevindim.

Sabah erkenden hastaneye gidecegim icin de artik gidiyorum.
Sonuclari yarin alirmisiz. Bence sorun yok. Oyle de rahadim panpisler. Memelerde asayis berkemal bence.
Sevgiler,
J, Ankara 30 Mart 2017


Saturday, March 25, 2017

Ilk Bahar

Mmmmm...
Leziz.
Ege'de bahari yasiyoruz. Cogumuzu hasta etti ama olsun, gevsemeye basladik. Tum kis hibernasyon yapmamisiz gibi. 

Bugun 1 saate yakin yurudum. Hem de yesil bir alanda. Sabah pencereyi actigimda gordugum beyazliklari once "çiy" zannettim. Sonra "ne alakasi var yah, geceleri petekleri kapatiyorum, mumkun degil" diye dusundum.

Gozlerim acilinca da, fark etik;  o beyazliklar papatyaymis a dostlar. Pek sevindim. Iste o papatyalarin yanindan ama kokularinin icinden yurudum. Bir tosbaga karsidan karsiya gecsin diye nobet tuttum. Horozlara yan baktim. Kim bilir, saldiriverirler. Kurumus bir kurbaganin uzerinden gectim. Sanirim ayni kertenkeleyi iki kere korkuttum. Motorsiklete binmis iki adamdan kactim. Beni gorunce bagiran deli amcadan korktum. Kirik tugla ve cam parcalari uzerinden gectim. Briket kamyonundan uzaga yurudum. Kocasi ve ogluyla piknigi patika yaninda yapan kadinin catik kaslarina maruz kaldim. 

1 saat kadar da bikinilenip guneslendim. Suratim yine lekelerle doldu. Bir gun icinde. Etkili yontem bilen varsa avcuma mum diksin. 

Simdi evin onunde ucurtma ucuran neseli grubun ucurtmalarini seyredip, cocuk sesini bastiran baba seslerini dinliyorum.
4 gunlugune Ankara'ya gitmek, tum bunlari birakip cok zor geliyor ama malum memeler. 6 ay oldu. 

Bu hafta iki gun ise gitmemis olsam da, hala dinlenebilmis gibi degilim. Cok guzel seyler oluyor ve daha iyi seyler olacak. Mucizeler gerceklesiyor!

Sevgili ilk bahar, sona kalinca da guzelsin. Iste bugun Dikili'deki evi ozledim.

Wednesday, March 22, 2017

Satıcıdan Meşaz


"aslında dürüst olmak gerekirse dünkü hareketiniz benim çok hoşuma gitti, çok ilkeli ve doğru bir duruş sergilediniz.
benim hatamı anlamama sebep oldunuz.
teşekkür ediyorum size"

Ve satıcı beyefendi bugün iadeyi alınca benimle tekrar iletişime geçti ve demek ki bazen dürüstlük, doğruluk, boşvermemezlik işe yarıyormuş.

Dünyayı böyle böyle kurtaracağız.

Yeminlen umutla doldum.

Oyuncağım da yarın elimde heheh
İkinci oyuncağın da en pahalısından yolluyor;
"kesinlikle memnun kalacağınız bir * yollayacağım, teşekkür edeceğinize eminim * kullandıktan sonra."

Oooo oyuncakta da garanti!

Ne güzel yav!
Şükür!

Meşazını aldım seksşopcu kardeşim, peki ya okur kardeşim sen de var mısın?


Tuesday, March 21, 2017

Mart 21

Mari bu sene ekinoksun 20 Martta pldugunu soyledi ancak ben tum gun yatak dosek yatmaktan bir sey yapamamistim.

Bugun kendimi daha iyi hissedince evi temizledim, guzel bir dus aldim ve odemeli kargomu almak icin kargo subesine gittim.

Aldim ve eve geldim. Ay ne guzel ev tertemiz, ben iyiyim, kargo da erken geldi derken, kutuyu actim ne goreyim?!
Elbette yanlis urun.
Aldigim sey de ayiptir soylemesi cinsel oyuncak. Bu onemli yoksa niye soyleyeyim. Neyse saticiya sms, whatsapp falan saldirdim. Manitaya da haber vermistim, aldim diye ama yanlis oldugunu da soyledim sonra.

Saticidan ses cikmadi, telefon actim. Kontrol edicem dedi kapatti. Sonra mesaj atti.
"Bizim salak eleman" yanlis urun koymus falan. Aaaaa kafam atti!

Manitanin maili geldi. "Hangi salak yapiyor bu isi!?" Diye o da ordan cirlamis. Ikisi de adama salak diyor!

Bir de su var, benim mudurumle surekli kavga halindeyiz. Ben ona kotu konusuyorum o da bana. Dedi ki, "bazan ahlaki olarak cok yuksek yerde durdugun icin insanlar bu sirkette seni sevmiyor".

Vaysss ahlakliyim ve sirketin kayiplarini onluyorum ve beni sevmiyorlar. Ay gotum demistim.

Simdi bagliyorum tamam.

Ikinci kez kargocuya gidip urunleri iade ettim. Hem de hastaligim tam gecmemisken.
Bir tanesi yanlisti ama ikisini birden geri yolladim.

Adama da kargo bilgisini verdim. 

Adam mesaj atti, "sizi musteri olarak kazanamadik". Ben hemen anlattim. Insanlar yanlis yapar ve siz kendi calisaninizi bana kotulediniz vs. ama yemin ederim cok didaktik ve guzel yazdim.
Adam benden ozur diledi. 
Bu tur yanlislarda kargo ucretini iki kere odediklerini, urunun gec teslim edildigini vs soyledi. Ayrica ilgili kisinin yuzune soylememis, cok kizdigi icin sesli dusunmus ama gonlunu alicam dedi :)

Yani sapik olabilirim ama bir ahlak anlayisim var. Sonunda ne oldu, ben yarin kullanacagim urunu alamamis oldum. Bir de iade sureci vs.

Ve yine ahlakli oldugum icin bir satici artik beni sevmiyor uhuhuhuhu

Ahahahah
Hic pisman degilim.

Haksizliga, saygisizliga hayir :))

Sunday, March 19, 2017

Özlememisim

Uzun zamandir hasta olmamis ve bu durumla kasim kasim kasilarak dolaniyordum.
Son 1 aydir ozellikle cevremde surekli burnunu ceken, hunharca sumkuren insanlar varken, meh diye burun cevirip, "gunese cikmadiginiz icin hep bunlar" diye de cemkirmistim. Cunku benim hala bikini izlerim duruyordu. Hala duruyor silik silik. 

Tum bu mikrop alisverislerine karsin; (bana mikrobunu paslayana iade etmistim), dun malum Izmir havasi, sirtimdan bicaklandim.

Elbette yurtkici kargo evde olmadigimi bile bile, kargomu eve getirip, "cok zahmet ettik ama evde bulamadik" notunu kapiya yapistirip gitmisti. Hem de dorduncu kata bile cikmislar. Oysa kapida guvenlike birakmalarini 30 kere soylemis, 30 kere de biraktirmis olmama ragmen.

Pazara gidip en sevdigim ama annemle kucuk kardesimin alerjik oldugu sebze olan baklayi aldiktan sonra, ayagimi suruye suruye kargo subesine gitmistim. Her yer kutu. Hatta cam vitrin boyunca kutulardan duvar ormusler. Sanirim sogugu, sicagi bu sekilde onluyorlar. O yuzden ozellikle buyuk teslimatlari yapmiyorlar. Tek kelime konusmadan biri kangal kopek ebatinda olan kutularimi aldim. Hava sicak. Attim ceketi, kapsonluyu yan koltuga. Cami da indirdim. Indirmez olaymisim.

Evin onunde de torbalar cok olunca, ikinci kez asagi indigimde sirtima batar battigini hissettim. En son da, kutsal kas-biyik aldirma gunu icin kuafore gittigimde son mikrop alisverisimi tamamlamis olabilirim. Bu kadinlar kesinlikle maske takmali. Bu kadar yakin temas manitalarimizla yapmiyoruz ayol.

Aksam ustu usumeye basladim, az da burnum akiyordu. Bogazim da aciyordu. Limonlu tuzlu gargara yaptim. Is yeri hekimi kizsa da, 2 adet 300luk coraspin aldim, yattim. Gece bogaz acisi ile uyandigimda, banyoya biraktigim limon ve tuzla tekrar gargara yaptim. Sabah erkenden uyanip, yine ayni.

Limonlu su icip, kahvalti sonrasi kiwi bombasi, tekrar coraspin ama tek bu sefer.
Ve 1 litrelik ihlamur ve bilumum bitki cayi yapip ictim.
Bir yanimda karton rulosunun ici dolmus tuvalet kagidi bir yanimda ihlamur cayi var.
Basim zonkluyor, burnum kirmizi ve onu da genzime kadar hissediyorum.

Ne guzel unutmustum hasta olmayi. Yarina kadar iyilesmeyi umut ediyorum.

Ankara da karli ve soguk olunca erteledikce erteliyorum. Hic gidesim yok. Ama memelerim de aciyor. Gitmek zorundayim.

Mizmizlanmami tamamlayarak dinlenmeye cekiliyorum. 

Sunday, March 12, 2017

Sevdigim Renk: Yesil

Ic camasirindan, terlik pabucuna, 5 pantol, 1 etek, atletine kadar YESIL!

Cokgzel, evet. Ancak batil itikatlarim beni bu yesil hazinemden geri tutuyor. Neymis, Horoz Yili'nda Ejderhalar yesilden, cyan renginden uzak durmaliymis.

Hadi gocukla yelek kislik, onumuzdekil aylarda sorun yok. Kis vakti de diger secenekleri kullanirim. 1 pantolon da kislik. Ya tum 4 pantolonum ve etegim? Donlarim? 
Yeni aldigim yesil pabuclarim!

Ahahaha 
1 sene naftalinle yasatacagim onlari.

Demek ki neymis, bilmemek en iyisiymis.

Thursday, March 9, 2017

Bir Kamyon Dolusu Sevgi | Ayse ve Yunus'a

Daha once alamadigim icin utandigim ve icinde bir cocugun cebindeki tum parasini kermesteki yiyeceklerden vazgecerek yaptigi fedakarlik altinda ezildigim kargodan cikan sahane seyler.
Cumle bile kuramadim. Tum hayatim, bosuna pesinde kostugum maddi seyler gozumun onune geldi.

Tam bir koskocaman kamyon dolusu sevgi.

Sevgili Ayse ve Yunus. Iyi ki varsiniz.

Cekmeceden evvel boynuma doladim. Bir insana vereceginiz en degerli sey sevgi bence. Ve ben o kamyonun altinda ( iyi anlamda) ezildim.

Keske yakinda olsaydik.

Uzakta olsak da bir aileyiz bence.

Yunus'a mektubumu en kisa zamanda yazip, postalayacagim.

Sevgiler,
J.


Monday, March 6, 2017

Yeni Mekanlar

Artık güneşlenme vakti gelmiştir Ege kıyılarına.

Dün bir arkadaşımla eskiden beri aklımda olan bir ilçeye gittik. Bir zamandır oralardayım zaten. Dikili gibi leş kalabalık değil. Araç trafiği daha az, insan da az. Kumu ve güneşi aynı ama denizi farklı. Olsun. Belediye iskeleleri mahvetmiş. O da düzelir, plastiklerinden koyarlar.
Yanımızdaki çocuğu güneşte çarpttırdıktan sonra soda, su ve biralarımızı tüketip dağıldık. Çocuğun o güzelim beyaz cildi, arasına kırmızı don kaçmış beyazlar gibi pespembeydi. Umarım hasta olmamıştır.

Önce denize bir baktık, sonra taş attık, sonra kuma oturduk. En son botları çıkarmış, bacaklarımı güneşlendiriyordum.

Hoş geldin bahar. Gerçi evde de güneşlenmiştim geçenlerde ama vakti gelmiştir.
Bu da güdük çıkmış bir ben. 
Benjamin sokağa ancak böyle çıktı. Ege çok tembellik, yeminlen. Planlarımı gerçekleştiremedim.
Bir de kot eteğim vardı elbette, herkesin bir kot eteği olduğuna göre.
(Zuhal Olcay - Memnun Oldum şarkısına gönderme yaptım)

Buzluklara buz kasetleri, su ve biralar konsun, plajda piknik vaktidir.

Friday, March 3, 2017

Üst Üste

Mart ayını sevmiyorum.

Umarım güzel bi' şiler olur da fikrim ve zikrim değişir.

Dün misal; iki katlı idari binadayım. Üst kattaki Çinlilere ait ofis alanında, kameradan takip etmem gereken bir durum var. Alt katta da dışarıda hidrant patlak. Artık üzerine yazı asıp, hayrat yapacakken ve dibindeki su yosun bile bağlamış, alg üretmeye başlarken, tamire geldi firma. iribaşları göremedik.

Benim bu iki işi de takip etmem lazım. Ama olmuyor işte.

Yerin dibinden bir şey çıkartmaları lazım. Ama acil. Tercümanı aradım. Anladı beni!!! Bakın çok enteresan, Çinlilerin tercümanları genelde Uygur, Kırgız Türkü oluyorlar. Dolayısı ile Türkçe zaten ana dilleri olmadığı için 3 dil konuşuyor bu adamlar. Saygılar. Ama Türkçemizi de muhteşem konuşamıyorlar. 

Tercüman ilgili kişiyi arayana kadar, bu işten mesul Çinli adamı görmem mi!! Güzellik uykusundan kalkmış (çok enteresan öğlen uyuyorlar), elmasını kemirerek geliyordu. Gel deyince elmayı tükürdü attı. 
Ne istediğimi anlattım. "Tamam" dedi. İçim rahat, gidiyorum yanımda işin diğer sahibi çocuk var. 

"Hemen yapman gerekiyor" dedim. Kafayı çok vakur ve bilgece öne eğdi. "sen karışma artık, halletçem". O önde gidiyor, biz arkada. Odasına gitti. Ben bekliyorum üzerini giyinecek.

İçime bir şüphe düştü. Peşinden gittim. O odaya girene kadar yakaladım. Elini falan yıkamış olabilir. Bakın bu da çok enteresan Çinlilerin tuvalet/banyolarında sabun, şampuan, tuhalet kağıdı yoktur. Kişiye zimmetlenir bu tür tüketim malzemeleri. Yani elini yıkasa bile eminim o tuvaletten mevcuttan fazla bakteriyi üzerine bindirmiştir. Velhasılıayatıyıapresr

Odaya girdiğimde, sandalyeye oturuyordu. 

Neeaaaaa!!
Noldu pampa dedim hemen. Yanındaki adamı gösterdi. "O gitçek". 
"Hee tamam, hadi çabuk". Adam baktı yüzüme. Sürekli gülümser ve şaşkın bir ifadesi var bu Çinlinin. Bakın çok enteresan Çinliler aslında birbirine çok benzemiyor. Belki iki kardeş benzer o da çok normal. 

Adam gitti. Yanımdakine "tamam artık gitti. Şimdi bakarız" dedim.  10 dakika geçti. Bu vakitte ben Cu'dur, müdürüdür konuşuyorum, gülüyorum, dalga geçiyorum. Sürekli bir şeyler ikram ettikleri için besleniyorum, yanımdaki çocuğu da besliyorum falan.

O 10 dakikanın sonunda gülümser şaşkın adam giyinmiş, alet çantasını omzuna asmış, geldi!
"Yahu senin burada ne işin var?!?!?"
"Neyi çıkartacam, neyi takacam?!" Anlattık. 

Gitti. Ve ilk görevi tamamladı. Ekrana kilitlendik.

O esnalarda hidrantçı geldi. 3 adamlar bunlar. Hidrant etrafında Şaman töreni yapar gibi elleri bellerinde, hidranta bakıyorlar veya tapıyorlar. İşlerini yapmalarını engelleyen bir durum var. 
Açtım pencereyi bakıyorum. Arada bağırıyorum tıpkı Cennet Mahallesi'ndeki gibi. (Tövbe yalan, seyretmedim ama fotoğraflardan öyleymiş gibi geldi. Bakın çok enteresan kimliklere yapıştırdığımız davranışlar var. Bunlar, bunlaaarrr işte hep ön yargı).

Balayında havludan kaz yapan genç hemen yardımcı oldu. Hidrantın dibine beton dökmüş bir takım sıfatları haiz bir takım insanlar önceden. Gelen adamlar da, "karpuzu ile birlikte çıkaracağız" dedikleri için, beton içindeki karpuzu çıkarmak için kırıcı ve iş gücü lazım oldu.
Karpuz dediğimiz şöyle bir şey, ah yaz gelse keşke.
Elektrikçiler orta boy bir matkap vermişler. Herkes mühendis amanakoyim. Kimse bu tip işleri yapmaz. Ben yapardım da, takip etmem gereken bir durum var. Neyse, Cu'dan adam istedim.
Bu yazacaklarım Türkçe karşılıkları "ya öff ama bizim adamların kafa sorunlu. kızıyorlar. size çok iş yapıyorlar" yeaaaa 

"Yaaa Çampa," (Çinli kanka demek ahsuerher şimdi uydurdum) dedim, "ben senden en son ne zaman adam istedim? ve ne sıklıkla istedim?". 

Hakikaten ben ne zaman ucuz iş gücü istesem Cu kendisi yaptı tüm işleri. Sahada "bak bunun kaldırılması lazım" dememle kendisi yapar. Çinli kankam, gözümün suyu, burnumun direği, kulağımın kılı her neyse.

Cu da, "ya temam yeaa sen istemiyorsun ama Kocagt istiyor" dedi. "Cucum" dedim, "özür dilerim o Kocagt adına. Ama bak biliyorsun, benim adamım yok bişiyim yok, ekrana bakmasam kendim yapıcam".

Hak verdi ve adam çağırdı bana.

Matkap tamam, adamlar tamam, tırnakla duvar kazımak gibi bir işe başladılar. Mırmır ses geliyor, biz ekrana bakıyoruz.

Adam çıkartması gerekeni çıkardı getirdi o esnada. Mis!! İş bitti mi? Hayır.
Yanımdaki adamla ekrana bakarken hatayı fark ettik. "Bunu tak, onu çıkar" dedik.
Cu kızdı. Zaten çok tatlış kızgın biri. Buradaki amirlerin hepsi öyle. Hepsinin de takma adı var. "Kırmızı Angry Bird, Siyah Angry Bird, Sarı Angry Bird"
Fotoğraf koysam, "tam oturmuş" dersiniz.

Tamam ikna ettim. Adam tekrar gitti. Ben de pencereden aşağı bakıyorum. İş mırmır gitmiyor. Beni en sevmeyen adamı aradım. "tamam müdürüm bende var büyük hilti, gönderiyorum" dedi. Bakın çok enteresan, böyle sizi sevmeyip arkanızdan konuşan ve bu konuşmaların size gelmeyeceğine inanıp da, siz geldiğini söylediğinizde yan çizen insanlar bizim iş yerimizde mevcut. Cemiyetlerde arkadaşlarına "J bana bağlı çalışıyor" diyen tekniker, siz telefon edince "müdürüm" der. Olur öyle.

Bir ara benim havludankazcı yok olmuş. Araç yerinde. Aradım. "Aleti buldum, alabilir misin?" "Tamam J hanım, ben alırım" dedi. 

Dedi ama bakıyorum bakıyorum pikap yerinde. Ben de tüm bu kargaşada başka işte görevli yamağımı görmemle, onu aradım. Dedim "matkap şunda, sen ne zaman gitçen, bana şunu getirtir misin?"
"Tamam J hanım" dedi. Ofise geçti. Ofis öte yanda bizim. 

Pikap yerinde hala. Bir yandan ekranı takip ediyoruz. Bizimki çıktı geldi. Diğer yere taktırcağımız şeyi verdik bu sefer. Bunu tak. Ortalık yine bir karıştı. Bakın çok enteresan, Çinliler eğer bilmedikleri bir konuysa kabul etmezler, iyi ise bile itiraz ederler, eğer bir şey az arıza yaptıysa, çok yapana kadar değiştirmezler falan.

Ben yine carladım, ağladım. Tamam adam gitti. Bu sefer aaaa baktım pencereden yine, kazcı büyük boy matkapı getirmiş. Yamağı aradım. Gerek kalmadı dedim. Kapattık.

Bu esnada ne oldu?! Bu Şamanistikler matkaptan vaz geçmiş, betone gömük karpuzu bırakmışlar, flanştan ayırıyorlar. Ya arkadaşlaaarr!!
Ayıp değil mi? Daha 10 dakika önce gördüm, sordum. "Büyüğünü buldum getirteyim mi?" diye ve bana evet dediniz!!!

O yukarıdan gördüğüm popo çatlağınıza buzlar girsin.

Neyse bir şekilde bütün işler halloldu sayılır. Olmuş gibi görünme aşamasındaydı en azından. Ekrandaki takip işi bitti. Konuşuyoruz. Kafayı yine çıkardım, iş bitmiş ya, bizim ne kadar adam varsa hidrantın başında. Tek bir kişi cıvataları sıkıyor. Herkes yakmış sigara adamı izliyor. Çektim fotoğraf.

"Kaldırım mühendisleri yarım saat önce neredeydiniz?"
Birkaçı kaçtı, birkaçı el salladı, birkaçı laf attı.

Aşağı indim. Oh tamam dedim.
Ofise geçtim. Yamak gittiği toplantıdan dönmüş. O iş de olmamış yani. Ben de gece yarısı işe gelicem, çıktı aldım 10 sayfa. Yazıcı diğer binada en son odada. Ben bu binada en son odadayım. 

Yamağa dedim ki, çıktıları getirir misin?
"Tamam J hanım" dedi gitti. 
10 dakika sonra, belli ki birilerine takılıp sigara içmiş vs.

"Ya J hanım o hidrant yamuk, Micheal Jackson gibi duruyor". 

Gülümser şaşkın Çinli gibi baktım suratına.

"Ya bak zaten gün boyunca iki işi gtümle yönettim, lütfen dalga geçme". Hayır dedi (ben de hayırcıyım, hayırseverim). Kamu spotu.

Güldü, çıktıları bıraktı masaya.

O zaman bir kahkaha atmışım sinirden. Bir yandan da bağırıyorum, bu nasıl iştir?!?! Neden hiçbiri yolunda gitmiyor. Napıcam ben!?! Neden böyle!!?!? Şu şirketteki bir seneyi boşalttım çocuğun üzerine.

Çünkü A4 yerine battal boy A3 çıkmış yazıcıdan. Her seferinde A4 basan şey, birden A3 basmaya karar vermiş. 10 sayfa. O kadar ağaz, oksijen, emek vs. Tüh ya.

Yamak, "ya tamam, sayfa sayısı da çok, ben kenarlarını keseyim" dedi. Yahu resmi evrak olucak o. Olmaz dedim. Kalktım hidranta baktım. Moonwalk gibi olmamış neyse ki ama yamuk.

Sonra ben oturdum yerime. Yamak yeni çıktıyı almaya gitti. Hayatımı sorguladım. 
Sonra da deniz kenarında Çinlilerle içmeye gittim.

O kısmı ayrı anlatçam.

O gün geçti ama hidranta su gelmiyor.
Asit hala teslim edilmedi. 
Gece 2de yatağa girince, bugün zor geçti. 

Ama nedir, akşama saat 8 olmadan koltukta gt devirmek var. En güzeli de, bu bir senenin mükafatını aldım, tam da en ihtiyacım olan anda.

Ya bir de batıl itikat demiştik ya. Feng Shui ve Çinli kısmı kırmızıyı sever. Bereketli bir renktir. Çinli kamp alanındaki çamaşır iplerinde, tel çitlerde ateş kırmızısı erkek tumanına (don) çok denk gelmişimdir.

Ben de para getirir diye cüzdanımı kırmızı aldım. Üstelik deri cüzdana soyadımı yazdırdım. 
Sonra bir okudum ki, kırmızı ateşi temsil edip, paraları yakarmış. Tam da yaşadığım şey.

Hemmen okuyanda attım cüzdanı bir kenara. Birisine de hediye edemem, soyadım nadir. 

Neymiş işte, üst üste gelirmiş. Olsun, geçti bitti.

Kimsenin başına gelmesin.

Böyle aniden bitti ama iş var.

Cüzdanları siyah alın ay balam. Bereket getirsin. 

Thursday, March 2, 2017

1 Mart

Güdük Şubat bitende ivrenç Mart geldi.

Bir gün tişört giyersin, ertesi gün gocuk. Bir gün güneşten alnımdaki avatar güneş lekesi kararırken ertesi gün şemsiye taşırım vs.

Daha da fenası benim batıl itikatlarım.

Duyduğum her şeyi üzerime aldığım için, duymamam gerekiyor.

Bir kere birisi dedi, liseden çok sevdiğim Buket; 1 Mart'ta başlayan işler aynı benim salı günlerim gibi, ya başlamaz, başlasa da sürmez diye.

Ben de her yıl bu güne pusu kurar beklerim. Artık nasıl inandıysam, aynen de öyle oldu.

Misal dün Çinli kardeşlerim 6 ayda bir yapılması gereken ciddi bir işi planladılar. İş için hidroklorik asit lazım. İşe başlıyorlar ve asitli kısma gelince, bakıyorlar asit işe yaramıyor. İş durduruldu. 
Dün akşam yeni saf asit geldi. Bu sabah kontrol ettiler. Yok, işe yaramıyor. Zaten asit değilmiş. Tedarikçi sanırım adını hidrolik asit diye telaffuz ediyor. İşe yaramadığı için hidrolik asit olarak kaldı :D

Bugün yenisini bekliyoruz. Yarın işe başlarlarsa, Çinlilerle hatıra fotoğrafı çektiricem!!!

İzmir'deyiz ama İst'un havası buraya sirayet ediyor. Şu an yağmur yok ama gece epey bir dökülmüş.

Evde olup, yağmuru seyredip, göt devirmelik hava. 
Şöyle bir durum var. Evde asla oturmam, uzanırım. O uzanma esnasında sağıma veya soluma dönersem maksimum uyanık kalma sürem 13 dakika.

Aniden boyut değiştiriyorum. 

Günlük uyku saatim 5. Kesinlikle aşmıyorum, hafta sonları haricinde. Onda da açlık kan şekerim düşünce yataktan kalkamayıp daha uzun uyuduğum oluyor ama kalktığımda leş gibi hissediyorum kendimi.

Bu durumda uykusuzluğumu sevgiyle kabul edip, h.sonları manda gibi yatmayı gözlemem gerekiyor. 

İki kısa seyahat planım var. Bakalım. Benjamin sokağa çıksın!!!!